4 Sayfadan 3. İlkİlk 1234 SonSon
Toplam 38 sonuçtan 21 ile 30 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Zaman Üzerine

  1. #21
    lightshadow - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Haz-2014
    Bulunduğu yer
    KOCAELI
    Mesajlar
    171
    Konular
    7
    Alıntı emir869 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Zaman kavramını üreten biziz zaten. İki hareket arasında geçen süreye zaman demişiz. Bu nedenle bigbangten önce zamandan söz edilemez. Eğer hiçbir değişim yoksa zaman yoktur. Cennet ebedi olacak derken aslında cennette zaman kavramı olmayacak mesele o . Zaman kavramı olmayan bir şeyin ne başlangıcından ne de bitişinden söz edebiliriz. Tabi eğer cennet varsa bile hücrelerin değişmediği güneşin doğup batmadığı. Herşeyin hergün aynı kaldığı yerde nasıl bir hafta öncesinden bahsedebilirizki. Evren büyük patlamadan beri sürekli bir akışl ve değişim içinde olduğundan zamandan bahsediyoruz. Hele de ömrü çok sınırlı olan bir canlı türü olarak hergün aynaya baktığımızda bile zamanın varlığı suratımıza çarpıyor adeta . Zaten daha keşfetmemiz gereken çok şey var. Uzaydaki karanlık maddenin bile bir boşluk değil enerji olduğunu anca anlayabildiler. Halbuki açıp kurana baksalar yazıyordu orda :P .Hep bizden araklıyor zaten bu gavurlar

    Zaman nasıl göreceli bir kavram ise, fizik bilimi, sonsuzluğu da göreceli olarak ifade ediyor. Fizik bilimi, sonsuzluğun göreceli olması mevzusunu bir yerden paralel evrenlere bağlıyor gerçi.

    Batının bilimi bizden arakladığı mevzusuna katılmıyorum. Batıdaki ateist yaklaşım bizdeki kadar ideolojik değil. Onların bu düşünce tarzı, zihinsel bir özgürlük sağlıyor ve olayları olguları ele alış biçimlerine özgünlük katıyor. Böylece bu özgünlük sayesinde yapılan deneyler, sonuç alma odaklı oluyor. Herhangi bir inanç, etik kural, insani yarar, hedeflenmiyor. Hedeflenen tek şey ortaya atılan tezi doğrular nitelikte sonuç alınması.

    Cennet, insanların anlayabileceği kadarıyla tasvir edilmiş. Şarap akan nehirler, huriler, gılmanlar, tavus kuşları vs. Bunların tamamı sembolik olarak anlatılmış olabilir. Mesela şarap akan nehir tabiriyle insanları mayhoş bir hale sokan bir su kastedilmiş olabilir. Ve bu su, bizim şuan bildiğimiz sıvı şeklinde de olmayabilir. Bir majisyenin size sunduğu üç farklı bardaktaki aynı suyu, biri tatlı, biri tuzlu, biri acı olarak algılayabiliyorsunuz mesela.

    Tabi cennet olarak adlandırılan o kozmik kuşağın çok daha farklı özellikleri muhakkak vardır. Önemli olan o kozmik kuşağa ulaşabilecek donanıma sahip olabilmekte. Bilim daha güneş sisteminin dışına çıkmayı bırakın, marsa nasıl insan gönderebileceğini düşünüyor. Cennete geçişin bizim şuan ki boyutumuzdan olmayacağı bir gerçek.

    Bu kısım kendi yorumum. NASA'nın warp baloon adı verdikleri teknoloji ile uzay-zamanda yüksek hızlarda seyahat edilebileceği veya zamanda yolculuk yapılabileceği söyleniyor. Bin alem arasında yalnız bir alem içerisindeyiz. Yedi kat göğün altındayız. Gelecek teknoloji ikinci kat göğe çıkabilir, ikinci bir alemde dolaşabilir, daha fazlasına erişmesi mümkün değildir. Tüm dünyadaki çeşitli inanç grupları arasındaki inisiyeler, medyumlar, şamanlar, büyücüler. master beyinliler de ancak bu teknolojinin çıkabildiği ve farkında olabildiği kadarına vakıftırlar. Daha üst boyutlara çıkmanın tek yolu ise bir tek islam inancı içerisindeki master kalpli insanlara mahsustur.





  2. #22

    Üyelik tarihi
    Ara-2012
    Mesajlar
    4.060
    Konular
    415
    Dinler bilimsel araştırmalara hiçbir zaman engel olmaz. İnsanlar, din adı altında belli duvarlar koyar. Bu da insanlığın problemi. Yoksa mikroskopla bakterilere bakmayı hiç bir din yasaklamaz. Hiçbir şey de merakın ve gerçeklerin önüne geçemez. Galileo buna örnek gösterilebilir. Batı varlığını Doğu'ya borçlu. Bu da çok doğal, bilim birikimle ilerler. Batı'nın yaptığı en iyi şey, kendilerini çok iyi pazarlamışlar. Ben buldum, ben icat ettim, dediysem bunu herkese kabül ettiririm stratejisi...

    Şu hayatta en önemli şey, merak etmek, araştırmak ve çalışmak. Çoğunluğun dünyası çok sınırlı. Tek amaç artık, para kazanmak ve eğlenmek.

    Cennet konusunda da benzer düşünüyoruz. Dünyada olmayan bir ödül ancak Dünya da olanlarla tasvir edilir.
    Dikkat edilirse Cennet gözümüzde bir orman gibi belirir. Nehirler, ormanlar, köşkler... Arap çöllerinde bu tasvir çok cezbedici dimi..?

    Ben teknoloji meraklısı biriyim, diyelim. İsmini unuttum, bir din yorumcusu vardı, şöyle demişti;
    "Cennetin farklı bölümleri olacak. Mesela bunlardan biri fenni cennet. Yani teknolojik donanıma sahip bir Cennet. Mekikler vs."

    Küçükken ne derlerdi bize büyüklerimiz.
    "Öbür Dünya'da biz cinleri görebileceğiz, onlar bizi göremeyecek." Bunu düşününce biz madde olan vücuttan sıyrılıp ruh olarak yaşayacağız. Onlarda sanırım yeniden bir vücut bulacak.

    Alıntı lightshadow Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Zaman nasıl göreceli bir kavram ise, fizik bilimi, sonsuzluğu da göreceli olarak ifade ediyor. Fizik bilimi, sonsuzluğun göreceli olması mevzusunu bir yerden paralel evrenlere bağlıyor gerçi.

    Batının bilimi bizden arakladığı mevzusuna katılmıyorum. Batıdaki ateist yaklaşım bizdeki kadar ideolojik değil. Onların bu düşünce tarzı, zihinsel bir özgürlük sağlıyor ve olayları olguları ele alış biçimlerine özgünlük katıyor. Böylece bu özgünlük sayesinde yapılan deneyler, sonuç alma odaklı oluyor. Herhangi bir inanç, etik kural, insani yarar, hedeflenmiyor. Hedeflenen tek şey ortaya atılan tezi doğrular nitelikte sonuç alınması.

    Cennet, insanların anlayabileceği kadarıyla tasvir edilmiş. Şarap akan nehirler, huriler, gılmanlar, tavus kuşları vs. Bunların tamamı sembolik olarak anlatılmış olabilir. Mesela şarap akan nehir tabiriyle insanları mayhoş bir hale sokan bir su kastedilmiş olabilir. Ve bu su, bizim şuan bildiğimiz sıvı şeklinde de olmayabilir. Bir majisyenin size sunduğu üç farklı bardaktaki aynı suyu, biri tatlı, biri tuzlu, biri acı olarak algılayabiliyorsunuz mesela.

    Tabi cennet olarak adlandırılan o kozmik kuşağın çok daha farklı özellikleri muhakkak vardır. Önemli olan o kozmik kuşağa ulaşabilecek donanıma sahip olabilmekte. Bilim daha güneş sisteminin dışına çıkmayı bırakın, marsa nasıl insan gönderebileceğini düşünüyor. Cennete geçişin bizim şuan ki boyutumuzdan olmayacağı bir gerçek.

    Bu kısım kendi yorumum. NASA'nın warp baloon adı verdikleri teknoloji ile uzay-zamanda yüksek hızlarda seyahat edilebileceği veya zamanda yolculuk yapılabileceği söyleniyor. Bin alem arasında yalnız bir alem içerisindeyiz. Yedi kat göğün altındayız. Gelecek teknoloji ikinci kat göğe çıkabilir, ikinci bir alemde dolaşabilir, daha fazlasına erişmesi mümkün değildir. Tüm dünyadaki çeşitli inanç grupları arasındaki inisiyeler, medyumlar, şamanlar, büyücüler. master beyinliler de ancak bu teknolojinin çıkabildiği ve farkında olabildiği kadarına vakıftırlar. Daha üst boyutlara çıkmanın tek yolu ise bir tek islam inancı içerisindeki master kalpli insanlara mahsustur.

  3. #23
    proxy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Tem-2014
    Bulunduğu yer
    izmir
    Mesajlar
    172
    Konular
    21
    Bu aralar zaman kavramını çok düşünüyorum.
    Zaman yoktur deniliyor ve bunu tam anlamıyla kavramaya çalışıyorum. Aslında anlıyorum zamanın olmadığını fakat bunu daha çok kavramaya çalışıyorum.
    Zaman hakkındaki birkaç düşüncemi paylaşıcam belki yorum yapanlar olur.
    Mesela ben gece gökyüzüne bakıyorum oradaki yıldızlar o kadar uzak ki ışığının bana gelmesi binlerce sene alıyor.
    Bizim zaman kavramımıza göre o zaman ben gökyüzüne baktığımda geçmişi görüyorum.
    Yani belkide artık orada değiller eğer öyle bir teknoloji olsaydıda aynı anda iki yerde olabilseydim yani hem buradan bakıp hemde orada olabilseydim ben bir zaman yolcusu olurdum.
    Demekki bir mekanın arasındaki mesafe yani uzaklık zamanla aynı şey olamazmı.
    Birde şu var bir şeyi görüyorum herhangi bişey bakıyorum ve görüyorum görene kadar bir zaman geçiyor çünkü ışık herhangi bir maddeye yansıyor ve gözüm bu ışığı sinyaller olarak beynime iletene kadar bir zaman geçiyor ve artık o gördüğüm şey gördüğüm şey olmuyor.
    Bilmem anlatabildimmi.
    Bu ne demektir o an geçti yani ben gördüm ama görürken bile o an değil geçmişi görüyorum.
    Aslında gördüğüm şey onun geçmiş hali yani benden birkaç milisaniyede olsa önde olan birşey var.
    Düşünsenize yani ben şu anda dumurlara uğruyorum bu geçmişte yaşamak gibi.

  4. #24
    AbraKadabra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nis-2013
    Mesajlar
    2.298
    Konular
    17
    Zaman kavramı insanlar için yok değildir sevgili proxy,biz ne kadar aksini iddia etsekte zaman vardır.zaman sadece tanrı için düşünülecek bir hadise olmadığı için -onun için yoktur-.zamansızlık vardır onun için.gökyüzünde gördüğümüz yıldızların ışıklarının yansımasının bize geçmişten gelmesinin nedeni,bana kalırsa geçmişe yolculuk yapılabilir olabilme ihtimalini mantıklı bir açıklaması olabilir.her ne kadar hawking bunun tersini söylesede,binlerce ışık yılı uzaktan ışığı bize ulaşan bir yıldızın muhtemelen karadelik içinde olmasıdır.Buda farklı boyutların olabileceğine bir delil olabilir.ama şöyle bişey de var.tüm yıldızların ışığı milyonalrca ışık yılı uzaktan geliyor ise,heryerin karadelikle dolu olması gerekmezmiydi.yada şöyle söyleyeyim hertaraf karadelik olsa evreni yutmazmıydı? yutabilirdi,geçmişe gidilmesinin kötü sonuçlara neden olmasının nedeni bu olabilir tabi böyle bişey mümkünse..bana göre evren zaten kara bir deliktir.yıldızlardan gelen varlıklar/yada insanlar denilmesinin sebebi budur.çoğu zaman.çünkü karadelikler farklı bir boyuta açılan kapıdırlar.yıldızlardan gelenler:/ buraya dikkatini çekeyim. yıldızların ışığı uzaktan geliyorsa, yıldızlardan gelen insanları aydınlatacak varlıkların da geçmişten gelmesi gerekir mantıken.sen şimdi diyceksinki yıldızlardan gelenler ne demek... şu konuya bir göz at daha iyi anlıycaksın eminim http://www.gnoxis.com/y%C4%B1ld%C4%B...dir-36763.html

    herşey birbiriyle bağlantılı aslında.verdiğim başlıktaki şunlara bir bak :
    Bir yıldız insanı için buraya gelmenin iki yolu vardır.


    birincisi yol ,insan bedenini ruhtan izin alarak ,sebep göstererek geçici bir süre kullanmaktır.bu tür yıldız insanlar walk_ins diye bilinir.(bedene girenler).kim olduklarını bilirler,fakat bedende zorluk cekebilirler.


    ikinci yol,bedene dogmayı secmedir.bunlar birht_ins (bedene doganlar)diye isimlendirilirler.kim olduklarını unutmuslardır...

    bu 2 cümle aslında çok şey anlatır.ama anlıyabilene,..

    belkide aramızda geçmişten gelen yıldız insanlar vardır ne dersin ? Ama kim olduklarını hatırlamıyorlardır.REenkarnasyona benzer bişey demek istediğim..Ama bunlarla ilgili bağlantılı olan bisürü şey var kafa yorup tüm gün düşünmek ve araştırma yapmak gerek.Herşey birbiriyle bağlantılı

    Edit: Biraz saçmalamış olabilirim lakin çok hırslandım o yüzden yzdm .d

  5. #25

    Üyelik tarihi
    Ara-2012
    Mesajlar
    4.060
    Konular
    415
    Proxy, senin yorumlarında resmen kendimi görüyorum. 2 sene öncesine kadar ben de seninle benzer şekilde düşünüyordum. Oldukça uzun bir cevap yazacağım, umarım sıkılmadan okuyabilirsin.

    Gökyüzüne baktığımızda geçmişe yolculuk ettiğimiz, geçmişi izlediğimiz doğrudur. Bu bilimsel olarak da zaten sabit. Mesela Güneş ışınları da Dünyamıza ortalama 8 dakikada ulaşır. Şimdi biz geçmişten gelen ışıklarla aydınlanmış oluyoruz. Güneşten yola çıkan ışık demeti Güneş'e göre (geçmiş) bir ışık demetiyken yolun yarısına vardığında Dünya için (gelecek) ışık demeti anlamına gelir. Dünya'ya vardığında ise Dünya için (şimdiki an), Dünya'dan geçip evrenin başka bir noktasına hareketliğinde ise, Dünyamız için de (geçmiş) ışık demeti olur...

    Örnekleri arttırıyorum...

    Gökyüzünde ki en parlak yıldızın adı Sirius (Akyıldız) yıldızıdır. Bu yıldızın Dünyamıza olan uzaklığı; tam 8 ışık yılı mesafede. Demek oluyor ki; Sirius yıldızından evrene yayılan ışık demeti ancak 8 yıl sonra gezegenimize ulaşıyor. O halde bu parlak yıldıza her baktığımızda, 8 yıl önceki yıldızın resmini görmüş oluyoruz… O yıldız bugün yörüngesinden kaymış olsa ya da bir şekilde yok olsa, biz ancak 8 yıl sonra buna şahit olmuş oluruz. (Fizik bilgisi olmadan felsefeye girişmek yanıltır bizleri.)

    Mesela elimizde öyle bir teknoloji olsun ki; bir teleskop yapalım ve Sirius yıldızına doğrultalım bunu. 8 yıl önceki Sirius'u görürsün ve aynı şekilde oradan birileri Dünya'ya baktığında, onlar da Dünya'nın 8 yıl önceki halini görmüş olurlar.

    Evrenin derinliklerinde ki bir gezegenden Dünya'ya bakıldığı takdirde bugün hayatta olmayan insanlar, bakılan gezegenin uzaklığına göre hala yaşıyor olarak görülür. Mesafe arttıkça en eski geçmişe olan yolculuk da artmış olur.

    Yani Dünya tarihinde geçmiş olarak adlandırdığımız bir sayısal tarih evrenin bir noktasında ki gezegende o gezegenin şimdiki anına, evrenin diğer başka bir yerindeki gezegende ise geleceğe dönüşür. Yani belgeselde de denildiği gibi zaman bir bütündür. Geçmiş, gelecek ve şimdiki an hepsi ayna vardır ve bir bütünden ibarettir.


    Evrenin bir yerlerinden bakıldığında İstanbul hala fethedilmemiş, Roma İmparatorluğu yıkılmamıştır. Evrenin bir yerlerinden bakıldığında kıtalar hala bir lav topu olarak görünüyor.

    Bir canlı televizyon yayının saniyeler farkla da olsa, izleyiciye geç ulaşmış olması gibidir bu. Canlı yayında spikerin ayağı kayar ve düşer, spiker düşmesine rağmen sen bu bilgiye zamansal olarak daha geç ulaşırsın. Oysa spikeri çeken kameraman bu bilgiye senden daha önce şahit olmuştur. Spiker için (geçmiş) olarak adlandırılan bir görüntü senin için zaman trenine binen bir (gelecek) görüntüsünden ibarettir.

    (Geçmiş ve gelecek şu an kadar gerçektir. Geçmiş geride kalmamıştır, gelecekse meydana gelmiştir.)

    Dahası ışık hızının aşıldığını ve ışınlanmanın gerçekleştiğini düşünürsek; 8 ışık yılı uzaklıktaki bir gezegene ışınlansan ve ışınlandığın gezegenden tekrar Dünya'ya ışınlansan Dünya'da kendinden bir tane daha sen bulmuş olurdun. Teorikte mümkün olan her şey pratikte mümkün olur mu bunu tartışmak beni aşar.


    Zamanı birde şöyle genellemeyle açıklayalım;

    depositphotos_12244475-Machine-Gear-Wheel-Cogwheel-Vector.jpg

    Evreni resimdeki gibi düşün. Çarklar evrendeki sistemler olsun. Galaksiler, gezegenler vs. Her çark farklı renkte, bunu da her galakside, her gezegende farklı bir zaman algısı olarak düşün. Kırmızı çarkta geçen 1 yıl, mavi çarkta 50 yıla tekabül etsin. Resmin geneline baktığımızda ise karşımıza evrensel bir zaman çıksın...

    Zifiri karanlık bir odada saatlerce oturursan zaman algın nasıl bir değişime uğrar?

    Belgeseli müsait bir zamanda izle, güzel örneklemelerle mantığa oturtmaya çalışmışlar zaman olgusunu...



    Metafizik ve Zaman

    Ve zaman kavramına hep fizik kuralları penceresinden bakıyoruz genelde. Birde işin içine metafiziği katmamız lazım. Fizikötesine yöneldiğimiz zaman, karşımıza ruhun zaman algısı çıkmaya başlar. Bir ruh zamanı nasıl algılar? Ya da ruhun olduğu boyutta zaman var mıdır?

    Mesela rüya gördüğümüzde zaman algımız değişir.


    Şöyle de bir örnek vereyim. Şimdi gözlerini kapa ve Everest Dağı'nın zirvesine ışınla kendini. Zihin içindeki zaman algısını kendimiz yönetelim. Everest Dağı'ndayım ve saat akşam 7. Ve şimdi saat sabahın 5'i, Güneş doğuyor. Tekrar zamanı değiştirelim, saat şimdi gece yarısı ve gökyüzünde yıldızlar var. Everest'ten sıkıldım şimdi de Londra Saat Kulesi'ndeyim.

    Biraz saçma gelebilir, ama ruhun zaman algısı bunun gibi bir şey bana kalırsa. Sen bu hayali kurarken hareket etmedin. Ama sen, algı seviyen sayesinde Everest Dağında'ydın az önce. Ve görüntüler belirdi zihninde...

    Ruhun penceresinden baktığımızda bir soru daha çıkar karşımıza. Durugörü esnasında zaman kavramını nasıl açıklamamız gerekir? Durugörüde ulaşılan bilgiler zamanın hangi parçasına aittir?



    Şu aşağıda sorduğun soru harika gerçekten.

    "...Birde şu var bir şeyi görüyorum herhangi birşeye bakıyorum ve görüyorum görene kadar bir zaman geçiyor çünkü ışık herhangi bir maddeye yansıyor ve gözüm bu ışığı sinyaller olarak beynime iletene kadar bir zaman geçiyor ve artık o gördüğüm şey gördüğüm şey olmuyor.
    Bilmem anlatabildimmi.
    Bu ne demektir o an geçti yani ben gördüm ama görürken bile o an değil geçmişi görüyorum.
    Aslında gördüğüm şey onun geçmiş hali yani benden birkaç milisaniyede olsa önde olan birşey var..."


    Bu yorumuna iki farklı yaklaşımla cevap vereceğim.

    Şimdi maddeyi gören şey nedir? Göz bir kablodur sadece. Göz, görüntüyü alır ve karanlıklar içinde ki beyne iletir. Karanlığın içinde hiç ışık almamış beyin, bu görüntüyü anlamlandırır. Ve bu anlamlandırmayı biz gerçeklik olarak ifade ederiz. İnsan beyni, köpek beyni, karınca beyni, kurbağa beyni... Ve nice canlı alemi. Her canlı türü farklı görür Dünya'yı. Bizim için mavi olan bir renk kartal için hiçbir şey ifade etmez. Mesela mavi rengini görebilen tek kuş baykuştur. Peki mavi renginden bihaber olan diğer kuşlar mavi rengini nasıl görür? Bir baykuş maviyi görür ve mavi rengi onun için bir gerçek bilgiden ibaret olmuş olur. Bir kartal, mavi gökyüzünde uçarken gökyüzünü hangi renkte görürse o renk, kartal için gerçek bir bilgi olur.

    Gerçek bilginin görüntüsü nedir? Benim beynim dünyayı rengarenk görürken, karınca bambaşka görür Dünya'yı. Karınca için gerçek olan şey; beyninin ona sunduğu renk ve görüntülerdir. İnsan için de gerçek olan; kendi gördüğü renklerdir. Ve her canlı türü farklı görür Dünya'yı. O hâlde doğru kaç tanedir? Çok tane midir, yoksa bir tane mi? Bir tane ise, bu bir olan gerçeği kimse görememektedir.

    Ve algılanan her şey, o zaman bir illüzyondan mı ibarettir? Her canlı türü için ayrı bir gerçeklik mi vardır? O halde asıl hakikat nasıl birşeydir?


    İnsan gözünü bir noktaya diktiğinde, orayı sabit olarak izleyemez. Bunu hemen deneyebilirsin. Mesela duvarda sabit bir noktaya bakıp, o noktanın rengini incele. Göz merceği sürekli hareket halindedir, göz kısılıp açılır, hep bir sabitleme çabası içine girer. Bunun sebebi; ışığın sürekli hareket halinde olmasından dolayı kaynaklanmaktadır. Işık hareket ettiği için göz görüntüyü yakalamaya çalışır ve sürekli mercek ayarlaması yapar.


    Şimdi ikinci yaklaşımıma geliyorum.

    "...ve artık o gördüğüm şey gördüğüm şey olmuyor..." demişsin...

    Suretlerin görüntüsü sabit midir?

    Burada bahsettiğim şey; insanların görüntüleri sabit midir? Her insan hep aynı görüntüde değildir aslında, insanlar farklı suretlere de sahipir, ama bu suretleri her insan göremez. Mesela sen farklı suretlerde de görünmektesin, ama biz insanlar, birbirimize sabit, tek bir surete sahipmişiz gibi görünüyoruz. Çünkü diğer suretlerimizin malzemesi belki de cisimden / maddeden ibaret değildir. (Burada Tasavvufi açıdan bir yaklaşım yaptım, (Ruhanilerin Şekle Girmesi) bazı kitaplarda yazar bu dediğim şey. Biraz ayrıntılı bir konu, ilgini çekerse kitap tavsiyesi verebilirim.)

    İşte bu noktada karşımıza yine metafizik çıkıyor.


    Cinler farklı suretlere bürünebilir. Dahası bir cin farklı suretlerde görünebilir, bana görünen bir cin, sana daha farklı görünebilir. Hangi görüntü aslidir?

    Asli olan şudur. "...Yaratıcının onu var ettiği ilk anda kabul ettiği surettir. Ardından Yaratıcının kendisine girmesini dilediği suretlere girebilir..."

    "Cinlerle ne alakası var bunun?" diyebilirsin bana. Bu noktada karşımıza yaratılış malzemesi çıkıyor. İnsanoğlu toprak ve sudan yaratıldığı için, bu malzemelerin özelliğinden dolayı yapı olarak da sabit, durağandır. (Melek ve cinlere kıyasla.) Bundan dolayı insan genel olarak maddeyi sabit görüntüde görür. Toprak durağan, su akışkan...

    Cinler ise ateş ve havadan yaratıldığı için latif (saydam) varlıklardır. Hava özelliğinden dolayı cinler farklı suretlere girebilirler. Bu yaratılıştan ötürü suretlere bürünebilme özelliklerine sahiplerdir.


    Bu bakış açısına göre toprak ve su unsurlarının baskın gelmesinden dolayı genel olarak sabit bir algıya sahip olmuştur insanoğlu. Elbette bu algının dışına çıkabilmek de mümkündür. Bunun için inanca göre çeşitli çalışmalar mevcut...


    Alıntı proxy Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Bu aralar zaman kavramını çok düşünüyorum.
    Zaman yoktur deniliyor ve bunu tam anlamıyla kavramaya çalışıyorum. Aslında anlıyorum zamanın olmadığını fakat bunu daha çok kavramaya çalışıyorum.
    Zaman hakkındaki birkaç düşüncemi paylaşıcam belki yorum yapanlar olur.
    Mesela ben gece gökyüzüne bakıyorum oradaki yıldızlar o kadar uzak ki ışığının bana gelmesi binlerce sene alıyor.
    Bizim zaman kavramımıza göre o zaman ben gökyüzüne baktığımda geçmişi görüyorum.
    Yani belkide artık orada değiller eğer öyle bir teknoloji olsaydıda aynı anda iki yerde olabilseydim yani hem buradan bakıp hemde orada olabilseydim ben bir zaman yolcusu olurdum.
    Demekki bir mekanın arasındaki mesafe yani uzaklık zamanla aynı şey olamazmı.
    Birde şu var bir şeyi görüyorum herhangi bişey bakıyorum ve görüyorum görene kadar bir zaman geçiyor çünkü ışık herhangi bir maddeye yansıyor ve gözüm bu ışığı sinyaller olarak beynime iletene kadar bir zaman geçiyor ve artık o gördüğüm şey gördüğüm şey olmuyor.
    Bilmem anlatabildimmi.
    Bu ne demektir o an geçti yani ben gördüm ama görürken bile o an değil geçmişi görüyorum.
    Aslında gördüğüm şey onun geçmiş hali yani benden birkaç milisaniyede olsa önde olan birşey var.
    Düşünsenize yani ben şu anda dumurlara uğruyorum bu geçmişte yaşamak gibi.

  6. #26
    proxy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Tem-2014
    Bulunduğu yer
    izmir
    Mesajlar
    172
    Konular
    21
    "...ve artık o gördüğüm şey gördüğüm şey olmuyor..." demişsin...
    Burada o gördüğüm şey gördüğüm şey olmuyor derken herşeyin anda varolduğunu ve tekrar yaratıldığını söylemeye çalıştım. Suretleri düşünerek yazmamıştım.
    Gerçek bilginin görüntüsü nedir? demişsiniz cevabınızda. işte burada kilit bir konuya değinmişsiniz.
    Ben sizden gerçek bilginin görüntüsü konusuna daha çok eğilmenizi bekliyorum.Sanırım bu konuda sizden daha orjinal düşünceler duyacakmışım gibi geldi.
    Çünkü şu sorularıda sordunuz.
    Ve algılanan her şey, o zaman bir illüzyondan mı ibarettir? Her canlı türü için ayrı bir gerçeklik mi vardır? O halde asıl hakikat nasıl birşeydir?
    Bende sizin sorduğunuz soruya bir cevap vermek istiyorum. Önceden de dediğim gibi düşünce stilimi açmaya çalışıyorum bir şeye tek açıdan bakmak yerine çok açıdan bakmaya çalışıyorum. Gerçeklik gördüklerimiz ise gördüklerimiz gerçek olamayabilir neden mi. Beynimizin yorumladığı yansıyan ışık başka bir biçimde olabilir yani aslında gördüğümüz gerçek olamayabilir. Dokunduğumuzda elimizdeki sinirler yine bize bir şeye dokunduğumuz bilgisini beynimize iletir. Fakat sinirlerimiz bizi yanıltıyor olabilir. Herşey beynimizden yani sizinde dediğiniz gibi karanlık bir yerde oluşan görüntülerdir.
    Buna en iyi örnek rüyalarımız değilmidir. Bazen rüyalarımız şu andaki gerçeğimizden bile gerçek değilmidir.
    Peki ya herşey bir illüzyonsa ?

    Bizim gerçek sandığımız bir illüzyonun içinde yaşıyorsak bunu nasıl anlarız ?
    Not : buradan matrix'e bağlayıp kırmızı hapmı mavi hapmı diyebilirim öyle bir kafadayım artık.


    "Dahası ışık hızının aşıldığını ve ışınlanmanın gerçekleştiğini düşünürsek; 8 ışık yılı uzaklıktaki bir gezegene ışınlansan ve ışınlandığın gezegenden tekrar Dünya'ya ışınlansan Dünya'da kendinden bir tane daha sen bulmuş olurdun."
    demişsiniz.
    Bende diyorum ki bu bize zamanın olmadığını kanıtlamazmı. Anlar olabilirmi şimdinin sonsuz an'ı şimdinin yani anın sonsuz versiyonları.Yani herşey aslında anda oluyor yeniden yaratılan anlarda. Dediğiniz gibi 8 ışık yılı uzaktaki bir gezegene ışınlanıp tekrar geri ışınlanırsak evet kendimizden bir tane daha göreceğiz çünkü biz o an'larda mevcutuz ben bu teoriye inanıyorum. Demek istediğim biz ve herşey her an kendini tekrar yaratmaktamıdır ?
    Bu da zaman dediğimiz şeyin olmadığını anların olduğunu kanıtlamazmı ?
    Sorular soruyorum çünkü bu konunun gerçekten uzamasını ve farklı cevaplar gelmesini istiyorum.
    Bu arada paranormalfikir genel anlamda uğraşıp bu kadar uzun bir cevap yazdığınız için çok teşekkür ederim.
    Sevgili abrakadabra yıldız insanları konusunda pek bilgim yok fakat bilgi sahibi olucam emin olun.
    Sizde
    Belkide aramızda geçmişten gelen yıldız insanlar vardır ne dersin ? demişsiniz.
    Bu konuyu açabilirsiniz. Belkide yıldız insanı olarak veya olmayan gerçekten geçmiş dediğimiz anlardan birinden gelmiş birileri varmıdır. Bunu araştırdınızmı ?



  7. #27

    Üyelik tarihi
    Şub-2011
    Mesajlar
    701
    Konular
    5
    Kafam oldukça karıştı ve bu karışıklık iyi geldi bana, lütfen bana kaynak(kitap, belgesel, film) önerebilir misiniz?

  8. #28

    Üyelik tarihi
    Ara-2012
    Mesajlar
    4.060
    Konular
    415
    Proxy, yorumundaki soruları bölerek cevap vermeye çalışıcam... (Tırnak içindeki beyaz yazılar sana ait.)

    "Burada o gördüğüm şey gördüğüm şey olmuyor derken herşeyin anda varolduğunu ve tekrar yaratıldığını söylemeye çalıştım. Suretleri düşünerek yazmamıştım."

    Her şeyin sürekli yeniden yaratıldığını varsaymak? Işık her şeyi yeniden gün yüzüne çıkarır. Işık, maddeyi gösterir bizlere. Fakat evrende ışığın bize gösteremediği bazı şeyler vardır. Mesela kara madde ve kara enerji. Fakat birşeyi göremiyor olmak ya da birşeyin üstünün kapalı olması onun her an yeniden yaratıldığı anlamına gelmez.

    Aslında sen, bu söylediğimi kastetmemiştin orasını anladım, ama bana mantıklı gelmedi senin söylediğin şey. Fizik kurallarına aykırı olurdu bana kalırsa. Çünkü bir bebek her an yeniden yaratılıyorsa, büyüme nasıl gerçekleşir? Birşeyin tekrardan yaratılmnası için, o şeyin yok olması gerekir öncelikle. Var olan yok olacak, ardından yeniden var olacak, sonra yeniden yok olacak ve bu böyle devam edip gidecek... Ve bu süreçte sistemler nasıl işleyecek? Bir binaya nasıl yeni katlar eklenecek?


    Senin söylediğini kabul ederek herşeyin yeniden 'AN'da tekrardan yaratıldığını varsayalım. Herşeyin yok olup tekrardan kaldığı yerden yeniden yaratıldığını da kabul edelim. Bu sefer ortaya şöyle bir problem çıkıyor... Yeniden bir şey yaratılırken, bu yaratılanlar bir öncekinin devamı olmalı. Yani 20 yaşındaki bir insan sürekli baştan yaratılıyorsa küçük bir bebek olarak değil de kaldığı yerden, 20 yaşından devam ederek yaratılıyor. Bunu kabul ettikten sonra asıl problem şu ki; her şey kayıt altına alınmalı. Bir bellekte her şey kaydedilmeli ki yeniden yaratılma süreci belleğe bakılarak devamı yaratılsın. (Birşeyin devamını yapabilmek için öncesini bilmek gerekir, öncesini bilebilmek için de kayıt altına alınmalıdır.) Daha da garip olan ise, belleğin de yok olup yeniden yaratılması gerekmez mi? Çok fantastik olurdu sanırım.

    "Gerçek bilginin görüntüsü nedir? demişsiniz cevabınızda. işte burada kilit bir konuya değinmişsiniz.
    Ben sizden gerçek bilginin görüntüsü konusuna daha çok eğilmenizi bekliyorum. Sanırım bu konuda sizden daha orjinal düşünceler duyacakmışım gibi geldi. Çünkü şu sorularıda sordunuz;
    'Ve algılanan her şey, o zaman bir illüzyondan mı ibarettir? Her canlı türü için ayrı bir gerçeklik mi vardır? O halde asıl hakikat nasıl birşeydir?'
    Ben de sizin sorduğunuz soruya bir cevap vermek istiyorum. Önceden de dediğim gibi düşünce stilimi açmaya çalışıyorum bir şeye tek açıdan bakmak yerine çok açıdan bakmaya çalışıyorum."


    İlk yorumumda da yazmıştım. Benim görüşüme göre evrensel bir gerçeklik bilgisine ulaşmak mümkün değil. Hayvan türlerinde bu durumu anlatmıştım. Baykuş hariç hiçbir kuş mavi rengini göremez. Kuşlar için mavi renginin gerçekliği yoktur. Aynı şekilde insan ırkıyla karıncalar farklı görürler Dünya'yı. Sence karıncalar mı doğruyu görür yoksa insanlar mı?

    Yani burada vardığımız nokta şudur. İnsanın veritabanına datalar nasıl yüklenmişse bizler Dünya'yı o şekilde algılarız. Ve bu bizim için gerçeklik olur. O halde burada karşımaza 'görecelik kavramı' çıkıyor. Bizim görecemize göre gerçek buyken karıncanın görecesine göre gerçeklik odur.

    "Gerçeklik gördüklerimiz ise, gördüklerimiz gerçek olamayabilir neden mi? Beynimizin yorumladığı; yansıyan ışık başka bir biçimde olabilir yani aslında gördüğümüz gerçek olamayabilir."

    Tüm soruların vardığı ilk istasyon şu; canlı türlerinin sahip olduğu fiziksel ekipman donanımının yeterli olup olmaması... İnsanlar fiziksel donanımına göre belli bir algıya sahip olurlar. Algı kavramının içine tüm duyuları ekleyebilirsin. Mesela insanlar her ses frekansını duyamaz, ama kediler bizim duyamadığımız bazı ses frekanslarını da algılarlar. Her dalga boyunu göremeyiz, bazı ışınları ve bu ışınların renklerini göremeyiz. Örnek olarak mor ötesi ışınları, x ışınları, gama ışınları vs. Fakat bazı hayvan türleri bizim göremediğimiz ışınları algılayabilir.

    Peki fiziksel olarak algıladıklarımız gerçekten hakiki gerçek midir? Bence değil... Ama bunu tartışmak felsefi bir tartışmadan öteye gitmez sanırım...

    "Dokunduğumuzda elimizdeki sinirler yine bize bir şeye dokunduğumuz bilgisini beynimize iletir. Fakat sinirlerimiz bizi yanıltıyor olabilir. Herşey beynimizden yani sizin de dediğiniz gibi karanlık bir yerde oluşan görüntülerdir. Buna en iyi örnek rüyalarımız değil midir? Bazen rüyalarımız şu andaki gerçeğimizden bile gerçek değil midir?"

    Peki ben size aslında madde diye bir şey olmadığını söylesem... Yani herşeyin bir enerji dalgasından, titreşimden oluştuğunu söylesem. Bu noktada biraz fizik bilgisi lazım, onun için bilimsel olarak yanlış bilgi vermek istemem, ama merak edersen eğer 'sicim kuramı'nı araştır derim.

    Kısaca sicim kuramı: Sicim kuramı, belirli bir biçimde titreşen ipliksilerin, kütle ve yük gibi özelliklere sahip parçacıklar gibi davranabileceğini söyler.

    "'Sicim' adı, klasik yaklaşımda 'sıfır boyutlu noktalar' şeklinde tarif edilen atomaltı parçacıkların, aslında 'bir boyutlu ve ipliksi varlıklar' olabileceği varsayımına dayanır."

    Daha basit bir ifadeyle; madde atomlardan meydana geldiğine göre, atomlarda atomaltı parçacıklar dediğimiz sicimlerden (ipliksi dalga boylarından) oluşur. Sicim yumakları bir araya gelince biz bunu madde olarak adlandırmışız. Yani bir yere dokunduğumuzda elimizde ki sinirlerin beynimize ilettiği his bir yanılgıysa; yanılgıdan öte dokunduğumuz şey bir madde bile değil oysa. Hatta elin ve beynin de atomaltı parçacıklarına indiğimizde karşımıza sicimler (ipliksi ağlar) çıkar.

    Rüyalara gelirsek; rüya gördüğümüzde fizik kurallarından ayrılıp başka bir boyuta geçiş yapıldığı için, rüyaları fizik kurallarına göre düşünmememiz gerekir. Uyanıkken astral beden, ruh ve et beden tam olarak bir bütündür. Ve herşeyi bir bütünün algısına göre mantığa oturturuz. Uyanıkken algılarımız ve bilincimiz en çok bu aleme (3 boyutlu alem) göre hareket eder. Mantık ve bilinç hapsolmuştur fiziki aleme. Uyku esnasında ise bu saydığım üçlü arasında bir uzaklaşma meydana gelir. Yani yapışık olan üçüzler teneffüse çıkar ve bağımsız bir algı meydana gelir. Var olan birlik ve bilinç de hürleşme gerçekleşir. Algıdaki ortaklık azalır uykuda. Uyanınca da madde alemindeki duyularımız ve algımız baskın geldiği için rüyaların ne kadar da enteresan ve garip olduğunu düşünürüz. Oysa rüya içindeki algımız, uyanıkken olan algımızdan çok daha farklıydı. (Demek istediğim; ilk yorumda da belirtmiştim, metafizik olmadan bazı şeyleri açıklamamız çok daha zorlaşır.)

    "Peki ya herşey bir illüzyonsa?" "Bizim gerçek sandığımız bir illüzyonun içinde yaşıyorsak bunu nasıl anlarız?"

    Her şey bir illüzyon mu değil mi? Aklımıza bu soru gelir ve bizler de yazı mı tura mı diyerek bir seçim yaparız sadece. Age Of Empires gibi online oyunları düşünelim. Acaba o oyunların içindeki askerler, karakterler vs. sence bir algıya sahipler midir? O oyunları oynarken onları biz yönlendiririz, peki onlar bunu kendileri yapıyormuş gibi hissedebilirler mi?

    Kabloların içinde bir Dünya var ve biz onları Sanal Dünya olarak adlandırıyoruz. O sanal Dünya, sanal bir Dünya olmayabilir mi? Bu Dünya bir sanal dünya ise, sanal dünyanın içinde başka bir sanal dünya mı vardır?

    Eğer bizler bir illüzyonun içerisindeysek, o halde biz insanlar da birer illüzyonuz. Ve illüzyonun içerisindeysek bunu ancak illüzyonun içerisinde olmayan biri anlayabilir. Tıpkı bilgisayar oyunlarının biz insanlara göre birer oyundan ibaret olmasi gibidir bu. Çünkü biz o oyunların dışarısındayız. O oyunların içerisindekiler kendilerine 'Biz illüzyondan mı ibaretiz?' sorusunu yöneltseler de cevap bulamazlar... İllüzyonun dışına çıkabilmek için illüzyon olmamak gerekir. Eğer sen bir illüzyonsan, zaten oradan çıkma ihtimalin yoktur...

    "'Dahası ışık hızının aşıldığını ve ışınlanmanın gerçekleştiğini düşünürsek; 8 ışık yılı uzaklıktaki bir gezegene ışınlansan ve ışınlandığın gezegenden tekrar Dünya'ya ışınlansan Dünya'da kendinden bir tane daha sen bulmuş olurdun.' demişsiniz.
    Bende diyorum ki, bu bize zamanın olmadığını kanıtlamaz mı? An'lar olabilir mi? Şimdinin sonsuz an'ı, şimdinin yani an'ın sonsuz versiyonları.Yani her şey aslında an'da oluyor, yeniden yaratılan anlarda... Dediğiniz gibi 8 ışık yılı uzaktaki bir gezegene ışınlanıp tekrar geri ışınlanırsak evet kendimizden bir tane daha göreceğiz, çünkü biz o an'larda mevcutuz, ben bu teoriye inanıyorum. Demek istediğim biz ve her şey her an kendini tekrar yaratmakta mıdır ?
    Bu da zaman dediğimiz şeyin olmadığını anların olduğunu kanıtlamaz mı?"


    'Dahası ışık hızının aşıldığını ve ışınlanmanın gerçekleştiğini düşünürsek; 8 ışık yılı uzaklıktaki bir gezegene ışınlansan ve ışınlandığın gezegenden tekrar Dünya'ya ışınlansan Dünya'da kendinden bir tane daha sen bulmuş olurdun.' Evet teorik olarak bu mümkün. Bazı fizikçilerin şöyle bir yaklaşımı var; 'Sen, bir tane daha senle karşılaşırdın, ama bu durumda izleyici konumunda olurdun, daha basit bir ifadeyle olaylara müdahale edemezdin.'

    Olaylara müdahale edemiyorsun, ama her şeyi görüyorsun. Hatta olayların içinden yürüyüp geçebiliyorsun. Sen olayların içinden yürüyüp geçerken olaylar da senin üzerine yansımış olur. Bir tepegözün perdeye aktardığı film gibi.

    Yani karşımıza çıkan yaklaşım şu; Holografi.

    Holografi: Uzayda bir cismin varlığına ait bilgi bize genellikle ses veya ışık dalgaları halinde ulaşır. Holografi, cisimlerden gelen dalgalardaki bilgileri belirli bir şekilde depo edip, bu bilgide hiçbir kayıp olmadan tekrar ortaya çıkartmayı sağlayan bir tekniktir.

    Aktivitenin (eylemin) yaşanması ile aktivitenin görüntüsünün uzaklara iletilmesidir bu. Aktivitenin (yani eylemin) görüntüsünü taşıyan nedir? Cevap: Işık.
    Aktivitenin (eylemin) titreşimini taşıyan nedir?
    Cevap: Ses.

    Işık, nesnede meydana gelen olayı taşırken eylem zaten yaşanıp bitmiştir. Bundan dolayı uzaklara baktığımızda biten şeyi (geçmişi) görürüz. Bundan dolayı ışıktaki görüntüye müdahale edemeyiz. En başından dediğimiz gibi, zaman bir bütünden ibaret. Geçmiş ve gelecek zamanın içindeki bir tren yolculuğudur. Işık kargo firması gibidir sadece.

    Hologram kavramı, benim söylemek istediğim şeyi daha iyi açıklıyor sanırım.

    2 buçuk dakikalık şu videoyu izler misin? Videonun başında bir küp var. Küpe müdahale etmeye çalışan bir insan var, ancak müdahale edemiyor, içinden geçiyor eli. Bu ışığın taşıyıcılığına iyi bir örnek. Müdahale edebilmek için; senin hep söylediğin 'AN' kavramına geliyoruz. 'An' kavramını ana kaynak olarak varsayıyoruz. Hakiki olan, gerçek olan sadece 'an'. Fakat biz insanlar ışığın bize getirdiği bilgiye ulaştığımız anda bizim için 'AN ve gerçeklik' o oluyor.

    Bundan dolayı küp'e müdahale edebilmek için, ana kaynağa yani 'AN'a (asıl olana) müdahale etmek gerekir.

    Videoyu izleyince yukarıda verdiğim 'küp' örneğini daha iyi anlayabilirsin...


  9. #29

    Üyelik tarihi
    Ara-2012
    Mesajlar
    4.060
    Konular
    415
    Konudaki belgeseli izlediniz mi?

    Alıntı Ninque Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Kafam oldukça karıştı ve bu karışıklık iyi geldi bana, lütfen bana kaynak(kitap, belgesel, film) önerebilir misiniz?

  10. #30
    punitive punitive isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    -YASAKLI-
    Eğer, evren bir hologramsa ve tüm bilgi bir yerde kayıtlıysa(tüm geçmiş ve gelecek), biz sadece bilgiyi gözlemliyor durumdayız. Evren, bilginin algıladığımız kadarıdır.


4 Sayfadan 3. İlkİlk 1234 SonSon