12 Sayfadan 1. 123 ... SonSon
Toplam 113 sonuçtan 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Yazını Paylaş

  1. #1
    sidarta - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oca-2007
    Mesajlar
    266
    Konular
    16

    Yazını Paylaş


    lütfen burda yazdıklarınızı paylaşın...makale öykü senaryo ne isterseniz...bence biraz da böyle tanımak iyi olur hepimize....
    bir yazıyla başlıyorum


    *----------------------------------------------------------------*

    AHLAKSIZ MAKALE
    İlk insanın varoluşundan beridir oluşan toplum inancının insanlara verdiği ilk tepki menfaat olmuştur.Çünkü ortak insan düşünüşlerinden ve yaşayışlarından doğan birliktelik;topluluk adı altında bir kurallar zinciri sayesinde,bireylerin özgürlük haklarını korumaya çalışmıştır.Bu özgürlük hakları,bireysellikten doğan yaşam isteğinin nedenselliğinde yavaş yavaş genelleşmiş ve birlikte yaşayan insanların ortak menfaatlerinin uzlaşma noktası haline gelmiştir.Tabii ki;bu uzlaşma noktasına gelinene kadar yaşanan özgürlük çatışmaları, menfaatlerin tezatlığından doğan ve her kazanç için karşıdakine bir kayıp oluşturan kaoslardır.Ve ne yazık ki bu kaoslar halen devam etmektedir.Kaosun insan hayatında inkar edilemez bir olgu oluşu insanları tapınmaya ve bu tapınma sonucu oluşan ortak değerlerle,kural bağlamında,hayatlarını düzene sokmalarına gebe olmuştur.Bu doğuran olgunun yüzyıllar boyu yine menfaatlerle değişime uğramış düzenleyici ve aynı zamanda -kısmi de olsa- despot çocuğu;bu devirde karşımıza ahlak adıyla dikilmiştir.
    Nasıl ki yeni doğan bir çocuk etrafındakilerin yüklemeleriyle ve bu yükü varolan bir bilincin üstüne oturtmasıyla kişiliğini meydana getirirse,insanlar da kültürlerini ahlaklarına bir yuva yapıp onu istediği gibi şekillendirmiştir.Bu şekillendirmenin oluşturduğu çeşitlilik kültür farklılıkları olan bireylerin çatışmalarına destek verip insanları bireysellikten çok bencilliğe iterken varolan kaos dairelerini genişletmiştir.Sonuçta her kazancın bir kaybediş getirdiği menfaat dünyasının korları yavaş yavaş alevlenmeye başlamış ve insanlığı sınıflaştırmıştır.Artık düzen sınıfların kavgası;hep kazananlar ve hep kaybedenler olarak bir menfaat faşizmi haline gelmiştir.
    Kazanışların verdiği kuvvetle üst sınıfların artık bir yönetim haline gelmeleri teokrasi ve monarşinin doğuşu haline gelmiştir.Bu şekilde ahlak ve kültür birikimlerinin kullanımı doğrultusunda başlayıp sömürüye kadar götürülen yönetimler bireyleri isyana sürüklemiştir.Her varoluşun tezatı olduğu düşünülürse isyanların getirdiği demokrasi anlayışı;ahlak kuralları vb. bütün menfaatçiliği yıkıp objektif kurallarla bir düzen sağlama çabası olarak karşımıza çıkar.Fakat bu çaba yine bireyselliğin etkisiyle iktidar kavgalarının ve neticesinde ayrılımların yaratıcısı haline gelmiş;demokrasi araç değil de amaç olmuştur.Yani barış ve özgürlük için demokrasi istenmiş,demokrasi amaçlı iktidar mantığı yaratılmıştır.Artık insanlar sınıfa karşı sınıf yarattıklarını anlamayacak kadar çok sınıfa ayrılmıştır.Şimdilerde bu sınıf mantığı bir yerde yerini bireysel menfaat ve o menfaati korumaya uğraşan alt bireylere sürüklenmiş olarak görülmektedir.Öyle ki,eski sınıf kavgaları ahlak tabanlı bir kültür paylaşımıyla yürütülürken,artık;kültürsüz ve bireyci bir ahlak anlayışıyla,işverenin işbölümü şeklinde yozlaşmıştır.
    Kısacası;adı ne olursa olsun,insanların özgürlük ya da menfaat koruma isteği altında oluşturduğu tüm kurallar her zaman kendi kendilerini yok etmeye muktedir olmuşlardır.Şimdi;sorulan evrensel kültürse,onun alt katı olan ahlak çözülmesi gereken nasıl bir denklem yaratır?Ya da tam tersi sorulsa nasıl aydınlatılabilir? Açmak gerekirse "Kültür mü ahlaktan,ahlak mı kültürden?" sorusuyla yola çıkılsa;hangisinin yok edilmesi ya da düzeltilmesiyle sağlanır kayıpların sonu?Bireysel bir yapıda ele alınan menfaat ve sonuçlarından biri olan ego tatmini ahlak ve kültürün ağır yükü değil mi?
    Cevap veremedik değil mi!...
    Çünkü cevap "bence"lerde gizli...


    moria





  2. #2
    whitepower - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ağu-2006
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    1.155
    Konular
    96

    Yazını Paylaş


    Soğuktu hava...Hıncını almak istercesine etrafı hırpalayan yağmurdan onun camı da payına düşeni alıyordu....Soğuktu hava ve üşüyordu her şey...Soğuktu ve titreyen yapraklar gibi titriyordu kız hem soğuktan hem ruhunu kavuran yanlızlıktan....Dünyada bir başınaydı sanki...Birbaşına ve ağlamaklı....Camı döven yağmur damlaları mıydı onu üşüten yoksa gözlerinden süzülen hüzünlü göz yaşları mıydı bilemiyordu kız...Yatağının üstüne oturmuş yalnızlığının etkisinden kurtulmak için boşluğa seslendi çaresizce...Ve beklentisiz...Çünkü yanındayken onu duyamayanlar vardı etrafında...Boşluğa seslense neye faydaydı...Ama seslendi yine de çünkü yalnızdı...Ama seslendi tekrar tekrar havanın soğuğuna göz yaşlarının tuzuna rağmen sonsuzluğa...Ve fısıldadı en masum bebekten daha masum bir tavırla..."Bul beni"....Bilmiyordu ki hayatta imkansız diye birşey olmadığını...Bilmiyordu ki yanındakiler onu duymuyor olsa bile bir yerlerde onun fısıltısını duyacak birinin nefes aldığını ondan habersiz....Ve gerçekten de biri duydu fısıltısını boşlukta "bul beni"...Çocuk ta üşüyordu esnada ve aslında o da fısıldamak istiyordu sonsuzluğa "bul beni" diye ama ona bile gücü yoktu....Üşüyordu ve ağlıyordu o da...Ve o da bilmiyordu onu üşütenin yağmur damlaları mı yoksa göz yaşları mı olduğunu....Ama duydu işte nasıl olduysa...Tekrar tekrar duydu "bul beni"....Ve herkesin ne diyeceğini umursamadan düştü sesin peşine....Çünkü beyninden söküp atamıyordu o sesi.."Bul beni"....Aradan kaç zaman geçti bilinmez Tanrı onları ikisinin de aklının ucundan geçmeyecek bir yerde bir araya getirdi....Kız unutmuştu aslında söyledğini bile ama çocuk unutamadı duyduğu andan beri...Hayatına anlam katacak olan biri ona seslenmişti çünkü "bul beni"....Ve bi gece ikisi de şans eseri bu konuyu hatırlattı birbirine "bul beni"...Çocuk şaşkındı ve tabi kız da...Çocuk ilk defa ürkek bir kediye dönmüştü korkuyordu....Çünkü ne olabileceğini kestiremiyordu artık...Bi ses duymuştu zamanında "bul beni"...Ve şimdi sesin sahibini bulmuştu ve merak ediyordu acaba hala diyor muydu diye "bul beni"....Sonra çocuk dayanamadı ve haykırdı sen benim hayatımın anlamısın diye....Kız sustu...Kız korktu...Çünkü başka birine yüklemişti o anlamı ve şimdi şaşkındı...Kız çocuğa seninle biz olamayız dedi...Çocuk yıkıldı...Ama yılmadı...Haykırdı Tanrıya..Sen değil miydin ona "bul beni" dedirten...Ve sen değil miydin Tanrım bana onun dediği lafı ileten.."Bul beni".....Ve çocuk herşeye rağmen pes etmeyeceğim diye haykırdı...Ve son nefesine kadar bekleyeceğine dair yeminler etti çaresizce...Bekleyecem dedi....Bi gün anlayacaksın seninle kaderimizin bir olduğunu dedi...Ve kainatın son günü bile olsa ben fısıldıyor olacağım dedi çocuk sensiz saklandığım karanlıklarda sonsuzluğa...Tek aşkım "bul beni"....Ölmeme tek nefes dahi kalsa...Bir tek kalp vuruşu zamanım bile olsa seni sewmekten vazgeçmeyeceğim....Tek aşkım "bul beni"...(Başımdan geçen bi olay...Bişiler yazayım dedim...Benim hikayem de bu işte...)Buraya da paylaşırız ayıp ettiniz

  3. #3
    sidarta - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oca-2007
    Mesajlar
    266
    Konular
    16
    YOLCU-LUK-LAR

    Yürü yürü bitmez yollara gebe kalmış hayatlarda gergef olmuşuz.İşliyorlar ruhumuzu;bir oradan sokuyorlar iğneleri bir buradan.Ne yapmalı bu acıları ki,bir ahenkle sarsılsın ve işlensin en güzel oyalar.Aslında artık yürümekten de bıkmış ya;belki de,medeniyet tembelliği bizimkisi otobüs koltuklarında.Ama değişmeyen bir yol var gidilen.Ve bu yolda yanımızdakiler...Koltuk yanlarında,koltuk arkalarında başlayan bir amaç birliği ve mola yerlerinde kurulan paylaşımlar...
    Ben bu paylaşımları ve amaçları tiyatroda da görüyorum.Öyle ki koltuklar benzer zaten;ya paylaşımlar!İnsanların uzun yollarda yanında oturanla ilk saatlerde konuşmama gibi bir alışkanlığı var.Tabii ki hepsi değil!Fakat ilk mola yerinde bozulan bu bireysel tavır yerini ilginç muhabbetlere bırakıyor.Tiyatro salonuna giderken her seyircinin ortak amacıdır;oyunu izlemek,tıpkı son otogarda inecek onlarca yolcu gibi.Ve oyun başlar...artık mola yerindedir insanlar.Her biri farklı amaçlarla bakar sahneye,farklı duyguları yine farklı olan imgelemlerine ekler ve yorumlar kendini.Her biri farklı amaçlarla konuşmaya başlar yanındakiyle;kimi canı sıkıldığı için,kimi gittiği yer hakkında övgülerle memleketini mikro milliyetçi tavırlarla temsil adına.Farklı yerlerden,faklı isimlerden,farklı anlamlarla dinler insanoğlu birbirini.Oysa aynı paydanın birer payı olan yolcu ve yolculuklar,insanın içindedir.Algılarıyla paylaştığı her şeyi o ana kazır ve getirmeyi unutur yanında.Bu yüzdendir, ülkede eleştiri az yapılır,bu yüzdendir,ben izledim alacağımı aldım inancı,bu yüzdendir yolculuk bitti artık yolcu değilim inancı...
    Bırakalım artık menfaatimizi kurcalamaktan;nerden ne çıkar kaygısından,kısa dostluklar en az zarar verenlerdir anlayışından.Biraz da ortak yanlarımızı kurcalayalım; yalnızken ağlarken birlikte gülersek,oyunu ayakta alkışlayıp yarın ona küsersek kendimizi kandırırız.Herkes kendini kandırırsa da ne gerçek kalır ne oyun.....


    moria

  4. #4
    Rimmon-ex Rimmon-ex isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    -YASAKLI-
    Daha fazla yürümedim;Yürüyebilirdim ama yürümedim.Belki de sadece kendimi kandırıyordum,bir adım atacak halim dahi kalmamıştı ve sadece bitkinliktendi kendimi bu tekinsiz ormandaki ulu çınarın gövdesine yaslayışım.Yiyecek pek bir şey kalmamıştı,ama zaten aç ta değildim henüz.İlerde sisli dağların güney yamaçlarında orman ile çöl arasındaki sınır net bir şekilde gözüküyordu.Aylarca o çölde yürümüştüm.Ama şimdi burada zamanın hiç bir önemi yoktu,hiç bir kertenkele aceleyle koşturmuyordu.Hava kararıyordu.Ağaçların aralarında fısıldaştıklarını duyabiliyordum.Ormndan baykuşlar eksik olmuyordu geceleri yarasalar da cabası.Bazen küçücük bir çocuk gibi korkabilmek istiyordum.Korkamıyordum.Binlerce gece geçirdim bu ormanda ağaçlar bana alışana kadar.Çoğu kinciydi ağaçların,Bazılarında ise yüzbinlerce yıllık mazilerinin onlarda bıraktığı haklı bir kibir vardı.Sustum.Günlerce sustum belki de yıllarca.Tam 10 güneş ve ay tutulması gördüm aynı ormanda.Sessizdim yalnızdım ve dahası çok da huzurluydum.Ormandan büyücüler gelip geçiyordu,hoş böyle yerde normal insana rastlanmaz ya.Geceleri kadim bir ormanda yürümek gibisi yoktur.Yürüyordum.İnadına doğuya doğru.Bulacaktım elbet engin denizler oradaydı.Yıllarca yürüdüm gece,gündüzdurmadan ama ağır ağır zevk alarak.Gecelerimi artık ormanın bu kesiminde çokça bulunan anka kuşlarının ışıklarıyla paylaşıyordum.Burda ağaçlar daha dost canlısıydılar.Bana kendi dillerinde destanlar anlattılar uzun uzun,dinledim.Hiç konuşmadımSadece susup dinledim onları.Artık uzun sakallarım yeşermişti.Büyücüler gelmiyordu ormanın bu kısmına.Burası ormanın kalbiydi adeta.Tek boynuzlu atlar koşuşturuyor,elflerin elleri arp tellerinde ustalıkla dolaşırken latif lisanlarıyla şiirler okuyorlardı.Ve bir gün kadim bir meşe ağacıağacı gülmeyi öğretti bana.Artık Hepsine gülümsüyordum.Burda hiçbir hiyerarşinin olmadığı gibi en ufak bir husumette yoktu.Öğrenmek değil anlamak önemliydi artık ve hissetmek .Konuşulmazdı laf ola beri gele söylemler.Yalnızca sanat vardı.Kahramanlıklar,büyük aşklar anlatılırdı geceler boyu.Hâlâ suskundum.Daha da yürüdüm.Üstüme yapışan yorgunluk ilk günden beri silinmemişti.Ruhum hala daha karanlıktı ve acı içimde gizli bir noktadan ruhumu esir alan karanlığa hükmediyordu.Yürüdükçe bana öğreten ağaçların sayısı artıyordu.Orman hep loştu.Ne geceleri çok kararıyor,ne de gün parıldıyordu.Yaşlılığım bitmişti.İnsanlar arasında "yaşlı" denilecek sınırı çoktan aşmıştım.Artık ağaçlar bana meyvelerini bile ikram ediyordu.Bense hala yürüyordum.Ve bir gün orman bitti.Vedalaşmalara yer vermeden engin denizleri buldum.ormanın sonunda çok büyük bir kayın ağacı vardı.Kimsenin kal demesini beklemezdim.Zaten kal deseler de kalmazdım.Engin denizlere kavuşmuştum.Amacı bu değil miydi yolculuğunun,ölümü aramıyor muydun?İşte ben.Ölüm benim dedi bir anda ağaç.Beklediğim kadar dramatik değildi."Sana gülmeyi öğreten meşe gibi,sana ormandaki ilk gecende birşeyler aşılayan o büyük çınar gibi,sana duygularını belleten bütün o ağaçlar gibi büyüğüm işte.Benim de güzel yapraklarım heybetli dallarım var.Benim görevim de sana pişmanlığı öğretmek.Denizlerde ormanda yürüdüğün gibi yürüyemezsin boğulursun.Syhrenlerin şarkıları,balık pullarındaki ışık oyunları cezbedicek seni,ama hep dengeli ol."dedi kadim ağaç ve ilerledim.Ölümü geçtim,üzerimdeki yorgnluk ruhumun karanlığıyla birlikte silinip gitti o anda ayaklarım ıslanmıştı.Kadim ağacın sesini duydum etraf hiç olmadığı kadar kararmıştı."Eğer iyi yüzersen elfler karşı kıyıda elleri arp tellerinde bekleyecekler seni,lakin engin denizlerde sözlerimden şaşarsan elflerin elleri ok yaylarında olacak"
    Ağacın sözleri karanlıkta boğuklaşarak yok oldu soluk alamıyordum ve ışık geldi sonra.Ancak duyduğum sese bir anlam veremedim:
    "Tebrikler nur topu gibi bir oğlunuz oldu"

  5. #5
    sidarta - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oca-2007
    Mesajlar
    266
    Konular
    16
    ZAMANYOLU

    Ayrık zamanların saati gibisin
    Her tik tak ayırıyor seni,
    Her an,bir adım gibi giriyor aramıza,
    Sen,çalmadan geçen alarm gibisin,
    Beni buralara bağlayan,o,uyarıcı gibi...
    Ne zaman uyansam ,senin çığlığın asılı duvarda
    Senin kaygılarında varolur gibiyim
    Bana senden kayıp bıraktığın hediyede,
    Bu ıssız düşünceler gibi gizli
    Senin sessizliğinde uyanmış bir kuş var
    Ötüşüyor,yırtıyor geceyi,
    Yırtıyor gecemi,sana ve bana inat...
    Gözlerinde bir buğu var;
    Göremiyorsun ya da kapatmışsın yetini
    Ben orada,sen oranın ardında
    Ben izliyorum,sen gidiyorsun hala;
    Ben saniyeleri saydıkça
    Sen saatlerce kaçıyorsun
    moria

  6. #6
    MALCOLMX - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Kas-2006
    Bulunduğu yer
    Gnoxis
    Mesajlar
    1.216
    Konular
    292
    MED-CEZİR

    ironik düşlerin
    gizemli fahişesi
    bin yıllık bir parşömenin
    silik cümleleri gibi

    silik ve anlaşılmassın
    düşlerimde

    ve her gün elini tutup saçını
    okşadığım,
    kızıl sevdam gibisin
    med-cezir gecelerimde.
    malcomx
    arada karaladığım şiirlerden...

  7. #7
    KATA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ara-2006
    Bulunduğu yer
    AnI-Kara
    Mesajlar
    7.969
    Konular
    299
    yorgun argın onlar geçtı,
    ellerinde güzel avrat otu
    kurumuştu gözleri........

    malcom hhosuma gıttı şiirin,bu da benden

  8. #8
    MALCOLMX - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Kas-2006
    Bulunduğu yer
    Gnoxis
    Mesajlar
    1.216
    Konular
    292
    saol senın kı de öz bi anlatım olmus

  9. #9
    KATA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ara-2006
    Bulunduğu yer
    AnI-Kara
    Mesajlar
    7.969
    Konular
    299
    Alıntı sidarta Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    lütfen burda yazdıklarınızı paylaşın...makale öykü senaryo ne isterseniz...bence biraz da böyle tanımak iyi olur hepimize....
    bir yazıyla başlıyorum


    *----------------------------------------------------------------*

    AHLAKSIZ MAKALE
    İlk insanın varoluşundan beridir oluşan toplum inancının insanlara verdiği ilk tepki menfaat olmuştur.Çünkü ortak insan düşünüşlerinden ve yaşayışlarından doğan birliktelik;topluluk adı altında bir kurallar zinciri sayesinde,bireylerin özgürlük haklarını korumaya çalışmıştır.Bu özgürlük hakları,bireysellikten doğan yaşam isteğinin nedenselliğinde yavaş yavaş genelleşmiş ve birlikte yaşayan insanların ortak menfaatlerinin uzlaşma noktası haline gelmiştir.Tabii ki;bu uzlaşma noktasına gelinene kadar yaşanan özgürlük çatışmaları, menfaatlerin tezatlığından doğan ve her kazanç için karşıdakine bir kayıp oluşturan kaoslardır.Ve ne yazık ki bu kaoslar halen devam etmektedir.Kaosun insan hayatında inkar edilemez bir olgu oluşu insanları tapınmaya ve bu tapınma sonucu oluşan ortak değerlerle,kural bağlamında,hayatlarını düzene sokmalarına gebe olmuştur.Bu doğuran olgunun yüzyıllar boyu yine menfaatlerle değişime uğramış düzenleyici ve aynı zamanda -kısmi de olsa- despot çocuğu;bu devirde karşımıza ahlak adıyla dikilmiştir.
    Nasıl ki yeni doğan bir çocuk etrafındakilerin yüklemeleriyle ve bu yükü varolan bir bilincin üstüne oturtmasıyla kişiliğini meydana getirirse,insanlar da kültürlerini ahlaklarına bir yuva yapıp onu istediği gibi şekillendirmiştir.Bu şekillendirmenin oluşturduğu çeşitlilik kültür farklılıkları olan bireylerin çatışmalarına destek verip insanları bireysellikten çok bencilliğe iterken varolan kaos dairelerini genişletmiştir.Sonuçta her kazancın bir kaybediş getirdiği menfaat dünyasının korları yavaş yavaş alevlenmeye başlamış ve insanlığı sınıflaştırmıştır.Artık düzen sınıfların kavgası;hep kazananlar ve hep kaybedenler olarak bir menfaat faşizmi haline gelmiştir.
    Kazanışların verdiği kuvvetle üst sınıfların artık bir yönetim haline gelmeleri teokrasi ve monarşinin doğuşu haline gelmiştir.Bu şekilde ahlak ve kültür birikimlerinin kullanımı doğrultusunda başlayıp sömürüye kadar götürülen yönetimler bireyleri isyana sürüklemiştir.Her varoluşun tezatı olduğu düşünülürse isyanların getirdiği demokrasi anlayışı;ahlak kuralları vb. bütün menfaatçiliği yıkıp objektif kurallarla bir düzen sağlama çabası olarak karşımıza çıkar.Fakat bu çaba yine bireyselliğin etkisiyle iktidar kavgalarının ve neticesinde ayrılımların yaratıcısı haline gelmiş;demokrasi araç değil de amaç olmuştur.Yani barış ve özgürlük için demokrasi istenmiş,demokrasi amaçlı iktidar mantığı yaratılmıştır.Artık insanlar sınıfa karşı sınıf yarattıklarını anlamayacak kadar çok sınıfa ayrılmıştır.Şimdilerde bu sınıf mantığı bir yerde yerini bireysel menfaat ve o menfaati korumaya uğraşan alt bireylere sürüklenmiş olarak görülmektedir.Öyle ki,eski sınıf kavgaları ahlak tabanlı bir kültür paylaşımıyla yürütülürken,artık;kültürsüz ve bireyci bir ahlak anlayışıyla,işverenin işbölümü şeklinde yozlaşmıştır.
    Kısacası;adı ne olursa olsun,insanların özgürlük ya da menfaat koruma isteği altında oluşturduğu tüm kurallar her zaman kendi kendilerini yok etmeye muktedir olmuşlardır.Şimdi;sorulan evrensel kültürse,onun alt katı olan ahlak çözülmesi gereken nasıl bir denklem yaratır?Ya da tam tersi sorulsa nasıl aydınlatılabilir? Açmak gerekirse "Kültür mü ahlaktan,ahlak mı kültürden?" sorusuyla yola çıkılsa;hangisinin yok edilmesi ya da düzeltilmesiyle sağlanır kayıpların sonu?Bireysel bir yapıda ele alınan menfaat ve sonuçlarından biri olan ego tatmini ahlak ve kültürün ağır yükü değil mi?
    Cevap veremedik değil mi!...
    Çünkü cevap "bence"lerde gizli...


    moria
    belki de yanıtlanması gereken ilk soru; zorunlu bir gereksinimle ortaya cıkan uzlasmadan daha öncesine yönelık olmalı?
    insan davranısları kosullarla sekıllenıyorsa eger,insan tabiatı hakkında nasıl dogru bır hüküm verebiliriz ki?Köseye sıkıştırılmıs bır hayvan nasıl olmadık tepkıler verebılıyorsa kanaatimce biz de öyle davranıyoruz...
    insan yaradılışında bencil,menfaatçi,acımasız ve savaşçı olmayabilir..olmamalıdır da..yaşayan hersey gıbı ön planda istenilen huzur değıl mıdır?
    temelde hiç de ıstemedıgı ama zorla rol almak durumunda kaldığı,üstüne özünü de bilmediğin bir oyuncuyu yargılamaktansa önce senaristi dinlemek ısterim...kültür de ahlak da yapay kavramlar..olması gerekıyordu,oldu...
    kaos özellıkle olusturulmus bır komedi...senarist bu durumda ınanclı bır ınsan ıcın yaratıcı olur,ateist bır ınsan ıcın sınırlandırılmıs kısıtlı kaynaklı dünya...fark etmez...
    ben en azından böyle degerlendırıyorum
    dedikten sonra,
    'Kültür mü ahlaktan,ahlak mı kültürden?" sorusuyla yola çıkılsa;hangisinin yok edilmesi ya da düzeltilmesiyle sağlanır kayıpların sonu?' sorusu bıraz daha ıçimi rahatlatıyor...çünkü ancak koşullu bır durumda seceneklerın hepsi aynı derecede can sıkıcı olabılır..

  10. #10
    sensizim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eki-2006
    Mesajlar
    782
    Konular
    30
    Hadi yüreğim kalk gidelim bu şehirden bu şehir koparmak istiyor beni özlemlerimden ,yoruldum bu ıssız gecenin sesziliğinden bırakmıyor beni yüreğim yanlızlığı .,yoruldum arkadas kalk gidelim bu şehirden..............


12 Sayfadan 1. 123 ... SonSon

Benzer Konular

  1. Şu An Ne Dinliyorsun? Yorum Yap, Bir Dizesini Yaz, Paylaş!
    Konuyu Açan: nihtwish, Forum: Diğer Müzik Türleri.
    Cevap: 28753
    Son Mesaj : Dün, 22:58
  2. Renk Mi Yazı Mı?
    Konuyu Açan: ensiferum13, Forum: Akıl Oyunları.
    Cevap: 7
    Son Mesaj : 12-Nis-2008, 21:19
  3. Forum yazılarınızı wordpadde yazar gibi yazın
    Konuyu Açan: CehennemdengeleN, Forum: Site Kullanımı.
    Cevap: 3
    Son Mesaj : 23-Kas-2007, 14:45

Bu Konu İçin Etiketler