Jump to content

Fransızlar Türk soyundan (mı) geliyor???


birikinti

Önerilen Mesajlar

Ermeni tasarısını onaylayarak damarımıza basan Fransızlar Türk soyundan mı geliyor? Mustafa Armağan, Fransızların soyuna indiği yazısında ilginç ayrıntılar veriyor:

Hep böyle olur. En son yaşananlar, yakındaki çöpün uzaktaki ağaçtan daha büyük görünmesi gibi, gerçeğin üstünü örter, kendisi de birkaç zaman sonra batacak olan yeni bir yanılsamanın kuyruğuna bağlar zihnimizi. Fransa Meclisi’nin aldığı son karar da bu Frenk memleketi hakkındaki yargılarımızı sanki geri dönülemez biçimde sarsmış görünüyor. Ama sadece “sanki”. Bir süre sonra kırılgan (Menderes, “nisyan ile malul” demişti) hafızamız bu fena hatırayı da bağrına gömecek ve kızacak başka şeyler bulacağız.

Yine de güncelin bizi ayartmasına karşı mesafe koymayı bilelim ve uzak günlere sürelim kâğıttan gemimizi. Epeyce uzağa. Şöyle bin, binbeşyüz yıl kadar önceye.

 

Fransız halkının kökeni nereye dayanır? Bu çıplak sorunun cevabı çetrefillidir. Aslında Fransızların ataları olan Franklar Tuna boyunda, Macaristan civarında yaşayan “barbar” kavimlerden biriydi. Roma İmparatorluğu onların Akdeniz’e inmesini yasaklayıp uç beyliği konumunda tutma şartıyla vergiden affetmişti (zaten “frank” kelimesi de ‘vergiden muaf tutulan’ demektir). Roma İmparatorluğu’nun çökmesiyle Franklar Galya’ya, yani bugünkü Fransa toprağına yerleşmeyi başardılar. İşte Yahya Kemal’in, bir Fransız yazarından alarak tekrarladığı, “Fransız halkını bin yılda Fransa toprağı yarattı” sözü bu yeni toprağın yurt edinilmesi sürecini özetler.

 

Bunları anlatırken, nedense, ‘Aa, tıpkı bizim maceramız gibi’ dediğinizi duyar gibi oldum. Tabii ki öyle. Yahya Kemal’in Türkiye’nin Malazgirt iksirini Paris’te keşfetmiş olması da bir başka ilginç nokta. Biz nasıl Malazgirt zaferiyle Anadolu’da kendimize yeni bir vatan açmışsak, Franklar da Romalıların “Galya” dedikleri toprakları vatan edinmişler, misafir olarak geldikleri topraklarda yaşayanlarla yoğrularak Fransız kültürünü var etmişlerdi. Tabii Frankların ancak 8. yüzyılda Hıristiyanlaşıp Avrupalılaştıklarını da eklemek gerekiyor. (Sahi biz onları ta baştan beri Avrupalı bilmiyor muyduk? İşte patlatmanız için bir çıban başı daha!) Aynı şekilde biz de Anadolu platosunun kilidini 11. yüzyılda kırdık ve bu topraklar bin yılda kimliğimizi yoğurdu.

 

Demek istediğim, Fransa evvel eski bizim bildiğimiz Fransa değildi. Fransızlar da her millet gibi tarih içinde çıktıkları yolculukta nice duraklara uğradılar, bugünkü kıvama erebilmek için nice ter ve kan döktüler.

 

Ne var ki, yeni vatanlarında Fransa krallarını ciddi bir meşruiyet bunalımı bekliyordu. Barbar bir kavimken vatan ve din değiştirmişlerdi; yeni vatanları üzerindeki iddialarını hukukî bir çerçeveye bağlamak için şiddetle meşru bir tutamağa ihtiyaçları vardı. Bu bunalım ancak Fransa krallığını kendilerinden önceki imparatorluklara bağlamakla çözülebilirdi. Doğru ama hangi imparatorluğa? Roma İmparatorluğu, arkasında varis bırakmadan çöküp gitmişti. Kala kala geriye Bizans kalıyordu. Ama Bizans’la da tarihî bir bağ kurulamıyordu. Bu durumda tarih kuyularının başına koşarak masallar çekmeye başladı Fransa’nın akıldaneleri.

 

Efendim, Truva’nın yıkılmasıyla Batı’ya kaçanlar olmuştu. Bunlardan Aeneas, şair Virgil’in eseri sayesinde Roma’da tanınıyordu. İşte bu zat-ı muhtereme bir yeğen uydurup adını Francion koydular ve onu Fransızların atası ilan ettiler. Böylece Antik Çağ’ın en uygar devleti olan Truva’nın hükümdar ailesine demir atmış oluyordu Franklar. Sonradan bu soyağacına Büyük İskender’den tutun da Turcus’a kadar kimler eklenmedi ki! Asıl ilginç olan husus, bu Turcus ya da okunuşuyla söylersek Türküs, Türklerin atası oluyordu. Böylece meselenin bam teline dokunmuş olduk: Fransızlar ile Türkler kuzen çıkmışlardı!

 

Bakın şu bizim kuzenlerin işine! Bir zamanlar bizimle akraba olduklarını ispatlamak için kırk dereden su getiren hayırsızlar şimdi kalkmış, bize ağabeylik taslıyorlar. Eh, kuzenlerin birbirine kızıp küsmesi normaldir diyeceksiniz ama aynı hak bize de tanınmış olmuyor mu böylece?

 

Efsane bir yana, Fransızların tarih boyunca Türklere yakınlıklarını her fırsatta dile getirdiklerini, Fredagaire’in “Historia Francorum”undan beri biliyoruz. Ancak bu şarkı burada bitmez sevgili okur. Pierre Chuvin’in “Popüler Tarih”in son sayısında yazdığına göre, biz Bizans’ı yıkıp yerine oturunca Galya’daki kuzenlerimiz pek bir gönenmişler bundan ve Fatih’in, aslında Yunanlılardan ortak ataları olan Truvalıların öcünü aldığını düşünüp onların medar-ı iftiharları olduklarını söylemişler (o vakitler Grekçe konuştukları için Bizanslılar, Yunanlıların devamı kabul ediliyordu). Nitekim Montaigne’in denemelerinden birinde benzer bir yoruma hayretle rastlamışsınızdır siz de.

 

Fransız paparazzicileri Fatih’in annesinin bir Fransız prensesi olduğu efsanesini fark ettiklerinde tarih yeni bir rüyaya daldı. Bu efsaneyi sırtlanan Fransızlar yine “Türk” dedikleri Osmanlı kapısında aradılar meşruiyetlerini. Bir Fransız prensesinin, Osmanlı sarayına girip de Fatih gibi bir cihangiri doğurduğu ortaya çıkarsa Batı’daki kuzenlerimizin Avrupalı komşuları arasındaki konumları güçlenecek ve Fransa kralları daha bir dik bakacaklardı etraflarına. Böylece Büyük Efendi’nin, yani Padişah’ın akrabası konumuna yükseliyor ve Osmanlı kanalından Bizans’a ve Roma’ya, oradan da kestirmeden Truva’ya bağlanıyordu soyları. Uyanıklığın bu kadarına da pes doğrusu!

 

Lakin pes diyen yalnız biz değiliz. Nitekim Fransızların bu uyanıklığı Osmanlı sarayına da pazarlamak ve bu sayede işlerini usulet ve suhuletle görmek için çırpınıp durmaları, sonunda tarihçimiz Peçevî’yi çileden çıkartacak ve Fatih’in annesi meselesini bir hafiye gibi araştırmaya koyulacaktı. Fransızların ağızlarına sakız ettikleri rivayete göre, Fatih’in annesi Müslüman olmamış, yani Hıristiyan olarak ölmüş; zaten kilitli tutulduğundan Galata’daki türbesinde de Kur’an okunmazmış. Sevgili Peçevî bir gün elçilerin sözünü ettikleri türbeye gider, bekçisiyle konuşur. Bekçi kendisine, her sabah türbede hatim indirildiğini, ardından da kapısının kilitlendiğini söyler. İşin aslını öğrenen Peçevî uygun bir fırsatta bu bilgiyi Fransız elçisine aktarmışsa da, adam Nuh demiş, peygamber demeyip iddiasından geri adım atmaya zinhar yanaşmamıştır. Saf tarihçimizin anlayamadığı nokta, adamın derdinin Prenses’in varlığını saraya kabul ettirmek değil, bu efsane üzerinden hem Avrupa’da, hem de Osmanlı sarayında itibar kazanmak, velhasıl Osmanlı hanedanından asalet payı devşirebilmektir.

 

Anlayacağınız, hayırsız kuzenlerimizin yeni bir yaramazlığı ile karşı karşıyayız. Onları affedebiliriz. Baksanıza, hâlâ meşruiyetlerini bizim üzerimizden üretmeye çalışıyorlar. “Yahu bin sene olmuş, ayaklarınız üzerinde durmayı öğrenin de düşün artık yakamızdan.” dememizi mi bekliyorlar yoksa?

Kaynak

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Fransız halkının kökeni nereye dayanır? Bu çıplak sorunun cevabı çetrefillidir. Aslında Fransızların ataları olan Franklar Tuna boyunda, Macaristan civarında yaşayan “barbar” kavimlerden biriydi. Roma İmparatorluğu onların Akdeniz’e inmesini yasaklayıp uç beyliği konumunda tutma şartıyla vergiden affetmişti (zaten “frank” kelimesi de ‘vergiden muaf tutulan’ demektir). Roma İmparatorluğu’nun çökmesiyle Franklar Galya’ya, yani bugünkü Fransa toprağına yerleşmeyi başardılar. İşte Yahya Kemal’in, bir Fransız yazarından alarak tekrarladığı, “Fransız halkını bin yılda Fransa toprağı yarattı” sözü bu yeni toprağın yurt edinilmesi sürecini özetler.

 

valla ben kesinlikle katıılmıyorum türk soyuna daynmış olamaz öyle olsa zamanında neden onlarla savaşmışızki ya aaaaaaaaaa.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Similar Topics

    • Türk Kültüründe Hortlak-Cadı İnanışları

      Türk kültüründe cadı ve hortlak olarak anılan bazı doğaüstü varlıklardan bahsedilir. Bunların öldükten sonra dirildiklerine inanılırdı. Bazı bölgelerde kan içtiklerine de inanılırdı.   İşte bu nedenle cadı ve hortlak adlı doğaüstü varlıkların, diğer kültürlerdeki vampir inanışlarıyla benzerlikleri üzerine bazı tartışmalar söz konusudur. Tarihi kaynaklarda ve folklor araştırmalarında konuyla ilgili pek çok bilgi vardır. Türk kültüründeki cadı ve hortlak inanışları yakın zamana kadar ken

      , Yer: Dinler ve İnanışlar

    • Kadim Türk Geleneği Çam Bayramı

      Kadim Türkler, dağları kutsallaştırıyor ve affı da buralardan umuyordu. Altaylılar her dağı değil, sadece kutsal dağları ziyaret ediyorlardı.   Bir dağ nasıl kutsal sayılıyordu? Neden? Elbette, bugün bunu kimse hatırlamıyor.Üç tepeli Sümer Dağı her zaman için çok önemli olmuştu. Bu dağ, dünyanın, yani Meru’nun merkezidir. Burası Kadim Altay’ın en kutsal yeri idi. Kimse burada yüksek sesle konuşmazdı. Hiç kimse bu dağın etrafında ava çıkamazdı. Otlarını koparamazdı. Aksi günah sayılıyordu. Son

      , Yer: Dinler ve İnanışlar

    • Türk Yapımı Korku Oyunu: Meknun

      Aslında pek korkunç değil ama güzel bir oyun. Üye olabilmek için sorulan 5 soruyu cevaplamanız gerekiyor.(çok zor ama cevapları her yerde paylaşılıyor) Üye olduktan sonra gizleri çözmeye başlayabilirsiniz.   GİRİŞ Ey Alim kişi ! Bilgin ve Kudretinin yetmeyeceği Meknun gizindesin. Yaratıcının sana bahşettiklerini kullanmanın vakti geldi... Kaderindekiler karşına çıktıkça nefsin ve aklınla yüzleşeceksin... Sen intihab edildin ! Sen ! Ey Alim kişi ! Kahin rehberin, nefsin ve ruhun ışığın,

      , Yer: Yararlı ve Eğlenceli Linkler

    • Türk Soykırımı

      Ermeni soykırımı iddialarının sürdüğü şu yıllarda, kültür bakanlığının sitesinde de bulunan bu video "gerçek" tarih bilgileriyle asıl katliamı göstermektedir. Savaş rüzgarlarının esmesiyle birlikte Ermeni nüfusu, Osmanlı'yı daha da zayıflatmak için Zeytun isyanını çıkarmış, bu isyanı Kayseri, Bitlis, Erzurum, Elazığ, Diyarbakır, Sivas, Trabzon, Ankara, İzmit, Van, Adapazarı, Adana ve İzmir'deki isyanlar izlemiştir. Rus ordusunun desteğini alan Ermeni çeteleri 1 milyondan fazla Türk'ü katletmiş,

      , Yer: Tarihi Kişiler ve Olaylar

×
×
  • Yeni Oluştur...