Jump to content

nevermore

Önerilen Mesajlar

Türklerin, gerek aile ahlakında ve gerek cinsel ahlakta ne kadar yüksek oldukları bilinmektedir. Bugün

Türkler, tamamen bu eski ahlakı kaybetmişlerdir. İran ve Yunan medeniyetlerinin etkisiyle kadınlar esarete düşmüşler, hukukça aşağı bir dereceye inmişlerdir. İşte bu nedenledir ki, memleketimizde Türkçülük akımı doğar doğmaz, feminizm ideali de beraberinde doğmuştur. Türkçülerin hem halkçı,hem de kadıncı olmaları, yalnız bu yüzyılın bu iki ideale değer vermesinden dolayı değildir; eski Türk hayatında demokrasi ile feminizmin iki başlıca esas olması da, bu konularda büyük bir etkendir. Başka milletler, çağdaş medeniyete girmek için geçmişlerinden uzaklaşmak zorundadırlar. Oysaki Türklerin, modern medeniyete girmeleri için, yalnız eski geçmişlerine dönüp bakmaları yeterlidir.

Eski Türklerde dinin aşırı törenlerinden ve olumsuz ibadetlerden uzak olması,tutuculuktan ve din tekelciliğinden uzak bulunması, Türkleri gerek kadınlar hakkında, gerek diğer kavimler hakkında çok hoşgörülü yapmıştı. Gelecekte, tarafsız bir tarih, demokrasi ile feminizmin Türklerden doğduğunu itiraf edilmek zorunda kalınacaktır. O halde, gelecekteki Türk ahlakının esasları da millet, vatan, meslek ve

aile idealleri ile beraber demokrasi ve feminizm olmalıdır

 

 

Eski Türkler, hem demokrat, hem de feminist idiler. Zaten demokrat olan toplumlar genellikle feminist olurlar. Türklerin feminist olmasına başka bir neden de eski Türklerce şamanizmin kadındaki kutsal güce dayanmasıydı. Türk şamanları,sihir kuvvetiyle harikalar gösterebilmek için, kendilerini kadınlara benzetmek zorundaydılar. Kazın elbisesi giyerler, saçlarını uzatırlar, seslerini inceltirler, bıyık vesakalların tıraş ederler, hatta gebe kalırlar, çocuk doğururlardı. Buna karşılık, toyonizm dini de erkeğin kutsal kuvvetinde, kut‟unda görünürdü. Toyonizm ile şamanizmin değerce eşit olması, hukukça erkek ve kadının eşit tanınmasına neden olmuştu.

 

– Hatta her işin gerek toyonizme, gerek şamanizme dayanması gerektiğinden her işe ait toplantıda, kadınlar erkeğin beraber bulunması şarttı. Mesela, halkın sorumluluğu hakan ile hatunun/katunun her ikisinde ortak olarak ortaya çıktığı için, bir talimat yazıldığı zaman, “ hakan emrediyor ki” ibaresi ile başlarsa ona boyun eğilmezdi. Bir emrin kabul edilmesi için, mutlaka “ hakan ve hatun emrediyor ki” sözü ile başlaması gerekti.

 

– Hakan, tek başına, bir elçiyi huzuruna kabul edemezdi. Elçiler, ancak, sağda hakan ve solda hatun oturdukları bir zamanda, ikisinin birden huzuruna çıkardı.Şölenlerde, kenkeşlerde, kurultaylarda ibadetlerde ve törenlerde savaş ve barış toplantılarında hatunu da mutlaka hakanla beraber bulunurdu.

– Kadınlar, örtünmeye ait hiç bir şarta bağlı değillerdi.

 

– Hakanın hükümette ortağı olan hatuna Türkan unvanı verilirdi. Hatun , hakan sülalesinde bütün prenseslerin ortak unvanı idi. Türkan‟ın da mutlaka hatunlardan olması gerektiğinden ona da sadece hatun denilebilirdi.

 

– Eski Türklerde, eş yalnız bir tane olabilirdi. Emperyalizm devirlerindehakanların ve beylerin, bu gerçek eşten başka kuma adıyla başka illere mensupodalıkları da bulunabilirdi. Ancak, bu kumalar, gerçek eş niteliğinde değildirler. Türktöresi, bunları, resmen eş tanımazdı.Kumaların çocukları öz annelerine anne diyemezler, teyze diye çağırırlardı. Anne hitabını, yalnız babalarının gerçek eşine söyleyebilirlerdi. Aynı zamanda, kumaların çocukları mirasa da giremezlerdi. Kumaların oğulları babaları hakan olsa bileasla hakan olamazlardı. Kumaların,hatunlardan farklılığı şudur ki, kumalar, hakanın kendi ilinden değildiler. Hatun ise,hakanın kendi ilinden idi. Kuma, Çin prenseslerinden ise, „Konçuy‟adını alırdı. Konçuy, diğer kumalardan önce gelirdi. Fakat konçuyların üstünde de hatun vardı.Moğol devrinde, hatunların sayısı da çoğalmağa başladı. Fakat bunlardan yalnız bir tanesi Türkan yani melike konumunda bulunurdu.

 

– Eski Türklerde kadınlar, genellikle amazon idiler. Binicilik, silahşörlük,kahramanlık, Türk erkekleri kadar, Türk kadınlarında da vardı. Kadınlar, doğrudan doğruya, hükümdar, kale muhafızı, vali ve elçi olabilirlerdi.

– Sıradan ailelerde de ev, ortak olarak, karıyla kocanın ikisine aitti. Çocuklar üzerindeki velilik hakkı baba kadar, anaya da aitti. Yani aile düzeni pederşahî değil pederî idi.

 

– Erkek her zaman karısına saygı gösterir; onu at arabasına bindirerek, kendisi arabanın arkasından yürürdü. Şövalyelik , eski Türklerde genel bir karakter idi.

 

– Feminizm de, Türklerin en önemli ilkelerinden biri idi. Kadınlar malları kullanma hakkına sahip oldukları gibi, dirliklere, zeametlere, haslara, malikânelere de sahip olabilirlerdi.Eski kavimler arasında, hiçbir kavim Türkler kadar kadın cinsiyetine hak vermemişler ve saygı göstermemişlerdir.

 

– Eski Türklerde, cinsel ahlak da çok yüksektir. Örneğin Yakutlarda, eski Yunanlıların Venüs‟üne karşılık, bir doğum tanrıçası vardır ki Ayzıt adı verilir. Bu tanrıça, kadınlar doğuracağı zaman imdatlarına yetişir; onların kolayca doğurmasına yardım eder; üç gün lohusanın başucunda bekledikten sonra, beraberindeki dere,tarla, ağaç, çiçek perileriyle gökyüzünün üçüncü katındaki sarayına döner. Bununla beraber, Ayzıt‟ın, hiç hoşgörü kabul etmeyen, bir şartı vardır: Namusunu korumamışolan kadınların yardımına, ne kadar yalvarırlarsa yalvarsınlar ve ne kadar değerli kurbanlar ve hediyeler sunarlarsa sunsunlar bir türlü gelmez.

– Eski Türk kadınları, tamamen özgür ve serbest oldukları halde, boş işlerle uğraşmazlardı.

 

– Hukukta Türkçülüğün üçüncü amacı da, bir çağdaş aile oluşturmaktır. Çağdaş devletteki eşitlik ilkesi erkekle kadının evlenmede boşanmada mirasta mesleki ve politik haklarda eşit olmasını gerektirir. O halde, yeni aile yasası ile seçim yasası bu esasa göre yapılmalıdır. “ Nitekim evlilik sırasında oğlan tarafı kız tarafına “kalıng”denilen bir para ve mal verirdi. Boşanma söz konusu olduğunda kadın suçlu ise“kalıng”erkeğe verilir, erkek suçlu ise kadında kalırdı.

 

 

– Şaman uygulamalarının farklılıkları, bakış açılarının farklılıkları ile daha da zorlaştırılmakta ve şamanlığı olduğundan farklı bir boyuta götürmektedir. Kadınşamanlık müessesi de oke-feminizm bağlamında araştırmaya çekildiğinde durumun politize edildiğini söylemekten başka çare kalmıyor. Ancak,Araştırmalar derinleştikçe, inkâr edilemez şekilde dinî ve uhrevî işlerde kadınların rolünün daha eski çağlarda daha büyük olduğunu gösterir.

 

 

 

Kaynak :

1. Türkçülüğün Esasları ( Ziya Gökalp )

2. TÜRKÇÜLÜK ve FEMİNİZM (MİLLİYETÇİ KADIN HAREKETİ) * Emine KIZILTAŞ’ın makalesi

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Similar Topics

    • Türklerde İnanç Ve Bunların Tiyatro Sanatıyla İkişkisi

      Kültürün ve sanatın kökenine bakıldığında mitleri ve mitlerin de, inanışlara dayandığını görülür. Bu nedenle Türk Kültürü’nün kökenlerini incelerken de geçmişten günümüze var olan inanışların incelenmesi gerekir. Bu inanışların temelinde yatan kaynakların, inanç biçimlerinin, bu biçimlerin nasıl değiştiğinin de yine incelemeye dahil edilmesi gerekir. Türk toplumlarının geçmişine bakıldığında karşılaşılan en eski inanış, birçok kaynakta “Şamanizm” olarak adlandırılır. Ancak Şamanizm’in bi

      , Yer: Tiyatro ve Sahne Sanatları

    • Eski Çağların Savaşçı Kadınları

      I. Ahhotep (M.Ö. 1560 - 1530) Karnak tapınağındaki bir dikilitaşta şöyle yazar: "Her şeyi bilen, Kemet'i toplayan soylu leydi, Kral'ın eşi. Hükümdâr'ın kurduklarını idare etti. Onu korudu. Kaçakları topladı. Firari askerleri bir araya getirdi. Yukarı Mısır halkını yatıştırdı. Asilere boyun eğdirdi, Kral'ın eşi hayat veren Ahhotep."I. Ahmose ve kraliçe Ahmose Nefertari'nin annesidir. Ahhotep, "Tatmin olmuş Ay" anlamına gelir. Yaşadığı yüzyıl, Mısır Firavunlarının karşılaştığı en zor dönemlerd

      , Yer: Tarihi Kişiler ve Olaylar

    • Nöroetik: Beyin ve Ahlaki Davranışlara Büyüleyici Bir Bakış

      Nöroetik, yeni ve ilginç bir bilgi alanıdır. Beyinde olanlarla ilgili olarak ahlaki davranışları analiz eder. Nöroetik kelimesinin iki anlamı vardır. 1973 ve 2002 yılları arasında “sinir bilimlerinde etiği inceleyen bir bilgi alanı” olarak tanımlandı. Ancak 2002’den itibaren etiğin sinirbilimi olarak ele alındı. Bu son kavram bugün hakim olan kavramdır. Etiği felsefe alanına değil, nörobiyolojiye dayandırmaya çalışır. Alman nöropsikiyatrist Anneliese Alma Pontius, nöroetikten bahseden

      , Yer: Gnoxis Cafe

    • Rasyonalist Bakış Açısıyla H.P Lovecraft

      Mitos Yaratıcısı Olduğu Kadar Paranoyaklık Yaratıcısı Edebi ustalıklardaki yetersizliğine rağmen bir mitos yaratıcısı olarak ele aldığımız H.P Lovecraft’in eserlerine yansıyan mitleri ele alan karakterler, normal bir özdeşleşme sürecinden sonra eserlere yön veren karakterden ziyade, okuyucunun kendisini direkt bir şekilde temsil eden simgesel karakterlere dönüşürler. Somut bir örnek olarak Cthulhu Mitosunu devam ettiren yazarlar (ki bu yazarlara Stephen King bile dahildir) “bir Lovecraft ok

      , Yer: Yazarlar

    • Eski Mezopotamya ve Mısır’da Sayı Sembolizmi

      Mezopotamya ilk zamanlarda matematik ve astronominin geliştirildiği yerdir. Bugün kullandığımız belli sayıların anlamlarının çoğunu Mezopotamyalılara borçluyuz. Sayıların gizemi ve anlamıyla ilgili olarak sayılara bakacak olursak örneğin 3 sayısı aşkın, yani sentetik gücün özünü açığa vurur. M.Ö. 3. bin yılın başlarında, Sümer tanrıları, Anu, Enlil,ve Ea göğe, havaya ve yere karşılık geliyordu. Eski Babil’de Sin (Ay), Şamas (Güneş) ve İştar (Venüs) astral üçlemesine tapılırdı ve bu kutsal ü

      , Yer: Dinler ve İnanışlar

×
×
  • Yeni Oluştur...