Jump to content

Noah's Ark / Nuh'un Gemisi


cloud_above_myhead

Önerilen Mesajlar

http://img197.imageshack.us/img197/7098/noahark.jpg

 

Nuhun gemisi.. Nuh peygamberin kendisine inananlarla birlikte tufandan kurtulmak için yaptırdığı gemi(The Day Earth Still Stood -Dünyanın durduğu gün- filminde farklı yönlerden bu şey imgelendi).

Kuran'da ve Tevrat'ta verilen bilgilere göre Nuh'un halkının Tanrı'ya inanmayıp putlara tapması, kötülüklerde direnmesi ve peygamberin sayısız uyarısına aldırmaması üzerine tanrı Nuh'a çok büyük bir tufan olacağını bildirerek bir gemi yapmasını ve onunla tufandan kurtulmasını emretti. "Nuh gemiyi yaparken halkının inkarcı ileri gelenleri yanına uğradıkça onunla alay ediyorlardı"

Geminin yapılması tamamlandığında Nuh kendisine inananlarla, bir erkek bir dişi olmak üzere öteki canlıları da gemiye aldı. Ardından, büyük bir tufan koptu. Gemi, korkunç dalgalarla boğuşmasına karşın tanrı onları korudu. Geminin dışında kalan bütün inkarcılar kötülüklerinin cezasını boğularak buldular. Bunlar arasında Nuh'un kendisine inanmayan oğlu da vardı. Dağlar boyunca yükselen dalgalar arasında yüzen gemi, tanrının da yardımıyla esenlik içinde Cudi dağının tepesine oturdu, fırtına dindi, sular çekildi.

Nuh'un gemisinin boyutları hakkında Kuran'da ve öteki güvenilir islam kaynaklarında bilgi yoktur. Tevrat'taki bilgiler Kuran'dakilere göre daha ayrıntılıdır

 

-alıntı

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

birde bu yönleriyle vardır .

 

Tufan'a ilişkin, yalnızca MS. 7. asırdaki Kuran ve MÖ. 12. asırda Eski Ahit'te yazılanlara değil, önceki Babil ve Sümer Tufan anlatım biçimlerine de sahibiz.

İlk Sümer yerleşimleri insana ve tanrılara ad verip ayrıştırarak ‘yaratılış’ı gerçekleştirdikten daha sonra “beş kutsal kent”i; Eridu (Babil, ki-enki, ki-dingir), Bad-tabira (=Pantibibla), Larak (=Erek-Uruk-Varaka), Sippar (=Nippur-Niffer), Şuruppak (=Fara-Uruffak)’ı oluşturarak yeni bir ilişkiler düzeni kurdular.

Bu ‘beşli’ Sümer düzeni içinde yeni bir akit, yeni bir toplumsal düzenleniş olarak Tufan ile karşılaşıyoruz: Sümer tanrıları, Uruffak’ta toplanarak 6 (veya 7) gün sürecek bir Tufan yapmaya; Nuh kavmini başka bir coğrafik bölgeye sürgün etmeye ve artık bir daha da Tufan yapmamaya karar vermişlerdi. Tufan önce “ibadet merkezlerini, tapınakları silip süpürerek’’ başlayacaktı.

Bilge ve sabırlı tanrı EA, Tanrılar Meclisi’nin Tufan’la ilgili gizli kararına rağmen, Şuruppak'da, Eski Ahit'e göre o sırada 600 yaşında olan kıral Ziusuddu (Nuh)’yu rüyasında uyarmış; "insanlığın" bütünüyle yok edilmesini önlemeye çalışmıştı. Siuzudra-Ziusuddu, ölçüleri EA tanrı tarafından kendisine sıkıca tembih edilen üç katlı bir “gemi” yapacak; ailesi, ağıl ve yabandaki hayvanlarıyla ‘gemi’ye binip Tufan’ı bekleyecekti. Kendisine verilen bu "tanrısal ölümsüzlük" mükafatına karşılık da Sümer Nuh’u, ailesi ile birlikte, en Batıya, Maş dağının ardına, Dicle ve Fırat nehirlerinin "ağzına" yerleşecek, bir bakıma orada sürgün yaşayacaktı.

Bu Tufan anlatımında, Sümer yöneticileri, ‘kutsal beş kent’ arasında yeni bir yerleşim düzeni oluşturma ve bunun için bir kavmi, Dummuzi-Adam-Adem, “insan” soyunu sürgün etme, öteki kavimlerle yeni bir ilişki düzeni oluşturma kararı almış gibidirler.

6 (veya 7) gün sürecek Tufan seremonisi başladığında, Nuh ve ailesi ‘gemiye’ binmiş; Tanrılar, tanrıçalarla çiftleşmeye başlamış; kardeş kardeşi, insan kendini tanıyamaz hale gelmişti. Nuh ‘kurtulunca’ ilk iş olarak tanrılara bir sunak yapıp kurban kesmiş, tanrılar da kendi aralarında bir daha Tufan yapmama sözü vermişler; Nuh’u ‘ölümsüzlüğe kavusturup’ uzaklara, Batı’ya, nehirlerin doğduğu topraklara yerleştirmişlerdir.

‘Tanrıların köpekler gibi çiftleştiği’ eski Tufan anlatımlarında, insan kurbanı dahil en eski gelenekler temelindeki bu törensel düzenleniş o kadar belirgindir ki, bu durum, bay Woolley’in adeta iğrenerek:”Sümer Tufan’ında özel bir ahlaki değer olmadığı gibi, Yaratılış yalnızca doğrudan doğruya barbarlıktı” diye haykırmasına yol açar.

“Nuh Gemi”si Tufan'dan sonra, Kuran'a göre Cudi; Eski Ahit'e göre Ararat; Babil kayıtlarına göre Şadu- u Ni-şir-Ninzir Dağı üzerine oturacak; 'insanlık' da bu noktadan itibaren yeniden çoğalmaya başlayacaktır.

Eski Ahit, Tufan sırasında Nuh ve ailesi dışında ‘insanlığın’ yok edildiğini düşünse de, Tufan’ın tarihte herhangi bir kopukluk yarattığı Sümerlerin akıllarına bile gelmez. Ama, hiç olmazsa, 4000 yıl kadar önce, Sümer takvim değerlerinde Tufan’ın bir bitiş ve başlangıç yani Milat olarak kullanıldığını biliyoruz. Sümer Kiraliyet Listesi bu yüzden, “Lam Abubi-Arki Abubi’’, “Tufandan Önce, Tufandan Sonra” diye ikiye ayrılarak aktarılır. Sümerler, Tufan’ı ‘insanlığın toplu yokedilmesi’ olarak değil fakat, eski ilişkilerin bir bitiş ve bir yeniden başlangıcı, milat olarak kabul etmekte, tarih seceresini de buna göre düzenlemektedirler.

Eski Ahit yazıcıları da Tufan miladını, "Nuh'un 600. yılının 2. ayının 17. gününde" gerçekleşti kaydı ile sıkı bir biçimde izlemişlerdi; çünkü onlar Nuh soyu olarak Tufan’ın aktif bir tarafı’ydılar. Bu nedenle, Eski Ahit, Tufan’dan sonraki tarihi, Nuh soyundan Ab-ram’ı, Urfa’nın Harran ovasından yola çıkararak sürdürür:İsmi tarih içinde değişen Nuh’un tanrısı EA, YHWH-Yahve-Elohim, çöl yollarında Ab-ram'a başka bir isimle görünür ve şöyle der:

“Ben El Şadday-Dağlar Tanrısı’yım; bana bağlılıkla hareket et. Senin ile aramda bir akit yapacağım ve seni büyük bir halk kılacağım.

Ab-ram, alnını toprağa değirdi ve Tanrı ona şöyle dedi:

‘Seninle aktim şöyle: sen çok sayıda halkın babası olacaksın. Ve onlar sana artık Ab-ram demeyecekler, adın artık Ab-ra-ham’dır, çünkü seni sayısız halka baba kıldım. Sana ve soyuna, Kenan ülkesini veriyorum ve ben de sizin tanrınız olacağım’. ”

Mertebe yükselterek Ab-ra-ham olan Ab-ram’ın soyu İbraniler için, aynı zamanda, ‘Batıdakiler-Batılılar’ anlamında, ebrö, Hébreu, yevrey gibi sıfatlar da kullanılmıştır. Europe’un da isim kaynağı gibi görünen bu coğrafi ayraç, Tufan’la ortaya çıkan yeni düzenlemeye bağlıydı.

Sümer Tufanı'nın yapılma gerekçesi, gerçekleştirilme biçimi ve yeni bir ilişkiler düzeni kurulmasıyla sonuçlanması kadar; hatta onlardan daha önem taşıyan yanı, Tufan ile birlikte, tanrıların aralarında gerçekleşen ‘bir kez daha Tufan yapmama kararı’dır. Daha sonra bu antlaşma Kutsal kitaplara, tanrı ile insan arasındaki bir yeni akit, akt, alliance, ittifak olarak yansımıştır.

Eski Ahit'in tanrısı Yahve-Yehova-YHWH-Elohim, bir daha Tufan yapmama şartını çok kesin sözlerle ifade eder:

''Canlıları; ruhları yani kanları ile yemeyin!

Bu sözlerle sizin her birinizin kanını da kastediyorum.

Bununla, tüm hayvan ve insanları kastediyorum.

Ve insanlar arasında insan ruhu yani kanını kastediyorum.

İnsan kanı akıtan adamın kanı akacaktır!''

Tanrı Yahve'nin ağzından aktarılan bu sözler, toplum birimler arasındaki Tufan sonrası dönemin yeni 'ittifak şartı'ydı. Ea-Yahve, eğer insanlar bu kesin emre uyarlarsa, bir daha Tufan yapmayacağının sözünü vermiştir: Burada Sümer Tufan’ı doğrudan doğruya, barbarlıkla ilgili bir sayfa kapama anlaşmasına ilişkin görünmektedir ki, bu da Sümerlerin, Tufan’ı tarihte milat olarak kullanmalarını anlamlı kılmaktadır.

Eski toplumun günümüze devrettiği ilişki temellerini kavramada yol temizliği bakımından açıklanması gereken Tufan olayını bütün ana yönleriyle kavrama çalışması, kuşkusuz, üzerinde 5-6 bin yılın tarih yükünü taşıyan zor bir çalışma. Fakat bir yanıyla da insanlık serüveninin bu izlerini sürmek, Ağrı veya Cudi dağı tepesinde Nuh gemisi kalıntıları aramaktan daha ilginç, daha heyecanlı ve daha bilimsel.

Belli başlı Tufan metinlerini burada yanyana yayınlama amacım hiçbir şekilde, Eski Ahit veya Kuran'ın bir çok temel anlatımda ‘Sümer söylenceleri’ ve ‘hurafelerine’ dayandığını göstererek ‘din yanlışına’ karşı çıkmak isteyen dar-aydın arzusu değildir; Türkiye bu tarzı Turan Dursun’la tanımıştı. Benim çalışma hedefim, tersine, birey ile toplum birim arasında en 'ilkel' topluluklarda da kesin yasalara oturan geçmiş ilişkilerin din olarak evrimini, ’Sümer söylence ve hurafeleri’ diye aşağılanan kaynaklardaki asıl anlamlarıyla birlikte anlamak ve anlaşılabilmesini sağlamaktır. Ruhani dünyanın gerçek dünyadan ayrılma sürecini insanın bizzat kendisinin, neden ve nasıl örgütlediğini anlayabildiğimiz ölçüde, 'hayal' ve 'giz' gibi kelimelere başvurmadan eski toplumu, dolayısıyla yeni toplumu açıklayabilen bir insanbilime sahip olacağız; zor ama gerekli olan buydu.

Tarihçi, sümerolog, kazıt ve toplum bilimcilerimiz, genel olarak, ne yazık ki, Tufan konusunda, tıpkı din bilginleri gibi, üç kutsal kitabın çerçevesi dışına çıkmazlar. Sümer Tufan anlatımlarını bile “gemi” ve “sel” bağdaşıklığı içinde yorumlayan kazıt ve toplum bilimcilerimiz Nuh’un o tarihler için olağanüstü ölçülere sahip üç katlı "gemisini" bulmaktan artık büyük ölçüde ümit kesmiş olsalar da, bütün Sümer topraklarında ‘Tufan’ izi aramaktan pek vazgeçmediler. Onların en ilerileri bile Tufan'ı, Fırat ve Dicle'nin eksilmeyen sel afetleriyle-"explications naturelles"- açıklamaya çabalamıştır. Böylece, bahar ve güz aylarında Sümer topraklarında ortaya çıkmış sayısız ‘Tufan’ izi bulunmuş, kayıtlara geçirilmiş ve dünyaya bu keşiflerle ilgili, ilan üstüne ilan verilmeye devam edilmiştir. Eski Ahit’e göre, «uzunluğu 150; genişliği 25; yüksekliği 15 metre» olan « üç katlı » ve «üstünde çatısı ve bacası bulunan ‘gemi’»nin, 5500-6000 yıl kadar önce inşa edilen ilk Sümer tapınak ölçüleri olabileceğini akıllarına bile getirmemişler; ‘gemi’yi gemi olarak algılamayı sürdürmüşlerdir. Oysa kazıtlar, Sümer topraklarında bu ‘gemi’ ölçülerine çok uyan, en eski tapınak bulgularını çoktan ortaya çıkarmış durumdaydı.

Çeşitli yanlarıyla ele almadan önce, yeniden düzenleyip çevirdiğim Babil ve Sümer ilahisiyle birlikte, Tufan’a ilişkin en temel belgeleri topluca aktarmak yararlı olacaktır.

 

alıntıdır. http://toplumvetarih.blogcu.com

 

yalnız benim düşüncem insanlar git gide gerçek yaratıcılarından uzaklaşmıştır toplumdan topluma dönemden döneme değişmiştir bu metinde ea ile yahwe arasında bir ilişki kurulmuş ancak bunlar farklı tanrılardır sümerlerde enki insanların yaratıcısı olarak geçer ve ilk olan budur daha sonra babillerde enki ea olarak anılmış yahudilerde ise çok farklı bir karakter ve yorumlamayla yahwe ve tekrar çok farklı bir anlatımla islamda allah ortaya çıkmıştır.normal olarakta en yeni olanlar en etkin olarak kalmıştır.

 

 

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Evet ama yahve ve allah kavramları birbirini tamamlamakdan ziyade zaten birer bütündür.musa peygamber ve yahve ile enki'nin varlığına son verilmiş ve tek tanrılı dinlere başlangıç yapılmıştır.sümer mitolojisindeki tanrıların bir çoğu hala hazırda tek tanrılı dinlerde farklı isimlerle farklı olgularla geçer.unutulmamalidir ki ne kadar üstü kapatılmış olsada bulunan yazıtlar sümer mitolojisi ile tek tanrılı dinlerin benzerliğini ortaya koymaktadir.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Evet ama yahve ve allah kavramları birbirini tamamlamakdan ziyade zaten birer bütündür.musa peygamber ve yahve ile enki'nin varlığına son verilmiş ve tek tanrılı dinlere başlangıç yapılmıştır.sümer mitolojisindeki tanrıların bir çoğu hala hazırda tek tanrılı dinlerde farklı isimlerle farklı olgularla geçer.unutulmamalidir ki ne kadar üstü kapatılmış olsada bulunan yazıtlar sümer mitolojisi ile tek tanrılı dinlerin benzerliğini ortaya koymaktadir.
bilgilerin için teşekkürler yalnız enkinin varlığına son verilmiş derken? enki ölümsüz değilmi benim bildiğim enkinin yahwe karşısında yenilmişliği vardır ama tekrardan büyük bir güçle geri döneceğine inanılır sanırım bununla ilgili tarihi yazılarda vardı.
Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

o kadar canlı küçücük gemiye nasıl doluşmuş?

 

çünkü o kadar küçük değil

Gemiyi şöyle yapacaksın: Uzunluğu üç yüz, genişliği elli, yüksekliği otuz arşın olacak.

(yaradılış 6:15)

üçyüz araşın=135 m

elli arşın=22.5 m

30 arşın=yaklaşık 13.5 m

 

bir arşın yaklaşık olarak 45 cm.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

yinede hala küçük.dünyada milyonlarca canlı türü var.

 

milyonlarcasına gerek kalmamış olabilir.

1.evrim canlılar üzerinde olmuştur.hani insan evrimleşemez diyorlar ya onu söyleyenler bile canlıların evrimini kabul eder.işte bu gemide 50 canlı olsun bunlardan zamanla evrimleşme olması muhtemeldir.

2.bazı denizde yaşayan canlılar zamanla karaya çıkmıştır.hatta çoğu ordan gelir örneğin:ineklerle balinalar akrabadırlar

3.birinci söylediğim için şunuda göz önünde tutmalıyız tüm yaşamın tek bir DNA dan başladığına dair hipotezler vardır.

saygılar.

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Amerika kıtasında, Avrupanın rüyasında bile görmeye gücünün yetmeyeceği medeniyetler var iken, güya kristof kolomb tarafından keşfedilmiş.

Ateşin keşfi de yalan ilk Ademler zamanında yüzlerce yanardağ, devamlı yanmakta olan doğalgaz kuyuları var idi.

Batılı, “Dünya tepsi gibidir” düşüncesine sahipken, Amerika kıtasının medeniyetleri astronomide zirvedeydiler.

Newtonun kafasına elma düşmeseydi yer çekiminden de haberimiz yokmuş.

Arşimed, hamama gitmeseydi suyun kaldırma kuvvetinden mahrum olarak gemi icat edilmeyecekti güya. Oysa Arşimed den binlerce yıl evvelinde denizlerde kayıklar ve gemiler yüzüyordu.

Hatta göklerde ve uzayda bile gemiler vardı. Biz bu teknoloji ile yaklaşık yüz yıldan beri tanışığız düşünün.

İşte biz bu aldatmaca bilgilerle hz Nuh zamanında taş devrinde yaşanıldığını sanıyoruz, buna göre de Nuh’un gemisini tahta dan sanıyoruz.

Nuh tufanının dünyanın çok büyük bir bölümünü etkilediği bilinmektedir.

Dünyada günümüzde yaklaşık bir milyon tür hayvan var. Bunlara böcekleri, kuşları ve balıkları da dahil edersek 20 milyon hayvan türü var.

Nuh as gemiye kuşları, böcekleri almadı varsayalım. Unutmayın ki Nuh as zamanında yaşayan birçok hayvanın zamanımızda nesli tükenmiştir Geriye kalan bir milyon hayvanı ya da yarısını Nuh as nasıl bir gemiye yükledi? Hem de her hayvandan birer çift. Gemi günlerce aylarca kara yüzü görmedi öyleyse gemide hayvanlar için tonlarca et ve ot olması gerekirdi.

Bu kadar yükü alacak bir gemi binlerce stadyum büyüklüğüne ulaşır.

Ve anlatıldığı gibi tahtadan ve çividen yapıldıysa Nuh as ahşap ve çivi fabrikalarımı kurmuştu?

 

 

Nuh’un gemisi nasıl bir yapıya sahipti?

 

“Nuh'u da tahtalardan yapılmış, çivilerle çakılmış gemiye bindirdik.”

Kamer-13 (TDV meali)

Kuranın meali günümüz arapcasıyla tercüme edilmiştir. Haliyle kamer suresinin 13. ayetide yukarıdaki gibi manalandırılmış.

 

“Ve hamelnahu ala zati elvahıv ve dusur” Kamer-13

 

“hamelnahu” “biz yükledik” manasındadır. Yani Allahu teala, “hayvanları ve insanları gemiye biz yükledik” diyor. “Biz” kelimesi allahu tealanın birçok isminin kudretlerini anlatmaktadır.

“elvahıv” levhalar anlamındadır. Hud suresinde geçen Nuh as ile ilgili manalara göre bu levhalar, tahta dan değil erimiş madenlerden yapılmıştır. Ayetin arapcasında tahta kelimesi yoktur.

“dusur” kelimesinin günümüzdeki anlamı, tahtaların rabıtalarının bağlantıları ve perçin mealindedir ancak “dusur” aniden iz bırakmadan gözden kaybolan anlamınada gelir. bu manlara göre Kamer-13 ayetinin meali şu şekildedir.

 

“biz onları, madeni levhalardan yapılmış ve aniden gözden kaybolan bir gemiye bindirdik” Kamer-13

 

“Nihayet emrimiz gelip de sular coşup yükselmeye başlayınca Nuh'a dedik ki: (Canlı çeşitlerinin) her birinden birer çift ile -(boğulacağına dair) aleyhinde söz geçmiş olanlar dışında- aileni ve iman edenleri gemiye yükle!» Zaten onunla beraber pek azı iman etmişti.”

Hud suresi-40 (TDV meali)

 

Ayetin orijinalinde, “sular coşup yükselmeye başlayınca Nuh'a dedik ki: (Canlı çeşitlerinin)” “-(boğulacağına dair) aleyhinde söz geçmiş olanlar dışında” cümleleri yoktur. Bu cümleler ayetin mana akışına göre mealciler tarafından verilmiştir.

Bu ayeti açalım.

 

“Hatta iza cae emruna ve farat tennuru kulnahmil fiha min küllin zevceyniseyni ve ehleke illa men sebeka aleyhil kavlü ve men amen ve ma amene meahu illa kalıl” Hud-40

 

“Hatta iza cae emruna” = emrim geldi

“farat tennuru” = farat, ıssız yerlere konan nişan anlamına gelir. tennur, tandır anlamındadır tandır ısı enerjisi üretir ancak ayette Nuhun gemisinin enerji kaynağıdır.

“kulnahmil”= içinden ses gelen manasındadır nahme kelimesidir.

“min küllin zevceyniseyni ve ehleke” = “tüm çiftleri ve ehlini” anlamındadır.

“men sebeka”= “men” o kimse, o varlık demektir. “sebeka” kalıba dökülmüş maden, yarış, süratli anlamındadır. “men sebeka”o gemi, madenden yapılmış süratli anlamınada gelir.

“amen” mukim olmak, yerleşmek, yani o gemide mukim olmak tır.

“ma” yayılıp yerleşmek.

Bu anlamlara göre ayetin yakın orijinal anlamı şöyledir.

“emrim geldiğinde, (nuh), kalıba dökülmüş madenden yapılma gövdesinden ses çıkaran ve süratle ıssız yerlere (göklere) gidebilen gemiye ehlini ve hayvanlardan çiftleri yerleştirdi” Hud-40

Arapcada gemi, sefine dir.

Ayette gemi değil “fülke” kelimesi geçer. Fülke, zamanımızda kayık anlamındadır. İbrahim suresinin 79. ayetinde, Allahu teala denizde yüzen gemiler için “sefine” tabirini söyler. Kefh suresi, Hud suresi gibi sırlar yüklü surelerde ise “fülke” tabirini kullanır. Aralarındaki fark nedir?

 

 

Alinti-cafer iskenderoglu

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Nuhun gemisine kaç çift hayvan sığabildi?

Her peygamberin bir mesleği vardır.

Nuh as nin meslek konusu mücerret alemler dir. Mücerret alemler gözle görülemeyen mikrobiyoloji, hücreler, atom altı yapılarıda içerir. Kısaca nano teknoloji, Nuh as nin ilim sahasıdır. Gen ilminin ilk öncüsüdür, Nuh as den sonra bu ilimler Sümerler gibi medeniyetlere intikal etmiştir.

Sümerlerden sonra dünya ilim karanlığına girmiştir Peygamber efendimizle gelen kuran ve İslam bu saklı ilimleri teşvik etmiş bu günün ilminin temelleri islamla atılmıştır.

Süleyman as sebe melikesinin tahtını binlerce kilometreden ışınlayabilen yardımcılara sahipti.

İsa as ölüleri diriltme gücüne sahipti.

Peygamber efendimiz (sav) miracı ile kainatın sonsuzluğunda seyahat ederdi.

İşte Nuh as da GEN lere DNA lara hükmedebilen ve madenleri eriterek çeşitli alaşımları elde edip ışık hızıyla gidebilen ve gemileri çekim gücü enerjileriyle çalıştıran ilimlere sahipti.

Nuh Aleyhisela ma verilen verilen tüm yeteneklerin sırrı, hud suresinin 41. ayetinde geçen FİHİBİSMİLLAHİ kelimesinde saklıdır.

“(Nuh) dedi ki: «Gemiye binin! Onun yüzüp gitmesi de, durması da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz ki Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir.”

Hud-41 (TDV meali)

 

Yukarıdaki meal pek yakın mana vermiyor Hud-41. ayete şöyle bakabiliriz.

 

“Ve kalerkebu fıha bismillahi mecraha ve mürsaha inne rabbi leğafuru rahıym” Hud-41

 

“fıha bismillahi”= Bismillah kelimesinin varlığında olan ilahi gücün anlatımıdır. Tüm yaradılış ve kainatın kuruluşu Bismillah ile başlamıştır. Allahu teala sayısız isminin kudretini Bismillah ismine tecelli ettirmiştir.

“mecraha”= bir varlığın kaynadığı çıktığı yer, suyun kaynağı mücerred kaynak, çok ince hat, yani canlıların ürediği en küçük kaynak yapı GEN anlamınada gelir.

“mürsaha” bu kelimenin kökü, İrsa kelimesidir. İrsa, ince uçlu yani iğne gibi bir şeyle itelemek, yerleştirmek anlamındadır. İrsal kelimesi de bu kökten gelir, göndermek anlamındadır.

Şimdi Hud-41 şu anlama gelir.

 

“(Nuh), Ğafur ve rahim olan Allahın izniyle, Fiha Bismillahi (isminin sırrındaki İlahi kudretle) (hayvanları) türedikleri mecralarına (Hücrelerine, Genlerine) yerleştirdi. Hud-41

 

İşte günümüzde genlerin kopyalanması, saklanması aslında bir kuran mucizesidir.

Nuh as Gen ilmi ve Fihibismillahi kelamının sırrı ile milyonlarca hayvanı, ışık hızıyla gidebilen ve bir tür enerji ile çalışan ve çalışırken de gövdesinden hafif bir ses çıkaran aynı zamanda Nuh’’un laboratuarı olan gemiye bu şekilde sığdırmıştır ve kuranın deyimiyle “amen” yerleştirmiştir. Yani Nuh as gemiye hayvanları almamış, onların genlerini almış, tabiri caizse, gemiye bir avuç Gen yüklemiştir.

Ahir zamanda çıkacak olan Dabbe’tül arz, yine kadim zamanda yaşayan dinozorların ve başka hayvanların Gen lerinin bir araya getirilmesiyle oluşacak olabilir.

Alinti-cafer iskenderoglu

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

ben bunu bi sembolizma olarak başka bi yerlerde yorumlamıştım;

 

birincisi bi kurtarıcı ya da uyarıcı var;

ikincisi tüm neslin geleceği ona bağlı;

tüm türleri gemisine yüklüyor kurtarıyor ve onları yaşatıyor ve nesillerinin devamını sağlıyor;

 

yani uzatmadan doğa/evren/zeka ya da hatta tanrı (bile olsa) tek bir insana mı güveniyor;

yani düzenin bi sistematiği/matematiği kendini yaşatma düzeni ve sistemi yok mu?

kurtarıcı ya da kurtarıcılar olmak ya da kurtarıcılar beklemek bu bizim insanlık sorunumu ve dersimiz;

kimsenin kurtarılmaya ve kurtarmaya ihtiyacı yoktur ve kimsenin bildiricilere ve bilicilere de ihtiyacı yoktur;

 

bi insana inanın; evet inanın ama, evet güvenin ama;

evet bi insan dünyanın sonu gelecek diyorsa gelmeyecekse bile gelecekmiş gibi davranın ve ona inanın çünkü o inanıyor ya da öyle düşünüyor;

insana inanın dünyanın sonun geleceğine değil; onun (buna) inandığına inanın

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Hangi bolgede oldu acaba biliyomusun

 

İç anadolu yada güney doğu civarı olması lazım bu konu hakkında her milletin bir teorisi var, geminin oturduğu yer tevratta ağrı dağı olarak geçiyor, kuranda cudi dağı olarak geçiyor.

Nuh efsanesin geçtiği yerler;

 

İbrani: Nuh'un Gemisi

Mısır :Naunet

Hindu: Manu

Çin: Nuwa

Sümer: Ziusudra

Babil: Atra-Hasis, Utnapishtim, Xisuthrus

Yunan: Deucalion

Toltec-aztek: Toptlipetlocali

Türk-altay:Uruk

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...