Jump to content

Şanlıurfa; Şark'ın İncisi...


Siber_Keşiş

Önerilen Mesajlar

Selamlar! Sizlere toprağımı tanıtmak istedim sevgili site ahalisi dostlarım :)

 

Boş vaktiniz varsa ve merak ediyorsanız bi göz atmanızı tavsiye ederim :)

 

 

Şanlıurfa'nın Coğrafi Konumu

 

 

Şanlıurfa, doğusunda Mardin, batısında Gaziantep, kuzeyinde Adıyaman, kuzeybatısında Diyarbakır illeri ile çevrilmiştir. Güneyinde ise 1921,1926,1929 yıllarında yapılan Ankara Antlaşması ve 1930 Halep protokolüyle çizilmiş bulunan Suriye sınırı ile çevrelenmiş bir sınır şehridir.

 

Şanlıurfa, coğrafi konumu nedeniyle üzerinde tarih boyunca bir çok devlet ve beyliğin hüküm sürdüğü, değişik kültürlerin geçiş ve kaynaşma alanı olmuştur. İlk ve orta çağda eski uygarlık merkezlerinden olan Mezopotamya ve Arap ülkeleri ile Avrupa arasındaki bazı yollar Şanlıurfa üzerinden geçmekteydi. Şanlıurfa doğuyu batıya bağlayan bir çok tarihi, ticari ve askeri yolların üzerinde yer almış olması nedeniyle geçmişte ve günümüzde önemli bir il olmuştur.

 

Şanlıurfa, Dünya’nın ve Türkiye’nin en önemli bölgesel kalkınma projesi olan GAP’ın (Güneydoğu Anadolu Projesi) merkezi durumundadır.

 

Şanlıurfa, Güneydoğu Toroslar’ ın orta kısmının güney etekleri üzerindedir. İlin kuzeyinde yer alan dağlar ve yüksek tepeler genellikle güneye doğru gittikçe alçalır. Büyük ovalar Şanlıurfa’nın güneyinde yer almaktadır. Sıra tepeler oldukça yaygın olup bunların arasında batıdan doğuya doğru sıralanan Suruç, Harran ve Viranşehir ovaları bulunmaktadır.

 

Batıya doğru kenarları fazla uzanmış bir altıgene benzeyen Şanlıurfa’nın yüz ölçümü 18.584 km’dir. (DİE 1997 yıllığı) Bu, Türkiye yüz ölçümünün % 3 üne eş değerdir. Türkiyenin en büyük 7. Kentidir.

 

110.jpg

 

Şanlıurfa Kültürüne Bir Bakış

 

1992 yılında Balıklıgöl yakınında bulunan ve “Balıklıgöl Heykeli” olarak adlandırılan heykelin 13.500 yıllık olduğu ve dünyanın en eski heykeli olduğu anlaşılmıştır.

Atatürk Barajı göl alanı altında kalan Nevali Çoli ve Şanlıurfa’nın Göbeklitepe bölgesinde yapılan arkeolojik kazılarda, 11.500 yıl öncesine ait taş kabartmaların ve heykellerin dünyanın en eski plastik sanat eserleri olduğu kabul edilmektedir. (1)

13.500 yıllık tarihi süreç içerisinde Urfa, birçok milletlerin hakimiyetinde kalmış, birçok medeniyetlerin beşiği olmuştur. Bunun tabii bir sonucu olarak da köklü bir kültür yapısı oluşmuştur. Bu kadar uzun bir tarih içinde oluşan Urfa kültür yapısını incelemek, elbetteki başlı başına ayrı bir çalışma konusudur. Biz, bir fikir vermesi bakımından Urfa kültür tarihini özetlemeye çalışacağız.

Kültür; “gelenek halindeki her türlü yaşayış, fikir ve sanat varlıklarının toplamı”dır(2). Bir başka ifade ile kültür, “bir milletin kimliğidir”, halk arasında doğar, yüzyıllar boyu içinde toplumsal, tarihsel ve evrensel değerlerle beslenerek oluşur. Kültür yüzyıllar içinde oluştuğuna göre, tarih içinde Urfa’da hakimiyet kurmuş devletlerden bahsetmemiz yerinde olacaktır.

Urfa’da hakimiyet kurmuş devletleri tarih sırasına göre şöyle sıralayabiliriz; Urfa; milattan önce Ebla, Akkad, Sümer, Babil, Hurri-Mitanniler, Arâmîler, Assur, Keldâni, Med, Pers, Makedonya Krallığı, İskender, Seleukos Krallığı, Parth Krallığı dönemlerini geçirmiştir. Milattan sonra Edessa Krallığı, Roma, Bizans, Sâsâni Krallığı dönemi geçirmiştir.

 

111.jpg

 

Akkadlar, Akkadca (Doğu sami dili MÖ XXIII yy dan sonra), Sümerler’in yazı ve konuşma dili Sümerce (MÖ 4.000-3.000) (yazı dili)(3), Asurlular (Asur dili), Babilliler (Babil Dili), Arâmîler (Arâmîce, Aramca)(4) Latince, Farsça, Süryanice, Nebatice (Aramice’nin özellikle Arapça’ya yakın kolu) bu dönemlerde yazı ve konuşma dilleri olarak sayılabilir. Putperestlik, Sabiilik (Yıldızlara tapan) ve milattan sonra da Hıristiyanlık(5) dini bu bölgede hüküm sürmüştür.

 

Halife Hz. Ömer zamanında İyad b. Ganem Urfa’yı 639 tarihinde fethetmiştir.(6) Böylece Urfa 639-661 dönemi içinde İslam dinine mensup Arapların hakimiyetinde kalmıştır. “Bölge ve şehirde oturan halk bu tarihte İslamiyet’i kabul eder. VII yüzyıl ortalarına doğru Urfa’nın İslamlaşması ile kültürel yaşam formasyonu büyük ölçüde değişir”.(7)

 

Urfa İslamiyet’le beraber önceleri Emevi daha sonraları da Abbasi kültürlerinin benzer uygarlıklarında yoğrulur. (Emeviler dönemi 661-750) Özellikle “Abbasi hükümdarı Halife Harun-el Reşid döneminde Batı’da Ortaçağın karanlık dünyası yaşanırken, Doğuda Bağdat, Diyarbekir, Harput ve Mardin yanında, Harran ve Urfa’da ilimde sanatta ve ticarette çok ileriye gitmiştir” (8) (Abbasiler dönemi:750-990), Arapların hakimiyeti ile bölgede İslamiyet dini, dil olarak da Arapça bölgede hüküm sürmüştür.

 

Daha sonra Nûmeyrîler, Mervânîler, Bizans, Ermeni Philaretos dönemine rastlamaktayız. Urfa’da 1087’den sonra Büyük Selçuklular dönemi başlamıştır. Türklerin Anadolu’ya gelip yerleşmeleri Selçuklular’ın eline geçmesinden çok önceleri olmuştur. Kültür tarihi açısından önem arz ettiğinden bu konuya değinmek isteriz.

 

112.jpg

 

“Selçuklu Devleti kurularak, özellikle batı yönünde fetihlerin başlaması ve dolaysıyla Anadolu’nun tamamen fethedilip bir Türk yurdu haline getirilmesinden çok önceki zamanlarda (M.S. IV.yy sonlarına doğru) Anadolu’ya ilk Türk girişi, Hun Türkleri tarafından gerçekleştirilmiştir.”(9) “Kursık ve Basık adlarındaki iki başbuğun komutasındaki Hun atlı kuvvetleri, Erzurum üzerinden hareketle Karasu ve Fırat havzalarından Malatya’ya ulaştılar. Daha sonra bu kuvvetler, Çukurova’yı istila ile Orta-doğunun en sağlam surlarına sahip olan Urfa ve Antakya kalelerini başarısız bir kuşatmada bulundular” (10) “Hun Türklerinden sonra Sabar Türkleri (MS 508) Anadolu’ya girmişlerdir…. Hun ve Sabar Türklerinden sonra Anadolu’ya Üçüncü Türk girişi Türklerin VIII yüzyıldan itibaren özellikle Abbasiler devrinde, Türkistan ve Horasan’dan Anadolu’ya getirilerek Bizanslılara karşı gazalarda bulunan gaziler arasında , çok sayıda Müslüman Türkler vardır”(11) Buna göre;Türklerin Anadolu’ya gelişleri 1071’deki Malazgirt Meydan Muharebesi’nden çok önceleri başlamıştır. ”Anadolu’nun kaderini tayin eden Malazgirt Savaşı’nda Selçuklu Sultanı Alparslan’a karşı savaşan Bizans hükümdarı Romanos Diogenes’in bayrağı altındaki Peçenek ve Uz (Hıristiyan Oğuz) Türklerinin bulunması sadece; Anadolu’da Türkmenlerden önce de Türk soyunun bulunduğunu gösterir” (12), “Türklerin Anadolu’ya akın akın girmelerinin temel sebebi; yaşadıkları yerlerde Moğol baskılarının artmasındandır. Yine fazlaca artan nüfusun, verimi sınırlı olan yurtlarında barınamamaları sonucunu yaratmış ve bu sonucun tabii seyri olarak da büyük Anadolu’ya Türk göçü doğmuştur. Tarihi kaynakların verdikleri bilgilere göre, bu büyük göç sırasında on binlerce Türkmen ailesi, kendilerine yurt aramak için Anadolu yollarına düşmüşlerdir. İslam Tarihçisi Zekeriya Kazvini’nin vermiş olduğu rakamlara göre 3 milyona yakın Oğuz Türk’ü Anadolu kapılarından yeni yurtlarına giriyorlardı.”(13)

 

“Horasan’da Büyük Selçuklu Saltanatının kurulması ile başlayan büyük göçün Anadolu’ya getirdiği unsurlar yalnız göçebe unsurlar değildi. Anadolu’ya gelen Türkler arasında; Orta Asya’da çok eski zamanlardan beri köy hayatına, hatta şehir hayatına geçmiş her çeşit halk mevcuttu”(14)“Bununla beraber Türkmenler, Malazgirt zaferine kadar bu ülkede emniyetle oturamamışlardı”(15)

 

26 Ağustos 1071 tarihinde Selçuklu Sultanı Alparslan‘ın Bizans imparatoru Romanos Diogens‘e karşı kazandığı Malazgirt zaferi ile Anadolu kapıları ebediyen Türklere açılmış oldu. Yenilen imparatorla bir anlaşma yapıldı ve serbest bırakıldı. Bu anlaşmanın bir maddesi de “Malazgirt, Urfa, Antakya civarı ve Menbic (Halep ile Suruç arası) yöresi Türklere verilecekti. Fakat Romanos Diogenes’in yenilgisi üzerine Bizans tahtını ele geçiren yeni imparatorun onu Sivas dolaylarında yakalatıp gözüne mil çektirmesiyle bu anlaşma da çiğnenmiş oldu.

 

“Malazgirt Zaferi Türk ve dünya tarihinin dönüm noktalarından birisini oluşturan önemli bir olaydır. …Türkler bu kez bir istila ve yağma amacıyla değil, artık fethettikleri bölge ve yörelerde yerleşmeye başlamışlardır. Bu zaferden sonra Anadolu’da çeşitli Türk devletleri kurulmuş ve bu devletler Anadolu’nun bir Türk yurdu haline gelmesinde önemli tarihi rollerini oynamışlardır.”

 

113.jpg

 

Malazgirt Zaferi’nden 16 yıl sonra 1087 yılında Urfa, Büyük Selçuklu hükümdarı Melikşah’ın komutanlarından Emir Bozan tarafından alındı. Melikşah, Emir Bozan’ı Urfa’ya vali olarak tayin etti. Böylece Türklerin ilk olarak Urfa’ya girmeleri 1087 yılında gerçekleşti (17) “Urfa Selçuklu döneminde yeniden eski uygarlığına kavuştu, hanlar, mescitler, medreseler açıldı, Ünlü Türk filozofu Farabi’nin ders gördüğü Harran (Okulu) Üniversitesi bu devirde daha da genişletildi.”(18)

 

Büyük Selçuklu hakimiyetinden sonra Urfa, Ermeni Thoros, Urfa Haçlı Kontluğu, Musul Atabeyleri (Zengiler), Eyyubiler, Anadolu Selçukluları, Artuklular, İlhanlılar, Memlüklüler, Timur, Döğer aşireti dönemi, Akkoyunlular, Karakoyunlular, Memlüklüler, Dulkadıroğulları ve Safeviler’in hakimiyetinde kaldı.

 

1517 yılında Yavuz Sultan Selim devrinde Osmanlı idaresine geçti. 406 sene Osmanlı hakimiyetinde kalan Urfa 1923 yılında Türkiye Cumhuriyetinin bir vilayeti oldu.

 

Halife Hz.Ömer döneminde (639) Urfanın fethi ile günümüzden yaklaşık 1400 sene önce İslam Urfa ve havalisine gelmiş, islami kültür Emeviler ve Abbasiler döneminde zirve dönemini yaşamıştır. Büyük Selçuklu (1087) Zengiler, Artuklular, İlhanlılar, Memlüklüler, Dögerler, Akkoyunlular, Karakoyunlular, Dulkadıroğulları, Osmanlı imparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti olmak üzere, yaklaşık 900 senedir Urfa’ya Türk-İslam kültürü hakim olmuştur.

 

“İl gider töre kalır” sözünde olduğu gibi toprak değişse bile kültür, bir milletin varlığıyla birlikte devam eder. Urfa’ya gelen Müslüman Türkler, merhamet, iyilik, yardımseverlik, müsamaha, dürüstlük, kardeşlik, ahlak değerleri, insan hak ve hürriyetleri, ırk mezhep ve millete bağlı ve çeşitli dinlere inanan insanlar arasında ayırım yapmama gibi insanlığın temel vasıflarıyla, Şeyh Edebali, Yunus Emre, Hacı Bayram Veli, Hacı Bektaşi, Ahmet Yesevi gibi mutasavvufların düşünce sistemleriyle, velileriyle, ermişleriyle, şeyhleriyle, tarikatlarıyla, vakıflar, aş evleri, düşkünler evi, ahi teşkilatı gibi sosyal ve kültürel müesseseleriyle, camiler, medreseler, çeşmeler, imaretler, hamamlar, kütüphaneler, hastaneler gibi yapılarıyla, gelenek ve görenekleriyle, folkloruyla, müziğiyle, edebiyatıyla, sanatıyla özetle bütün kültür değerleriyle 900 senedir Anadolu’nun her köşesine olduğu gibi Urfa’ya da Türk ve islam’ın damgasını vurmuşlardır. Türklerden önce bu bölgede bulunan insanlar da zaman içinde Türk-İslam kültürü yoğrulmuştur.

 

114.jpg

 

Rivayetlere göre “Hz. Adem (a.s)’ın çiftçilik yaptığı, Hz.Nuh (a.s.)’ın gemisinin karaya vurduğu dağın (Cudi) bu bölgede olması, Hz.İbrahim (a.s.)’in doğduğu ve ateşe atıldığı yeri işaret eden makamların varlığı, Hz.Lût (a.s), Hz. İshak (as), Hz.Ya’kup (a.s), Hz. Yusuf (a.s), Hz.Eyyub (a.s), Hz.Elyesa (a.s.), Hz.Şu’ayb (a.s), Hz.Musa (a.s.) ve Hz.İsa (a.s)’nın bu bölgelerde yaşaması ve Şanlıurfa ile olan bağları, yöredeki ilgili makamları, bu tarihi şehrin “Peygamberler Şehri” adıyla anılmasını sağlamıştır.”(19) İşte bu nedenlerle Şanlıurfa yüzyıllar boyu dini merkez konumunda olmuştur. İslamiyet’in bölgedeki hakimiyeti ile Urfa halkı İslam dinine bağlı bir hayat sürdürmüştür. Evliya Çelebi ünlü seyahatnamesinde (1640) Urfa ve Urfalılardan bahsederken “Tanrı bu şehir halkına Hz. Halil İbrahim bereketi vermiştir. Burası gayet bereketli ve bolluk olan bir yerdir. İnsanları Halil İbrahim gibi sevimli, Müslüman, takva sahibi adamlardır” der.

 

Urfalıların dini sohbet yaptıkları, dini kitaplar okudukları, peygamberlerle ilgili kıssalar dinledikleri ortamlardan biri de sıra geceleridir. Gerçekten de Urfalı, birçok dini bilgisini sıra gecelerinde öğrenir, kafasına takılan soruları sorar, samimi bir oram içinde cevaplarını alarak bu konudaki eksikliğini tamamlar. Konuyu bu açıdan değerlendirdiğimizde İslami yaşantı ile sıra gecelerinin bağlantısını görmekteyiz. Bu noktadan baktığımızda sıra gecesi geleneğinin tarihin derinliklerinden geldiğini görebilmekteyiz.

 

Tarih boyunca Urfa, Harran’la birlikte kültür ve medeniyetin beşiği olmuştur. Dini konular yanında, felsefe, tıp, matematik, astronomi ve müzik konusunda önemli sayıda ilim adamı yetişmiş, bu ilim adamlarının yazdığı eserler günümüze kadar gelmiştir. Din bilgini İbni Teymiyye, din, astronomi ve matematik bilgini El Bettani, mimar Abdülkadir bin El Selametel Ruhavi bunlardan birkaçıdır.

 

Dini ve diğer bilimlerde akademik düzeydeki çalışmalar, ayrıca Urfa ve Harran’ın ipek yolu üzerinde bulunması nedenleriyle, Urfa doğu ve batı arasında kültür ve sanat alışverişinde önemli bir köprü olmuştur, ileri fikir hamlelerine önayak olmuştur.

 

Tarih süreci içinde edebiyat, Urfa kültürü içinde ayrı bir ehemmiyete sahip olmuştur. Urfalı Nabi,(20) XVII yy. Divan edebiyatının en önemli şairidir. Özlü söyler, nüktedandır “Nabi gibi söyler” sözü günümüzde dahi kullanılmaktadır. Musikişinastır, besteler yapmıştır.

 

115.jpg

 

Urfa tarih boyunca edebiyata ve şiire önem vermiş XVIII ve XIX. Yüzyılda Hikmet, Şevket, Abdi gibi yüzlerce Divan edebiyatı şairi yetişmiştir. Şairlerin yetişmesinin en önemli etkeni Urfalının kültür birikimi, şiire ve şaire değer vermesi olarak özetlenebilir. “Marifet iltifata tabidir” sözünde olduğu gibi yazılan şiirlerin çevre ile buluştuğu, iltifata mahzar olduğu ilk ortam, Sıra geceleridir. Şiirin beğenildiğini gören şair daha büyük bir hevesle edebiyata sarılmaktadır. Böylece sıra geceleri Urfa’da şiirin ve diğer edebiyat kollarının da gelişmesine katkıda bulunmuş olmaktadır. Geçmişte olduğu gibi bugün de yapılan sıra gecelerinde divan edebiyatının en güzel gazel örnekleri gazelhanlar tarafından okunmaktadır.

 

Urfa halkı misafirperverdir. Urfalıların misafirlerini ağırladıkları ortamlardan en önemlisi sıra geceleridir. Yabancı misafirler Urfa’ya geldiklerinde yakın ilgi görürler. Urfalı “kerıp”(21) dediği yabancıları sofrasında ağırlamaktan zevk duyar. Bu husus yüzyıllar öncesinden gelen bir gelenektir. Evliya Çelebi seyahatnamesinde, Urfa halkından bahsederken “içinde oturan halkının iyi huylu, hünerli kişiler” olduğunu anlatır. Hele halkının son derece yabancı dostu ve gönül alıcı, son derece konuksever kimseler olarak, gece ve gündüz sofralarında konuksuz yemek yemediklerinden sitayişle söz eder. Gerçekten de doğuştan her Urfalının yüreği insan sevgisi ile dopdolu bir garip dosttur...”

 

http://img172.imageshack.us/img172/6929/karaca01yi2.jpg

 

Şanlıurfa'nın Tarihi Mekanları

 

1-)Hz.İbrahim'in Doğduğu Mağara ve Ateşe Düştüğü Yer

 

Hz. İbrahim'in Doğduğu Mağara ve Ateşe Düştüğü Yer Hz. İbrahim Peygamberin doğduğu mağara, Halil-ür Rahman ve Aynzeliha göllerinin 100 metre doğusunda yer almaktadır. Mevlid-i Halil Camii avlusu içersine yer almaktadır. Hz. İbrahim bu mağarada yedi yaşına kadar kalmıştır. Mağaranın içersinde bulunan şifalı suyun bir çok hastalığı iyileştirdiğine inanılmaktadır. Bu mağaranın yanına Osmanlı Dönemi'nde Hz. İbrahim'in hatırasına Mevlid-i Halil adı verilen küçük bir cami yapılmıştır. İbrahim Peygamberin makamını ziyaret etmeye gelen binlerce kişiye bu cami küçük gelmeye başlamış ve bunun yanına 1986 yılında çifte minareli büyük bir cami inşa edilmiştir. Halilürrahman Gölü'nün kenarında ise Hz.İbrahim'in ateşe düştüğü yer bulunmaktadır. Burada kaynayan bir su vardır. Gelen ziyaretçiler bu sudan içer ve götürüler.

 

116.jpg

 

2-)Eyyüp Peygamber Makamı ve Kuyusu

 

Eyyüp Peygamber Makamı ve Kuyusu Eyyüp Peygamber'in hastalık çektiği mağara ve kutsal suyunda yıkanarak şifa bulduğu kuyu, Urfa şehir merkezinin Eyyüb Peygamber semtinde yer almaktadır. Sabrın sembolü Eyyüp Peygamber bu mağarada 7 yıl şiddetli bir hastalık çekmiştir. M.S. 460 yılında Piskopos Nona tarafından Eyyüb Peygamber Kuyusu'nun cüzzamlı hastaları iyileştirdiğinin keşfedilmesi üzerine buraya bir cüzzam hastanesi yapılmış ve hastalar bu kuyunun suyu ile yıkattırılarak sağlıklarına kavuşmuşlardır. Hz. İsa'nın yüzünü silerek resmini çıkardığı ve Urfa Kralı'na gönderdiği mucizevi mendili bir hırsız tarafından çalınarak "Eyyüp Peygamber Kuyusu"na atılmıştır. Bu olay, 1145 yılında Urfa'yı alan İslam komutanı İmadeddin Zengi'ye Süryani kilisesinin reisi Basil Bar Şumana tarafından şu şekilde anlatılmıştır. "-Urfa'yı ziyarete gelenlerden birisi Hz. İsa'nın mendilini çalar ve cebine koyar. Kosmas manastırında geceleyen ziyaretçinin cebindeki bu mendil karanlıkta ışık ve nur saçmaya başlar. Yanmaktan korkan mendil hırsızı, mendili 'Eyyüp Peygamber Kuyusu'na atar. Kuyudan güneş misali bir ışık çıkar, kuyunun içini dışını aydınlatır. Böylece mendil bulunarak kuyudan çıkarılır ve manastırdaki yerine iade edilir." Halk arasında bu olay Ulu Camideki iki kuyu için de anlatılmaktadır.

 

http://img245.imageshack.us/img245/4981/salih011al7.jpg

 

3-)Balıklıgöl ve Ayn-Zeliha Gölü

 

Balıklıgöl ve Ayn-Zeliha Gölü Halil İbrahim Peygamber, devrin zalim hükümdarı Nemrut ve puta tabanlarla mücadele eder. Putları kırıp parçalayarak halkı tek tanrıya inanmaya çağırır. Bu başkaldırıya karşı Nemrut, İbrahim Peygamberi büyük bir odun yığınında yakmak ister. İbrahim Peygamber ateş üzerine düşer düşmez, ateşin yerinde berrak bir göl belirir. Yanan odunlar balığa dönüşür. Göle Halil-ür Rahman Gölü (Balıklı göl) denilir. Yanındaki göl ise (Ayn-Zeliha) İbrahim Peygamberin sevgilisi ve Nemrut'un evlatlığı Zeliha'nın gözyaşlarından oluşur.

 

117.jpg

 

4-)Urfa Kalesi

 

Urfa Kalesi Kentin güneybatı kesiminde, Halil-ür Rahman ve Ayn-ı Zeliha göllerinin güneyindeki Damlacık dağının kuzey eteğinde bulunan tepe üzerindedir. Doğu, batı ve güney tarafı kayadan oyma derin savunma hendeği ile çevrili, kuzey tarafı ise sarp kayalıktır. 814 yılında (Abbasiler Dönemi) şehir sularının yeniden inşa edilmesi sırasında kalenin de Seleukoslar dönemine ait eski kalıntılar üzerine yeniden inşa edildiği kuvvetle muhtemeldir. Güneydeki kayadan oyma hendeğin M.S. III. yüzyıla ait kaya mezarlarının üzerine yapıldığı kesilmiş kaya mezarlarından anlaşılmaktadır. (Romalılar tarafından yaptırılan İç kale zamanla genişlemiştir. İç kale 25 burçludur. Kalede Bizans ve İslam dönemine ilişkin kalıntılar bulunmaktadır. Surları M.S. 812 yılında Hıristiyanların, Arap akınlarına karşı kenti korumak amacıyla yaptırdığı bilinmektedir. Dış kale ise Haçlılar zamanında büyütülerek restore edilmiştir) diyenler de vardır. Kale üzerindeki Korinth başlıklı iki sütunun arası 14 m. olup yükseklikleri 17.25 ve çapları 4.60 metredir. Doğudaki sütunun kente bakan yüzünün 3 metre yukarısında Estrangela türündeki Süryanice kitabede: "Ben askeri komutan Barş[AMAŞ] (Güneşin Oğlu)'nın oğlu AFTUHA. Bu sütunu ve üzerindeki heykeli başbakan MA'NU kızı, [kral MA'NU] eşi, hanımefendim ve [velinimetim] kraliçe ŞALMETH için yaptım." yazılıdır. Kitabede adı geçen Edessa kralı II. MA'NU (240-242)'dur. Saltanat tarihleri dikkate alınırsa, bu sütunların 814 yılındaki surlar ve kalenin esas inşa tarihinden önce buraya birer anıt sütun arak dikildikleri ortaya çıkar.

 

118.jpg

 

5-)Şanlıurfa'daki Tarihi Çarşılar

 

Şanlıurfa'daki Tarihi Çarşılar Urfa çarşılarını dolaşırken, tarihi yapıların güzelliği, kapalı çarşılara süzülen pırıl pırıl ışıklar, içerideki hava, o atmosfer sizi adeta büyüler. Attar Pazarı'ndan geçerken mis gibi kokular içinizi sarar, Kazaz Pazarı'nda ipekli dokumaların renk cünbüşünde kaybolursunuz. Kuyumcular Çarşısı'nın parıltısı içinizi aydınlatır. Halıcı Pazarı'nda el emeği göz nuru halıları, binbir renkle oylum oylum dokunmuş kilimleri görürüsünüz. Kazancı Pazarı'ndaki çekiç seslerinde ruhunuzdaki ritmi yakalar, Demirci Pazarı'nda ateşin bir başka rengini görürsünüz. Çarşılarda dolaşan köylüsü kentlisi, birbirinden farklı geleneksel giysiler içindeki insanları görünce kendinizi kıyafetlerin sergilendiği canlı bir etnoğrafya müzesinde hissedersiniz. Kürkçüler, keçeciler, kuşçu dükkanları, Nacar Pazarı daha gezilecek çok yeriniz var. Biraz yoruldunuz mu?.. Gümrük hanının otantik ortamında içeceğiniz mırra (acı kahve) günün bütün yorgunluğunu unutturacaktır size.... Abuzer Akbıyık Şanlıurfa’ nın Osmanlı döneminde kalma iş hanları ve çarşılarından oluşan eski ticaret merkezi Gümrük Hanı civarında yoğunluk göstermektedir.

 

Kazzaz Pazarı (Bedesten), Sipahi Pazarı, Koltukçu Pazarı, Pamukçu Pazarı, Oturakçı Pazarı, Kınacı Pazarı, Pıçakcı Pazarı, Kazancı Pazarı, Neccar Pazarı, İsotçu Pazarı, Demirci Pazarı, Çulcu Pazarı, Çadırcı Pazarı, Sarraç Pazarı, Attar Pazarı, Tenekeci Pazarı, Kürkçü Pazarı, Eskici Pazar, Keçeci Pazarı, Kokacı (Kovacı) Pazarı, Kasap Pazarı, Boyahane Çarşısı, Kavafhane Çarşısı, Hanünü Çarşısı, Hüseyniye Çarşıları, Gümrük Hanı civarında yer alan ve günümüzde de tarihi özelliklerini koruyan önemli alış veriş yerleridir. Bu çarşıların aşağıda ayrıntılı olarak anlatacağımızı sekiz adedi kapalı çarşı, bir adedi de yeraltı çarşısıdır. Şanlıurfa; İstanbul, Bursa,ve Edirne den sonra kapalı çarşı bakımından Anadolu’nun önde gelen illeri arasında yer almaktadır. SİPAHİ PAZARI Gümrük hanının batısına bitişik olarak inşa edilmiş, kuzey güney istikametinde beşik tonozla örtülü bir kapalı çarşıdır. Çarşıyı boydan boya örten tonozun üzerinde belirli aralıklarla aydınlatma pencereleri bırakılmıştır. Yerden yarım metre yükseklikte karşılıklı sıralar halinde dükkanların yer aldığı bu çarşı, güneyde boyahane çarşısına, kuzeyde isotçu pazarına açılır. Çarşının üçüncü bir kapısı da güneydoğu tarafından bedestene açılmaktadır. Bu kapının, bir dükkanın bozularak gerçekleştirildiği H. 1154 (M.1741) tarihli Rızvan Ahmet Paşa vakfiyesinden anlaşılmaktadır. Bu vakfiyede, sipahi pazarından ve söz konusu kapının açılışından “ İplikçi pazarı deyu tamir olunup hala sipahi çarşısı olan otuz dört adet dükkanlardan bir dükkan bezzazistan (kazzaz pazarı) tarafına kapu fetholunup...” cümleleriyle bahsedilmektedir. Sipahi pazarı günümüzde halı, kilim, kürk ve keçe türünden eşyaların satıldığı ve mezat edildiği bir çarşı olarak kullanılmakta, eski tarihi özelliğini aynen muhafaza etmektedir.

 

119.jpg

 

KINACI PAZARI Mençek hanının batısında yer alan ve kuzey güney istikametinde uzanan bu çarşının kuzey istikametinde uzanan bu çarşının kuzey kesimi beşik tonozla örtülü , güney kesiminin üzeri açıktır. Çarşının iki yanında beşik tonoz örtülü olarak sıralanan dükkanlar günümüzde kuyumcular tarafından kullanılmaktadır. PAMUKÇU PAZARI Kınacı pazarının batısında paralel olarak uzanan, beşik tonozla örtülü bir çarşıdır. Kuyumcu ve elbiseci esnafı tarafından kullanılmaktadır. BOYAHANE Pamukçu pazarının batısına paralel olarak uzanan yeni boyahane çarşının altında bulunan bir yer altı çarşısıdır. Ortasından Halil-ür Rahman suyunun aktığı bu çarşı rutubetli olması, iplik ve kumaş boyama sanatının terk edilmesi nedenleriyle 40 yıl kadar önce kapatılmıştır. Boyahane çarşısı adına H.1153 (M. 1740) tarihli Rızvan Ahmed Paşa vakfiyesinde rastlanmış olması yapının o tarihlerde mevcut olduğunu göstermektedir. HÜSEYNİYE ÇARŞILARI Çadırcı Pazarı ile Kazancı Pazarı arasında, kuzey güney istikametinde birbirine paralel olarak uzanan ve her biri 15’ er çapraz tonozla örtülü iki kapalı çarşıdır. Her iki çarşının birleştiği yerdeki dükkanlar sırt sırta bir plan göstermektedir. Doğu tarafta olan çarşının kuzey cephesindeki kilit taşının ortasında “Maşallahu Teala”, sağında, “suk açıldı, ayet-i kerime”, solunda “Nasrün minallahi ve fethün kerib, 1305” (M.1887) yazılıdır. Çarşı, Hartavizade Hafız Muhammed selim Efendinin oğlu Hüseyin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Hüseyniye çarşıları, inşa edildiği yıllarda halı, kilim, keçe ve benzeri yaygıların satıldığı yer olarak kullanılmıştır. Bir ara yemenici olarak kullanıldıktan sonra son olarak bakırcı esnafı tahsis edilmiştir.

 

KAZZAZ PAZARI (BEDESTEN) 1562 tarihli Gümrük Hanı’nın güneyine bitişik olarak aynı tarihte inşa edilmiştir. 1740 tarihli Rızvan Ahmet Paşa vakfiyesinde “BEZZAZİSTAN” adıyla geçen bu çarşının tamir ettirildiği yazılır. Doğu batı istikametinde beşik tonozlu ve arka arkaya 4 kubbeli olarak uzanan yapının batı kısımlarından güneye doğru uzayan tonoz örtülü ikinci bir bölümü daha vardır. Bedestenin doğuda han önü Çarşısına açılan ana kapısı, Sipahi pazarına açılan batı kapısı, Pamukçu Pazarına açılan güney kapısı ve Gümrük Hanına açılan kuzey kapısı olmak üzere dört kapısı bulunmaktadır. Sağlı sollu olarak uzanan ve yer seviyesinden yaklaşık 1 m. kadar yüksekte bulunan dükkanlarda kazzaz esnafı oturmakta, ayrıca Urfa yöresi mahalli kadın erkek elbiseleri satılmaktadır. Şanlıurfa Bedesteni, Anadolu’ da otantik değerini bugüne kadar koruyabilmiş ender çarşılarındandır. ESKİ KUYUMCU PAZARI Aslanlı Han’ın güneyine bitişik olarak bulunmaktaydı. İki kapılı ve beşik tonozla örtülü olan bu tarihi yapının yarısı 1983 yılındaki yol açım çalışmaları sırasında Aslanlı Han ile birlikte yıkılmış, diğer yarısı harap bir vaziyette kaderine terkedilmiştir. KASAP PAZARI Mevlevihane Camii’nin batısına bitişik olarak inşa edilmiş olup beşik tonozla örtülü “T” planındadır. İnşa tarihi bilinmemektedir.

 

120.jpg

 

Geleneksel Urfa Evleri

 

Geleneksel Urfa Evleri Yrd. Doç .Cihat Kürkçüoğlu* 1. Abdülkadir Hakkari Evi Camii Kebir (Ulu Camii) Mahallesi Yorgancı Sokak, 16-18 numaradadır. Sokak girişleri aynı ka­pılarla sağlanan haremlik ve selamlık olmak üzere iki bölümlüdür. Haremlik bölümüne "enikli kapı"dan girilir. Burası aşağı ve yukarı hayat olmak üzere iki bölümlüdür. Aşağı "hayat"ın kuzey ve güney cepheleri sütunlar üzerine oturan revaklıdır. Bu bölümde mutfak, odunluk, develik, zerzembe ve bir oda yer alır. Aşağı avlunun kuzeydoğu köşesin­den bir merdivenle yukarı hayat'a (yazlık) çıkılır. Ayrıca avlunun batı duvarındaki diğer bir merdi­ven de yazlığa çıkışı sağlamaktadır. Yazlığın kuzey cephesinde ortada büyük bir eyvan ve ikişer oda bulunur. Eyvan ve odalar düz ahşap tavanlıdır. Selamlık bölümünün giriş kısmında bir oda ve ahır bulunur. Giriş bölümünden güney yönde yük­selen merdiven selamlığın üst katına ulaşır. Burada ortada eyvan, doğu ve batısında birer oda yer alır. Yazlık eyvanın batısına bitişik odanın ahşap kapısı üzerindeki h. 1283 (m. 1866) tarihi büyük bir ihti­malle evin inşa tarihi olmalıdır. 2 . Akçarlar Evi (Harran Üniversitesi Kültür Evi) Geleneksel Urfa evlerininin güzel örneklerinden olan Akçarlar Evi'nin kitabesi bulunmadığından inşa tarihi bilinmemektedir. Ancak, doğusuna biti­şik olan ve Harran Üniversitesi'nce restorasyonu yapılmak üzere satın alınan Şefik Tenekeci Evi'nin h. 1148 (m. 1735) tarihli kitabesine dayanarak Halil-ür Rahman Gölü'ne hakim bu bölgede 18. yüzyıl başlarında bir yapılaşmanın mevcut olduğu, Akçarlar Evi'nin de bu yıllarda inşa edilmiş olabile­ceği düşünülmektedir. Akçarlar Evi harap bir durumda iken 1993 yılı Aralık ayında Harran Üniversitesi tarafından satın alınmış ve 1994-2001 tarihleri arasında restorasyonu tamamlanarak 12 Ekim 2001 tarihinde Rektör Prof.Dr. Uğur Büyükburç tarafından Harran Üniversitesi Kültür Evi olarak hizmete açılmıştır. Bulunduğu arazinin topografyasına uygun ola­rak aşağıdan yukarıya doğru kademeli bir biçimde yükselen beş avlulu bir planda, selamlık ve harem­likli olarak inşa edilmiş olan Akçarlar Evi'nin avlu­larından her biri aşağıdaki bölümün terası duru­mundadır. Güneye bakan taç kapıdan girilen selamlığın zemin kattaki küçük avlu, iki oda ve bir mağaradan oluşan bölümü, evin hizmetçisine ayrılmış; bunun üzerindeki ikinci avluda yer alan tek oda erkek mi­safirlere tahsis edilmiştir. bu odaya çıkış, hizmetçi bölümünden olduğu gibi, doğuya bakan haremlik kapısından da olmaktadır. Doğuya bakan sokak kapısından girilen selamlı­ğın üst katına ait çapraz tonozlarla örtülü uzun dehliz, batıda bir ara kapı ile haremliğin birinci av­lusuna (evin üçüncü avlusu) açılır.

 

121.jpg

 

Avlunun kuze­yinde cephesi güneye yönlendirilmiş, ortada beşik tonozlu bir eyvan ve iki yanında çapraz tonozlu bi­rer oda, avlunun batı kenarında mutfak ve güney­batı köşesinde bir duvar çeşmesi yer alır. Eyvan ve odaların gerisinde kiler olarak kullanılan kayaya oyulmuş iki bölümlü büyük bir mağara bulunmak­tadır. Mağaranın eyvanın arkasına gelen bölümü­nün zemininde yer alan sarnıç şeklinde kaya oyul­muş çukura (karlık) kış aylarında kar basılmakta ve bu karlar yaz aylarında suların soğutulmasında kullanılmakta idi. Haremliğin birinci avlusundaki eyvan ve iki oda geleneksel bir Urfa evinin sergi düzeni ile döşen­miş, mağaraya ise kafeterya ve gerektiğinde semi­ner ve konferans salonu fonksiyonu verilmiştir. Avlunun doğu kenarındaki bir merdivenle ha­remliğin ikinci avlusuna (evin dördüncü avlusu) çı­kılır. Ortasında bir şadırvanın yer aldığı bu avlunun kuzey kenarında cephesi güneye yönlendirilmiş içiçe geçilen düz damlı iki oda, batı kenarında cep­hesi batıya yönlendirilmiş, önü iki sütuna oturan üç göz revaklı ve çatılı bir oda yer alır. Bu odanın doğu cephesi taş konsollar üzerine oturan sokağa taşkın cumba şeklindedir. Haremliğin ikinci avlusundaki bu üç oda "Türk-Alman-Avusturya Kültür Odası" olarak değerlendi­rilmiştir. Şadırvanlı avlunun kuzeybatısındaki taş merdi­venle haremliğin üçüncü avlusuna (evin beşinci av­lusu) çıkılır. Bu avlunun kuzey kenarında düz damlı küçük bir oda, doğu kenarında beşik tonozla örtülü büyük bir oda bulunmaktadır. Restorasyon sırasında tuvalet ve banyo eklenen bu odalara misa­firhâne fonksiyonu verilmiştir. 3. Akyüzler Evi Ellisekiz Meydanı'nın doğusuna yakın Tarakçı-lar Sokak'ta yer alan bu tarihi ev, haremlik ve selamlık planlı Urfa evlerinin anıtsal örneklerin­den biridir. Sokak tarafından büyük bir kapıyla girilen se­lamlık bölümü küçük ve teşkilatsızdır. Selamlıktan ikinci bir kapıyla geçilen haremlik bölümü, insanı büyüleyecek derecede güzel ve teşkilatlıdır. Kare avlunun kuzey cephesi iki katlı olup her iki kat da ortada bir eyvan, yanlarda birer oda planında dü­zenlenmiştir. Eyvanlar ikişer sütunla ve sakallı kemerlerle üçer göze ayrılmıştır. Alt kattaki eyvan ve odalar tonozlu, üst kattakiler ise Bağdadi tekni­ğinde tekne ve oval kubbe tavanlı olup dıştan çatı ile örtülüdür. Üçgen alınlıklı çatı, çok harap bir du­rumda olduğundan ikinci kat kullanılmamaktadır. Avlunun kuzey tarafı tek katlı olarak ortada ey­van ve yanlarında birer oda düzenindedir. Sokak kapısı üzerindeki kitabeden, evin h. 1284 (m. 1867) tarihinde inşa edildiği anlaşılmaktadır. 4. Çardaklı Köşk Halil-ür Rahman Camii ve Gölü'nün kuzeyinde bulunan bu tarihi ev, 1992 Yılında ŞURKAV tara­fından Mehmet Yusufoğlu'ndan satın alınarak res­tore edilmiştir. Restorasyon çalışmaları 1997 yılında başlayıp, 1999 yılında tamamlanmıştır.

 

122.jpg

 

Restore edilen bu tarihi ev, yöreye özgü yemek­lerin sunulduğu lokanta olarak hizmet vermektedir. Evin birkaç kattan oluşması ve her katta "çar­dak" tabir edilen tipte odalar bulunması yapıya "Çardaklı Köşk" denmesine sebep olmuştur. 5. Hacı Bekir Pabuççu Evi 12 Eylül caddesi üzerindedir. Haremlik ve se­lamlıklı bir plana sahip iken 1980 yılındaki imar uygulamaları sırasında, selamlık kısmının tamamı yıktırılmıştır. Urfa'daki en güzel sivil mimari örnekleri ara­sında yer alan bu tarihi ev, diğer evlerde olduğu gibi sokak tarafındaki düz ve yüksek duvarlarıyla dışarıdan bakıldığında hiçbir anıtsal özellik gös­termez. Basit tarzdaki kapıdan haremlik avlusune girilir. Avlunun güneyinde yer alan ve Selçuklu medreseleri eyvanlarını hatırlatan abidevi eyvan, avlunun kuzeyindeki odalar üzerinde bulunan tutya çatılı zarif köşk, avluyu çevreleyen cepheler­deki zengin taş süslemeler ve odalardaki ahşap işle­riyle bu ev adeta küçük bir sarayı andırır. 6. Hacı Hafızlar Evi (Devlet Güzel Sanatlar Galerisi) Karameydan mevkiindeki İzgördü Pasajı yanın­dadır. Sokak tarafında iki ayrı kapısı olan, iç kıs­mında birbirlerini ayıran duvardaki bir kapı ile ay­rıca bağlantıları bulunan selamlıklı ve haremlikli Urfa evlerinin en güzel örneklerindendir. İlk sahi­binin Hacı Hafızlar lakabıyla tanınan bir aile ol­duğu söylenilen bu evin selamlık kapısının üzerin­deki kitabeden h. 1306 (m. 1888) tarihinde yaptırıl­dığı anlaşılmaktadır. Daha sonraları Hacı Abdurrahman ağa ailesine geçen ev, 1979 yılında Kültür Bakanlığı'nca son sahibi olan Hacı Mahmut İzgördü'den satın alınarak restore edilmiş ve Devlet Güzel Sanatlar Galerisi olarak hizmete açılmıştır. Güney cephesinden büyük ve kitabeli bir kapı ile girilen selamlık kısmının tonozla örtülü giriş dehlizinin sağında ve solunda birer oda yer alır. Soldaki büyük odanın avluya bakan cephesi, yuvar­lak sütunlar üzerine oturan üç gözlü revaklıdır. Avlunun kuzey tarafındaki develiğin ön kısmı, or­tada bir paye üzerine oturan çapraz tonozlu iki gözlü eyvanla değerlendirilmiştir. Avlunun doğu tarafında develiğin uzantısı durumunda çapraz to­nozlarla örtülü mekânlar ile bir tuvalet ve bunların üzerinden dama çıkan üstü kapalı taş merdiven yer alır. Restorasyon sonunda develik kısmı Resim Galerisi olarak değerlendirilmiştir. Selamlık avlusunun batısındaki duvar içersin­den bir kapı ile haremlik bölümüne geçilir. Haremliğin sokağa bakan güney cephesinde ikinci bir kapı bulunmaktadır. Kare planlı ve ortası çiçek­likli haremlik avlusunun kuzey ve güneyi simetrik olarak ortada bir eyvan ve yanlarında birer oda dü­zenindedir. Yerden yüksekte bulunan kuzey cep­hedeki eyvan ve odaların alt kısmı boydan boya ya­rım bodrum şeklinde "zerzembe" olarak değerlen­dirilmiştir. Haremlik avlusunun güneybatı köşesinde yer alan üçüncü eyvan, Urfa evlerinde nadir olarak gö­rülmesi bakımından önem taşımaktadır.

 

123.jpg

 

Bu eyva­nın kuzeyine bitişik olarak bulunan oda, "tandırlık" ve odunluk, avlunun batısında yer alan mekânları oluştururlar. Mutfak içersinde kuzeybatı köşede küçük ölçüde tek kubbeli hamam bulunur. Halka açık olduğundan kolayca gezilebilir ol­ması ve hemen hemen Urfa evlerinin bütün özellik­lerini üzerinde taşıması bakımından Hacı Hafızlar Evi'nin, Urfa evleri arasına ayrı bir yeri vardır. 7. Hacı İmam Demirkol Evi Camii Kebir Mahallesi, Haciban Sokak 5 numa­radadır. 1852 yılında Kürkçüzâde Ahmet Bican Ağa tarafından yaptırılmıştır. Avlunun kuzey ve güney cephesinde yer alan yazlık ve kışlık eyvanlar ile sağındaki ve solundaki odalar sisteminin avlunun doğu tarafında da uygu­lanmış olması, ilk kez bu evde karşımıza çıkmak­tadır. Kuzey cephe eyvanı ve odaları önündeki sü­tunlar üzerine oturan yüksek ve geniş kemerli re­vak kısmı, güney cephe eyvanı ve odaları önündeki sütunlar üzerine oturan gezeneği, taş süslemeli ku­yusu, sokak kapısı dehlizi ile bağlantılı servis do­labı ile diğer evlerde rastlayamadığımız bazı özellikleri üzerinde bulundurması bakımından bu evin Urfa evleri arasında ayrı bir yeri vardır. Avlunun güney kenarındaki, kuzeye yönlenmiş eyvanın batısında yer alan odanın ahşap süslemeli kapısında h. 1269 (m. 1852) tarihli kitabe bulunmak­tadır. 8. Hacibanlar Evi Camii Kebir Mahallesi, Haciban Sokak 22 numa­radadır. Beşik tonozlu "kapı aralığından" (dehliz) uzun kenarı doğu-batı istikametinde ortası çiçek­likli "hayat"a geçilir. Avlunun kuzey ve güney cep­heleri ortada eyvan, yanlarda birer oda düzenin­dedir. Klasik bir Urfa evinin özelliklerini taşıyan bu evde en dikkate değer mimari öğe, avlunun batı­sındaki sokak duvarı üzerinde yer alan, kuzey ve güneyindeki damları birbirine bağlayan, zengin taş süslemeli konsollar üzerine oturan gezenek kısmı­dır. Konsolların kemer araları duvar tarafında yu­varlak kemerli kuş takaları ile dekorlanmıştır. Evin kuzey cephesinde yer alan eyvanın kilit taşındaki h. 1085 (1674) tarihli kitabe inşa tarihini vermektedir. 9. Kürkçüzâde Halil Hafız Evi 12 Eylül Caddesi'nde, Hacı Bekir Pabuççu Evi'nin kuzeyine bitişiktir. Bu ev, haremlik ve se­lamlıklı bir plana sahip iken selamlık kısmı 1980 yı­lındaki yol genişletme çalışmaları sırasında yıktı­rılmış, haremlik bölümüne dokunulmamıştır. Haremlik avlusuna geçiş veren kapının avluya bakan cephesindeki kitabeden, evin h. 1321 (m. 1903) tarihinde inşa edildiği anlaşılmaktadır. Avlunun güneyinde dört sütunlu, yuvarlak kemerli ve çift katlı zarif revak sistemi Urfa'daki evler ara­sında tek örnektir. Bu cephenin alt katında çapraz tonozla örtülü iki oda bulunur. Avlunun güneybatı köşesinden taş bir merdivenle ikinci kattaki geze­neğe çıkılır. Dört sütunlu revaklı gezeneğin geri­sinde iki oda ve güneydoğu köşesinde üçüncü bir oda (köşk) yer alır. Köşkün ve her iki odanın kendir sıvalı tekne tavanları renkli kalem işleriyle bezeme­lidir. Evin tek katlı güney cephesi ortada eyvan ve yanlarda birer oda düzenindedir.

 

124.jpg

 

Bu evyan ve odaların altında yarım bodrum şeklinde tonoz ör­tülü kiler yer alır. 10. Osman Çiftbudak Evi (Melekler Evi) Gerz Mahallesi, Şehit Nusret Sokak, 3 numara­daki bu evin çardak eyvanının kilit taşında yer alan kitabeden h. 1262 (m. 1845) tarihinde inşa edildiği anlaşılmaktadır. Bu ev zengin taş süslemeler ve değişik mimari özellikler taşıması bakımından Urfa evleri arasında önemli bir yere sahiptir. Avlunun kuzey cephesindeki odanın üzerinde, sağında ve soluna birer oda bulunan yazlık çardak eyvanı yer alır. Eyvan döşemesinin güneydoğu kö­şesindeki kapağın altında bulunan merdivenle so­kak kapısı dehlizi üzerindeki kiler kısmına inilir. Kilerin ikinci bir çıkışı da avlunun doğusundaki merdivenden olmaktadır. Ara katta yer alan ve ey­van döşemesindeki gizli bir merdivenle iniler kiler bölümü Urfa evlerinde tek örnek olması bakımın­dan ilgi çekicidir. 11. Şahapzâde Bakır Evi (Arabizâde Reşit Efendi Evi) Kelleci Çayı, Sipahi Sokak, 11 numaradaki bu ev, Arabizâde Reşit Efendi'nin evi olarak tanınır. Selamlığa geçiş veren sokak kapısı üzerindeki kita­beden evin h. 1085 (m. 1674) tarihinde yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Küçük bir selamlık bölümünden sonra geçilen haremlik bölümü, oldukça geniş avlusuyla dikkati çeker. Avlunun kuzey ve güney cepheleri ortada eyvan, yanlarda birer oda düzenindedir Avlunun kuzey, güney ve doğusundaki tüm mekânların al­tında avluyu üç yönden çevreleyen kiler ahır ve depolar bulunur. Kışlık eyvanın ön tarafı ahşap sü­tunlar üzerine oturan bir revakla teşkilatlandırıl­mıştır. Evin kuzeydoğu köşesinde yer alan mutfa­ğın kuzey duvarı arkasındaki hamam ve su haznesi mutfak ocağının ateşi ile ısıtılması açısından ilginç­tir. Şahapzâde Bakır'ın Evi, zengin taş işçiliğiyle ve avlunun batısındaki haremlik ve selamlığı ayıran duvarın üst kısımlarında sıralanan sağır pencere nişleri ile dikkati çeker. İl Özel İdaresi adına satın alınan bu ev, "Milli Egemenlik Evi" olarak değerlendirilmek üzere TBMM'nin katkılarıyla 2000-2002 yılları arasında restore edilmiştir. 12. ŞURKAV Kültür Merkezi Hasan Padişah Camii karşısında, Narinci Sokak'ta bulunan ve 1993 yılında ŞURKAV tarafın­dan satın alınan Mehmet Bağmancı Evi'nin batısına bitişik küçük bir ev ve bunların kuzeyinde yer alan Malatyalı Halil Evi restore edilerek birleştirilmiştir. ŞURKAV Kültür Merkezi fonksiyonu verilen her üç ev 20 Ekim 1994 tarihinde hizmete açılmıştır. Birleştirilmiş olan Mehmet Bağmancı ve Malat-yalı Halil evleri, Kültür Merkezi binası olup, kütüphâne ve kurs odalarıyla hizmet vermektedir. Diğer ev ise, idare binası olarak kullanılmaktadır. 13. Yemen Askeri Evi (Hacı Tevfik Saraç Evi) Kara Meydan civarı, Veli Sokak 17 numaradaki bu ev, karşılıklı kışlık ve yazlık eyvanları bulunan Klasik Urfa evleri planındadır. Kuzey cephedeki iki sütunla ve dilimli üç kemerle üç göze ayrılmış yaz­lık eyvanın ön kısmı sütunlar üzerine oturan geze­neklidir. Avlunun güneydoğu köşesinde yer alan üçüncü eyvan, Urfa evlerinde ender rastlanan bir özellik olması bakımından ilgi çekicidir

 

125.jpg

 

Urfa'nın Meşhur Sıra Geceleri...

 

Tarih süreci içersinde bazı geleneklerimiz yoz­laşmakta, bazıları da çeşitli nedenlerle kaybolmak­tadır. Buna karşılık bazı geleneklerimiz ise ilk günkü şevk ve heyecanla sürdürülmektedir. İşte tüm canlılığıyla gerek Urfa,gerekse Urfa dışındaki Urfalıların sürdürmekte oldukları gelenekler- den biri "sıra gecesi" geleneğidir.

Yıllardan beri "sıra gecesi" her fırsatta medyanın ilgisini çekmiştir. Sıra gecesinde icra edilen müzik fasılları proğram yapımcılarının ilgi odağı olmuş ve çeşitli proğram yapımcıları tarafından çekilerek "sıra gecesi" adıyla hemen hemen bütün televizyon kanallarında yayınlanmıştır. "Zügürt Ağa", "Eşkıya" gibi birçok filmlerde sıra gecesi sahnesine yer ve­rilmiştir. Bazı televizyon kanallarında "sıra gecesi" adıyla her hafta yayınlanan müzik proğramları dü­zenlenmiştir. Birçok gazete ve dergilerde sıra gece­siyle ilgili haber ve makale çıkmıştır. "Urfa sıra ge­cesi", "Urfa geceleri" adıyla kasetler çıkarılmıştır. Urfa'ya gelen misafirlere ve üst düzey bürokratla­ra "sıra gecesi" adıyla müzikli eğlence geceleri düzenlenmiştir. Çeşitli kuruluş ve derneklerce Urfa dışında "sıra gecesi" adıyla geceler düzenlenmiştir. Böylece sıra gecesi, Urfa'da yaşayan bir gelenek olma yanında, Urfa'nın bir simgesi ve Urfa kültü­rünün bir tanıtım gecesi olmuştur.

Sıra gecesi adı altında düzenlenen proğramların bir kısmında sıra gecesi içindeki sohbet, oyunlar ve müzik gibi bölümler yansıtılmaya çalışılmışsa da, birçoğunda sıra gecesinin sadece müzik faslı bö­lümü yer almıştır. Bu nedenle de sıra gecesi denil­diği zaman, yaygın olarak "müzik gecesi" anlaşıl­maktadır. Halbuki müzik, sıra gecesinin sadece bir bölümüdür. Sıra gecesinin müzik yanında çok daha başka fonksiyonları vardır.

İşte bu nedenle -yıllardır sıra gezen biri olarak- halkımızın yıllardır sürdürdüğü ve son yıllarda medyanın da ilgi odağı olan "sıra geceleri"mizi çe­şitli yönleriyle bu yazımızda ele alacak, kültür ha­yatındaki yerini vurgulamaya çalışacağım.

 

126.jpg

 

"SIRA GECESİ" NEDİR ?

Genellikle kış gecelerinde, birbirine yakın yaş grubundaki gençlerin veya orta yaşlardaki arkadaş gruplarının, her hafta bir başka arkadaşın evinde olmak üzere, haftada bir akşam, belirli bir niteliğe ve düzene göre sıra ile yaptıkları toplantılara Şanlıurfa'da "sıra gecesi" denmektedir. kısaca; "sıra gecesi" bir arkadaş grubunun haftada bir olmak üzere bir araya geldikleri toplantılardır.

 

127.jpg

 

SIRA GECESİNİN URFA KÜLTÜR HAYATINDAKİ YERİ

Sıra gecesinin Urfa kültür hayatındaki yerini şöyle özetleyebiliriz. Urfalı, genç yaşından itibaren sıra gecesine katılarak, cemaatle oturup kalk­mayı, gelenek ve göreneklerini, adâb-ı muâşeret ku­rallarını, cemaatte konuşmanın adabını, yeri geldiği zaman konuşmayı, yeri geldiğinde dinlemesini bilmeyi, büyüğüne saygıyı öğrenir. Bu yönüyle "sıra gecesi" bir halk mektebidir.

Sıra gecelerinde zaman zaman çeşitli kitaplar okunur ve yorumları yapılır. Bu yönüyle "sıra ge­cesi" bir eğitim-öğretim müessesesidir.

"Sıra geceleri" acıyı ve mutluluğu paylaşmaktır. Sıra arkadaşlarından birinin yakını ölse, diğer sıra arkadaşları cenazenin hazırlanmasından kaldırıl­masına kadar arkadaşlarının yanında olurlar, arka­daşlarının acısını paylaşırlar. Düğün, sünnet vs. gibi mutlu günlerde yine arkadaşlar bir araya gelir ve mutluluğu paylaşırlar.

Şanlıurfa'da müziğin gelişmesi ve yaygınlaşma­sının en büyük nedeni sıra geceleridir. Bu geceler bir usta çırak geleneğine uygun olarak müziğin öğ­retildiği ve icra edildiği meşk ortamıdır. Bu yönüyle sıra geceleri bir "Halk konservatuarı"dır.

Keklik, at gibi belirli hayvanlara merakı olanlar, sıra gecelerinde sevdikleri konuları konuşurlar; bu yönüyle sıra gecesi bir cemiyet, bir dernek gibidir.

Urfa'nın sosyal, kültürel ve ekonomik sorunları sıra gecesinde konuşulur ve tartışılır, çözüm yolları üretilir. bu yönüyle sıra geceleri birer istişare top­lantılarıdır.

Sıra geceleri sosyal yardımlaşma ve dayanışma­nın yoğunlaştığı ve pratiğe dönüştüğü yerdir. Sıra arkadaşları kendi aralarında yardımlaşma sağladık­ları gibi, sıra gecelerinde toplanan paralarla fakir­lere yardım edilir.

Sıra geceleri, nezih bir sohbet ortamıdır; ilim ve irfan sahipleriyle sohbetler edilir. Şiirler dinlenir, kültür ve edebiyat üzerine konuşulur.

Sıra geceleri geleneksel "Tolaka" ve "Yüzük fin­can" oyunlarının oynandığı, geleneklerin yaşatıldığı gecelerdir.

Sıra gecesi, Urfa ve Urfalının tanıtımının yapıl­dığı bir lobidir.

Sıra gecesi; zengin Urfa sofrası yemeklerinden çiğköfte ve tatlılarının yenildiği, misafirlere tanıtıl­dığı ortamlardır.

 

128.jpg

 

Son Olarak

 

Milletler, tarihleri, kültürleri, folklorik değerlerleri ve eserleriyle var olurlar. Şanlıurfa; tarihi yapıları, eski çarşıları, geleneksel evleri, Balıklı Gölü ve Hz İbrahim makamı, Hz Eyyüp Makamı, Harran’ı, Şuayp Şehri’yle Şanlıurfa’dır. Şanlıurfa; çiğköftesi, türküleri, yanık hoyratları, sıra geceleriyle, özet olarak maddi ve manevi kültür değerleri ile Şanlıurfa’dır. Bu değerlerin olmadığı şehre, kim ”tarih ve kültür şehri Şanlıurfa” diyebilir? Bu değerleri yaşatarak bizden sonraki nesillere aktarmak hepimizin görevidir.

 

129.jpg

 

Ben toprağıma aşığım... Ve benim gözümde Şanlıurfa Şark'ın İncisidir...

Kendimce tanıtmak istedim. Hepinizi Şanlıurfa'ya beklerim

 

Saygılar ve Sevgiler...

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

yaaaa siber bu yazdıkların bir harika kafam o kadar doldu ki.Soracağım o kadar çokşey vardı ki ama şimdi nereden başlıyacağımı şaşırdım.Bu yazılanlar büyüleyici.

hatta sokakları,çarşıları offf ya okurken gözlerimin önünden geçti..Bu yazdıklarının çıktısını alıyorum şimdi çünkü gözümden birşey kaçırmak istemiyorum.Soracaklarımı toparlamalıyım.

 

Siber ellerine,kollarına,yüreğine sağlık....Bu yazdıkların muhteşem. :clapping::clapping:

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

:) Teşekkürler. Asıl sizlerin yüreklerine sağlıkki Doğuyu Tamamen dışlayan şımarıklardan değilsiniz. İstediğin herşeyi sorabilirsin. Elimden geldiğince cevaplamaya çalışıcam. Şehrimin insanların gözünde bu kadar güzel bi yerde olduğun bilmiyordum :) ne diyim... çok hoşuma gitti...
Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Oralar Türkiye 'nin en gözde yerleri...Ben çok fazla gezmemiş olsamda türkiye yi, en çok gitmek istediğim yerler hep doğuanadolu idi.dediğin gibi medeniyetin beşiği olan birsürü kavim,birsürü medeniyet devirmiş.Ve hala dimdik ayakta Şanlıurfa.Böylesi bir şehre hayran olmamak elde mi?

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

ALINTI(triton @ 8 09 2006, 17:10 ) 10389[/snapback]

siber ben geliceemm daha yezidimiydi onları görcem dimi bişey ispatlıcaktım onalara ama geldikten sora o güsel yeri bırakıp ankaraya nası döncemmm
[/b]


ok :) ama ankarada giyindiğin şekilde burda giyinirsen olacaklara ben karışmam :biggrin:
Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

çok güzel yerler. en çok merak ettiğim şehirlerden biridir Şanlı urfa. İnanmayacaksın ama daha dün akşam Urfa ya gezelim diye kardeşimle konuşup hatta siber müsait olursa bize görülmesi gereken yerler konusunda yardımcı olurmu diye soralım diyoduk.

Eline sağlık siber harika olmuş.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Siber,triton yezidilerden bahsetmiş.Onlarla ilgili birşey duymuştum.Kendilerini halka içerisine alıyorlarmış ve o halkayı kim çizdiyse o kişi ancak bozabilirmiş.ve halka çizildikten sonra silinene kadar halka içindekine kimse dokunamıyormuş.bu doğrumudur.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

ALINTI(canocan @ 8 09 2006, 17:21 ) 10407[/snapback]

Siber,triton yezidilerden bahsetmiş.Onlarla ilgili birşey duymuştum.Kendilerini halka içerisine alıyorlarmış ve o halkayı kim çizdiyse o kişi ancak bozabilirmiş.ve halka çizildikten sonra silinene kadar halka içindekine kimse dokunamıyormuş.bu doğrumudur.
[/b]


Tam olarak bilmiyorum. ama yezidi öğrencileri olan bi öğretmende bunu söylemişti. istersen araştırırım
Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

ALINTI(triton @ 8 09 2006, 18:06 ) 10426[/snapback]

NİYE KIZARLARMI OK BEN DE NORMAL GİYİNMEYE ÇALIŞIYIM SAÇIM YEŞİL ONADA KIZARLARMII
[/b]


(küçük yaz)

Aslında kızmazlar. Ama hoşlarına gitmez. Yani abes kaçar. saçına gelince, bakışlar sürekli üzerinde olur. yerinde olsam gelirken rengini normale çeviririm...
Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

ALINTI
“İl gider töre kalır” sözünde olduğu gibi toprak değişse bile kültür, bir milletin varlığıyla birlikte devam eder. Urfa’ya gelen Müslüman Türkler, merhamet, iyilik, yardımseverlik, müsamaha, dürüstlük, kardeşlik, ahlak değerleri, insan hak ve hürriyetleri, ırk mezhep ve millete bağlı ve çeşitli dinlere inanan insanlar arasında ayırım yapmama gibi insanlığın temel vasıflarıyla, Şeyh Edebali, Yunus Emre, Hacı Bayram Veli, Hacı Bektaşi, Ahmet Yesevi gibi mutasavvufların düşünce sistemleriyle, velileriyle, ermişleriyle, şeyhleriyle, tarikatlarıyla, vakıflar, aş evleri, düşkünler evi, ahi teşkilatı gibi sosyal ve kültürel müesseseleriyle, camiler, medreseler, çeşmeler, imaretler, hamamlar, kütüphaneler, hastaneler gibi yapılarıyla, gelenek ve görenekleriyle, folkloruyla, müziğiyle, edebiyatıyla, sanatıyla özetle bütün kültür değerleriyle 900 senedir Anadolu’nun her köşesine olduğu gibi Urfa’ya da Türk ve islam’ın damgasını vurmuşlardır. Türklerden önce bu bölgede bulunan insanlar da zaman içinde Türk-İslam kültürü yoğrulmuştur.[/b]


Ne güzel bir söz "İl gider,Töre kalır".Ne kadar değişik medeniyete ev sahipliği yapmış Şanlıurfa,o yüzdendir ki insanlara olan sıcaklığı,tüm yüreklerini ortaya koymaları...Şu değişim geçiren dünyamızda hala kendine bu kadar sahip çıkması gerçekten hayranlık veriyor.Sormak isrediğim kendi özünü hala koruyabilmesi,töreye sahip çıkmasını nasıl açıklaya biliriz ki,zamanı ve hayat şartlarını göz önüne alırsak...

Saygılar
Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Aslında bu kendini koruyabilmesi bence insanların bazen katı bulduğu disiplinli yaşam yüzünden. Ayrıca bölgede dininde rolü bu konuda çok büyük. Nedenini tam olarak bilmiyorum. Buranın kendine has kültürü olsa gerek. Gelip kendi gözünle görünce daha çok bilgi sahibi olursun :)

 

Belkide Doğunun mistik büyüsünü hiç yitirmediği içindir. Yani o Bedestan çarşısını gezerken yada Kazancıları yada Atdarları gezerken zaten o kültür dokusunu hissediyorsunuz.

 

Ayrıca o Yezidilerin halka meselesini hala araştırıyorum. Bulur bulmaz buraya yazarım

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Yazları defalarca okudum.Kaybettiğimiz eski dostluklar,paylaşımlar içimde kocaman bir yumru oluşturdu.Tekrar bizi eskilere götürdüğün için teşekkürler siber.Hala bir yerlerde değişmemiş birşeyler bulmak güzeldi.(inanç,kültür,dostluk,paylaşım...)

 

Ayrıca yezidiler ile ilgili yazını bekliyorum. :)

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

  • Similar Topics

    • Şanlıurfa'da Hava sıcaklığı 54 dereceyi buldu !

      Şanlıurfa'da gölgede 45 derece ölçülen hava sıcaklığını termometreler ise 54 derece gösterdi. Kentte vatandaşlar, klimalı ev ve iş yerlerinden dışarı çıkamıyor.   Türkiye'de hava sıcaklığı mevsim normallerinin üzerinde seyrederken, Şanlıurfa'da termometreler 54 dereceyi gösterdi. VATANDAŞLAR GÖLGELİK ARADI Şanlıurfa'da mevsim normallerinin üzerinde seyreden hava sıcaklığı günlük yaşamı zorlaştırdı. Gölgede 45 derece ölçülen hava sıcaklığını termometreler ise 54 derece gösterdi. Sıcak havanın

      , Yer: Gündem

    • Adem’le Havva elmayı Şanlıurfa’da yemiş!

      Alman arkeolog Klaus Schmidt’e göre kutsal kitaplarda adı geçen “Cennet Bahçesi” Şanlıurfa’da   Schmidt “14 bin yıllık Göbekli Tepe, aslında Adem’le Havva’nın yaşadığı ‘Garden of Eden’ olarak anılan kutsal mekan” diyor.   Şanlıurfa’da arkeologları şoke edecek düzeyde önemli kalıntıların bulunduğu Göbekli Tepe hakkında çok sansasyonel bir iddia ortaya atıldı. Hayatını buradaki kazılara adayan Alman arkeolog Klaus Schmidt, Piramitler’den 7 bin 500 yıl önce inşa edildiği tespit edilen bu mekanın

      , Yer: Gündem

×
×
  • Yeni Oluştur...