2 Sayfadan 1. 12 SonSon
Toplam 12 sonuçtan 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Yabancılaşma

  1. #1
    Heretik - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Tem-2013
    Mesajlar
    2.155
    Konular
    49

    Yabancılaşma


    Yabancılaşma bir insanın içinde bulunduğu evren ve varoluşa dair arasındaki bağların koptuğunu veya zayıfladığını hissetmesidir.

    Yabancılaşmanın kökeninde gözlem yatmaktadır. Gözlemden doğan cesur bir içgörü, sorgulama ve kurumsallaşmış mental tabuları yıkma istenciyle açığa çıkan gerçeği görme anı, artık kişiyi ömrü ve belki de gelecek tüm enkarnasyonları boyunca etkisi altına alacak olan geri dönülemez felaketi getirir. Esasında öyle bir felakettir ki bu homo sapiensin varoluşunu olumlayan tüm korkak ruhların asla yakınından bile geçmeye cesaret edemeyeceği gerçeğin sonsuz uçurumudur.

    Yabancılaşma, herşeyden önceki kaotik hiçliğe geri dönüşü, esas öze doğru yapılan mutlak savruluşu başlatan ve günümüz semavi bürokratik bir hapishaneden ibaret olan sözde "modern" medeniyetten kopabilmeyi düşlemenin ateşlenmesidir.

    Doğumdan beri bireysellikten koparılıp bir yere ait olmak üzere zorlanan tüm din ve devlet kurumlarının (burada söz konusu olan sadece semaviler değil aynı şekilde anlamlandırma çabası içinde olan tüm spiritüel öğretiler dahil) aşağılayıcı ilkel zincirlerini farkedip onlardan kopabilmeyi isteyecek iradeye sahip olmaktır yabancılaşma. Getirisi ise varoluşa dair hiçbir şeye bağlılık, aidiyet, arzu taşımamaktır. Belki de dedikleri gibi yaşayan bir ölü haline getirir insanı, doğrudur olabilir, zaten varolmayı olumlayacak kadar adileşmiş et yığınlarının arasında böylesi bir gelişmişlikten yoksun bir tepkiye maruz kalmak, olsa olsa yabancılaşan kişi için buruk bir gurur kaynağı olur,daha azı olmaz.

    Modern zamanlarda yabancılaşmayı psikiyatri adı altındaki tıbbi soytarılık sektöründen pek çok çeşitli etiketler takılmış, türlü türlü tanılar ve ilaçlar yazılmıştır. Hepsi de sadece yarattıkları kukla illüzyonunu gizlemek için uydurulan paravanlardan ibarettir. Yabancılaşan kişi, bir kez bile ömründe var olmaktan sıkıldıktan sonra geri dönüşün olmadığı bir sonsuz kaotik boşlukta süzüldüğünü bilir. Artık insan veya doğa veya sevgi ya da ahlak gibi şımarıkça uydurulan kavramlardan midesi bulanmayanlardan iğrenir. Çünkü reddetmeyen, her şeyi reddedecek cesareti olmayan korkakların basit, adi bir entropi yığınından ibaret olup doğa için başka bir fosil yakıtı olacaklarını bilir.

    İtinayla yabancılaşan kişi, ölümün ve hayaletimsi kaotik gerçekliğin, sonsuz karanlık gerçeğin müptelasıdır, o bir gerçeklik savaşçısıdır.

    - Heretik





  2. #2
    Ram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Kas-2010
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    186
    Konular
    16
    Yabancılaşmanın kökeninde gözlemin yanı sıra hayal kırıklığına uğramak da olabilir mi?

    Din, felsefik değerler, erdem, ahlak, sevgi, doğa gibi bu bahsettiğiniz değerlere bizzat maruz kalmayan ve bu çamurun içinden geçmeyen insan, sırtındaki bu yükün farkına varamaz. Tıpkı boğulmak üzere olan birinin bunca yıldır nefes alıyor olduğunu farkedip havanın yokluğunu ve varlığını sorgulaması gibi. Genel kabul gören değerler sessizce benliğimize kaydolur ancak zor koşullardan geçmeden bu benliğin farkına varmayız.

    Bu yazıyı yazdığınıza göre zor ve yalnız zamanlar geçirmiş olduğunuzu varsayabilirim. Bence bireyselliğin temelinde güçlü bir ego vardır. Bu ego toplum tarafından yargılanırsa kendini özgürce ifade edebilmek için ona diğer egolar tarafından dikte edilen değerlere savaş açacaktır.

  3. #3
    Heretik - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Tem-2013
    Mesajlar
    2.155
    Konular
    49
    Alıntı Ram Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Yabancılaşmanın kökeninde gözlemin yanı sıra hayal kırıklığına uğramak da olabilir mi?

    Din, felsefik değerler, erdem, ahlak, sevgi, doğa gibi bu bahsettiğiniz değerlere bizzat maruz kalmayan ve bu çamurun içinden geçmeyen insan, sırtındaki bu yükün farkına varamaz. Tıpkı boğulmak üzere olan birinin bunca yıldır nefes alıyor olduğunu farkedip havanın yokluğunu ve varlığını sorgulaması gibi. Genel kabul gören değerler sessizce benliğimize kaydolur ancak zor koşullardan geçmeden bu benliğin farkına varmayız.

    Bu yazıyı yazdığınıza göre zor ve yalnız zamanlar geçirmiş olduğunuzu varsayabilirim. Bence bireyselliğin temelinde güçlü bir ego vardır. Bu ego toplum tarafından yargılanırsa kendini özgürce ifade edebilmek için ona diğer egolar tarafından dikte edilen değerlere savaş açacaktır.
    Evet bahsettiğiniz dikte edilen idealist değerlerin başarısızlığına tanık olmak da gözlem kadar etkili bir faktör. Zaten bu noktadan sonra iki seçenek var biri gerçeklerden kaçış için tekrar adapte olmaya ve zihinsel bir konfor bulmaya çalışmak veya daha cesurca olanı ise reddetmek. Iste yabancılaşma bu ikinci yolu seçenlerin yaşadığı, giderek artıp tüm alanlara yayılan bir süreç.

  4. #4
    sidar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oca-2012
    Bulunduğu yer
    Büyükada.
    Mesajlar
    3.512
    Konular
    338
    Yabancılaşma denilen şey ; İnsanın içindeki kurbanı tanrısallaştırma çabasıdır , halbuki içindeki mükemmellikleri tanrısallaştırma çabasına girse idi daha şerefli bir yol olurdu . Kurbanın kendisi de dahil olmak üzere hemen hemen herkesi kurbanın suçlu olduğuna inandıran günah keçisi mekanizmasının kültür üzerindeki koruyucu , kurucu ve birleştirici etkisi son derece muazzam gerçekten . Öyle ki yabancılaştırmadan bahseden şahsiyet bile , bü kültür mekanizmasının kavram kötürümlüğüne ve terim bağnazlığına ait olan kaotik , kaos ,homosapiens gibi kavramları kullanmaktan geri kalamıyor ve ancak bunlar ile kendisini ifade edebiliyor . Komik ve üzücü bir durum ..

  5. #5
    Ram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Kas-2010
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    186
    Konular
    16
    Alıntı sidar Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Yabancılaşma denilen şey ; İnsanın içindeki kurbanı tanrısallaştırma çabasıdır , halbuki içindeki mükemmellikleri tanrısallaştırma çabasına girse idi daha şerefli bir yol olurdu . Kurbanın kendisi de dahil olmak üzere hemen hemen herkesi kurbanın suçlu olduğuna inandıran günah keçisi mekanizmasının kültür üzerindeki koruyucu , kurucu ve birleştirici etkisi son derece muazzam gerçekten . Öyle ki yabancılaştırmadan bahseden şahsiyet bile , bü kültür mekanizmasının kavram kötürümlüğüne ve terim bağnazlığına ait olan kaotik , kaos ,homosapiens gibi kavramları kullanmaktan geri kalamıyor ve ancak bunlar ile kendisini ifade edebiliyor . Komik ve üzücü bir durum ..
    Güzel bir söz söylenmişse dinleyendendir demiş Mevlana. Önemli olan hitap edilen insanlardır. Farz edelim ki, hepimiz sözünü ettiğiniz bu kültür mekanizmasının içerisindeyiz ve ne yaparsak yapalım bu mekanizmaya güç verdiğimizin farkında değiliz. Yazar ise sahnede. Bizimle konuşuyor. Yazarın, dinleyicilere kendini ifade edebilmesi için bizim seviyemize inmesi gerekli değil mi?

    Aksi takdirde, bahsettiğiniz bu kültür mekanizmasının dışına çıkmayı başarmış kişi, sadece sessiz kalarak kendini en iyi şekilde anlatabilirdi. Çünkü bildiği dilden konuşsa, kendini ifade edemezdi.

    Örneğin siz, kendinizi bize ifade etmek isteseniz anlaşılabilirlik amacı güdmez miydiniz?

    Birleştirici güç bağlamındaki sözlerinize ben de katılıyorum. Kültür de tıpkı inanç gibi. Her zaman kendine yandaşlar arar. Ortak bir irade gibi topluca hareket eder ve yalnızlaştırdığı insanları yargılar.

  6. #6
    persephone - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Tem-2007
    Mesajlar
    448
    Konular
    12
    "Hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak,
    sağlıklı olmanın bir ölçütü değildir."
    (Jiddu Krishnamurti)
    Kimine göre yalnızlık,
    hasta kişinin kaçışıdır;
    kimine göre de,
    hasta kişilerden kaçıştır.

    (Nietzsche)
    *bu durumda can alıcı nokta,kişinin kendini iyi tanıyıp,istediği yöne evirerek bilinçli bir yönelime sahip olup olmadığıdır sanırım,ki bu güç gerektirir,gerisi teferruat.

  7. #7
    persephone - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Tem-2007
    Mesajlar
    448
    Konular
    12
    "Hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak,
    sağlıklı olmanın bir ölçütü değildir."
    (Jiddu Krishnamurti)
    Kimine göre yalnızlık,
    hasta kişinin kaçışıdır;
    kimine göre de,
    hasta kişilerden kaçıştır.

    (Nietzsche)
    *bu durumda can alıcı nokta,kişinin kendini iyi tanıyıp,istediği yöne evirecek bilinçli bir yönelime sahip olup olmadığıdır sanırım,ki bu güç gerektirir,gerisi teferruat.

  8. #8
    Heretik - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Tem-2013
    Mesajlar
    2.155
    Konular
    49
    Alıntı persephone Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    "Hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak,
    sağlıklı olmanın bir ölçütü değildir."
    (Jiddu Krishnamurti)
    Kimine göre yalnızlık,
    hasta kişinin kaçışıdır;
    kimine göre de,
    hasta kişilerden kaçıştır.

    (Nietzsche)
    *bu durumda can alıcı nokta,kişinin kendini iyi tanıyıp,istediği yöne evirerek bilinçli bir yönelime sahip olup olmadığıdır sanırım,ki bu güç gerektirir,gerisi teferruat.
    Özellikle Krişnamurti , yabancılaşmayı çok güzel açıklamış ve hatta savunmustur bu sözü. Zaten onun neredeyse tüm kitapları salt gözleme dayanarak çesitli alanlarda yabancılaşan bireyin gerçeğe ancak bu şekilde gerçeğe ulaşabileceğini söyler.

  9. #9
    electronicalev - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ağu-2010
    Bulunduğu yer
    Mesajlar
    2.213
    Konular
    15
    Aniden gelen yabancılaşmalar.. Eline bakıp bu benim elim mi deyişin,ses tonun bile yabancı kalır sana. Gerçeği görürsün,anı görürsün, boşluğu görürsen, hissizliği hissedersin. Alışamadım bu hisse kendime adıma ağır geliyor şu an.

  10. #10
    sidar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oca-2012
    Bulunduğu yer
    Büyükada.
    Mesajlar
    3.512
    Konular
    338
    Modernleşme Yabancılaşma ilişkisi ve Modernleşmenin Siyasete Etkisi

    Modernleşme ile birlikte, bireyde yabancılaşma duygusunun ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Siyasal kurumlara karşı güveninin azaldığı gözlemlenmektedir. “Modernliğin yapısı (kurumlarıyla, günlük yaşam tarzıyla, kognitif ve normatif temaları ile ve bir kimsenin istediği gibi) bireye zorunlu olarak yabancı, güçlü ve esas itibariyle de kendi yaşamını ve sorumlu bulunduğu diğer bireylerin yaşamlarının alt üst eden zorlayıcı bir kuvvet olarak gözükür.” (Berger ve Keller, 1985; 135)

    Modern toplumlarda bürokrasi oldukça gelişmiştir. Bürokrasinin en güçlü alanlardan biri de politikadır. Bürokrasinin modern süreçte ciddi sorunlar yaratması aynı zamanda politikaya da yansımıştır. “İdeolojik ve kurumsal karakterlerinden bağımsız olmak üzere gelişmiş endüstri toplumlarında insanlar, giderek gözle görülür bir hal alacak şekilde politika ve sembollerine yabancılaşmışlardır.” (Berger ve Keller, 1985; 202).

    Modernizmin kurgulamış olduğu siyasal yaşam sadece bürokrasi ile sınırlı kalmaz. Günlük yaşamın belli başlı alanlarından kendini gösterir. “Geniş halk tabakaları için siyasal yaşam, anonim, anlaşılmaz ve yabancı olmuştur. Bürokrasiden kaynaklanan hoşnutsuzluklar sadece siyasal alana yansımaz. Siyasal alan dışında da modern toplumun belli başlı tüm kurumları soyut hale gelir. Bu kurumların tamamı bireyin günlük yaşamında hiç anlamı olmayan veya pek az anlamı olan formel ve son derece uzak varlıklar olarak vücut bulurlar.” (Berger ve Kellner, 1985; 202)

    Modernitenin hem öznesi hem nesnesi olması bakımından insan sistemle kendini özdeşleştirmeye çalışır. Kamusal yaşama katılım yabancılaşmasını engeller. “Bütünleşme (Entegrasyon) bir biçimde bireyin siyasal sistemle kendini özleştirmesi anlamına gelmektedir. Bireyin kamusal yaşama katılması, siyasal sisteme yabancılaşmasını önler. Bireyin üretilen değerlere katılımı, planlama süreçlerinde yer alması, alternatifleri seçme hakkı olması ve uygulamaların denetimini yapabilme olanaklarına sahip bulunması, bireyin siyasal/toplumsal sistemle bütünleşmesini ve katkıda bulunmasını sağlar. Böylelikle, bireyin toplumsal sisteme bağlılığı ve toplumla dayanışma duyguları artar.” (Çukurçayır, 2000; 52)

    Modernleşme siyasal ve ekonomik alanda eşitsizliğe neden olmaktadır. Eşitlik kavramının göreceliği kavrama farklı değerlere göre anlama yüklememize neden olmaktadır. “Ekonomik güç siyasal etkiye dönüştürüldüğünden ekonomik eşitsizlik siyasal eşitsizliğe yol açmakta, ayrıca, geliri yüksek olanlar daha eğitimli ve siyasal konularda daha bilgili olduklarından ve siyaseti daha çok etkileme duygusuna sahip olduklarından, eşitsizlik daha da belirginleşmektedir.” (Yılmaz, 1995; 28)

    Modernizm kendine benzer alt ideolojileri de ortaya çıkarmıştır: “İleri derecede bireyselleşmiş insanların sosyalizasyonu için modern sosyal yapılar gereksinim duyulan içeriği temin etmişlerdir. Aynı zamanda modern toplum, bireyselliğin ön plana çıktığı ideolojilerin ve ahlak sistemlerinin doğuşuna neden olmuştur. Yabancılaşma ise aynı bireyselleşme olayının kardeş bileşenidir. Yabancılaşma bireyselleşmenin bedelidir.” (Berger ve Kellner, 1985; 217-218)


2 Sayfadan 1. 12 SonSon

Bu Konu İçin Etiketler