Jump to content

Ahmedinecad, Hüccetiye üyesi mi?


MALCOLMX

Önerilen Mesajlar

24 Haziran 2005`te yapılan İran Başkanlık seçimlerini daha önce Tahran Belediye Başkanı olan Mahmud Ahmedinecad kazandı. Seçimlerden sonra bir konuşma yapan eski Başkan Muhammed Hatemi, kafa karıştırıcı ifadeler kullandı: `İmam Humeyni döneminde devrimi bir sapkınlık olarak görenler, şimdi terör ve baskı mekanizmalarını kullanıyorlar. Bu sığ düşünceli gelenekçiler taş devrinden kalma geri kafalılıklarının arkasında şimdi güçlü bir örgüt de buldular.` Hatemi`nin Ahmedinecad`la arasının hoş olmadığı bilinen bir gerçekti. Fakat Hatemi bir de örgütten bahsediyordu. Humeyni döneminin Genelkurmay Başkanı olan Ahmet Tevessuli, Hatemi`nin Hüccetiye`ye atıfta bulunduğunu iddia etti. Ne var ki Ahmedinecad`ın Hüccetiye ile irtibatı hakkındaki iddiaların hiçbiri belgeye dayanmıyor. Batılı gözlemciler Ahmedinecad`ın Kayıp İmam`ın Mehdi olarak geri döneceği yönünde hemen her konuşmasında yaptığı vurgunun ve Ayetullah Mesbah Yezdi`yi kendi `merce-i taklid`i olarak ilan etmiş olmasının Hüccetiye bağlantısını gösterdiği kanaatindeler. Ancak 12. İmam`ın Mehdi olduğu ve Ahirzaman`da geri geleceği inancı İmamiye Mezhebi`nin temel inançlarından biri durumunda. Ahmedinecad`ın Mehdi beklentisi sıradan bir Şii için hiç de `sıradışı` değil. Buna karşılık Ahmedinecad`ın konuşmalarında `İran Devrimi`nin temel gayesinin 12. İmam Mehdi`nin geri dönüşünün yolunu açmak` olduğunu vurguladığı biliniyor. İran Başkanı`na göre Mehdi`nin yolunu açacak İran`ın daha güçlü, gelişmiş ve model bir İslami sistem oluşturması gerekiyor. Ahmedinecad`ın ülkenin imamlarına hitap ettiği bir konuşmasında, `Bütün politikalarımızı İmam Mehdi`nin dönüşü endeksli yapmalıyız. Batı`nın politikalarını ve sistemlerini taklit etmeyi terk etmeliyiz.` dediği biliniyor. Ahmedinecad 2005 Eylülünde Birleşmiş Milletler Genel Meclisi`nde yaptığı konuşmasında da Mehdi`nin gelişinin hızlandırılması için Allah`a dua etmişti. Yine de Ahmedinecad`ın Mehdi`nin geri döneceği yönündeki bu sağlam inancı onun Hüccetiye çizgisinde olduğunu ispat etmiyor. TANRI KALİ`Yİ KANLA BESLEYEN SAGLAR

 

Binyılöncüleri içinde Hindu Saglar`ın ayrı bir yeri var. Bu örgütün tamamını iple boğarak öldürdüğü insan sayısının bir milyonu aştığı tahmin ediliyor. 19. yüzyılda İngilizlerin Hindistan`a hükmettikleri dönemde yok edilen Saglar savaşın, yaratmanın ve öldürmenin tanrıçası Kali`ye kurban ediyorlardı öldürdükleri kişileri. Bu kurban zamanın ve yaratmanın devam etmesi için şarttı. Her Sag en az üç insan öldürmek durumundaydı ki kainattaki düzen devam edebilsin. Saglar tam olarak bilemediğimiz bir dini sebeple sadece yolcuları öldürüyordu. Kali`nin kurbandan aldığı kan ve hazzın maksimum olması için öldürme yavaş yavaş yapılıyordu. Kali kadınların, cüzamlıların, körlerin ve bazı sanat erbabının kanını istemediğinden bunlara dokunulmuyordu. Avrupalıların kanı da makbul değildi. Sag teolojisi 1564`te İspanyollara karşı meşhur Taki Onkoy ayaklanmasını başlatan Perulu yerlilerin teolojisini andırır. Taki Onkoy liderleri İspanyolların kendi ülkelerini işgal edebilmiş olmasının tek açıklamasının kendi tanrılarının Hıristiyanların tanrıları karşısında zayıf düşmeleri olduğuna inanmışlardı. Bunun çözümü de kendi tanrılarını güçlendirecek bir girişim başlatmaktı. Bunu başarırlarsa güçlenen tanrıları geri kalan işi üstlenecek ve İspanyolları ülkelerinden atacaklardı. Bu sebeple İspanyol kolonilerini yakmaya, önlerine gelen İspanyolları öldürmeye başladılar. Ayaklanma liderleri hiçbir planlamaya gerek duymamışlardı. Çünkü hedefleri İspanyolları yenmek değildi. Tek hedefleri kendi tanrılarının ihtiyaç duyduğu gücü sağlamaktı. Taki Onkoy liderlerinin ayaklanmanın sonucunu nasıl yorumladıkları bilinmiyor. Çünkü halklarıyla birlikte yok edildiler. Doç. Dr. John von Heyking binyılöncülüğünün sadece dini inanışların içinde görülmediği uyarısında bulunuyor. Von Heyking`e göre proletaryanın kapitalizm karşısında eninde sonunda ayaklanacağı yönündeki Marksist beklenti de bir tür Mesihçilik. Bazı militan Marksistlerin proleter ayaklanmanın gecikmesi üzerine `proleterleri ayaklanmaya zorlayacak bir perişanlığa sürüklenmeleri gerektiği` tezini savundukları biliniyor. Hitler de `Doğa`nın tanrısal güçlerine inanıyor ve doğayı kirleten ırklar ortadan kaldırılırsa insanlığı kurtaracak müdahalesini yapacağını zannediyordu. Filozof Eric Voegel`in `metastatik inanç` adını verdiği bu tür bir inanç, işgale karşı halkı ayaklanmaya sürüklemek için işgalciyi kışkırtarak hayatın çekilmez hale getirilmesi gerektiğini söyleyen Maoist gerilla taktiklerinde, askeri müdahalelerle rejimlerin `yola geldiğine` inanan karanlık güçlerin ortalığı karıştırarak orduları müdahaleye zorladığı üçüncü dünya ülkelerinde veya kaosun eninde sonunda bir düzen ortaya çıkaracağı gibi dinlerarası felsefeler oluşturmuş Aum Şinrikyo gibi seküler örgütlerde görülebilmektedir.

 

ÜYELİK İDDİASI UYDURMA OLABİLİR Mİ?

 

Ahmedinecad`ın Hüccetiye üyesi olduğu yönündeki bilgiler dünya basınına Bahai kurumları ve Tudeh Partisi gibi hem Hüccetiye`nin hem de İran rejiminin muhalifi ekiplerce sızdırıldığından bu iddialara temkinle yaklaşmak gerekiyor. Bu iddiaları dillendirenlerden Amerika`daki Hoover Enstitüsü`ne yakın bir isim olan Abbas William (Bill) Sami`nin bu tür iddiaları süper güçlerin diplomatik amaçlarına hizmet amaçlı olarak gündeme getirdiği de söyleniyor. Ahmedinecad`ın kutsal şehir Kum yakınlarında bulunan ve her hafta binlerce Şii hacının Kayıp İmam`a ulaşması ümidiyle mektuplar bıraktıkları Camkaran Kuyusu`na atılmak üzere Bakanlar Kurulu tarafından ortak bir mektup yazdırdığı dahi iddia ediliyor. Yine BM Genel Meclisi`nde yaptığı konuşma sırasında Meclis`e ilahi bir sükunetin hakim olduğu ve dünya liderlerinin adeta bir el tarafından sandalyelerine bağlanıp gözlerini dahi kırpıştırmadan Ahmedinecad`ı dinledikleri yönünde Ahmedinecad`ın kendi iddiaları olduğu söyleniyor. Çoğu Ahmedinecad`ı küçük düşürmeye yönelik olan bu iddiaların doğruluk değeri bilinmiyor. Bilinen gerçek Ahmedinecad`ın Hüccetiye`nin kuruluşunda etkin olduğu Hakkani İlahiyat Okulu`na ve bu okulun başında bulunan ve Hakkani Halkası`nın kurucusu Ayetullah Muhammed Taki Mesbah Yezdi`ye olan yakınlığı. İran devlet başkanının İlm-ü Sanat Üniversitesi`nde okurken İslami Derneğe üye olduğu ve bu derneğin Hüccetiye ile işbirliği içinde olduğu da biliniyor. Ahmedinecad`ın bakanlarının ve önemli atamalarının çoğunun Hakkani Halkası`ndan olduğu da bir gerçek. Fakat bu okulun sadece Hüccetiye sempatizanı yetiştirdiğini söylemek doğru değil. Fakat halen Kum`daki en prestijli okullardan biri olan Hakkani Okulu mezunlarının ilginç bir şekilde İstihbarat ve İçişleri Bakanlığı kadrolarında yoğunlaşmış olmaları, bu okul mezunlarının en azından bir kısmının planlı olarak Hüccetiye için kritik olan istihbarat ve polis kadrolarına sızdığı imajını veriyor. Bugün istihbarat şefi olan Hüccetülislam Gulam Hüseyin Muhsini Eceheyi`nin, İçişleri Bakanı Mustafa Pürmuhammedi`nin ve İstihbarat ve Milli Güvenlik Bakanlığı`nın üst düzey yetkililerinden Ali Fellahiyan, Ali Yunesi, Muhammed Rey-Şahri gibi isimlerin Hüccetiye bağlantılı oldukları iddia ediliyor. VEKİL Mİ KAZIK MI?

 

Ahmedinecad`ın Hüccetiye üyesi olduğunu ısrarla vurgulayan isimlerden biri Kanada`nın Lethbridge Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. John von Heyking. Von Heyking Hüccetiye`nin Kayıp İmam`ın geri dönüşüyle ilgili inançlarının tam bir binyılöncülüğü inancı olduğu görüşünde. Von Heyking, Şiiliğin İmam Mehdi`nin bir kaos döneminde insanlığı kurtarmak üzere geleceği, fakat bu gelişi sağlamak veya hızlandırmak için insanların yapabileceği hiçbir şeyin olmadığı yönündeki geleneksel inancının Hüccetiye tarafından metomorfoza uğratıldığını söylüyor. Ona göre Hüccetiye`nin Mehdi inancı Hıristiyanlığın Mesih inancına fazlasıyla benziyor. Şiilere göre Mehdi`nin bir vekili olacak veya bu vekil Mehdi`den önce gelerek onun yolunu açacak. Hıristiyan öğretisine göre de Hz. Yahya Hz. İsa`nın yolunu açan ve onu haber veren peygamberdir. Benzer bir ikili ilişki Bahailikte Bab ile Bahaullah arasında bulunur. Bab, Bahaullah`dan önce gelerek onun gelişini müjdelemiş ve halkı ona hazırlamıştır. Heyking, Ahmedinecad`ın kendisini 12. İmam`ın bir tür `önce gelen vekili` olarak görüyor olabileceğini düşünüyor. Bu durumda `vekil`, İran`ın nükleer kapasitesini artırarak dünyada kaosu artıracak, diğer taraftan ülke içinde İran Devrimi`nin kurduğu rejime karşı bir tür `sivil ihtilal` gerçekleştirerek ülkede bir anayasal kriz başlatacak. 12. İmam`ın gelmesi için öncelikli olarak ortadan kalkması gereken İran İslam Cumhuriyeti de böylelikle bertaraf edilmiş olacak. Von Heyking`in spekülasyonları fantastik görülebilir. Ama Haşim-i Rafsancani`nin Ahmedinecad`ı `İslam Devrimi`ni yok etmekle` suçladığı bilgisiyle birlikte bu spekülasyon `acaba` dedirtiyor. Von Heyking`in `vekil` teorisini destekleyecek hiçbir bilgi yok. Ama taraftarlarının Ahmedinecad`ı `evtad`dan biri gördükleri ve Ahmedinecad`ın bunu yalanlamadığı biliniyor. Şii inançlarına göre Kayıp İmam ölü olmayıp halen dünyanın idaresiyle meşgul. Her kuşaktan 36 adam seçen İmam, bunları Nebe Suresi`nin yedinci ayetindeki `Dağların dünyayı ayakta tutan kazıklar kılındığı` ifadesinde geçen `kazıklar` kelimesine atfen `evtad` tayin ediyor. Bu kişiler sayesinde dünyanın düzeni ayakta duruyor. İşte taraftarları Ahmedinecad`ın dünyayı ayakta tutan bu `kazıklar`dan biri olduğuna inanıyor.

 

İranlı Filozof Prof. Abdülkerim Suruş, Misbah Yezdi ve Ahmedinecad`ın Hüccetiye bağlantılı olduğunu kabul etmiyor. Hüccetiye`nin binyılöncüsü söyleminin abartı olduğunu düşünen Suruş, Misbah Yezdi ve Ahmedinecad`ın çok daha tehlikeli bir kafa yapısına sahip oldukları kanaatinde. Suruş, bu ikilinin arka planında Mahmud Halebi`yi değil, Tahran Üniversitesi eski felsefe profesörü Ahmet Ferdid`i görüyor: `Bu adam devrim öncesinde dindar bir adam değildi. Devrimden sonra mollalardan daha molla kesildi. Aşırı şiddet düşkünü, Yahudi düşmanı, kafasını Masonlarla bozmuş bir adamdı. Almanca bilmediği halde Almanya`ya gitmiş ve Heidegger`den ders almıştı. Ondan Nazi ve faşist görüşleri devralmış.` Suruş`a göre Ahmedinecad ve Misbah Yezdi`nin çizgisi Ahmet Ferdid`in çizgisidir. Abdülkerim Suruş, Misbah Yezdi`nin zaman içinde İran`ın manevi liderine dönüşebileceğini ve bunun İran`ın Taliban Afganistan`ından çok daha kötü bir duruma düşmesi anlamına geldiğini düşünüyor.

 

UFUK TURU: FİKRET ERTAN

 

İRAN`DA HÜCCETİYE GÖLGESİ

 

Mahmud Ahmedinecad`ın İran Cumhurbaşkanı seçilmesinden bu yana çeşitli basın-yayın organlarında İran`da yeniden canlandığı söylenen bir yarı-gizli teşekkül ya da cemiyetten söz ediliyor.

 

Bu cemiyeti ele alan bazı yazılarda cemiyetin yönetim kademelerinde etkili olmaya başladığı, üyelerinin önemli mevkilere geldiği, hatta bugünkü hükümette bazı bakanların cemiyet üyesi oldukları iddia edilirken eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi`nin bir süre önce Meşhed`de bir vaaz sırasında `Taş devri geriliğine sahip sığ görüşlü gelenekçilerin şimdi arkalarında güçlü bir cemiyet var.` şeklinde sözler sarf ederek söz konusu cemiyete işaret ettiği ifade ediliyor.

 

Birkaç defa bizim basında da bazılarının yanlış ad (Hocatiye gibi) ile temas ettikleri bu cemiyet esasen oldukça eski bir dini cemiyet. Tam adı Encümen-i Hayriye-yi Hüccetiye-yi Mehdeviyye. Kısaca Hüccetiye (Hüccet delil demek; Hüccetiye de delilciler) olarak bilinen bu cemiyet 1953 yılında yapılan darbe sonrasında İmam Humeyni`nin yakın arkadaşlarından Şeyh Mahmud Halebi tarafından kuruldu. Amacı, `İslam dini ve Caferiye mezhebinin tebliği ve bunların ilmi yollardan savunulmasıydı. Dönemin sert siyasi yönetimi tarafından medreseler dışında faaliyetlerine izin verilen sayılı dini merkezler ve cemiyetlerden biri olan Hüccetiye bu dönemde çok canlı tartışmalara, çalışmalara sahne oldu. Horasan şehri cemiyetin en güçlü bölgesel merkeziydi. Hüccetiye`nin 1979 İslam Devrimi öncesi baş hedefi Bahailik`ti. Cemiyet, Bahailiği İslam`ın baş düşmanı olarak görüyor, bu zararlı akımla mücadeleyi faaliyetlerinin en önemli hedeflerinden biri olarak değerlendiriyordu. 1979 İslam Devrimi`nden sonra Bahailik Devrim yönetiminin de baş hedeflerinden biri olarak kabul edildiği için Hüccetiye bu defa Marksizm`i İslam`ın en büyük düşmanı olarak görmeye başladı ve Marksizmin kökünden tasfiyesi için mücadeleye koyuldu.

 

Cemiyet, Mehdi doktrinine gönülden bağlı olduğu ve bunu savunduğu için 1979 Devrimi`ni takiben Devrim lideri İmam Humeyni ve onun geliştirdiği Velayet-i Fakih doktrini ile ters düşmeye başladı; zira Hüccetiye doktrininin esasında siyasetin ve yönetimin dini makamlara devri söz konusu değildi. Siyaset ve yönetim Mehdi`nin uhdesinde olan alanlardı; dini makamlar bu alanları devralamaz, üstlenemezlerdi.

 

Ne var ki, bu doktrin farklılığına rağmen Hüccetiye İslam Devrimi`ni destekledi, İmam Humeyni`nin siyasi liderliğini kabul ederken dini liderliğini kabul etmekten de ısrarla kaçındı. Hüccetiye liderleri Devrim ile birlikte kendi cemiyetleri içinde de ortaya çıkan genç devrimci üyelerinin bu doktrinden vazgeçilmesi, cemiyetin kuruluş senedinin gözden geçirilmesi yolundaki taleplerine karşı çıktılar. Bu karşı çıkış cemiyetin üye ve sempatizan sayısının hızla düşmesine, ayrılanların çoğalmasına yol açarken, ayrılanlar da Hizb-i Cumhur-i İslami Partisi saflarına katılmayı, böylelikle Devrim`e hizmet etmeyi tercih ettiler.

 

Cemiyet İslam Devrimi liderliğini organizasyon gücü ve disiplini ile etkilerken bu husus kendisini en çok 1981 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde gösterdi. Muhammed Recavi`nin cumhurbaşkanı seçildiği bu seçimlerde Hüccetiye üyelerinin oylarını liderlerinin talimatı üzerine 12. İmam`a, yani İmam Mehdi`ye verdikleri, verilen bu oyların 400 bin civarında olduğu, bunun da geçerli oyların yaklaşık yüzde 2,5`ine tekabül ettiği o zamanlar söylendi.

 

Seçimlerden sonra da en başta Hizb-i İslami Cumhuri`nin sola yakın kesimi olmak üzere Devrim kadroları yavaş yavaş Hüccetiye`yi hedef alırlarken cemiyet ile Devrim kadroları arasındaki hesaplaşmanın ilk işaretleri de ortaya çıkmaya ve sonra da güçlenmeye, nihai hesaplaşma saati de yaklaşmaya başladı.

 

Nihai hesaplaşmanın saati de 1983 yılı Temmuz ayında çaldı. Hizb-i İslami Cumhuri`nin Hattı-İmam (İmam`ın çizgisi) mensupları Hüccetiye`ye karşı tam saldırıya işte bu tarihte geçtiler ve zaten Hüccetiye`ye hem Velayet-i Fakih doktrinini kabul etmediği ve hem de Mehdi`nin geri dönüşünün çabuklaştırılması için dünyanın karışmasını savunduğu için karşı olan İmam Humeyni`nin Hüccetiye`nin pozisyonunu örtülü ifadelerle de olsa sapkın ve sahtekar olarak ilan etmesini sağlamayı başardılar. Bunun üzerine Cemiyet akıllı bir hareketle İmam Humeyni ve taraftarlarıyla herhangi bir tartışma ya da karşı karşıya gelmeden kaçınarak faaliyetlerini İslam Devrimi`nin liderine hürmeten belirsiz bir tarihe kadar askıya alma kararı verdi. Bu arada hükümette bulunan Hücceti ticaret ve çalışma bakanları da görevlerinden istifa ettiler.

 

Hizb-i Cumhur-i İslami mensupları Hüccetiye`yi en çok tebliğ faaliyetlerini kültürel alanla, fikirler dünyasıyla sınırladığı, Hüccetiye`nin dinamik değil durağan bir İslami görüşü temsil ettiği gerekçesiyle suçluyor, eleştiriyordu. Bu eleştirinin tabii sonucu da Hüccetiye`nin İslam Devrimi ve liderliğinin dinamik ideolojisine ters düştüğü yolundaydı. Devrim kadroları tarafından Hüccetiye`ye yönelik bir başka önemli eleştiri de Velayet-i Fakih doktrini konusundaydı ve bu kadrolar Hüccetiye`nin bu doktrini benimsememesinden dolayı saf dışı bırakılması gerektiğini savunuyorlardı.

 

Sonuçta, Hüccetiye görünürde saf dışı kalmış oldu; ama yine de Devrim kadroları ile ters düşmesine rağmen varlığını kararlı bir şekilde bugünlere kadar devam ettirdi; üstelik Mahmud Ahmedinecad dönemi ile birlikte kendisinden daha çok söz ettirir hale gelirken bazı kaynaklara göre yönetimdeki nüfuz ve ağırlığını oldukça artırmayı da başardı.

 

Bu kaynaklar, 21 bakandan meydana gelen bugünkü hükümette üç bakanın Hüccetiye arkaplanına sahip olduğuna işaret ediyor. Mesela Hüccetiye kökenli Hakkani Medresesi mezunu olan İstihbarat Bakanı Hüccetülislam Gulam Hüseyin Muhsini`nin bu bakanlardan birisi olduğunu iddia ediyorlar. Mahmud Ahmedinecad`ın `merci-i taklidi` olduğu söylenen ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Besiç güçlerine Ahmedinecad`a oy vermeleri yolunda fetva verdiği belirtilen Ayetullah Muhammed Taki Misbah Yezdi`nin de aynı medresenin mezunu olduğu bu meyandaki iddialardan birisi ayrıca.

 

Cumhurbaşkanı Ahmedinecad`a gelince; onun Hüccetiye mensubu olduğunu söyleyenler de var; üye olmayıp sadece sempatizan olduğunu; mezun olduğu İlm-i Sanat Üniversitesi`nde okurken üye olduğu dini cemiyetin Hüccetiye ile bağlantılı bir cemiyet olduğunu söyleyenler de… Hatta Ahmedinecad`ın dünyaya meydan okuyan tavrının Hüccetiye`nin Mehdi doktrininden kaynaklandığını iddia edenler de…

 

Şüphesiz bütün bunlar `Hüccet`i Katı`aya` (kesin delil) dayanmayan söylenti ve iddialar; ama Hüccetiye de tarihi ve güncel bir gerçek. Ve bu gerçeğin gölgesi bugün İran ve yönetimi üzerinde kendisini şu veya bu şekilde hissettiriyor bana göre…

 

KAYIP İMAM

 

Şiiliğin 12. İmam`ı Muhammed bin Hasan el-Askeri Sahib`üz-Zaman, Kaim, Hatim ve Hüccet isimleriyle de bilinir. Şii inancına göre Hicri üçüncü asırda doğmuş, fakat zamanın sonundaki görevini yerine getirmek üzere 941 yılında gaybubete çekilmiştir. Ahirzaman`da dünyanın cevir ve zulümle dolduğu bir zamanda zuhur edecek ve yeryüzünü adaletle dolduracaktır. Bazı Şii alimleri kendisi gibi adının da gaybubete çekilmiş olduğunu kaydeder ve gelip misyonunu eda edene kadar adının anılmasının caiz olmadığını söylerler. Onikinci İmam dünyaya birinci gelişlerinde de çok az insana gösterilmiştir. Şii inancına göre bu birinci gelişi Birinci Gizleniş olarak bilinir. Babası 11. İmam Hasan Askeri onun beklenen Hüccet olduğunu söylemiştir. Hasan Askeri öldükten sonra da 12. İmam sadece dört kişiyle görüşmüş, bu kişilere `sefir` adı verilmiştir. 73 yıl süren Birinci Gizleniş`in sonunda İmam Mehdi ikinci ve asıl Gaybubet`ine çekilmiştir. İmam Mehdi gaybubette olmakla birlikte dünyayı yönetmeye devam etmektedir. Şiilerdeki `Gaib İmam` inancı Breslavlı Haham Nahman`ın talebelerinde de görünür. 19. yüzyılda yaşamış ve beklenen Mesih olduğuna inanılan Nahman`ın aslında ölmediği, zamanın sonunda görevini eda etmek üzere yeniden geleceği söylenir. Hazreti İsa`nın ikinci gelişiyle ilgili Hıristiyan ve Müslüman inanışı ve Buda`nın zamanın sonunda Maitreya adıyla yeniden doğacağı şeklindeki Budist inanışı benzer motifler içerir.

 

NEDEN HÜCCETİYE?

 

Şiiler`in asıl isminin telaffuz edilmesinden hoşlanmadıkları Kayıp İmam`a taktıkları isimlerden biri de Hz. Hüccet. Halebi örgütünü bu sebeple Hüccetiye şeklinde isimlendirmiş.

 

-alıntı-

Yorum bağlantısı
Diğer sitelerde paylaş

Sohbete katıl

Şimdi mesaj yollayabilir ve daha sonra kayıt olabilirsiniz. Hesabınız varsa, şimdi giriş yaparak hesabınızla gönderebilirsiniz.

Misafir
Bu konuyu yanıtla...

×   Farklı formatta bir yazı yapıştırdınız.   Lütfen formatı silmek için buraya tıklayınız

  Only 75 emoji are allowed.

×   Bağlantınız otomatik olarak gömülü hale getirilmiştir..   Bunun yerine bağlantı şeklinde gösterilsin mi?

×   Önceki içeriğiniz geri yüklendi.   Düzenleyiciyi temizle

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

×
×
  • Yeni Oluştur...