Jump to content

Hitit İnancında Şarap


nevermore

Önerilen Mesajlar

Günümüzden yaklaşık 4000 yıl önce tarih sahnesinde ortaya çıkan Hititler, Anadolu’da büyük bir imparatorluğa dönüşmüşlerdir. Anadolu’da etkin rol oynayan Hititlerin şarap ürettiği ve tükettiği bilinmektedir. Hitit inancında, festival ve bayramlarında ayrıca mitolojisinde şarabın yeri ve önemi bu bölümün konusunu oluşturacaktır.


HİTİTLERDE ŞARABIN YERİ
Asur Ticaret Kolonileri Dönemi’nde bir erken Hitit yerleşimi olan Kültepe’de (MÖ 1975-1723) üzüm, bilinen bir meyvedir. Kültepe tabletlerinden, yerli halkın tarım ve hayvancılık ile geçimini sağladığı anlaşılmaktadır. Yerlilerin yetiştiriciliğini yaptığı meyveler arasında ilk sırayı üzüm almaktadır. Üzüm, bu dönemde hem meyve hem de birtakım işlemlerden geçirildikten sonra şarap olarak tüketilmektedir.


Kültepe tabletlerinde üzüm, asma ve aynı zamanda şarap anlamlarında Akadca ‘ ka/iiranum’’’, Sümerce GESTİN kullanılmıştır. Şarap, ticarî bir ürün olarak hem Asurlulara hem de yerli halka ait belgelerde geçmektedir. Şarap, Asurlu tüccarların, Anadolu-Mezopotamya arasındaki kervan yolculuğu boyunca yaptıkları harcamaları gösteren masraf listelerinde ve yazışmalarda, sipariş verilen ürünler arasında da kayıtlıdır .


Asurlu tüccarların bu kayıtları Anadolu’da şarap ile ilgili elimize geçen ilk yazılı kaynakları oluşturmaktadır. Bu kayıtlar sayesinde şarapların kalitesi, şarapların ücreti, hangi kaplarda saklandığı gibi bilgilere erişebilmekteyiz. Ancak bu kayıtların sayısı kısıtlıdır. Kültepe’de bulunmuş 12.500 tabletten sadece 33’ü şaraptan bahsetmektedir (Barjamovic & Fairbairn, 2018, s. 249). Metinlerde şarabın taşınmasında kullanılan “aluarum” adında bir kaptan bahsedilmektedir. Bir “aluarum” bir şila (yaklaşık bir litre) şarap tutabilmektedir. Bir “şila” şarap ise 1-2 gümüş şekel veya bir koyun ya da 6 kilo yün değerindedir. Buradan da anlaşılabileceği üzere şarap, lüks bir içecektir. Düşük bütçeli insanların tüketebileceği ücrette şaraplar da mevcuttu ancak bunlar tabii ki tabletlere yansımamıştır ).


Kültepe’de alkollü içkilerin bir hediye veya bir sunu olarak da kullanıldığını yine bu yazıtlardan öğrenebilmekteyiz. Yazıtlarda “kerrum” olarak geçen tabir, “testi” ya da “sürahi” anlamına gelmektedir. Asurlu tüccarlar bir hayvan aldıklarında, bir nehri geçtiklerinde, bir devlet yetkilisi ile toplantı yaptıklarında veya bir yolculuğu tamamladıklarında, bir veya birkaç testi (kerrum) içki satın aldıkları ve bu içkileri bazı kişilere hediye ettikleri kaynaklarda geçmektedir. Örneğin yazıtlarda belirtildiğine göre Asurlu tüccarlar yolculukları esnasında geçtikleri yerlerdeki muhafızlara bir “kerrum” içki hediye etmek zorundaydılar. Bu muhtemelen geçiş ücreti yerine geçen bir hediyedir. “Kerrum” adı verilen kapta hangi içeceğin taşındığı tam olarak bilinmiyor ancak ‘’kerrum” kelimesinin aynı zamanda “bira tüketimi” gibi bir anlamının olması hediye edilen içkinin bira da olabileceğini ifade etmektedir .


Şarap olması daha muhtemel bir içki ise bir yerel yöneticinin ticari bir antlaşma adına ettiği bir yeminin geçerli olması adına kullanılmıştır. Konu ile ilgili metinde; “O elini tanrı Assur’a, Fırtına Tanrısına, Ölüler Diyarı’na ve ölen babasının ruhuna uzattı. Masasını ve tahtını geçerek bardağını ve kazanını doldurdu sonra onları döktü ve (Prens) dedi ki “Ben Alsui’ye başvurdum (appeal) ve (yeminimi bozarsam?) o beni yok etsin. Bunun üzerine onlar (Asurlu yetkililer) dediler ki; “Eğer yeminimizi bozarsak kanımız da bu bardaktan dökülen içki gibi aksın”. Bu metinde bardaktan akan sıvının kana benzetilmesi o sıvının şarap olma ihtimalini oldukça yükseltmektedir.


Şarap, biranın aksine keyif için veya sarhoş olmak için tüketilen bir içki değildir ancak yine de zaman zaman yüksek miktarda tüketildiğine dair kayıtlar mevcuttur. İki metinde ise şarap ile meşe palamudunun birlikte tüketildiği yazmaktadır fakat ikisinin birlikte nasıl tüketildiği çok açık değildir .


Yazılı kaynaklardan öğrendiğimiz bir diğer bilgi ise bu dönemde yerleşmede bağ bozumu şenlikleri yapıldığıdır. Bu şenliklere, Asurca üzümün sapından koparılması anlamına gelen “kitip karanim” denilmektedir .

Metinlerde geçen bir diğer kavram ise “rab karani” ve “(LÛ.) GAL GESTIN” kavramlarıdır. Bu, “şarap uzmanı” ya da “şarap üretiminden sorumlu kişilerin amiri” anlamına gelmektedir. Bu kişiler, şarabın hazırlanması ve sunulması gibi birtakım işlemlerden sorumludur. Dolayısıyla bu dönemde şarabın üretiminden sorumlu kişilerin olması şarabın önemini vurgulamaktadır. Öz’e göre bu görevliler kral yemeklerinde veya tanrılar için yapılan bayram törenlerinde, şarap sunan ve sarayın ihtiyacı olan şarabın hazırlanmasından sorumlu kişilerdir .

Bu kişiler olasılıkla saray protokolünde önemli bir yere sahiptiler. Hitit İmparatorluk Dönemi’nde ise bu unvanın bağcılıkla veya şarapla bir ilgisi kalmamış ancak yüksek bir askeri rütbe olarak kullanılmaya devam etmiştir .


Üzüm/şarap, masraf listeleri ve mektup niteliğindeki belgelerin dışında, yerli halka ait borç senetlerinde “ina /ana/ warki qitip ka/iranim” yani “bağ bozumunda/bağ bozumuna kadar/bağ bozumundan sonra” şeklinde, borcun ödeneceği zamanı belirtmek amacıyla zirai tabir olarak tarihlemede de kullanılmıştır .


Kültepe’de yapılan kazılarda üzüm şeklinde içki kapları bulunmuştur. Bu kapların bazıları lamba ya da aplik olarak kullanılmıştır. Kadeh ya da karaf olarak kullanılan bardak ve çeşitli testiler de ele geçmiştir. Şarap ve diğer mayalı içeceklerin dini törenlerde de önemli bir yeri vardır. Kuş, boğa başı gibi sembolik anlamları olabilecek figürlerle bezenmiş şarap kapları bu dini törenlerde kullanılmaktadır.

Yine bu yerleşmede bulunan ayak biçimli kaplar da tanrılara sunu yapmak için kullanılmaktadır .
Kültepe eski çağın en önemli imparatorluklarından biri olan Hitit İmparatorluğu’nun kuruluşuna öncülük etmiştir. MÖ 1200-1600 yılları arasında varlığını sürdüren Hitit İmparatorluğu’nun başkenti Çorum’a bağlı Boğazköy’de bulunan Hattuşa (Boğazkale) olmuştur .

Hitit İmparatorluğunun toprakları denizden 1000 metre yüksekte olan Anadolu Platosu’nda yer almaktadır. Bu bölgede kışların oldukça soğuk geçmesi, çok sık yağmur yağmaması ilk başta bölgenin bağcılığa elverişsiz olduğunu düşündürse de toprağının zenginliği bölgede bağcılığı mümkün kılmıştır. Hattuşa civarında kullanılan bağların izleri, günümüzde de görülebilmektedir .

Ancak kentin içerisinde herhangi bir şarap imalathanesi henüz tespit edilememiştir. Bunun sebebi bu tesislerin bağların yakınına inşa edilmesi olabilir.

Bu imalathanelerin bağların yakınında inşa edilmesi üretimi daha pratik kılmak amacıyla olmalıdır .
Bu bağların 1 hektarından yaklaşık 1800 litre şarap elde edilmiştir. Bu şarabın 30 litresi yaklaşık yarım şekel değerinde,450 litre şarap ise 1350 litre arpa değerindedir. Hitit yasalarına göre 1 hektarlık üzüm bağı yaklaşık 120 gümüş şekel (± 1500 gr) etmektedir.

Diğer tarım alanları ile karşılaştırdığımızda bağların yaklaşık 40 kat daha pahalı olduğu görülmektedir .

Dolayısıyla üzüm bağlarına zarar verenlere Hitit yasaları tarafından ciddi cezalar uygulanması şaşırtıcı değildir. Örneğin, bir koyun sürüsünün bağın içinden geçirilmesi veya bağın yanlışlıkla yakılması ya da asmaların çalınması cezaya tabiidir. Kısaca asmalara veya bağa herhangi bir zarar veren kişi, ciddi şekilde cezalandırılmaktadır. Bir kişi bütün bir bağı yok ederse bağın değerinin çeyreğini bağ sahibine ödemek durumundadır. Ortalama bir bağın 30 şekel değerinde olduğu düşünülürse bu kişi yaklaşık 7.5 şekel veya bu ücrete denk şarap ya da arpa ödemek zorundadır. Bu borç iş gücü ile de ödenebilmektedir. Bu cezalar zarar veren kişinin kim olduğuna göre değişiklik göstermektedir. Kölelere, özgür kişilere, erkeklere ve kadınlara farklı cezalar uygulanmıştır .
Bir devlet arşivi niteliği taşıyan Hattuşa arşivlerinde şaraptan bahseden çok sayıda tablet ele geçirilmiştir ancak bulunan tabletler halkın günlük hayatından bahsetmediği için halk arasında şarabın nasıl tüketildiği hakkında pek bilgi sahibi değiliz. Bu tabletlerin dini ritüeller ve bayramlarda hakkında detaylı bilgiler aktarması ise şarabın bu ritüel ve bayramlarda nasıl kullanıldığı hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlamaktadır .


Hititçe “Wiyana” sözcüğü üzüm ve şarap anlamına gelmektedir. Günümüzdeki Hint-Avrupa dil ailesine mensup dillerde de şarap kelimesinin oldukça benzer olması dikkat çekicidir. Örneğin şarap için İngilizcede “Wine”, Almancada “Wein”, İtalyancada “Vino”, Fransızcada “Vin” kelimesi kullanılmaktadır. Hitit metinlerinde üzüm asma ve şarap için aynı kelime kullanılmaktadır. Bu kelimenin Sümerce ideografik yazılışı “GESTIN” iken Hititçe fonetik okunuşu “Wiyana’dır.

Hitit tabletlerinde şarabın çeşitli türlerinden de söz edilmektedir. Bu türler;


GESTIN GIBIL (Temiz, taze şarap),

GESTIN GIBIL.RA (Eski, yıllanmış şarap),


GESTIN EM.SU (Ekşi şarap),


GESTIN KU (Tatlı Şarap),


GESTIN DÛG.GA (İyi (kaliteli) şarap),


GESTIN parkui (Temiz, saf şarap),


GESTIN karsi (Sek? Kuru?, Keskin? Şarap),


GESTIN SAs (Kırmızı şarap), GESTIN.NAG (İyi içimli şarap),


GESTIN.LÂL (Ballı şarap, tatlı şarap),


GESTIN KAS (Şarap ile bira kokteyli) olarak sıralanabilir .

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

HİTİT İNANCINDA ŞARAP


Hitit inancında şarap ve bağın yeri bu bölümün konusunu oluşturacaktır. Bu bağlamda alt başlıklar içerisinde Hitit bayramları, dualar, ölü gömme ritüelleri, fal ve büyüler yer alacaktır.


Hitit Bayramlarında Şarap


Hitit inancına göre tanrılar, insanlara benzer bir yapıya ve görünüme sahiplerdir. İnsanlar gibi doğarlar, yemek yerler, büyürler, evlenirler ve çocuk yaparlar. İnsanlardan en önemli farkları ise ölümsüzlükleridir. İnsanların başına gelen hem iyi hem de kötü olayların sebebi tanrılardır. İnsanın başarıya ve mutluluğa erişmesinin tek yolu ise tanrıları memnun etmektir. Dolayısıyla tanrılara en iyi sunuları yapmak durumundadırlar. Tanrılar yiyeceklerin ve içeceklerin en iyilerine layıktırlar ve şarap da bu içeceklerden biridir .


Hitit dininin özünün tanrıları memnun etmek/onları kızdırmamak ilkesine dayanması Hitit dinine “ayinler ve ritüeller dini” olma özelliğini kazandırmıştır ve Hititliler tanrılar için uygun dinsel törenleri, kurbanları ve bayramları gerçekleştirerek tanrıları yatıştırmayı amaçlamışlardır. Eğer tanrılar kızmışlarsa -ki bu istemeden yapılmıştır- kızgınlıklarının nedenini bulmak ve gidermek için çeşitli uygulamalara başvurulmuştur. Tanrıları memnun etmenin en iyi yolu ise tanrılara karşı olan sorumlulukların zamanında yerine getirilmesidir. Örneğin tanrılara yiyecek/içecek sunmak veya tapınaklarının bakımını yapmak gibi gündelik ritüellerin uygulanmasıdır. Bir diğeri ise bayramlardır. Bayramlar, tanrılara karşı olan sorumluluğun daha yüksek düzeyde olduğu, daha kalabalık bir toplulukla, belli bir takvimde, daha zengin malzemelerle, bazı bayramlarda kral, kraliçe ve prensin de katılımı ile gerçekleşen ritüellerdir .


Hitit metinlerinde “bayram” kelimesi Sümerce ideogram “EZEN” ile ifade edilmiştir ve Hitit çivi yazılı kaynaklarında bayramlardan bahseden çok sayıda metin mevcuttur .

Bu metinlerde bayram sırasında uygulanacak ritüeller, bayramda yer alacak görevliler, bayram sırasında kullanılacak materyaller vs. detaylıca kaydedilmiştir. Çünkü bayram sırasında yapılacak bir hata tanrıların öfkesine sebebiyet verebilecektir ve bundan kaçınmak gerekmektedir .
Bu metinler sayesinde Hititlerin kutladığı 165’ten fazla bayram olduğunu biliyoruz. Bu bayramların birçoğunun ilkbahar ya da sonbaharda kutlandığı bilinmektedir .

Hitit bayramları genellikle aşağıdaki içeriklere göre sınıflandırılmaktadır :

    • Mevsimlerle: İlkbahar bayramı, sonbahar bayramı, yıl bayramı, ay bayramı,
    • Meteorolojik olaylarla: Yağmur, gök gürültüsü bayramı,
    • Tarımsal faaliyetlerle: Orak bayramı, bağbozumu bayramı, harman bayramı, üzüm kesme bayramı, meyve bayramı, ekin yığını bayramı,
    • Törenin en önemli bölümüne göre: Yıkanma bayramı, dağa götürme bayramı,
    • Belirli insan gruplarına göre: Yaşlı adamların bayramı, temiz rahibin bayramı, tanrı anaları bayramı, uzak yerlerdeki insanların bayramı.
Adları belirtilen bazı bayramların ise kutlama amacını anlamak mümkün olmamıştır. Ayrıca, KI.LAM, “AN.TAH.SUMSAR”, “Nuntariyasha”-, “Purulli”-, “(H)isuwa”- gibi daha kapsamlı bayramlar da Hitit toplumunda kutlanmaktadır.

Bayramlar sırasında birçok farklı ritüel uygulanmaktadır ancak çoğu bayramda yapılan ortak ritüel hayvan, ekmek, meyve, gibi sunular yapmak ve şarap dahil olmak üzere içki sunmaktır.
Bayram sırasında kurban töreninin bir parçası olarak Tanrı’ya adanmış bir sıvının -çoğunlukla şarap ve çeşitli bira türleridir- zemine veya belirli bir noktaya (örneğin bir kabın içine) dökülmesi Tanrı’ya yapılan içki kurbanı anlamına gelir ve bu eylem uluslararası literatürde libasyon sözüyle ifade edilir. Libasyon sahnesi en çok bayramlarda karşımıza çıkmaktadır.

Bunun yanı sıra büyü ve cenaze ritüellerinde de bu sahneye rastlanmaktadır. Ancak arkeolojik verilerin ışığında ilerlendiğinde Anadolu’da libasyon töreninin Hititlerden çok daha önceye dayandığını görülmektedir. Örneğin Alacahöyük Kral Mezarları’nda bulunan altın bir sürahi ve kadeh, elinde bir testi tutan çıplak kadın heykeli kralî içki sunusunun yapıldığına dair kanıtlardır. Ek olarak libasyon Eski Mezopotamya’da da törensel bir uygulamadır. Libasyonlar, bayram törenlerinde kurbanlık hayvanların etleri yemek haline getirilip ziyafet masasına dağıtıldıktan sonra yemeğe başlamadan önce törensel bir şekilde yapılmaktadır. Her ne kadar nadiren de olsa libasyonlar yemekten sonra da yapılabilmektedir .


Libasyonun asıl amacı kutsal içkinin -genellikle bira ya da şarap- Tanrı’ya sunularak tanrıların susuzluğunun giderilmesidir. İçkinin genellikle yere yani toprağa dökülmesi “yeraltı tanrılarıyla” bağlantı kurmanın en doğrudan yoludur. Ancak libasyonun doğası gereği aşağı, toprağa doğru bir hareket söz konusu olsa da aslında diğer bütün tanrıların içkiye ihtiyacı vardır ve onlar için de libasyon yapılmaktadır.

Peki diğer tanrılar libasyon sırasında bu içkiden nasıl faydalanırlar? Tören sırasında libasyon, törenin yapıldığı mekânda kutsal kabul edilen birtakım yerlerin önüne, yanına veya üzerine yapılmaktadır. Libasyonlar öncelikle tanrıya yani onu simgeleyen imaja - çoğunlukla bir heykeldir-, daha sonra -bazen bu listeye tam uyulmasa da- sunağa, tanrılaştırılmış tahta, ocağa, kapıya, kapı sürgülerine, tanrılaştırılmış lire, sütunlara, duvarlara ve pencerelere yapılmaktadır. Karakteri ne olursa olsun kutsal alana dökülüp saçılan bu içki sayesinde tanrı susuzluğunu giderir. Zaten içki kurbanının öncelikle onu temsil eden heykelin önünde gerçekleştirilmesi içkinin ona adanması anlamına gelmektedir .
Bu libasyon sunuları diğer sunulardan farklı olarak metinlerde özellikle bahsedilmekte ve bu sunuların bir parçası olarak “tanrıyı içmek” tabiri kullanılmaktadır . Bu terimin kesin olarak ne anlama geldiği ise tartışma konusudur. Kral, kraliçe bazen de prens tarafından gerçekleştirilen bu eylemin Tanrı’yı tam olarak nasıl onurlandırdığı akademisyenler tarafından tartışılmaktadır. Burada tanrıların sembolik olarak içilmesi mi yoksa daha mecazi olarak tanrının kült içkisinin içilmesi ile tanrının onurlandırılması mı söz konusudur? Birinci yorumda mistik bir anlamda Tanrı ruhunun kral (ya da başkası) tarafından içilip kişinin ruhu ile temasa geçmesi anlamı çıkarılabilir. Daha çok taraftar bulan ikinci iddianın varlığının sebebi ise bazı metinlerde onore edilen Tanrı’nın adının datif halde bulunması ve bu sayede tabirin “Tanrı’ya” veya “Tanrı’nın şerefine” içmek anlamına gelebilmesidir .


Hıristiyanların “eucharist” ayininin Hititlerdeki “Tanrı’yı içme” ritüeli ile benzerliği dikkat çekicidir. Nitekim Hititlerde Tanrı’ya şarap dışında “kurban ekmeği” de sunuluyor olması bu iki ritüel arasındaki benzerliği ortaya çıkarmaktadır. Museviliğin, Hıristiyanlığın ve Müslümanlığın Ortadoğu’da doğmuş dinler olması, bu bölgedeki pagan inançla birtakım ortak özellikler göstermesini açıklayabilir. Tanrı’nın bir içkiye veya ekmeğe dönüşmesi totem inancı ile açıklanabileceği gibi İsa’nın etinin ve kanının ekmek ve şarap ile sembolize edilebilmesi bölgenin eski dinlerine ve Hitit metinlerinde karşımıza çıkan bu seremonilere dayandırılabilir .

Bahsedilen libasyon ve “Tanrı’yı içme” eylemini genellikle kral, kraliçe bazen de prens yapmaktadır. Bu kişilerin sunacağı içkiyi getirmek ise “saki”nin sorumluluğudur. Saki Hitit bayramlarında yer alan en önemli görevlilerden biridir. “Saki (LÛSAGI.A)” den bayram metinlerinde söz edilmektedir. Bu memurun başlıca görevi tanrılara sunulacak içkiyi -ki bu içki çoğu zaman şaraptır- getirip ona takdim etmektir. Metinlere göre bu memurun en önemli özelliği “çömelerek” gelmesidir. Sedat Alp tarafından bulunan ve bugün New York Metropolitan Müzesi’nde sergilenen ünlü ritonun ağız kısmındaki kült sahnesi tasvirinde çömelmiş ve içki sunar pozisyonda bir saki görülebilmektedir.


Aynı tasvire bugün Boston Müzesi’nde sergilenen yumruk biçimli ritonda da rastlanmaktadır. Saki aynı zamanda bayram törenlerinde kurban ekmeğini getirmek ile de sorumludur . Belli metinlerde sakinin şarap ve şarap kabı ile olan ilişkisi açıkça görülebilmektedir. Örneğin bir metne göre cenaze töreninde saki ocağa (=sunağa) şarap dökmekle yükümlüdür. Bir diğer metinde anlatılana göre ise saki, Antahşum Bayramı’nda krala gümüş kapta şarap verir. Kendisi ise giysiler içinde, boğa kafası şeklinde gümüş kap taşıyan demircilerin önüne geçerek bu kaplara şarap doldurur. Bazı metinlerden çömelerek gelen sakinin görülmeden ritüelin başlamadığı anlamı çıkartılabilmektedir. Örneğin Alnatsu neferinin çömelerek gelen sakinin görülmesinden sonra şarkı söylemeye başladığı bilinmektedir .


Sakilik görevi aynı zamanda mitoslarda da yer almıştır. Bunun bir örneği Kumarbi Efsanesi’nin ilk şiiri olan “Doğum” şarkısında görülebilmektedir. Bu mitos Tanrı Tesop’un Kumarbi’nin başından olağanüstü şekilde doğmasını anlatır. Şarkı, geçmiş olayları hatırlayan kadim tanrılara yani en eski zamanların tanrılarına hitap eder. Ardından göklerin kralları olarak üç tanrının faaliyetleri sunulur. Alalu göklerin kralıdır fakat sakisi Anu dokuz yıl sonra onu yenerek tahtına geçmiştir. Burada efendisine sadakatsiz bir saki motifi yer almaktadır. Kumarbi, Anu’nun sakisi olur ve yine dokuz yıl sonra efendisini alt etmeye kalkışır. Anu rakibinden kaçmaya çalışırken Kumarbi onu yakalar ve cinsel organını ısırarak yutar. Kumarbi zafere ulaşmıştır ancak Anu’nun çocuklarına yani Fırtına Tanrısı, Dicle Nehri ve Tanrı Tasmisu’ya gebedir. Kumarbi erkek olduğu için bu çocukları nasıl doğuracağı bir sorundur. Kumarbi menilerin bir kısmını Kanzura Dağı’na doğru tükürür ve dağ Tasmisu’nun taşıyıcı annesi olur. Fırtına tanrısı ise Kumarbi’nin kafasının açılmasıyla kafasından doğar. Doğumundan sonra Kumarbi Fırtına Tanrısı’nı yutarak yok etmeye çalışsa da Güneş Tanrısı çocuğu bir bazalt taşla değiştirir. Bu da kült taşı olan huvalsinin kullanımına bir açıklama olabilir .

Ayinlerde saki ile şarap kabı arasında olan sıkı bağlantıdan hareket eden veya bu kelimenin Hatti dilindeki aslının “şarap” anlamına geldiğini esas alan bazı araştırmacılar bu kelimeyi “şarap dağıtıcısı” olarak çevirseler de bu yükümlülükte olan başka bir görevli mevcuttur. Bu yüzden “saki” kelimesini kullanmak bu durumda daha uygun olacaktır. Sakilerden farklı olarak şarap dağıtıcıları ritüellerde daha ender görülürler. Ancak “baş şarap dağıtıcısı” pozisyonundaki birinin yer aldığı bir metin elimize ulaşmıştır. Metne göre, bu kişi “hariulli” adı verilen bir kaptan içki dağıtır. Ayin metinleri dışında tarih ve yasa belgelerinde bu görevliden sıkça bahsedilir. Metinlerde bu kişiden “şarap dağıtıcılarının yöneticisi” olarak bahsedilir. Dolayısıyla bu görevlilerin başlı başına ayrı bir grup oluşturduğu söylenebilir.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

“AN.TAH.SUMSAR” Bayramı


Bu bayram ilkbaharda kutlanır ve 38 gün sürer. Bu bayram sırasında kral ve kraliçe Hitit topraklarında bulunan birçok kült merkezini ziyaret eder ve bu noktalarda çeşitli ritüeller gerçekleştirir. Bazı ritüellerin içeriği oldukça detaylı biçimde elimize ulaşmıştır ancak bazı metinler o kadar tahrip olmuştur ki sadece ritüelin nerede gerçekleştiği ya da hangi tanrı adına gerçekleştiğini bilmekteyiz. Kralın yolculuğu genelde Hattuşa’dan başlar. İlk olarak “Tarhupa” şehrine gidilir ve orada “büyük meclis” toplanır. Daha sonra Hattuşa’ya geri dönmek üzere yola çıkan kral yol üzerinde “Tippuva” adı verilen dağlık bir yeri ziyaret eder. Burada bir çadır kurulmuştur ve çadırın içinde Fırtına Tanrısı’nı simgeleyen bir stel bulunmaktadır. Kral bu stele şarap sunusu yaptıktan sonra bir tepede bulunan Güneş Tanrısı’nı simgeleyen ve bir tepede yer alan bir diğer stel için yola çıkar. Bu stelin önünde ekmek kurbanı yaptıktan sonra kral Hattuşa’ya döner ve bayramın sekizinci gününe kadar burada kalır. Bayramın altıncı gününden sekizinci gününe kadar yani kralın Hattuşa’da olduğu sırada koruyucu bir tanrıyı simgelediği düşünülen bir koyun postu birkaç kentte dolaştırılıp Hattuşa’ya geri getirilir. Bu sırada kral başta Hububat Tanrısı olmak üzere birçok tanrı adına Hattuşa’da ritüeller yapar .


Kral festivalin on birinci gününde Arinna kentini ziyaret eder ve on ikinci günde geri dönüp festivalin otuz ikinci gününe kadar Hattuşa’da birçok tanrı için çeşitli ritüeller düzenler . Bu noktada kralın on yedinci günde “Zababa” Tapınağı’nda düzenlediği ritüel şarap ile ilgili barındırdığı nüanslardan dolayı dikkat çekçidir. Ünal’ın (2002) aktardığı ritüel metnine göre ritüelin ilerleyişi şu şekildedir:
“Kral oturur;'(haydin) yemek vakti! Diye bağırırlar. Daha sonra tanrı ZABABA'nın tapınağını süpürürler. Tanrı için sunağın önündeki aynı yere çiğ boğa, inek, koyun ve keçi eti koyarlar. İki adet gümüşten içki dökme kabı sağ ve sol tarafa konmuştur. “talisa”-diye bağırırlar. İki mabeyinci ile bir muhafız kıtası askeri kralın önünden koşarlar, beyler, mabeyinciler ve (diğer) muhafız kıtası askerleri kralın arkasından yü­rürler.

Hokkabazlar, kralın önünde ve arkasında müzik aletlerini çalarlar. "Ortaklar" (ZlTTl) kralın yanındadırlar ve aralıksız dans ederler. Bu arada hokkabazlar kralın yanı başında yerlerini alırlar. Ellerini yukarı kaldırmış olarak dönerler ve el çırparlar. Kral ve kraliçe tanrı ZABABA'nın tapınağına gitmeden önce, hokkabazlar şakşakçılar ve kita- insanları daha önceden (oraya) giderler ve oradaki yerlerini alırlar. Şimdi kral ve kraliçe ZABABA tapınağına giderler. Koruyucu Tanrının rahibi, krala tütsü kabını taktim eder ve kral tütsüden içer. Mabeyinci tütsü kabını (bu kez) kraliçeye tutar, kraliçe ondan içer. Şimdi kral ve kraliçe ZABABA'nın tapınağının içine girerler ve tanrı huzurunda bir kez eğilirler.

Hokkabaz ilahi gibi bir şey okur. Aşçıbaşı eti getirir ve onu bir kez tahtın önüne, bir kez de tanrı ZABABA'nın önüne yerleştirir. Aşçıbaşı krala içki dökme kabını verir ve kral (sembolik olarak) elini dokundurur. Aşçıbaşı üç kez tahtın önüne, üç kez de ZABABA'nın önüne içki döker. Aşçıbaşı bir kez ocağa, bir kez tahta, bir kez pencereye, bir kez kapı eşiğine, bir kez de ocağın yanı başına, bir kez de Hattusili'nin heykeline içki döker. Kral eğilir, hokkabaz ilahi mırıldanır. Kral ayakta iki kez Taht Tanrısı ve ZABABA (şerefine) içer. Daha sonra yemekler dağıtılır ve yemekler dağıtılırken, muhafız kıtasının başı krala "toplantıdakiler için marnuwan-(hazırdır beyim!)" der. Toplantıdakilere marnuwan-içkisi koyarlar. Saki çömelerek gelir. Baş saki ve başmabeyinci kral ve kraliçeye içmeleri için marnuwan-verirler; kral ve kraliçe oturarak tann Tauri (şerefine) içerler. Harpleri çalarlar, ama şarkı söylemezler.”

Metinde “içki” olarak geçen içkinin şarap olup olmadığı belirtilmemiştir ancak “marnuwan” adı verilen içki Jaan Puhvel tarafından hazırlanan “Hittite Erhymological Dictionary” e göre bira ile şarap karışımı bir içki olarak tanımlanmaktadır .


Bayramın otuz üçüncü gününe bakıldığı zaman kral ve kraliçe çiftinin Piskurunuva adı verilen bir dağda ritüel gerçekleştirdiği bilinmektedir. Bu ritüel hakkında elimize ulaşan metinler oldukça tahrip olmuştur bu yüzden ritüel hakkında kısıtlı bilgi mevcuttur. Kral Piskurunuva dağına varmadan arınma ritüeli yapar ve bu ritüel için “kutsal içki (olasılıkla şarap)” içer. Kraliyet çifti dağda bulunan mabede ulaştıklarında Tanrı için geyik kurban ederler ve mabedin içine girerler. Burada ilk olarak “aşçıların denetleyicisi” olarak görev yapan kişi arınma ritüeli yapar. Arınma ritüeli kapsamında Tanrı adına, taht adına mabedin kapıları ve pencereleri adına birer kez içki içer. Daha sonra da -taval ve -valhi içkilerini içer. Son olarak Hububar, şarap veya bal ile doldurulan tapınakta tutulan ve sadece baharda açılan harsiyali adı verilen bir kap için adak verir. Daha sonra kral Tanrı adına bir yemek yer ve tanrılar adına libasyon yapıp tanrıları (veya tanrılara) içer ).

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Hitit Dualarında Şarap


Dualar (Hititçe arkuwar, mugawar), insanların tanrılara olan dileklerini iletmelerinde veya onları ihmal ve günahlarıyla kızdırmaları durumunda onları yatıştırmak için en sık kullandıkları araçlardan biridir. Tanrı’yı överek onu yapılacak ricalar ve dilekler için hazırlamak ve dikkatini bu noktaya doğru çekmek, duaların ayrılmaz bir parçasıdır ancak bunlar metnin tümünü içermez. İçerik açısından duaların işleyiş şekli ilahi bir mahkeme duruşmasına benzetilmiştir. Kendini savunan kişi kral, savcı veya hâkim tanrıdır. Tanrı huzuruna çıkan kişi niçin huzuruna çıktığını, derdinin ne olduğunu tüm gerekçeleri ile Tanrı’ya anlatmak ve onu ikna etmek durumundadır. Ayrıca adeta bir günah çıkarma ayini gibi tüm günahlarını gerekçeleri ile Tanrı’ya itiraf etmek ve özür dilemek zorundadır .

Ele geçen dua metinlerinin hepsi Hitit krallarına aittir, halkın dua edip etmediği, ediyorsa de ne şekilde ettiği konusunda ne yazık ki bilgi sahibi değiliz .
Ülkenin yöneticisi ve Başrahip sıfatına sahip olan Kral, sadece kendisi için değil halkı ve ülkesi adına da dua ediyordur ve öyle anlaşılıyor ki krallar normal şartlarda dua ritüeli gerçekleştirmiyordur. Büyük bir problem olmadığı sürece sadece tanrılara ilgili kurbanları sunmak ve zamanı geldiğinde bayramlara katılmak ile yetiniyorlardır .

Bu dualara bir örnek olarak ülkesinde büyük bir salgın hastalık çıkan II. Murşili’nin tanrılara yakardığı bir metin gösterilebilir. Ayrıca bu metinde (özellikle arka yüzünde) şarap ve şarap sunucuları ile ilgili birçok nüans mevcuttur :
“(Önyüz}: "[Hatti ülkesi tanrılarının he]psine (ve} tüm tanrıçalara (hitap olunur}: Siz ey tüm erkek [yem]in tanrıları ve tüm yemin tanrıçaları [      ]. Siz şimdi
hepiniz de yemin merasiminde tanıklık yapmak üzere o [mesele yüzünden] tanrılar meclisine çağrılmış bulunuyorsunuz. Dinleyiniz, ben rahibiniz (ve} hizmetçiniz Mursili şimdi size dua edeceğim. Ey beyim tanrılar, hangi konuda sizlere dua edersem edeyim, benim (o konudaki} sözlerimi {lütfen} [iyi dinleyin]!
Ey [beyim] tanrılar! Hatti ülkesinde salgın bir hastalık peyda oldu. Bu hastalık Hatti ülkesini kırıp geçirmekte ve ülke büyük zarar görmektedir. Hatti ülkesinde kitle halinde ölümler başlayalı tam 20 sene oldu. (Buna sebep olarak} [bana] Tuthaliya'nın oğlu Genç Tuthaliya ile ilgili ciddi bir skandal olduğu bildirildi. Tanrı huzurunda bir fal sorusu sordurdum ve (gerçekten de} tanrı tarafından, (konunun} Genç Tuthaliya ile ilgili olduğu teyid edildi. Genç Tuthaliya Hatti ülkesinde onların hükümdarı durumunda iken, ona karşı Hattuşa’nın prensleri, beyleri ve yüksek rütbeli memurlar, [hizmetçiler] bağlılık yemini ettiler. Babam (da} bu yemin edenler arasında idi. [Ancak, babam] Tuthaliya'ya zarar verdiğinde, Hattuşa'nın [prensleri,beyl]eri,(ve) yüksek rütbeli memurları h[ep ba]ba[mın tarafında yer aldılar] (ve böylece) Tuthaliya için ettikleri yemini [çiğnediler]. [Tuthaliya 'yı da} öl[dürdüler] ve onun kardeşleri ile [diğer akrabalarını da yakalayıp] Kıbrıs'a sürgüne gönderdiler. [Malını mülkünü de] elinden [aldılar]. [(Böylece) prensler] ve beyler, tanrı yeminini ayaklar altına almış oldular.
Ey beyim tanrılar, siz tüm bu olup bitenlerde babama koruyucu elinizi uzattınız [ve ona engel olmadınız] (metinde kırık yer var). Hattuşa (o zamanlar [düşman tarafından} mahvedildiğinde (ve) düşman Hatti ülkesinin [hudut bölgelerini] işgal ettiğinde, [babam onlara karşı sefere çıkmıştı.] O, [düşman ülkelerinden her birine sal]dırdı ve onları öldürdü. Hatti 'ye ait olan toprakları (geri) [al]dı. Hükümdarlığı süresince (babam) diğer komşu toprakları da [işgal etti]. Hatti ülkesi gelişti ve büyüdü Onun hükümdarlığı sırasında tüm Hatti ülkesi iyiydi Tam bu sırada siz [beyim] tanrılar geldiniz ve sonunda babamdan Genç Tuthaliya ile ilgili skandalın öcünü aldınız. Babam Genç Tuthaliya'nın kanını akıttığı için [öldü]. O olaya karışmış olan prensler, beyler, binbaşılar ile yüksek rütbeli memurlar da aynı nedenden ötürü ölüp gittiler. Bu skandal [Hatti] ülkesinin (başına bir bela olarak) çıktı ve ülke (insanları) bu bela sonucu bir bir ölmeye başladılar.
(Arka yüz): Hatti ülkesi salgın hastalık tarafından inim inim inlediğinden ve ülke insanlari kitle halinde öldüklerinden, Tuthaliya skandalı ülkenin başına ağır bir bela gibi gelip oturdu. (Bu belanın böyle olduğu) bana tanrılar tarafından fal aracılığı ile de teyid edildi. Ey [tanrılar], beylerim, [bununla ilgili olarak] fal vasıtasıyla bir araştırma yap­tırdım ve bunu sonucu ülkede hüküm süren vebanın nedeni olarak sizin tapınaklarınız (ve ayaklar altına alınmış olan) tanrı yemini ortaya çıktı. Şimdi en başta siz beylerim [tanrıların] yeminiyle ilgili olarak (sunulması gereken) kurbanlar üzerinde durulacaktır. Ben bizzat kendim siz beylerim tanrılara tövbe ve ülke(m) için kefaret vereceğim. Ey tanrılar, beylerim, (biliyorum) Tu tt)aliya'nın kanının intikamını almak istiyorsunuz. (A ma) şimdi Tuthaliya 'yı öldürmüş olanlar o kan davasını (zaten) ödediler. Bu kan davası Hatti ülkesini bitirdi! O bana da bulaştığı için, ben de kendi evimden tövbe ile telafi kurbanı vereceğim (ki), beylerim tanrılar sakinleşsinler. Ey beylerim tanrılar, bana tekrar merhamet edin. Ben (tekrar) sizin huzurunuza çıkmak istiyorum. Size diyeceklerimi dinleyin. Gerçekten ben kötü bir şey yapmadım! Günah işleyip kötülük yapanlardan bugün hiçbir kimse hayatta değildir. Onlar ölüp gittiler. Babamın yapmış olduğu skandal bana (da) bulaştığı için ülkede hüküm süren veba salgını ile ilgili olarak siz [beylerim] tanrılara teker teker telafi (ve) tövbe kurbanı sunacağım. Ey tanrılar, beylerim, bana tekrar merhamet [edin!] [Metinde kırıklık var] Hatti ülkesini veba bastırdığı için siz tanrılara mun[tazaman] ekmek kurbanı ve içki [sunan, kurban ekmeği yapan fırıncılar ve şarap sunu]cuları vebadan ölüp gittiler. [Hatti ülkesini] veba fena halde bastırdı. [Eğer} siz [vebayı] yok etmezseniz ve eğer ölümler (böyle) devam edip giderse, sayıları (zaten) azalan şarap sunucuları (da) [ölüp gi]decekler ve h[iç kimse] size artık kurban ekmeği (ve) şarap [sunama]yacak! Şimdi [beylerim tanrılar, bana] (hiç olmazsa) muntazaman yerine getirdiğim ekmek kurbanı (ve) şarap içkisi vermiş olmam dolayısıyla [merhamet] edin! Ben tekrar sizin huzurunuza çıkmak istiyorum dolayısıyla      Ve [bayı Hatti ülkesinden uzaklaş]tırın! [Sayıları azalan şu]şarap sunucularına daha fazla zarar vermeyin artık! Onları [öldürmeyin]! Onlar şarap sunmak istiyorlar. Ey tanrılar, beylerim, g[eliniz] (ve) vebayı [uzak]laştırınız! Kötü olan ne varsa hepsini düşman ülkesine gö[türün!} Tuthaliya ile ilgili olarak Hatti ülkesinde [ne olup] bittiyse, onunla ilgili olarak tövbe etmiyor muyuz biz? [Onu (o günahı) şimdi] kal[dırın ve] düşman ülkesine götürün! Ben sizin rahibiniz (ve) kulunuz olarak tekrar [sizin] huzurunuza çıkmak istiyorum. [Bana] merhamet edin! Kalbimdeki huzursuzluğu yok edin ve bede­nimdeki korkuyu alıp götürün!”

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Hitit Ölü Ritüellerinde Şarap
Anadolu coğrafyası, sıvalı kafataslarından çoklu gömülere, ölülerle birlikte gömülen hayvanlardan mezar hediyelerine kadar çok çeşitli ölü gömme tekniklerine ve geleneklerine ev sahipliği yapmıştır. Ancak Anadolu’da ölü gömme ritüelleri ile ilgili elimize geçen ilk yazılı kaynaklar Hitit Dönemi’ne tarihlenmektedir (Durgun, 2008, s. 45-46).
Bu metinler sayesinde Hititlerin ölü ritüelleri hakkında oldukça detaylı bilgi sahibi olabilmekteyiz. Fakat bu metinler sadece soylu kişilerin cenazeleri hakkında bilgi vermektedir. Bu yüzden sıradan halkın cenaze ritüellerinin nasıl olduğu hakkında pek bilgi sahibi değiliz .


Bugüne kadar herhangi bir Hitit kralına ya da kraliyet mensubuna ait bir mezar bulunmamıştır. Bunun sebebi kraliyet mensuplarının gömülmek yerine yakılarak defnedilmeyi tercih etmeleri olmalıdır. Dönemin teknolojisi dikkate alındığında bir ölünün yakılarak gömülmesinin (kremasyon) oldukça zahmetli olacağı görülebilmektedir. Bu yüzden neden bu gömü şeklini tercih ettikleri merak konusudur. Konu hakkında yazılı metinlerde bir açıklama olmasa da sebebinin Hititlerin öteki dünya anlayışıyla yakından alakalı olduğu tahmin edilebilir. Yeraltı dünyasının “kirli” kabul edilmesi bunun sebeplerinden biri olmalıdır. Bir diğer sebep ise kralın bedeninin yakılması durumunda ruhunun daha kolay bedeninden ayrılacağı ve Tanrı katına ulaşacağı inancı olabilir. Zira inanışa göre Hitit kralları öldükten sonra Tanrı olmaktadır ve ruhu tanrıların yanına yani gökyüzüne çıkmaktadır .


Yazılı kaynaklardan anlaşıldığı üzere bu cenaze törenleri 14 gün sürmektedir. Zengin sunular ve çok sayıda kült personelinin katılımı ile gerçekleştirilen bu törenler farklı varyasyonlar halinde yüzden fazla tablet ve fragman ile günümüze ulaşmıştır

. Söz konusu metinlerde ölü ritüellerinde şarabın çeşitli sebepler ile sıkça yer aldığı görülebilmektedir. Metinlerin tercümesinde zaman zaman sunulan içkinin şarap olduğu belirtilmiştir ancak çoğu zaman sadece “içki” olarak geçmektedir. Hitit Dönemi’nde en sık tüketilen iki içkinin bira ve şarap olduğu dikkate alınırsa burada bahsedilen içkilerin iki içkiden biri olduğu tahmin edilebilir.


Cenazenin ilk gününü anlatan metin ilk başta Hattuşa’nın büyük bir kayıp verdiğini belirterek başlar. Daha sonraki satırlarda üst ya da alt kısımdan olan herkesin “içme kamışlarını” bırakarak ağlamaya ve feryat etmeye başladıkları belirtilir. “Kamışları bırakma” ifadesi insanların yemeyi ve içmeyi bıraktıklarını yani bir nevi oruç tuttuklarını ifade etmektedir. Yas törenlerinden sonra kurban törenleri başlar. Ölünün ruhu adına üreme bakımından en verimli döneminde olan bir sığır kurban edilir. Sığır kurbanından sonra sıra içki kurbanına gelir. Ölü adına şarap sunulur ve şarabın sunulduğu kap (DUG HAB.HAB) yere atılarak kırılır ve bu sayede şarap ile şarabın sunulduğu kap da ölü için kurban edilmiş olur. Törenin devamında ölünün içmesi için ölüye su ikram edilir. Daha sonrasında “Taknas DUTU “Yeryüzünün Güneş Tanrıçası, “DUTU ANE “Göğün Güneş Tanrısı” ve “DUD.SIG5 “İyi Gün Tanrısı” adına libasyon yapılır.

Aynı zamanda büyük anne ve büyük babalar yani ataların adına ve ölünün kendisi adına da libasyon yapılır. Bu içki sunusunu saki gerçekleştirir. Saki bu sunuyu yaparken “ispantuzzi” adı verilen bir kap ile yapar. Metinlerde sunulan içkinin bira olduğu belirtilmekte lakin “ispantuzzi” kabı bu istisna dışında her zaman şarap sunusu için kullanılmıştır. Birinci günün sonunda ölü kremasyon için kurulmuş olan çadıra taşınır sonrasında yakılır ve tören burada sonlanır. 


İkinci günün şafağında artık sadece kemikleri kalmış ölünün kemiklerini toplamak için törende görevli olan kadınlar ölünün yakıldığı yere gelirler. Kremasyon ateşini bira veya şarap ile söndürdükten sonra kemikleri bir tür kumaşa sarıp ölü erkekse bir sandalyenin, kadınsa bir taburenin üstüne koyarlar. Sonrasında bu sandalyenin karşısına bir sofra kurulur ve ölü adına bir yemek yenir. Ölü adına ekmek kurbanı yapıldıktan sonra üç kez ölünün ruhuna (ya da ölünün ruhu) içilir.

Ölü adına yenilen yemek sonrasında ölüyü simgeleyen bir tasvir yapılır. Kuru üzüm de dahil olmak üzere çeşitli meyveleri kullanılarak ölüyü simgeleyen bir heykel yapılır ve bu heykel ölünün yakıldığı odun küllerinin üzerine yerleştirilir.
Günün devamında ölünün kemikleri “Taş Ev” olarak adlandırılan bir nevi mozoleye götürülür. Bu mozole sadece bir yapı değil, adeta bir tapınak gibi görevlileri olan, sunu ve adakları kabul eden bir kurum olarak düşünülebilir. Her ne kadar günümüze ulaşmış bir “Taş Ev” olmasa da Hattuşa civarında bu amaçla kullanılmış olma ihtimalî olan iki yapı bulunmaktadır. Bu yapıda bir de yatak odası mevcuttur. Ölünün kemikleri bu eve getirildiğinde bu yatağın üzerine konur ve ikinci gün ölüye bu taş evde bir koyun ve dokuz keçi kurban edildikten sonra biter.
Törenin üçüncü ve altıncı arasındaki günlerini betimleyen tabletler ne yazık ki elimize ulaşmamıştır. Ancak dağınık halde elimize ulaşan tabletlerden ikinci günden beşinci güne kadar gerçekleştirilen bazı ritüelleri kesin olmamakla birlikte tahmin edilebilmektedir. Üçüncü gün ölü adına yine bir ziyafet düzenlenir ve bu ziyafet sırasında daha önce bahsedilen “tanrıları içme” ritüeli gerçekleştirilir. Kral ölmüş olduğundan bu ritüel cenazeyi yöneten kişi tarafından gerçekleştirilir. Saki masaya ritüel kadehini getirdikten sonra cenaze yöneticisi Tanrıça Mezulla’yı, Fırtına Tanrısı’nı, Zippalanda’nın Fırtına Tanrısı’nı, Koruyucu Tanrı’yı ve ismi okunamayan bir Tanrı’yı içer. Daha sonra saki elinde tuttuğu ritüel kadehini saray oğlanına verir ve saray oğlanı bu kadehi ölünün kemiklerine doğru uzatıp sunu jesti yaptıktan sonra sakiye geri verir ve saki kadehi dışarı çıkarır. Bahsedilen kadeh yere çarpılıp kırılır. Kadehin kırılması ile cenazeye katılan kişiler feryat edip ağlamaya başlarlar. Kadehteki içkinin şarap olup olmadığı ise bilinmemektedir. Metnin bu bölümden sonraki kısmı büyük oranda tahrip olduğu için ritüelin nasıl sonlandığı bilmemektedir. Yedinci gün üst ve alt tabakadan görevlilerin de dahil olduğu daha büyük bir ziyafet verilir ve yine tanrılar içilir (ya da tanrılara içilir) .


Sekizinci gün metne göre domuzun nehre sürüldüğü ve çayırın kesildiği gün olarak tarif edilir. Bugün de ölen kral/kraliçe için tesis edilen gökyüzündeki krallığın sonsuz çayırlığı hayvanlarla doldurulmaktadır. Metnin ilk satırlarında o günün ritüelinde kullanılacak malzemeden söz edilir: kazma (GISAL), kürek (GISMAR). şarap kabı, tawal içkisi kabı, bir domuz (SAH) ve 5 tane arda kuşu. Metne göre domuzun ağzına gümüşten bir parça, kuşlara da altından kaplar takılır. Bu hayvanların canlı olma ihtimali göz ardı edilemez. Ancak T. van den Hout’a göre bunlar Kültepe’de bulunanlara benzer şekilde libasyon kapları olabilirler.

Daha sonrasında ölü adına nehirde birçok canlı hayvan kurban edilir. Aynı zamanda bahsi geçen kuşların ve domuzların da kesildiği belirtilmektedir. Lakin kuşların genelde yakılarak kurban edildiği bilinmektedir. Dolayısıyla daha önce yapıldığı gibi burada da libasyon kaplarının kırılıp parçalandığı ve bu eylemin metne “kesilmek” olarak yansıdığı düşünülebilir. Bu sırada bir araba üzerinde oturan ve bütün bu ritüeli izleyen ölü heykeline (olasılıkla daha önce bahsedilen üzüm ve çeşitli meyvelerden yapılmış heykelden farklı bir heykel) ritüel boyunca içki sunulmaktadır Ritüelin ikinci bölümünde kral tasviri tekrardan taş eve götürülür burada altın bir tahta oturtulur ve heykele şarap verilir ve daha sonrasında diğer günlerde olduğu gibi sakinin içki getirmesi ile birlikte tanrılar (ya da tanrılara) içilir ve ritüel burada sonlanır. Dokuzuncu gün ile ilgili metin ise günümüze ulaşmamıştır.


Onuncu gün ise ölüye içmesi için içki verirler ve kral yaşadığı zamanlardaki gibi Güneş Tanrısı’nı içer. Burada doğal olarak ölüden kasıt ölünün tasvir edildiği heykeldir ve o heykele yapılan bir libasyon söz konusudur. Daha sonra ritüel yöneticisi yine çeşitli tanrıları içer. Onuncu gün ölüye çeşitli hediyeler getirilmesi ile son bulur. On birinci gün ile ilgili tabletler ise elimize ulaşmamıştır.


On ikinci gün aynı zamanda “asma kesme günü” olarak bilinir. Ritüeldeki görevliler bir asma getirirler ve onu bez bir kuşak ile bağlarlar. Asmayı üzüm, başka meyve salkımları ve bez parçaları ile süslerler. Daha sonra ritüelde görevli kadınlar asmayı taş evin içerisinde bulunan ölüye ait masanın üzerine koyarlar. Sonra asmanın üzerine şarap dökerler ve bu masanın üzerinde ölüye hayvan kurban ederler. Ritüelin bundan sonraki bölümü diğer günlerdeki gibi ölü adına bir yemek yenmesi, tanrıların içilmesi gibi ritüellerle devam eder. Bundan sonra enteresan bir ritüel gerçekleşir. Kral soyundan birisi, muhtemelen veliaht prens elinde gümüş bir balta ile gelir ve asmayı keser. Bu sırada saki yere bir kap fırlatır ve kadınlar ağlamaya başlar ve gün burada sona erer. On üçüncü gün ise kuşların ölüye kurban edildiği gündür. Ahşaptan yapılma kuşlar ve canlı kuşlar ölü adına yakılarak kurban edilir ve her ritüelden sonra olduğu gibi tekrardan içki sunusu yapılır. Ölüye ve ritüelde görevli kadınlara içki verilir ve yine tanrılar içilir. Daha sonrasında ölünün ruhunun kim olduğu belli olmayan bir kişi tarafından defalarca içilmesi söz konusudur. Tüm ritüeller boyunca yanmakta olan ocağın iki yanında sakiler yer almaktadır. Sakiler ölünün içildiği esnada ocağa şarap dökerek şarap libasyonu yaparlar. On üçüncü gün bir kapanış konuşması yapılır ve cenaze ritüeli burada son bulur. Artık on üçüncü günü on dördüncü güne bağlayan gece olmuştur ve gece boyunca kimse uyumadan herkes ölüye kurban ve libasyon yapmaya devam edecekti.

ritüel burada sonlanır. Dokuzuncu gün ile ilgili metin ise günümüze ulaşmamıştır.
Onuncu gün ise ölüye içmesi için içki verirler ve kral yaşadığı zamanlardaki gibi Güneş Tanrısı’nı içer. Burada doğal olarak ölüden kasıt ölünün tasvir edildiği heykeldir ve o heykele yapılan bir libasyon söz konusudur. Daha sonra ritüel yöneticisi yine çeşitli tanrıları içer. Onuncu gün ölüye çeşitli hediyeler getirilmesi ile son bulur. On birinci gün ile ilgili tabletler ise elimize ulaşmamıştır .


On ikinci gün aynı zamanda “asma kesme günü” olarak bilinir. Ritüeldeki görevliler bir asma getirirler ve onu bez bir kuşak ile bağlarlar. Asmayı üzüm, başka meyve salkımları ve bez parçaları ile süslerler. Daha sonra ritüelde görevli kadınlar asmayı taş evin içerisinde bulunan ölüye ait masanın üzerine koyarlar. Sonra asmanın üzerine şarap dökerler ve bu masanın üzerinde ölüye hayvan kurban ederler. Ritüelin bundan sonraki bölümü diğer günlerdeki gibi ölü adına bir yemek yenmesi, tanrıların içilmesi gibi ritüellerle devam eder. Bundan sonra enteresan bir ritüel gerçekleşir. Kral soyundan birisi, muhtemelen veliaht prens elinde gümüş bir balta ile gelir ve asmayı keser. Bu sırada saki yere bir kap fırlatır ve kadınlar ağlamaya başlar ve gün burada sona erer. On üçüncü gün ise kuşların ölüye kurban edildiği gündür. Ahşaptan yapılma kuşlar ve canlı kuşlar ölü adına yakılarak kurban edilir ve her ritüelden sonra olduğu gibi tekrardan içki sunusu yapılır. Ölüye ve ritüelde görevli kadınlara içki verilir ve yine tanrılar içilir. Daha sonrasında ölünün ruhunun kim olduğu belli olmayan bir kişi tarafından defalarca içilmesi söz konusudur. Tüm ritüeller boyunca yanmakta olan ocağın iki yanında sakiler yer almaktadır. Sakiler ölünün içildiği esnada ocağa şarap dökerek şarap libasyonu yaparlar. On üçüncü gün bir kapanış konuşması yapılır ve cenaze ritüeli burada son bulur. Artık on üçüncü günü on dördüncü güne bağlayan gece olmuştur ve gece boyunca kimse uyumadan herkes ölüye kurban ve libasyon yapmaya devam edecektir .

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Hitit Büyü Ritüellerinde Şarap


Eski Anadolu-Hitit büyücülüğünün etnolojik ve etnoarkeolojik yönlerden ayrıcalıklı ve büyük bir önemi vardır. Çünkü büyü metinleri Eski Taş Devri'nden itibaren Eski Anadolu'da yaşayıp gelmiş kavimlerin uzun deneyimler ve tecrübeler sonucu birikmiş olan inançlarını bize yansıtıp aktarır. Hititlerin ilk başlarda büyü hakkında pek bilgileri yoktur. Bu yüzden başta Hurriler olmak üzere Anadolu’nun birçok yerinden Hattuşa’ya büyü uzmanı getirtmişlerdir ve bu uzmanlar sayesinde Hattuşa’da büyü ile ilgili önemli bir bilgi birikimi oluşmuştur. Her gelen büyü uzmanı, renkli folklora sahip değerleri yanında getirmiştir. Kargaşalığı önlemek için bu karmaşık büyü ayinlerinin tasnif edilip, tabletlere yazılması da gerekmiştir.


Arşivde bulunan her metinde büyünün geldiği ülke ve büyüyü yapan kişinin adı da yer almaktadır. Büyülerin ücretlendirilmesi ise kişilerin gelir düzeyine göre belirlenmektedir. Örneğin, fakir biri bir kurban hayvanı olarak bir sığır, bir koyun ve bir keçi, zengin biri ise bir sığır altı koyun ve iki keçi vermek zorundadır .
Birçok inanışta olduğu gibi Hitit inancında da iki çeşit büyü vardır: siyah ve beyaz büyü. Siyah olanından, yani insana zarar veren büyüden aşın derecede korkulurken, beyaz büyü krallar, kraliçeler ve sıradan her insan tarafından büyük bir inanç ve özenle kullanılmıştır. Siyah büyüden korkuluyor olması onun öldürücü sonuçlar doğurmasındandır. Bundan dolayı kullanılması ölümle cezalandırılmıştır. Ancak siyah ve beyaz büyü bazı yönleriyle aynı özellikleri taşımaktadır. Her ikisinde de uygulanan yöntemler ve teknikler aynıdır; lakin insanlar kendisine zarar veren büyüye siyah büyü diyerek yasaklamış ama düşmanlarına karşı koyabilmek veya zarar verebilmek için aynı yöntemleri kullanmıştır ve buna da beyaz büyü demişlerdir .


Hitit toplumunda büyü tıbbi tedavi amacıyla da kullanılmıştır. İnançlarına göre hastalıkların en önemli sebeplerinden biri “kirli” olarak kabul edilen yeraltı ve yeraltı ile ilişkilendiren varlıklardır (Cinler, demonlar, yeraltı tanrıları vs.). Mezopotamya’da olduğu gibi Hititler de insanın karşıt iki boyut, yani temiz olan gök ve kirli olan yer tarafından büyük ölçüde etkilendiği inancındadırlar. Bu iki boyut arasında mağara, yer çatlağı, düdenler vs. gibi boşluklar vardır ve bu boşluklardan her an yeraltı varlıkları çıkabilmekte ve insanları kötü yönde etkilemektedirler. Bundan dolayı Hitit insanının çabası, bu ruhları yeryüzüne çıkarmamak ve çıkmış olanları da kovalamaktır. Çünkü bunlar diğer her türlü musibet yanında, hastalıklara da neden olabilmektedirler. Dolayısıyla tedavi için yapılan büyü ritüelleri bu varlıklara kurbanlar sunarak onları yatıştırmayı ve geldikleri yere geri göndermeyi de amaçlamıştır . Şarap da yine bu varlıklara sunulan kurbanlar arasında yer almıştır.


Bu ritüeller arasında cinsel iktidarsızlığın tedavisi için yapılan bir ritüel örnek gösterilebilir. Ünal’ın aktardığına göre: “Ritüelde 3 kurban ekmeği, incir, üzüm, "ilahi ekmek" bir yere yerleştiriliyor ve çiftleşmemiş bir koyun postu, iktidarsız erkeğin gömleği ve şarap üzerine konuyordu. Hasta tekrar tekrar yıkanıyordu... Bakire bir kız bu malzemeyi alıyor ve açık araziye taşıyordu. Orada kamıştan bir kulübe yapılmış ve etrafına kırmızı ve beyaz ipler bağlanmıştı. Hastanın eline kadınlığı simgeleyen ayna ve kirman veriliyor ve kulübenin kapısından geçiriliyordu. Kapıdan çıkar çıkmaz ayna ve kirman elinden alınıyor ve bu defa eline erkekliğin simgesi ok ve yay tutuşturuluyordu. Bu arada bir hadım, sembolik olarak bakire kıza yaklaştırılıyor cinsel ilişki kuramadığı gözleniyordu. Bu yapılırken hemen büyüyle ilişki kuruluyor (analoji) ve aynı şeyin hastanın başına gelmemesi telkin ediliyordu. Tanrılara yapılan dualarda hasta iktidarına kavuşursa, tanrılara hizmetçi olarak çocuklar yaratacağı (doğurtacağı) da ek argüman olarak vurgulanıyordu” .


“Kirlilik” hastalıkların yanı sıra başka türlü sorunlara da sebep olmaktadır. Aile içi kavgalar da bu sebeplerden biridir ve bu kavgaları bastırmak için yeraltı tanrılarına şarap kurban etmek de dahil olmak üzere birtakım büyü ritüelleri gerçekleştirilmiştir. “Yaşlı kadın bir domuz yavrusu alır ve onu onların (hastaların) üzerine kaldırır ve şöyle der: “O çayırla (ve) arpayla semirmiş ve bunun şimdi gökyüzünü görmediği gibi ve (diğer) domuzları tekrar göremeyeceği gibi, izin ver bu duacılar aynı şekilde kötü bedduaları görmesinler. ... Onlar domuz yavrularını onların (üzerinde) dolaştırır. Sonra onlar onu öldürürler ve yeri kazarlar ve domuz yavrusunu aşağı koyarlar Sonra tatlı ekmeği ve şarabı aşağıya dökerler. Sonra onlar (onu) toprak(la) doldururlar” .
Bir kişinin geçtiği sorunlu bir dönem de bu yer altı varlıkları ile ilişkilendirilebilmektedir ve bu dönemi sonlandırmak adına da büyü ritüelleri uygulanmaktadır ve yine bu ritüellerde de de şarap libasyonu yapılmaktadır.


“Güneş hala par[la]r(ken) ritüel uzmanı bir bıçak alır ve onu evin yatak odasına yerleştirir. Karan[lık] çöker çökmez ritüel uzmanı (bu) [bı]çak ile kapı sürgüsünün altındaki toprağın (içine bir çukur) kazar. Sonra o bir domuz yavrusu alır ve onu çukurun içinde keser; onun kanını aşağı doğru (çukura) bırakır. Sonra domuz yavrusu(nun ölüsünü), un, hububat, ekmek gibi sunularla birlikte çukurun içine yerleştirir ve o bir somun alır, onu böler ve onu (da) [(çukurun içine) aşağıya] tanrılar [için] yerleştirir. (Sonra şöyle der): “Es[k]i tanrılar (onları) beğenin! Domuzun kanı[nı] ve unu, hububatı ve ekmekleri yiyin (ve) [için]! Doyuncaya kadar yiyin!” (Ayrıca) çukurun içine üç kez şarap libasyonu yapar” .

Uğur ZEREN

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Similar Topics

    • Hitit Büyü Metinlerinde Geçen Bazı Otsu Bitkiler, Ağaç Türleri Ve Ahşap Nesneler

      Hitit Büyü Metinlerinde Geçen Bazı Bitkilerin Kullanım Şekilleri   Hitit büyülerinde birçok bitki türü özellikle analoji/benzerlik büyüsü yapılırken kullanılmıştır. Benzerlik büyüsü yapılırken bu bitkilerin temel nitelikleriyle, büyüde amaçlanan durum bu benzerlik vasıtasıyla gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır. Aşağıda benzerlik büyüleri yapılırken kullanılan bitkilerin neler olduğu ile ilgili ilgili örnek metinler verilmiştir: Tanrı ve insanların arınması için yapılan bir ritüeld

      , Yer: Maji ve Türleri

    • Hitit Tıbbının Genel Özellikleri

      Bir medeniyetin herhangi bir konudaki bilgi seviyesi, öncelikle o konuda ele geçen yazılı belgelerin incelenmesi sonucunda anlaşılabilmektedir. Hitit yazılı belgelerinden tıp ve hastalıklarla ilgili olan metinler C. Burde tarafından işlenmiştir. Bu tabletlerden, genelde tıbbi uygulamaların sihirle, büyü ile ve salgınların tanrı gazabı olduğu inancı ile iç içe olduğu, ilaç bilgisinin ise kökü çok eskilere giden otların kullanılması ile ilgili geleneklerden oluştuğu anlaşılmaktadır. Ü. Y

      , Yer: Sağlık

    • Sıcak Şarap Yapımı

      Malzemeler   1 litre vişne suyu   1 parça zencefil   1 yemek kaşığı tarçın ( 1 çubuk tarçında olabilir )   1 elma   1 portakal   1 şişe kırmızı şarap ( ne kadar kaliteli o kadar leziz oluyor )   Yapılışı :   Vişne suyumuzu bir tencere koyup kaynatıyoruz . Vişne suyumuz kaynarken için elmamızı rendeleyip atıyoruz daha sonra portakal kabuğumuzu rendeleyip içine atıyoruz. Hafif ateşte kaynatıyoruz. Kaynamaya başladığında içine şarabımızı ilave ediyoruz. hiç bırakmadan karıştırmaya devam ed

      , Yer: Gnoxis Cafe

    • Hitit Toplumunda Büyü: Çeşitleri, Uygulama Alanları, Yöntemleri

      İnsanlar tarih boyunca korktukları şeylerden korunmak, dileklerini tanrılara iletmek, hastalıklardan kurtulmak ve çeşitli ihtiyaçlarını gidermek için büyüye başvurmuştur. Büyü, Türk Dil Kurumu sözlüğünde; “tabiat kanunlarına aykırı sonuçlar elde etmek iddiasında olanların başvurdukları gizli işlem ve davranışlara verilen genel ad, afsun, efsun, sihir, füsun, bağı” olarak açıklanmıştır. Büyü uygulamaları, Sosyoloji Sözlüğünde “uygun zamanlarda yerine getirilme zorunluluğu olan, uygulama sırasında

      , Yer: Dinler ve İnanışlar

    • Hitit Krallığı Hattuşa'da yeniden kuruluyor

      Doğal, tarihi ve kültürel güzellikleriyle Türkiye'nin önemli turizm merkezlerinden biri olan Çorum, Anadolu'nun ilk medeniyetlerinden Hatti ve Hititlerin kültürel mirasına ev sahipliği yapıyor. "Tarihi Milli Park" ilan edilen Boğazkale ilçesindeki Hititlerin başkenti Hattuşa, antik şehri çevreleyen 6 kilometrelik surları, anıtsal kapıları, 71 metre uzunluğundaki yeraltı geçidi, Büyükkale'deki sarayı, bugüne kadar açığa çıkarılan 31 tapınağı, kentin kuzeydoğusundaki Büyükkaya sırtlarında açığa ç

      , Yer: Gündem

×
×
  • Yeni Oluştur...