Jump to content

Ahmet Erhan Hayatı ve Şiirleri


semuel

Önerilen Mesajlar

Ahmet ERHAN (1958 - )

 

Ankara'da doğdu. Çocukluğu ve gençliğinin ilk yılları Akdeniz’in çeşitli kentlerinde geçti. yüksek ögrenim için yeniden Ankara'ya döndü. Çalışarak okumak zorunda kaldığı için öğrenimini Ankara'da bir gece lisesinde tamamladı. O zamanki adıyla Gazi Egitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. Bir süre Adanademirspor'da futbol oynadıysa da sakatlığı nedeniyle devam edemedi. Ankara ve İstanbul'da öğretmenlik yaptı. Silivri'ye yerleşti, hala orada yaşamaktadır.

 

Militan dergisinde yayımlanan ilk şiiriyle dikkati çekti (1975). Sonra Doğrultu, Dönemeç, Türk Dili, Sanat Emeği, Yusufçuk, Gösteri dergilerinde yazdı. İlk kitabı Alacakaranlıktaki Ülke'yle 22 yaşında Behçet Necatigil Şiir Ödülü'nü kazandı. Şiirleri günümüzde birçok dergide yayımlanmaktadır. Söylemini, imgelerini, temalarini yaşamın kendisi kadar çeşitlendirebilen bir şair. Siiri o yüzden devingendir: Zamana, duyarliliğa, sevgiye, acılara, doğaya, gelişmeye yürür, anlatici bir şiirdir. Bu nedenle sözlüğü genişletir. Şiirlerinde hemen hemen her kelimeye rastlayabilirsiniz. İzlekleri belli, daha doğrusu belirli olsa da konu zenginliğiyle insanı şaşırtır.

 

 

Yapıtları :

Alacakaranlıktaki Ülke. İlk basımı Mart 1981'de Yeni Türkü Şiir Yayınları

Yaşamın Ufuk Çizgisi, Nisan 1982, Lir Yayınları, Türk Yazarları Dizisi.

Akdeniz Lirikleri, Nisan 1982, Lir Yayınları, Türk Yazarları Dizisi.

Kuş Kanadı Kalem Olsa, 1984, Can Yayınları.

Ölüm Nedeni Bilinmiyor, 1988, Can Yayınları.

Deniz Unutma Adını, Ocak 1992, Bilgi Yayınevi.

Öteki Şiirler 1976 - 1991, Ekim 1993, Bilgi Yayınevi.

Çağdaş Yenilgiler Ansiklopedisi, Ekim 1997, Bilgi Yayınevi.

Köpek Yılları, Temmuz 1998, Bilgi Yayınevi. Öykü.

Resimli 'Ahmetler' Tarihi, Şubat 2001, Bilgi Yayınevi.

Ankara-İstanbul Karatreni, Ağustos 2001, Everest Yayınları.

Bugün De Ölmedim Anne, Toplu Şiirler 1, Eylül 2001, Everest Yayınları.

Ne Balık Ne De Kuş, Mayıs 2002, Everest Yayınları.

Kaybolmuş Bir Köpek İlanı, Ekim 2003, Everest Yayınları.

Şehirde Bir Yılkı Atı, Ekim 2005, Everest Yayınları.

Buz Üstünde Yürür Gibi, Seçme Şiirler, Haziran 2006, Everest Yayınları.

 

Ödülleri :

1981 Behçet Necatigil Şiir Ödülü

1992 Yunus Nadi Şiir Ödülü

1998 Cemal Süreya Şiir Ödülü

1999 Halil Kocagöz Şiir Ödülü

2004 Yunus Nadi Şiir Ödülü

2006 TTB Behçet Aysan Şiir Ödülü

2008 Melih Cevdet Şiir Ödülü

 

 

 

 

Solo Yenilgiler

 

Şu Ankara şehrinin sokaklarında

Koynunda dallar büyüttün -her yer uçurum

Şairsin. Şair misin?

Bu muydu umurun

umudun dağ deniz

çölde bir vaha gibi kendini yordun

 

İpince akardı gönlün oralara buralara

Kolunu yitirmiş bir yen gibi kaldın

Önünde ve sonunda

-Sobe!

Buğulu şehir

Beni gördün, sen kazandın

Şu Ankara şehrinin sokaklarında

Solo yenilgilere bir nota daha...

 

Ahmet Erhan

Mecaz Dergisi Mart 2000 sayısı

 

 

HAYIR HAYIR HAYIR HAYIR

 

 

 

 

Hayır hayır hayır hayır

 

Gökyüzünde bir çapak gibi duruyorken güneş

 

Evlerde oturmak bana göre değil

 

Elimde pergeller, gönyeler, iletkiler

 

Bir gülün hacmini ölçmeye kalktım

 

Yanıldığım kesin

 

Yenildiğim belli değil

 

Hayır hayır hayır hayır

 

Bütün şiirlerimi odanın duvarına astım

 

Ağzım kurudu tükürmekten

 

Ömrümü cm2'lere böldüm de bir türlü anılarımı yazamadım

 

 

 

Sarı peruka takmış bir acı

 

Sokaklarda sürtüyor boyuna, barlarda benim adıma beş tek bir duble konuşuyor

 

Ancak ölümle diyor, ancak ölümle sağalır yara

 

Cebimde jeton var, uluslararası

 

 

 

Sylvia Plath'ı arıyorum, mezarında buluyorum konyağını yudumlarken

 

Bana daha bir incelmiş, ne bileyim daha bir güzelleşmiş gibi geliyor

 

Thank you very much! diyorum ve jetonumun soluğu tükeniyor

 

Cüzdanımda mor bir biletten başka bir şey yok

 

Gecenin son otobüsü çoktan gitti

 

Durdum ardından baktım

 

Güneşi sabah sabah burnunu karıştırırken yakaladım

 

Ay ağlıyordu ve bilmem kaç milyonuncu kez öldüğünü sanıyordu

 

Parkta çükünden su fışkıran o tuhaf melek heykelinin önünde yüzümü yıkadım

 

Kar yağıyordu usul usul

 

Hayır hayır hayır hayır

 

Paltomun yakasını bir daha kaldırdım, atgözlüğü gibi

 

Yalnızca önümü görmek istiyorum artık

 

 

 

Kızılay'dan Ulus'a doğru yürürken yolda Pink Floyd için üç şarkı sözü yazdım

 

Küllerini suyla yoğurup bir hamur yapmak istedimse de boşuna

 

Doymadı karnım

 

Radikal takılıyorum son günlerde

 

Ultra-yalnızlık sokağından geçtiğimden beri

 

Dün annemin aynasına bir boyunbağı astım

 

Ve üstüne yapıştırdım on yıl önceki resmimi

 

Bu kadar bendeki nostalji

 

Hayır hayır hayır hayır

 

İpsizin biriyim, doğru

 

Kendime oniki formalık kara bir defter aldım

 

Oturdum sarı şiirler yazdım

 

Artık bana kim inanır

 

Güneş ve ay yerli yerinde duruyorken

 

Ve ben sonsuza dek kova burcunun çocuğu

 

Sanki bir yağmur yağsa oluklardan gök boşanır

 

Yüzüme öyle dönüp dönüp bakma

 

Bana artık herşey yakışır

 

Terzim dünya çünkü, o ki kimlere neleri yakıştırdı

 

günlerini ölüme teğelledi

 

ölümlerini unutuşa kopçaladı

 

 

 

Hayır hayır hayır hayır

 

Duymak istemiyorum artık tek sözcük bile

 

Niye ben, neden, böyle mi olmalıydı

 

Aklımı her hafta temizleyiciye vermek

 

Aç karnına yuvarlamak binlerce birayı

 

Niye ellerim ceplerimde hala

 

Niye bir yumruk durumunda değil

 

Dünyada bir tek insanın bile

 

Kuracağı bir şeyler vardır

 

Hayır yaşam hayır ölüm hayır su hayır toprak

 

Hayır hayır hayır hayır

 

Çok mürekkep yaladım

 

ama tükürüyorum burada hepsini

 

 

 

Bütün sözcüklerini

 

Okuduğum kitapların

 

Yazdıklarımınsa arasından bilmem ne kalır

 

Aynalarda her sabah her sabah

 

O cam kırıklarından oluşmuş yüzü görmekten bıktım

 

Hiç değilse elişi kağıtlarım olsaydı

 

İpsiz uçurtmalarım

 

Göğe fırlatılan bir naylon tabak gibiyim

 

Ve kendi kollarıma atılıyorum her keresinde

 

Hayır yalnızlık hayır kimsesizlik hayır sıla hayır gurbet

 

Hayır hayır hayır hayır

 

Gezinip dururum yıllardır

 

Koltuğumun altında

 

Radarlardan kurtulmuş üç beş kitap

 

İyi demlenmemiş bir çay gibi kaldım

 

Kırdım dolduğum tüm fincanları

 

Bana iyilik edenlerin yüzüne tükürdüm

 

Ve sevdim düşmanlarımı

 

(Atılan güller solar, geride hep taşlar kalır)

 

Hayır hayır hayır hayır

 

Ne saptan yanayım şimdi ne de baltadan

 

Kırdığım ceviz sayısı kırkı geçmedi daha

 

Ama hiç değilse az kaldı

 

Hele bir geçsin

 

Olurum iyi bir aile babası

 

Hayır akşam hayır yol hayır otobüs hayır ev

 

Hayır hayır hayır hayır

 

 

 

Ölüm ki ancak bir başka ölümle yıkanır

 

Teneşirler bu yüzden hep beyaz kalır

 

Kandan, pıhtılaşmış kandan bir anıt yükseliyor önümde

 

Gece artık bütün günü içeriyor

 

Ve ben umutsuzluk hakkımı elimde tutmak için

 

Bir sürü saçmalık yapıyorum

 

Bay garson, sizden özür diliyorum

 

Dmek saat 0.2, demek ki servis çoktan kapandı

 

Bahşişin güneş olsun iyi mi

 

Hayır hayır hayır hayır

 

Toprakta yaralar açıyor her damla yağmur

 

Kovulacak bir kapı daha bulmak için

 

Yangın merdivenlerine tırmanıyorum ben

 

Annem niye böyle uzakta oturuyor

 

Ve otobüsler niye bu kadar erken

 

Geçip gidiyorlar ufkumdan

 

Şöförleri ölü, yolcuları uykusuz

 

Her gece oniki kilometre yürüyorum

 

Köstekli saatimi rehin bıraktığım için

 

Hayır hayır hayır hayır

 

Kardeşler, bu dünya bana göre değil

 

Kötü basılmış bir kitap gibiyim

 

Çamur duygusu veriyorum okuyana

 

Elimde bir gümüş zincir

 

Alnımda bir derin leke

 

Kar mı yağmur mu ne yağdığını bilmediğim bir gecede

 

Ey hayat, seni sevdiğim için özür diliyorum

 

Duruyorum önünde, düğmelerim ilikli, aklımın ipleri çözük

 

 

 

Hayır hayır hayır hayır

 

Yazmak umurumda bile değil

 

Okumak da bir rastlantıdır artık

 

Annem üzümlü kek yapıyor mutfağında

 

Karım akvaryumdaki balıklarla oynuyor

 

Okul-aile birliğinden gelen bir yazıyı okuyorum bense

 

Çiçekler bile sulanmaktan bıktılar

 

Ellerim titriyor, neden bilmem

 

Belanı mı arıyorsun be adam!

 

Böyle diyor kimi görsem

 

Ne yapsam yağmurdan kaçırılmış bir şemsiye kadar saçma kalıyorum şu dünyada

 

Bütün insanlar tutuklanır sanıyorum

 

Ellerimi göğsümde kavştursam

 

Güneşi masturbasyon yaparken yakalıyorum o an

 

Hayır hayır hayır hayır

 

Ey hayat

 

Başımda lacivert berem

 

Önümde konyak durur

 

Beni oğlum, beni oğlum diye

 

Saracaksın ne zaman

 

Radikal bir çiçeğim ancak kendi saksısında açan

 

 

 

Annesini seven

 

Oğlunun okul taksitlerini ödemeye hazırlanan

 

Karısını ancak barışırken görebilen

 

Böyleyim, sulak toprakta gövermeyen tek ekin

 

Bilmem bir yerde durur muyum, durulur muyum

 

Alnıma dövülürse kara bir yalnızlık gibi ölüm

 

Arkamdan üç kulfallahi bir enam okunsun

 

Sonra naaşım Tekel kibritiyle yakılsın

 

Nasılsa gözyaşları söndürür

 

Hayır hayır hayır hayır

 

Bırakmayın, beni ölüm götürür...

 

 

 

BUGÜN DE ÖLMEDİM ANNE

 

Yüreğimi bir kalkan bilip sokaklara çıktım

Kahvelerde oturdum çocuklarla konuştum

Sıkıldım, dertlendim, sevgilimle buluştum

Bu gün de ölmedim anne.

 

Kapalıydı kapılar, perdeler örtük

Silah sesleri uzakta boğuk boğuk

Bir yüzüm ayrılığa, bir yüzüm hayata dönük

Bu gün de ölmedim anne.

 

Üstüme bir silah doğruldu sandım

Rüzgâr, beline dolandığında bir dalın

Korktum, güldüm, kendime kızdım

Bu gün de ölmedim anne.

 

Bana böylesi garip duygular

Bilmem niye gelir, nereye gider?

Döndüm işte; acı, yüreğimden beynime sızar

Bu gün de ölmedim anne.

 

 

 

Akasyalar

 

Senin akasyaların var ya

Yemyeşil bir ağ gibi pencerene atılan

Ben hangi şehre insem akşam

Önüme mavi rakılar uzatıyor

Senin akasyaların var ya

Esiyor derin yalnızlığından

 

Ve bir yağmur kokusu ellerini tutsam

Ankara'nın bittiği yerde hep İstanbul başlıyor

Ne zaman yüzüne baksam dişlerimde bir kamaşma

Kimbilir hangi tanrının çocukluğundan

Senin akasyaların var ya

Upuzun bir ölümsüzlüğe taşıyor

 

o ölümsüzlük ki aşka benziyor...

 

Ahmet Erhan

Şiirli Çıkın Dergisi Mayıs 2002 sayısı

 

 

Küçük İntihar

 

Denize koşan sokak, uyuklayan kediler

Evlerin içindeki yağmur , dışarda güneşe sebep

Bir çocuk durmaksızın bir şeyleri bekler :

Beni bu dünyaya üfleyenler şimdi nerdeler

 

Denize koşan sokak, karpuz satan adam

Sevgilerden sevdalara geçemez aciz yürek

Bir çocuk durmaksızın, ama durmaksızın boğulur

Sabahın gözünü votka şişeleriyle mi delsek

 

Denize koşan sokak, eşcinsel yalnızlık

Susmaz, sabahlara kadar ulur

Çocuk bakar da bakar , yazar kargacık burgacık:

Ölümümden herkes sorumludur!

 

Ahmet Erhan

Adam Sanat Dergisi Ekim 2001 sayısı

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

CELLAT

Sanırım bitiyor artık

Bu serüven, bu yaşam

Eski bir dost kılığında

Ve dönüp bakmadan

 

Dört yönden, aynı anda

Vuruyor rüzgarlar

Böyle ayakta durabiliyorum ancak

Poyraz, lodos, karayel

 

Şiirler okuyorum

Yatağında uyuyan oğluma

O bir su damlası gibi

Gülüyor katılırcasına

 

Artık çok geç

Yağmurun izini sürmek için

Gençliğimin solduğu sokaklarda

Ağır ağır ip sıkıyor cellat

Uyanıyorum

Kendi elim boynumda...

 

*****

 

KAZA

Ne çabuk unuttum

Dağları ırmaklarla ördüğüm geceyi

Ne çabuk unuttum

Nankör ve asi

İpsiz sapsız bir çocuk muydum

Kanımı dellendiren akşam güneşi

Alkol ve tütün

O kadar mıydım

Tek kişilik bir ayak izi

Şehrin sokaklarında dikiş diker gibi

Ve ayyaşa çıktı adım

Ne çabuk unuttum

Gözlerinden boncuklar fırlatan sevgilimi

Şimdi şehrin öteberisiyim sanki

Dolanır dururum

Masalara kazıya kazıya

Adımı unuttum

Karaya vurdum teknemi

Unuttum ki unutuldum..

 

*****

 

VEDA

Yitirdim cebimdeki bütün adresleri

Yağmurlar, yağmurlar ortasında kaldım

Aklımı boğacak o selleri

Ben kendi damarlarımda yarattım

 

Artık ne bir satır yazı, ne de bir selam

Tek kişilik bu oyunda rol alabilir

Gitti bütün seyirciler, boşaldı salon

Geride kalan yalnızca, yalnızca maskelerdir

 

Eli naylon güllü o dostlukların

Bir tek anısı ve sızısı yok içimde

Yitirdim cebimdeki bütün adresleri

Kendimi kazandım bir başka biçimde...

 

*****

 

YALNIZIN ÖLÜMÜ

O, çoksesli kemanların

Parmakları kırık virtiözüydü

Göğe doğru burulmuş yağmurların altında öldü

Yüzünde yaşanmamış hülyaların

De ki minesi soldu

 

O upuzun gecelerin

Saçakaltlarında ıssız bir yarasa

Bir şeyleri bekliyordu ama neyi kimi

Düdüklerini evde unutan bekçilerin

Sokaklara karşı özrü gibiydi

 

O, derin yalnızlıkların

Kalabalıkla çarpıştığı bir köşe başıydı

Utangaç sıkıntılı mağrur

Yaşamak bir özürse kabahatinden büyük

Ölümü kendinden menkul

 

Bir tek kendini ağlattı mendebur...

 

 

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Tüy ve Buğu

 

Sen, benim tüylenmiş yerlerimin konuğu

Sen ki penceremde donmuş o buğusun

- incesu pazarına yolun düştü mü hiç?

Ne ilgisi var deme, sen o renklersin

O damar damar domates, patlıcan moru

Bağırtısı Kürt Halil'in, birdenbire patlayan..

 

Oturdum, yağmuru içime doldurdum bu akşam

Sanki bir şey olmadı, biraz gözlerim söndü

Onlar dağlanan gönlümün dünyaya açılan yanı

Baktım baktım seni gördüm, baktım baktım

Sen, benim tüylenmiş yerlerimin konuğu

- Buharlı trenler çağına yetişebildin mi?

Üşüye üşüye kömür ayazında kavruldu tarlalarım..

Ne ilgisi var deme.. yapayalnız kaldım..

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
Topal Kırkayak

1

 

Octavio Paz ölmüş

Tarihsiz bir gazetede okudum.

Yalnızlığın labirenti...Benim şu an içinde yaşadığım evin bir çeşit tanımlaması bu.Bazen o labirenti bir tabuta çeviriyorum o kadar.

 

Octavio Paz dün ölmüş.

 

Aradım demin evin altını üstüne getirdim sanki.Yok.Bende son zamanlarda eve her gelen konuğun bir kitap “götürdüğü” gibi paranoyalar oluştu. Ama biliyorum ki, o kitap burada evde bir yerlerde...

 

Octavio Paz.Şiirler.Güneş taşı.Çeviren Sait Maden.Tünel kazmak pahasına o kitabı bu gece bulacağım.Evime ‘tabut’ yakıştırmasını yaptığım için kendimi tekzip edeceğim.Yalnızlık zaten bir labirenttir.Ama bir güneş taşı her yerde bulunmaz.

 

2

 

Ne kadar aptalmışım.O zamanlar-ne zamanlar-Bir “Her Yerde Bulunmayan Kitaplar Sözlüğü” hazırlamaya kalkışmıştım.Yarasanın ‘sahaf’ Pozisyonuna her ne kadar denk düşüyor gibi görünse de...

 

3

 

Düz yazı şiirin tökezlemesidir.

Ama hiçbir yara izi yok dizlerimde.

 

4

 

Bir kuşluk vakti telefon çalar.Ben “Şu” der kadındır.Hatıralarda güzeldir. Ama üstüste okunmuş şiirler gibidir.Hatıralarda güzel midir? Belki de yalnızca kuşluk vakitlerinde güzeldi.

 

Görüşürsün ve ellerini -nedense- hep ceplerine saklayasın gelir.

 

5

 

Octavio Paz sahiden ölmüş.

Bütün kitaplığı devirdim.Sarhoş ceketlerimin ceplerine bile baktım: “Güneş Taşı” yok!

Ey kendini bilmez kişi, ya o kitabı getir ya da kendin gel!

 

6

 

Mehmet Sönmez bile ölmüş.

Ölüm fotokopi makinesini çalıştırmaya görsün.

Kalbimde sardunyalar.

 

7

 

Mehmet Sönmez de sahiden ölmüş

Ama bütün fotoğraflarında gülüyor.

 

8

 

Sevgilimin Bodrum’dan gönderdiği kartpostal

Can Yücel’in !bir Siyasinin...”in kapağı.

Mehmet Sönmez.

Anlatıp duruyorlar: 1968.Asker mehmet.Bodrum.

Ölüme en güzel uyak:

En yakın dostumu yitirdim.

 

9

 

(Kalbim ıssız bir makamda

Hatırasız şarkılar dinler

Ne kaldı geriyeler...Sus.

Bir yerden sonra kendini bekler

 

Ölüm renginde bir kır çiçeği kopardım demin

Suya tutsam olmazdı...kopardım

 

Bir insan nasıl intihar eder

 

Hayat dersinde herşeyi sanki çözdüm de

Bir bunu anlamadım)

 

10

 

Telefonumun nasıl çaldığını duymak için kendimi dışardan aradım az önce.

Boğuk ve yalnız bir telefondu.

Kendi hatırımı sordum:

İyiydim.Çok iyiydim.

 

11

 

Bütün memelilerden nefret ediyorum.

 

12

 

Sarhoşluğum en ayık halimdir.

 

13

 

“Sayın abonemiz telefonunuz borcundan dolayı görüşmeye kapatılmıştır.Lütfen telefonunuzu açtırınız.”

Telefonum yalnızca çalıyor artık.

 

14

 

“Türkçe Sözlük” bile ayaklanıp gitmiş yada benim boyum yetmiyor.

 

15

 

Telefonum artık çalmıyor bile.

 

16

 

Yarasa değil, Kırkayak!

Yalnızca yürümek istiyorum.

 

17

 

Bir çocuk örtüldü üstüme sanki.

 

18

 

Ellerim günlerdir portakal kokuyor.

Hayırdır...

 

19

 

Az önce elektrikler kesildi.

“Bir bu eksikti”deki eksik olmayan bu gibi.

Yazının minesi soldu.

 

20

 

(Ama hizaya sokulmaz ki hüznüm benim

En sarsak çocuğuyum solgun bir devrimin.)

 

22

 

Şimdi şu odaya sazlı sözlü bir güneş doğsa

Yalnızlığın son piçi gibi

Kalakaldım karanlıkta.

 

23

 

Uçkurlarını çözüverse ampul...

Ne olur...

 

24

 

Kırk yaş...Kadınların ‘menopoz’ dönemi gibi bir şey sanırdım; ya da öyle derlerdi.

Sanki ben hep kırk yaşındaydım.

 

25

 

Adımı kime söylesem mahçup bir duraksama.

Ölüm bile hatırlamıyor artık beni.

 

26

 

Herkes ayılınca unutuyor. Bense unutmak istediklerimi bile hatırlıyorum.

 

27

 

Sen idam mahkumuna sorulan o sorusun.

 

28

 

En büyük devrimci hareket yürümektir!

 

29

 

Her insan kahvaltı ederken gazete okur ben yazı yazıyorum.

 

30

 

Aynada en hamarat kadınların bile silmeyi unuttuğu o lekeyim ben.

 

31

 

Uzun gezmelere hasret bir otopark bekçisi gibi kaldım burada.Ya da bir benzin istasyonu...nasıl yürümek isterse artık.

 

32

 

(Ahmet Erhan yürüyüşe çıkıyor

Ve bağırsakları akasya kokuyor Ankara’nın

 

Kalbim henüz yarı yoldasın

Ellerim üşüyor, parmaklarım

 

Şehirde özürlü bir kırkayağım.)

 

33

 

Takriben yaşıyorum.

 

34

 

Bu dünyada ne kadar kolay bir şey olmak ve ne kadar zor ‘bir şey’ olmak...

 

35

 

Bütün kadınlarım, ancak kendilerini aldattığımdan kuşkulandıkları zamanlarda yazdıklarımı okuma gereğini duydular.

 

36

 

Gece.Karanlık güzel.Güzel karanlık...

 

37

 

Ey hayat, bana ölümü çok görme!

 

38

 

Ayaklarının otuzdokuzunu yitirmiş bir kırkayak gibi kaldım şu dünyada.

 

39

 

Her sabah dokuzdur saatler

Ve her gün pazartesidir.

 

40

 

Yetimlerin bile tüyü bitti.

Hakkınızı helal edin.

Benim helal edeceğim bir şeyim bile yok..

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş
schizophrana

(...)


nefret ediyorum ve seviyorum seni
girdiğin bütün kapıları açık bırak
birazdan git diyebilirim çünkü..
çağım yalnız bırakmıyor beni, ellerini 
tutuşumda, usulca öpüşümde dudağını
çağım aramızda çekilen kanlı bir bayrak
uzayan, akan bir irin yolu gibi.

-gülşiir

 

İleti bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Similar Topics

    • Seri Katil Charles Milles Manson'ın Hayatı..Cani manyaklar arasında en özel olanıdır.

      Manson, cani manyaklar arasında en özel olanıdır. Ona daimi kötü ününü kazandıran cinayetler – 1960'ların en şok edici olan 1969 Tate-LaBianca cinayetleri – aslında başkaları tarafından islenmişti; kendisi asla bir silah atellememil veya bıçak kullanmamıştır. Fakat onun karanlık cazibesinin kaynağı tam olarak budur; köle gibi kendisini takip eden ve onun en kanlı emirlerini yerine getirmeye hazır olan müritleri üzerindeki etkisi. Esasında Manson bazı büyülü sözler söyleyen zeki bir dolandırıcıda

      , Yer: İnsan Psikolojisi

    • Etkilendiğiniz Şiirleri, Dörtlükleri Yazın

      ben kendimle başlayayım   BAYRAMLAR BAYRAM OLA   Güneş yükselmeden kuşluk yerine Bir adam camiden döndü evine Oturdu sessizce yer minderine   Kızı “Bayram” dedi, yalın ayaklı Adam “Bayram” dedi, tam ağlamaklı..   Eli öpüldükçe içi burkuldu Konuşmak istedi, dili tutuldu Güç belâ ağzından bir “off! ” kurtuldu   Oğlu “Bayram” dedi, sırtı yamalı Adam “he ya” dedi, gözü kapalı..   Düşündü kış yakın, evde odun yok Tenekede yağ yok, çuvalda un yok Yok yoka karışmış; tuz yok, s

      , Yer: Şiir

    • Didem Madak Şiirleri

      Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım!                                  "Zenciler prensesi olacağım.                                 Hayat işte asıl o zaman başlayacak"                                                               Pippi Uzunçorap     Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım Bilmiyorsunuz. Darmadağın gövdemi Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum. Karanlıkta oturuyorum. Işıkları yakmıyorum. Çalar saat zembereği boşalana k

      , Yer: Şiir

    • Erhan Altunay ile Mitoloji Dersleri

      Pandemi döneminde evlere tıkılıp kaldığımız için Erhan Altunay güzel bir fikir geliştirmiş ve YouTube kanalı üzerinden mitoloji dersleri anlatmaya başlamış. Bir arkadaşımın tavsiyesiyle takip etmeye başladım ve çok hoşuma gitti. Sizler de isterseniz Erhan Altunay'ın kanalına abone olarak tüm dersleri sırayla izleyebilirsiniz.      Erhan Altunay Kimdir? diyenler için; İstanbul doğumlu olan Erhan Altunay, Orta ve Lise eğitimini Saint Joseph Fransız Lisesi’nde tamamlad

      , Yer: Mitoloji

    • Furuğ Ferruhzad Şiirleri

      Furuğ FERRUHZAD   İranlı şair Furuğ Ferruhzad, 5 Ocak 1935'te Tahran'da doğdu, 13 Şubat 1967'de bir trafik kazasında öldü.           YEŞİL DÜŞ Bütün gün ağladım aynada Penceremi ağaçların yeşil düşüneAçmıştı bahar Gövdem sığmıyordu yalnızlığın kozasına ve Kokusu kâğıtlardan örülmüş tacımın Kaplamıştı gökyüzünü baştan başa O güneşsiz ülkenin   Yapamıyordum artık yapamıyordum Sokağın sesi bastırıyordu birden ve kuşların sesi Kayboluşunun sesi paltoluk çocuk kumaşı toplarının Şamata

      , Yer: Şiir

Arka Oda

Arka Oda

    Chat izniniz bulunmuyor
    ×
    ×
    • Yeni Oluştur...