4 Sayfadan 3. İlkİlk 1234 SonSon
Toplam 34 sonuçtan 21 ile 30 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Ümit Yaşar Oğuzcan Şiirleri

  1. #21
    schizophrana - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Kas-2007
    Mesajlar
    6.732
    Konular
    1672
    KARANLIĞIN GÖZLERİ


    şimdi yoksun
    seni düsünebilirim artık
    tutar ellerini öperim uzun uzun
    kimseler ayıplayamaz beni
    yokluğunda seni nasıl sevdiğimi anlayamazlar
    işte gözlerin işte dudakların
    senin olan ne varsa karşımda duruyor
    ayaklarını dilediğim yere götürebiliyorum artık
    sevdiğim şarkılari söyletiyorum dudaklarına
    ve hoyrat ellerimle seni
    her gün biraz daha güzelleştiriyorum
    bütün resimler sana benziyor hayret

    bütün aynalarda sen varsın
    nereye gitsem peşimden geliyorsun
    simdi sigarasın dudaklarımda
    biraz sonra beyaz bir kağıt
    ve akşam içtigim bir kadeh içki olacaksın
    kimse yokluğunda bunca sevilmedi
    kimse yokluğunda ilahlaşmadı bu kadar
    saçların böyle daha güzel
    sen daha güzelsin
    gelecek mutlu günlerin ışığında
    her şey daha güzel

    ne var ki ayrılığın adı kötüye çıkmış
    yoksa bin yıl daha yaşamak isterdim
    ve seni bin yıl daha
    ayrılıklar içinde sevmek isterdim
    ama biliyorsun nihayet ben de bir insanım
    umutsuzluğa düştüğüm anlar oluyor
    hiç gelmeyeceksin sanıyorum
    o zaman kurşun gibi bir korku saplanıyor kalbime
    katran gibi bir yalnızlık sarıyor içimi
    yalnızlığımdan utanıyorum
    beni sevmesen ölürdüm
    beni sevmesen bir çakil taşıydım simdi
    beni sevmesen bir duvar gibi sağırdım
    kördüm bir at kadar
    ölümden aciydım ölümden beterdim
    beni sevmesen
    dünyayı bütün insanlara zindan ederdim

    beni bu kadar saracak ne vardı
    kanıma girecek
    göz bebeklerime oturacak
    bir sen fani gibi dudaklarımdan eksilmeyecek
    ne vardı
    hiç karşıma çıkmasaydın
    bu kör olası gözler görmeseydi seni
    ne vardı güzelligini bilmeseydim
    bir dua gibi bellemeseydim adını
    ne vardı bütün gece
    gözlerimi tavana dikerek
    seni düsünmeseydim
    belki karşımda değilsin yanılıyorum

    bu gözler senin gözlerin değil
    aldatıyorlar beni
    karanlığın gözleri olmalı bunlar
    bana böylesine keder veren
    gülmeyi,yasamayı haram eden
    bir karanlığın gözleri olmalı
    öyleyse sen hiçbir yerde yoksun
    sana hiçbir zaman yaklaşamayacagım
    yalan bu geçici sevinç,bu nur,bu ışık
    bu karanlığın ortasında yanan alev gözler
    bu kadeh içki gibi aydinlik
    ne dedimse inanma
    seni degil kendimi anlatıyorum
    sen istedigin kadar
    varlığın ta kendisi ol
    ölümsüzlüğün ta kendisi
    ben günden güne yok olmaktaydım
    bütün ışıkları kaldırıp attım bir yana
    anlıyor musun
    gökyüzü güneş olsa
    sensiz karanlıktayim.






  2. #22
    Manje_Loa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Haz-2007
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    1.889
    Konular
    318
    İki Kişiye Bir Dünya (Senfonik Şiir)

    Birinci Bölüm:
    Kader Kapıyı Çalıyor
    (Andante)

    Gelme diyorsun
    Bu gel demektir
    Birazdan güneş doğacak
    Dolu dizgin atlılar geçecek yüreğimden
    Seni düşüneceğim
    Gümüş mahmuzların parlaklığında
    Yağmur nal izlerini örtmeden
    Sana geleceğim
    Bekle beni
    Hindistan ‘da Banaras şehrinde seni aradım
    Ganj ‘ın sularında lanetlenmiş insanlar yıkanıyordu
    Ganj ‘ın suları pisti bulanıktı
    İçtim

    Bir kadın tanıdım Haydarabat ‘da
    Cüzamlıydı güzeldi üstelik
    Sana benziyordu
    Etli dudakları vardı
    Brahman mabetlerinde seviştik üç gün üç gece
    Taşların üstünde yattık
    Bir hayvan tarafımız vardı alımlı
    Bir Tanrı tarafımız vardı iğrenç
    Bir insan tarafımız olacaktı
    Aradık üç gün üç gece
    Bulamadık
    Bir Tanrı tarafımız vardı korkunç
    Sevemedik

    Sonra Nijerya ‘da Mozambik ‘te Altınsahillerinde
    Kulaklarımda ulu ormanların uğultusu
    Vahşetin musikisini dinledim yeşil yeşil
    Zifir gibi bir yalnızlıktı içimde yokluğun
    İri bir memeydin kalçaydın avuçlarımda
    Belki bir tutam tuzdun kirli
    Seni düşündükçe susuyordum
    Nehirler göller kandırmıyordu beni
    O kadınlara gidiyordum
    O bakır tenli kadınlara
    O kadınlarla da yattım
    Adam boyu yaprakların üzerinde
    Boyanıp boyanıp yeryüzüne çıkıyorduk derinlerden
    Yorgundum
    Kuşkuluydum
    İliklerime kadar bendim
    Bir yeşildim
    Bir beyazdım
    Karanlıktım
    İnsan eti yiyenler anladı beni

    Kanarya adalarında
    Bir kamış kulübede iki ayna buldum
    Birinde ellerim vardı kemik kemik
    Parmaklarım beni çağırıyordu sana
    Birinde gözlerim vardı
    Ağlıyordum
    Çiğnenmiş otlara döndüm
    Ağlamaklı denizlere
    Köpek balıklarının azı dişleri avutmaz beni

    Bir gemiydim
    Battım
    Santa – İsabelle adasının önünde
    Şimdi 3200 metre derindeyim
    Sana ahtapot gözleri topluyorum
    Sana mürekkep balıklarının gözyaşlarını getireceğim
    Bırak beni
    Yosunlarla bir çeşmeden su içiyorum
    O derinliklerde bir mağarada buldum kendimi
    Önce garipsedim çıplaklığımı
    Utandım
    Sonraları alıştım güzelliğime
    Bir elim sendin
    Bir elim ben
    Ayaklarımı göremezdin
    Öyle uzaktaydı
    Sağ kolumu Mekke ‘de kestiler şafak vakti
    Utanmaz yalnızlığımla kaldım çaresiz

    Bitmez
    Haçlı seferleri boyunca anlatsam maceramı
    Yakına gel
    Dört yanımız iri ıstakozlarla dolu
    Yalnız değiliz
    Tuk ki bu tuzlu balıklarda benim yüreklerim çarpıyor
    Tut ki gözümün yarısı elmada yarısı kapanık
    Tut ki ben beyaz peynirim ben zeytinim
    Al
    Ekmeğine katık et beni

    Dufy ‘nin bir sokağı vardı bilir misin
    İlkin seni o mor sokakta gördüm
    Temmuzun ondördüydü
    Bütün itliği üzerindeydi güneşin
    Bir yeşil elbisen vardı
    Bir siyah ayakkabın vardı
    Bir gözlerin vardı
    Bir dudakların vardı
    Ama ben yoktum o sokakta
    Tahiti adalarında
    Gaugin ‘le seni düşünüyordum
    Absent kadehlerinde ellerini içiyordum yudum yudum
    Dufy ‘nin sokağı aklıma nereden geldi

    Bir çift zar aldım
    Attım gökyüzüne
    Adis-Ababa şehrine düştü
    Adis-Ababa şehrinde kadınlar
    Hepyek bakıyordu yüzüme
    Yüzümde cinayetler işleniyordu her gece
    Kadmiyum kırmızısından kanlar akıyordu nehir nehir
    Sen baksan görürdün
    Her gözüme bir düşeş oturmuştu
    Sen görsen anlardın
    Titanyum beyazı yalnızlığımı
    Budapeşte köprüsünün üzerinde
    Bir çingene falıma baktı
    Dedi üç günde öleceksin
    Ben üçbin yıldır seni arıyorum
    Kapılara sığmıyor umutsuzluğum
    Lağım kokuları gibi çirkef gibi kederliyim
    İçimden dünyayı ipe çekmek geliyor
    Cümle yıldızlar şahidim olsun
    Yapmazsam adam değilim

    Şanghay ‘da ******lar benimle yatmadı
    Çirkinsin dediler
    Pissin dediler
    Yıkandım arındım
    Afyon yüklü mavnalar geçiyordu Çin denizinden
    Birisi geçmişime küfretti
    Tuttum öldürdüm
    Geçmişim seninle güzeldi temizdi aktı
    Kirlettim
    Affet beni

    Hamamatsu ‘da bir geyşa kızı yüzüme tükürdü
    Pyong-Yang ‘da kurşuna dizdiler beni
    Tiz bir boru sesi üç defa ti çekti
    Trampetler başımda zonkluyordu
    Kederliydim
    Çaresizdim
    Canım Tchaikovski ‘yi dinlemek istiyordu
    Ah o keman konçertoları öldürdü beni

    Dinsizdim İstanbul ‘da minareler üstüme yıkıldı
    Yoksuldum Kudüs ‘te kiliseler kabul etmedi beni
    Gelme diyorsun
    Bu gel demektir
    Birazdan akşam olacak
    Rachmaninof ‘la bir meyhanede içmeliyim bu gece
    Sonra sana gelmeliyim
    Rachmaninof nereye giderse gitsin

    Şimdi bir derin mavide akşam oluyor
    Gök mavi deniz mavi
    Mor dağlar yeşil ağaçlar mavi
    Bozuk düzen mavi gecelerden sesleniyorum sana
    Ne opera aryaları
    Ne beşinci senfonisi Beethoven ‘in
    Bir yalnızlık marşıdır çalınıyor uzakta
    Gün ışığı arkamızda kaldı bak
    Tanyerinde unuttuk gözlerimizi
    Gel artık
    Hayata yeniden baçlayalım
    Gel artık
    Bu mavilerde kimseler görmez bizi

    Solfej anahtarlarını kaldıralım
    Do ‘ların mi ‘lerin önünden
    Bırakalım bu dünyayı alabildiğine dönsün
    Ölmekse daha kolay ne var
    Yaşamaksa sensiz mümkün değil
    İskender adam edemedi bu dünyayı
    Biz mi edeceğiz
    Eflatun çözemedi yaşamanın sırrını
    Biz mi çözeceğiz
    Bütün yataklar bir kişilik
    Git diyorsun
    Nereye gideyim
    Birazdan gece olacak
    Ağır kılıçlar parçalayacak yüreğimi
    Pis bir koku gibi çökecek üstüme yalnızlığım
    Seni düşüneceğim stepler ortasında yorgun kimsesiz
    Dolu dizgin atlılar geçmeyecek yüreğimden
    Bir gözümde gümüş mahmuzların pırıltısı hazin
    Bir gözümde bozulmuş nal izleri
    Durup durup ağlayacağım

    Sen bu ayrılıklar için mi yaratıldın söyle
    Bu zehir zemberek kederler için mi
    Bak bütün orkestralar sustu
    Bütün ışıkları söndü dünyanın
    Korkma
    Haydi uzat ellerini
    Geçmiş yılları yeniden yaşayalım bir bir
    Bak dinle
    Bir seslenen var uzaklardan
    Bak dinle
    Kader kapıyı çalıyor
    Gelme diyorsun
    Gelme diyorsun
    Bu gel demektir.


    İkinci Bölüm :
    Seninle Kardeş Değiliz
    (Allegro)

    Tanrının bıraktığı yerden biz başlıyalım
    Üç milyar insanın yarısını sen öldür yarısını ben
    Üç kişi kalsak yetişir yeryüzünde
    Yaklaş bana
    Seninle kardeş değiliz

    Hüzünle karışık sevinçlerden kurtul artık
    Arzuların o belli belirsiz sıcaklığını sev
    Biliyorsun
    Önce Tanrı insanı yarattı
    Sonra insan sevgiyi
    Ne yapsak boş
    Ne kadar çabalasak faydasız
    Geriye dönemeyiz
    Olanlar oldu iş işten geçti
    Çamurumuza sevgi katılmış bir kere

    Kim bu şarkıları söyleyen
    Karcığar faslından düm tek üzere
    Aklım bir yere erişti durdu
    Susun
    Şimdi üçgenlerle oynuyorum
    Kaldırın bu daireleri
    Bir model kız geldi soyundu karşımda
    Saçlarından üç fırça yaptım
    Üç tüp boyan vardı
    Verenoz yeşili zümrüt yeşili krom yeşili
    Hepsini kattım birbirine
    Senin yeşilini buldum
    Senin yeşilinde orkestralar Debussy ‘den çalıyordu
    Senin yeşilinde unuttum siyahlığımı

    Bu deli eden uğultu nerden geliyor
    Kim kırdı bu aynaları
    Toplayın yüzümüzü görelim
    Çirkin değiliz artık
    Bir kapı açılda önümüzde ölümsüzlüğe
    Güzeliz
    Sabahlar bizimle dolu
    Işık diyordun al işte
    Kör kıyılara kadar ışıdı yeryüzü
    Renk diyordun işte bak
    Buram buram mavi
    Çarşılar dolusu kırmızı
    Süt beyazından geceler
    Sarı güneşler ortasında turuncu bir gün
    Yitirilmiş saadetlerin bahçesinde mor çiçekler

    Kardeş değiliz diyorum inanmıyorsun
    Yalan bunca faziletler yalan
    Bizi bu ciğeri beş para etmez insanlar mahvediyor
    Aldırma diyorum sana
    Dünya ikimiz için yaratıldı
    Üç milyar insan iş olsun diye geldi yeryüzüne

    Verdiğin her kederin yüreğimde yeri var
    Hangi kitabı açtıysam seni okudum yıllardır
    Hangi aynaya baktıysam seni gördüm
    Gel desen gelemem
    Git desen gidemem
    Öl desen kanım akmaz
    Anladım artık seni sevmek yüce bir şey
    Anladım seni sevmek Tanrı ‘ya yaklaşmak gibi

    İnsanlar içinde bir sana inandım
    Bir seni sevdim kendimden başka
    Uykularımın bölündüğü saatlerde
    Sendin düşündüğüm soluk soluk
    Sivri bıçaklar gibiydin karanlığımda
    Gözümü yumsam seni görüyordum
    Oynak türkülere benzeyen yürüyüşünle
    Sen çıkıyordun karşıma
    Karanlığımda
    İki yıldızdı ellerin görülmedik
    Karanlığımda
    Bir orman yangınıydı dudakların

    İstesen hayat verirdim bu karanlıklara
    İstersen gökyüzünü bir mendil gibi yırtardım
    Denizlerden göllerden nehirlerden
    Sana görmediğin renkler yaratırdım
    Zamanın ötesinde
    Yeni bir dünya kurardım sana
    İnsansız Tanrısız kedersiz
    Severdin
    Dağ rüzgarlarının serinliğince
    Yaşardın
    Bu sefil dünyamızdan uzak

    Bir yanıp bir sönen ışıklar gibiyim
    Yumruk kadar yüreğimde sen varsın
    Kutsal kederler içinde seninleyim artık
    Sarı badanalı evlerde başbaşayız
    Bütün duvarlara gölgen kazınmış
    Kokun sinmiş bütün perdelere
    Kapılarda parmakların beyaz beyaz
    Sokaklarda ayaklarının izi
    Ben bu sokaklarda ölsem
    Kaldırımlar çekmez ağırlığımı
    Söylesem aşkımı asırlar boyunca
    Bu iki yüzlü insanlar anlamaz beni

    Desem ki yeryüzüne beş peygamber geldi
    Beşincisi sensin
    Desem ki iki kişi kaldık dünyada
    İkincisi sensin
    Desem ki biri var yeri göğü var eden
    O da sen olurdun
    Sana tapmak için
    Kilden bir heykel yapardım güzelliğince
    Bilsem ki sen Tanrı ‘dan iyisin
    Bilsem ki Tanrı senden güzel değil

    Senin o kocaman kocaman gözlerin yok mu
    Nasıl duruyor boşluğunda arzuların anlamıyorum
    Nasıl nasıl bakıyor bana
    Böyle merhametten uzak
    Git diyorsun
    Nereye gideyim
    Ümitlerim ne olacak
    Bunca şiirleri kim söyleyecek sana
    Kim anlatacak dünyaya sığmayan güzelliğini

    Gitmek mümkün olsa da gitsem uzaklara
    Sevmesem seni bir daha
    Paramparça etsem yüreğimi cam gibi
    Sonra yaksam
    Savursam küllerini karlı dağlardan açık denizlerden
    Yine seni severdim toz toz
    Yine sana tapardım küllerimin ağırlığınca

    Bu oksijen gazı olmasa da olurdu
    Ama Beethoven gelmeseydi dünyaya
    Seni bu kadar sevemezdim
    İkimizin ortasında o duruyor
    Sağımızda birinci keman
    Solumuzda ikinci keman
    Karşımızda üçüncü keman
    Sonra orglar flütler kontrbaslar
    Sustur şu orkestrayı Beethoven
    Şimdi dokuzuncu senfoninin sırası mı

    Bunca yalnızlıklar bunca yokluklar benim işim değil
    Bu çirkinliği ben yaratmadım
    Ne de bu kahpe güzellikleri
    Bende sevmediğin ne varsa senden türedi
    Şu karanlık bakışlar
    Şu ellerimin pisliği
    Şu dudaklarımdan çıkan iğrenç sözler
    Besbelli senin eserin
    Ne buldumsa sende buldum kötülükten yana
    Ne öğrendimse senden öğrendim
    Seni sevdikten sonra başladım yaşamağa

    Seni Tanrı yarattıysa beni kim yarattı
    Bu azabı kim verdi bana
    Çıngıraklı yılanların zehirini içtim
    Balinaların kusmuklarını
    Kükürt kokulu imkansızlıklar içindeyim
    Oysa güzeldim tarihin ilk çağlarında
    Görsen şaşardın
    Öyle aydınlıktım
    Öyle iyiydim
    Kobalt mavileriyle doluydu yüreğim
    Kurşun beyazlarıyla
    Severdin beni
    Midye kabuklarının yeşilliğince

    Sonunda dediğim çıktı işte
    Samanyolundan bir yıldız düştü dünyaya
    Sinekler gibi eziliverdi insanlar
    Her şey bir anda olup bitti
    Yapayalnız kaldık
    Ne radyo aktivite ne mantar şeklinde bulutlar
    Ne yaşamak sevinci ne ölüm korkusu
    Sonunda üç kişi kaldık dünyada
    Sen
    Ben
    Bir de Jiro ‘nun Manon Lesko ‘su

    Yine bana bakarken yüzün kızarıyor
    Toplum kurallarından kurtulamadın daha
    Bütün çayırlar bomboş
    Görmüyor musun
    Al başını dağlara çık
    Avaz avaz şarkı söyle sokaklarda
    Bir kibrit çak
    Bütün evler yansın
    Yüzbin yılın öcünü al bu şerefsiz dünyadan
    Sonra kaldır kendini denize at
    Biraz serinle
    Sevebildiğim kadar insanım ben
    On gram arsenik yeter canıma
    Beni düşünme

    Uzun mistral rüzgarlarının üzerine
    Nimbüs bulutları geliyor kaç
    Uykumuz bölündü çırıl çıplağız
    Kum fırtınaları başladı
    Çin seddinin ötesinde
    Gölgemizi bir Asya şehrinde unuttuk
    Taklamakan çöllerinde kaldı rüyalarımız
    Haydi git
    Yok olduk iki olduğumuz yerde
    Haydi git
    Bir kalırsak yine var olacağız.


    Üçüncü Bölüm :
    Karanlıkta
    (Presto)

    Beşyüz borazan birden çalıyor
    Bin davul birden vuruyor başımda
    Gök gürültüleri
    Çekiç sesleri makine sesleri
    Dağlardan kopan kocaman çığlar
    Taşlar
    Kayalar
    Ey üstüme üstüme gelen deniz
    Ey cam kırıklarından kader
    Yeter artık
    Nerdeyse çıldıracağım
    Bir yeşil ötesine geldim durdum işte
    Merdivenin son basamağındayım
    Bir adım daha atsam
    Kimseler tutamaz beni
    Bir adım daha atsam karanlıktayım

    Kaç kere söyledik
    Şu potpuriyi çalmayın diye
    Anlamıyor musunuz
    Fa diyez bemol çaresizlikler içindeyi
    Bir duvar yıkılıyor altında kalıyoruz
    Bir adam ölüyor bizi gömüyorlar
    Susturun şu kemanları
    Biraz da ilahlar ağlasın yokluğumuza
    Kirli gözyaşları kırık iskemleler
    Başı bozuk Çigan havaları
    Yeminler notalar akortsuz teller
    Ve sakat çocukları Nagazaki ‘nin
    Biz bunun için mi geldik yeryüzüne
    Devirin şu putları
    Mukaddes kitaplar bize göre değil artık

    Sinemaskop rezaletler içindeyiz
    Café Chantant ‘larda dua ediyoruz
    Mabetlerde çiftleşiyoruz artık
    Mesuduz
    Dokunmayın keyfimize
    Saint Pierre ‘in doksandokuzuncu göbekten torunu
    Strip tease yapıyor
    Foli Bergere revüsünde her gece
    Gelsin arkasından şampanya şişeleri
    Kauçuk göğüslü kızlarda bir naz bir çalım
    On derste aşk
    On derste güzellik
    On derste cinsiyet
    Ve tam onbin yıldır arayıp bulamadığımız fazilet
    Sonra mezarlıklar dolusu günah
    Genelevler dolusu namus
    Velhasıl ailece rock ‘n roll dansı öğrendik
    Tepinip duruyoruz

    Pirinç tanelerine çizdiğimiz kral resimleri bizi kurtarmadı
    Ne de Babil ‘in asma bahçeleri
    Hakkını veremedik alın terimizin suçluyuz
    Har vurup harman savurduk ömrümüzü
    Akıllı bir maymun olmaktan öteye gidemedik
    Şimdi bu kördöğüşünde yenildikse suç bizim
    Geç anladık zavallılığımızı
    Her şeyi bu sağır göklerden bekledik yıllardır
    Bizi kimseler inandıramadı ölüme
    Bize kimseler öğretmedi insanlığımızı

    Kim kurdu bu düzeni nerdeyiz
    Bu tekerlekler nasıl dönüyor boşlukta
    Bu umutlar bu dualar bu kahrolası hayaller
    Nasıl bunca yıldır barındırdı bizi
    Bu katı yürekli topraklar
    Bu gülünç mezartaşları
    Ölümler ölümler ölümler
    Ölümlerden beter yalnızlığımız
    Bu macera ne zaman bitecek söyleyin
    Söyleyin ne zaman aydınlanacak
    Bu karanlık alın yazımız

    Harun-er Reşidin gazabına uğradık cümlemiz
    Başparmaklarımızın birinci boğumundan vurdular bizi
    Bir düşüş düştük Eiffel kulesinden
    Sersefil oldu ölümüz caddelerde
    Nice evlerin nice apartmanların bütün ağırlığı üzerimize kurşun gibi çöktü
    Sokak köpekleri işedi kanlı gömleğimize
    Yedi yıldız senesi bağırdık ağladık
    Kimseler duymadı sesimizi Lili Marlen
    Beşyüz sene sonra anlaşıldı yokluğumuz
    İşte biz böyle yitirdik inancımızı Tanrıya
    Keyfimize dokunmayın
    Adamakıllı sarhoşuz

    Ya bir gül koparın bahçenizden
    Koklayalım
    Ya bir yudum su doldurun taslarımıza
    İçelim
    Ya da bir dilim ekmek verin
    Şükredelim yaşadığımız
    Karanlıklar içinde
    Çamurlar içindeyiz
    Tutun kaldırın bizi
    O yalancı sevginiz sizin olsun
    Biz yaşamak için geldik yeryüzüne
    Alın başınıza çalın merhametinizi

    Körsünüz ya da sağırsınız
    Beyaz çorap giydi diye
    Ku Klux Klan derneğinin adamları
    Bir zenciyi linç ettiler
    Görmediniz
    İbni Mansurun beşinci karısını toprağa gömdüler beline kadar
    Sabahtan akşama dek yedibin kişi taşladı
    Yedibin kişi tükürdü yüzüne görmediniz
    Şu gökkubbenin altında
    Boşa gitti nice bonjour ‘larımız
    Sonra üç kere good night dedik
    Duyan olmadı

    Ya savaş meydanlarında yitirip bulamadığımız gerçek
    Engizisyon işkenceleri yirminci yüzyılın
    Fırınlar
    Gaz odaları
    Kitle halinde ölümler
    Kara sineklerin konduğu çürümüş et yığınları
    Yaylım ateşlerile delik deşik olmuş insanlığımız
    O azgın atların çiğnediği kollar bacaklar
    O kan çanağı gözler
    O süngü uçlarında yükselen kesik başlarımız

    Bizi alçaltan bu kanlı zafer taçları işte
    Öptüğümüz o pis eller
    O maymun maskara soytarılar
    Küçük ******lar
    Kirli zevklerimiz
    Yatağımıza giren frengili kadınlar
    Aldığını geri vermez bir karanlık dört yanımızda
    Hangi perdeyi aralasak gece
    Hangi taşı kaldırsak çaresizlik
    Ölüm isli bir fener ışığı bu karanlıklarda
    Ölüm yorgun askerlerin tek umudu sıcak
    Biz bu ölümlerle yakınız ölümsüzlüğe
    Bu karanlıklarla uzak

    Siz dilediğiniz şarkıyı söyleyin yine
    Yine karamelalarla kandırın küçük kızları
    Irzına geçin torunlarınızın
    O sapık arzularınız yükseltecek sizi
    O karanlık odaların başıboş rahatlığı
    Varın dilediğiniz gibi yaşayın artık
    Bir gün bütün günahlarınız bağışlanacak Tanrı katında
    Ne cehennem ateşleri ne o köprüler kıldan ince
    Sizin için değil
    Siz öyle Tanrıların böyle kullarısınız işte

    Şimdi de oturmuş tuz biber ekiyorsunuz yaramıza
    Kiliselerde camilerde öğütler veriyorsunuz Tanrı adına
    Sonra her gece bir cinayet işliyorsunuz
    Temiz çarşaflarda pis kanınız
    Uykularımızda gölgeniz korkunç belalı
    Sizi sayıyla mı verdiler bize
    Defolun karşımızdan
    Bize kendi derdimiz yeter
    Kanınızı bulaştırmayın ellerimize

    Yüzsüzlüğün bu kadarına pes doğrusu
    Haydi biraz eğin başınızı
    Bizden af dileyin
    Kederimizi anlayın artık
    Saygı gösterin sevgimize
    Belki sizi affedebiliriz
    Ne de olsa insanız biz de
    Bir zayıf tarafımız vardır

    Nasıl aldandık bunca zamandır
    Nasıl inandık güzelliğine hayatın
    Bize ne doğan güneşten
    Büyüyen buğdaydan akan sudan bize ne
    Alabildiğine kederliyiz yorgunuz
    Bize dostluğu öğrettiniz
    Bize sevmesini öğrettiniz böyle delicesine
    Sevdikse günahlarımız Tanrı ‘nın boynuna
    Sevilmedikse insanlar utansın kederimizden
    Ne aradık ne bulduk dünyanızda söyleyin
    Bir sevgiyi bile çok gördünüz bize
    Öpüştük uykularımızda ayıpladınız
    Kara kara yengeçleri saldınız üstümüze
    Şimdi de bir yaşamaktır tutturmuşsunuz
    Rahat bırakın bizi
    Göğüyle deniziyle
    Taşıyla toprağıyla
    O yoktan var ettiğiniz Tanrı ‘sıyla
    Dünyanız sizin olsun.

    Boğaz tokluğuna yaşamalar bizi kurtarmaz artık
    Biz oldum olası kör doğmuşuz
    Brakisefal kafalarımız bir işe yaramıyor
    Hele şu bizimsiz ayaklarımızın haline bakın
    Aptallığımız yüzümüzden belli
    Aynaya bakıp gülüyoruz
    Oysa bütün çirkinliğimiz aşikar ayna gibi
    Söyleyin bir Shakespeare mi akıllıydı içimizde
    To be or not to be

    To be or not to be bir şey değil yine
    Sen olmasan benim varlığımdan ne çıkar
    Ama sen yoksun işte
    Bense bütün insanlar gibi ha varım ha yoğum
    Yine sana çıkıyor bütün yollar
    Yine bütün iki kere ikiler dört ediyor
    Dönüp dolaşıp aynı yere geliyorum.

    Dördüncü Bölüm :
    Sana Bir Tanrı Getirdim
    (Adagio)

    Hani o iki kişilik dünyalar bizimdi
    Hani sen iyiydin
    Halden anlardın
    Hani sen git demeyecektin bana
    Ve ben her şeye rağman gelecektim
    İçimde bir umut
    Ellerimde olgun meyvalar
    Dünya nimetleri
    Gözlerimde yanıp yanıp sönen bir pırıltı
    Ama ne sen gel dedin
    Ne de ben gelebildim her şeye rağmen
    Aşkımız ayrılıklarla başladı

    Deli dolu akan nehirlerden tas tas sular içtik
    Öyle ateşlerle doluydu yüreklerimiz öyle tutkundu
    Karlı dağların serinliğinde uyurduk geceleri
    Deniz fenerlerinin ışığında yıkanırdık
    Köpükten bir çalkantıydı içimizde zaman
    Ne yana baksak denizdi maviydi ışıktı
    Sonra bir çaresizlikti zifir
    Akıntıya kapılmış gemiler gibiydik

    Bir org çalınır gibi yanıbaşımızda
    Öyle kendinden geçmiş öyle başıboş
    Öyle derin duygular içindeydik anlatılmaz
    Sarhoş rüzgarlara bıraktık kendimizi
    Aldığını geri vermez dalgalara
    Görmediğimiz ülkeler gördük gün doğusunda
    Tatmadığımız yemişlerden tattık günahkar olduk
    Alevden bir tasta eridi günler
    Bir cehennem ateşiydi aşk içimizde
    Hiç sönmiyecekmiş gibi yanıyorduk

    Tutsaklığımız nasıl başladı bilinmez
    Paslı demir kapılar kapandı üstümüze
    Taş duvarlarda kayboldu boğuk seslerimiz
    Çaresizliğimizi bize aynalar söyledi inanmadık
    Kuşatıldık ansızın kederle ayrılıkla
    Aman vermez karanlıklar sardı dört yanımızı
    Yalnızlık bir ağrı gibi çöktü başımıza
    Uyuduk bir daha uyanamadık

    Şimdi bir kutup var sana çeker beni
    Bir kutup var senden öteye
    Ben onun için böyle ortalıkta kaldım
    Dağ yollarında caddelerde sokaklarda
    Onun için bulup bulup yitirdim seni
    Hangi kapıyı çaldıysam sen açtın bana
    Hangi gözümü yumduysam seni gördüm
    Zamandın zamandan öte bir şeydin
    Yıllarca bir meşale gibi yandın uzaklarda

    Bu manyetik alanda boğulmam senin yüzünden
    Bu zincirleri sen vurdun ellerime
    Sen getirdin bunca karanlıkları
    Al şunu mumu yak
    Korkuyorum
    Bir taş aldım attım denize
    Günahlarımdan kurtuldum
    Alfabenin yirmisekizinci harfindeyim
    Öteye gidemem
    İtme beni

    Benim de bir insan tarafım vardı
    Bakma böyle kötü olduğuma
    Benim de dileklerim vardı
    Benim de bir beklediğim vardı yaşamaktan
    Yeter artık vurma yüzüme çirkinliğimi
    Her gün bir kadın ağlar benim yüzümde
    Büyük dertler içinde benim ellerim
    Anlamıyor musun
    Sen sevildiğin için güzelsin bu kadar
    Ben sevilmediğimden böyle çirkinim

    Bütün kötü yerlerde ben kokarım
    Biliyorum
    Bir hayvan leşiyim öleli kırk gün olmuş
    Fabrika bacalarında bir kara dumanım
    Zehirim akrep kuyruklarında
    Kötüyüm sevemediğin kadar
    Öyle fenayım
    Kapanmamış bıçak yaralarında
    Bu pis çöp tenekelerinde unut beni
    Unut artık
    Bayat bir ekmek gibi
    Çürümüş bir elma gibi

    Sarın badanalı evlerde kazanlar kaynar
    Sarı badanalı evlerde günah işlenir her gece
    Sarı badanalı evlerde ölüler yıkanır
    Sarı badanalı evleri sev biraz
    Bu evlerde zaman benim akşamlarımdır yitirilmiş
    Bu kazanlarda benim gözbebeklerimdir kaynayan
    Bu sarılarda benim yüreğim bir ölür bir dirilir
    Anladım
    Bu dünyada benden başka kimse yok beni anlayan

    Tosca ‘dan bşir arya hatırlıyorum şimdi
    Sus biraz
    Ensemde bir akrep yürüyor
    Bırak yürüsün
    Sabaha asacaklar beni
    Dokunma
    Yedi canım vardı ikisi gitsin
    Bunca ölümler az gelir bana

    Kalbimi yardım
    Bir damla kan aktı
    Kutuplara kar yağıyordu
    Üşüdüm
    Failatun vezniyle seni çağırıyorum
    Bana inbiklenmiş yeşilliğini getir
    Dur gitme
    Beş kuruşum vardı kaybettim
    Dur gitme
    Isırgan otlarından kurtar beni

    Deniz analarının gözlerini çaldım
    Sana bakmak için
    Güneşi üçe böldüm
    Al biri senin olsun
    Yüzümde beş bıçak yarası var
    Bir de sen vur
    Barut kokusunu severim
    Bir portakalı dilim dilim soy
    Acıktım
    Tut ki ben yoğum artık yeryüzünde
    Tut ki bir marul yaprağıydım
    Öldüm

    Al şu serçe parmağım sende kalsın
    Ben kötüyüm
    Allahsızım
    Korkunç çirkinim
    Ben seksensekizinci tul dairesiyim
    Sağ gözümün üç kirpiğini kestim
    Al
    Ben lanetlendim

    Chopin ‘in cenaze marşı çalınıyor
    Ölüler ayağa kalktı
    Görüyor musun
    Şu soldan ikinci benim
    Senin yüzünden öldüm
    Şimdi seni getiriyorlar karanlığıma
    Ağlıyorum
    Biraz sev beni
    Yaklaş biraz
    Gül biraz
    Seni affediyorum

    Kuşkonmaz dallarına astım kendimi
    Sedir ağaçlarına gül yapraklarına
    Başımı taşlara vurdum
    Gözbebeklerimde büyük camlar parçalandı
    Tanrısal duygular içindeydim
    Bütün Tanrısızlığımdan uzakta
    Bir kemiklerinin sertliğini aldım
    Bir teninin aklığını
    Sonra sıcaklığını dudaklarının
    Gel bak
    Sana bir tanrı getirdim
    Gel bak
    Bir tanrı yarattım senden

    --------------------
    AYNA


    Bana benzeyen bir gözlerim kaldı
    Bir de kederli bakışlarım
    Düşüncemin olmadığı
    Aynalarda ben varım

    Yalan değil değiştiğim, yalan değil
    Şimdi her şarkı beni ağlatır
    Deli eden insanı zaman değil
    Zamanı unutmamak kahırdır

    Zamandı avuçlarımdan uçup giden
    Hayallerimin olmadığı yerde
    Zamandı düşünceme hükmeden

    İlk sevdiğim şimdi kimbilir nerde?
    Önce hatıralarımı götürdü ölüm
    Zaman aynasında ölümü gördüm

    --------------------
    TESBİH

    Sen giderken gözlerim dopdoluydu
    Ve yağan yağmurla caddeler ıslak
    Yokluğundan bir rüzgar esti hazin
    Teselliler döküldü yaprak yaprak

    Gökyüzünde bir bir söndü yıldızlar
    Bir karanlık geldi gittiğin yerden
    Ümitlerim vardı tesbih misali
    Sen giderken dağılıverdiler birden

    --------------------
    AYNALARDAN UZAKTA

    Şimdi en açık renginde gözlerin
    Şimdi benimlesin tüm kaygılardan uzak
    Anlatılmaz bir şey var aramızda hazin
    Şiir gibi bir şey seninle yaşamak

    Bulutsuz bir gökyüzüdür güzelliğin
    Yıldızların en parlak olduğu zamansın
    Denizlerim senin kıyılarında sakin
    Bırak ellerini avuçlarımda kalsın

    Çirkin olan,fena olan ne varsa unut
    Gözlerimin söylediği şarkıyı dinle
    Ellerimizde sevgi içimizde umut
    Bütün iyilikleri paylaşalım seninle

    Aşkın büyülü sesini duyuyor musun
    Şimdi onun gülleri açan güz bahçelerinde
    Gitme ki günlerimiz gecelerimiz olsun
    Çoban kulübelerinde balıkçı kahvelerinde

    Varlığın dudaklarımda bir bal tadı
    Yokluğun en korkuncu ölümlerin
    Senden başka dindiren olmadı
    Acısını içimde kanayan yerin

    Benimle kal zaman bitinceye kadar
    Benim ol yüzyıllar ve çağlar boyunca
    Bir ömürdür seninle geçen dakikalar
    Ölümden güçlüyüm sen yanımda olunca

    Şimdi öyle büyük ki beraberliğimiz
    Nabzın benim bileklerimde vurmakta
    Artık bütün kaygıların ötesindeyiz
    Benimle en güzelsin aynalardan uzakta

    --------------------
    ADAK

    Sana şiirler okuyacağım, gitme
    Güneşler doğacak yalnızlığımdan
    sana bir ışık getireceğim
    Büyük aydınlığımdan

    Sana bir dolu umut getireceğim
    Küçük ellerine sığmayacak
    Sana Afrika gecelerini getireceğim
    Sımsıcak

    Sana çiçekler getireceğim
    Bozulmuş güz bahçelerinden
    Sana bir serinlik getireceğim
    Yağmur tanelerinden

    Sana avuç avuç yıldız getireceğim
    Güneşimden başka
    Sana engin denizlerin maviliğini getireceğim
    Köpük köpük dalga dalga

    Sana bir rüzgar getireceğim
    Dağlardan, tepelerden
    Gitme, sana zamanı getireceğim
    Zamanın bittiği yerden

    --------------------
    AĞIT

    Her şey güzeldi bir zaman, çok önce
    Şehirler, insanlar, güneş deniz
    Mutluluğumu görebilirdiniz
    Çökmeseydi içime bu son gece

    Her şey bir anda bitmeseydi, yazık
    Olmasaydı gençliğime aptalca
    Belki de o yerlere varırdık
    O uzak dağlara ulu: koskoca

    Orada her şey değişirdi belki
    Açardı umutlarımız bakarsın
    Ateş rengi, kan rengi güller gibi
    Toprağında kim bilir hangi aşkın

    Oysa şimdi nerdeyiz, neyiz bak
    Her umut belirtisinden uzağız
    O sevilmiş gözlerde saf ve berrak
    Bir ayna bile yok bakacağımız

    Her şey kurşuni bir renk almış, soğuk
    Bozkırlardır uzayan önümüzde
    Kime baksan o yüz: veremli, soluk
    Tek mavi kalmamış gökyüzümüzde

    Her yerde bitmişliği güzelliğin
    Kum kamyonları putreller betonlar
    Sonra ta beşikten mezara deyin
    Sıfırlar, yüzler, binler ve milyonlar

    Hadi öl bakalım ölebilirsen
    Zincirlerle bağlıyken yaşamaya
    Omuzla yükünü, hadi yalnız sen
    İsterse gücün olmasın taşımaya

    Yenik düşmüşüz işte gerçek ortada
    Çökmüş boynumuza zulmün elleri
    Bir tutsak, bir dolap beygiri ya da
    Bir mahkum gibiyiz kaç yıldan beri

    Yargıç hükmünü çoktan vermiş oku
    Boynundaki yaşamak fermanını
    Yaşamak sonra ölmek; iki korku
    Geri getirmezken bir anını

    Terkedilmiş şehirleri bilirsin
    Bilirsin gömülmüş uygarlıkları
    Ve düşün ki; patlaması bilincin
    Yırtmaya yetmiyor karanlıkları

    Öyleyse çek sapla göğe bıçağını
    De ki; benim işim tanrılıktan güç
    Benim hem yüksek, hem en aşağı
    İşte ellerimde sonsuzluk ve hiç

    De ki; ömür verdin; en büyük yalan
    De ki; beden verdin; içi boş ve kof
    İşte! yüce eserin, işte insan
    Ve yırt göğsünü, bağır: Of Tanrım Of.

    --------------------
    BİR ÇIKMAZ SOKAKTA

    Ne kadar dönüp dolaşsam, yine de
    Hep o çıkmaz sokaktayım çaresiz
    Bir umut kırıntısı gözlerimde
    Yürüyorum durmadan, dalgın, sessiz

    Sokak o sokak, bense ben değilim
    Sanki bin yıllar geçmiş aradan
    Boşlukta bir şeyler arıyor elim
    Belki de mahşere dek bulunmayan

    Yitirdiğim neydi, aradığım ne
    Çöken ne yüreğime kurşun gibi
    Tanrım! ben mi değiştim söylesene
    Yoksa bende zamanlar mı eskidi

    Bir yerlere varmadan, nasıl böyle
    Hiç durmadan akıp gidiyor günler
    Yaşam diye verdiğin bu mu söyle
    O mu sırtıma sapladığın hançer

    Bir çıkmaz sokağın sonunda, işte
    Suskun ve tek başına seninleyim
    Fanilikten ölmezliğe geçişte
    Bilmiyorum, söyle bana, ben neyim

    Sevdimse; verdiğin yürekle sevdim
    Sen açtın bu ufku karşımda sonsuz
    Yürüdüm bir yolun sonuna geldim
    Yıkık, üzgün ve paramparça onsuz

    Ölüm buysa, Tanrım buysa yaşamak
    Sil alnımdan yazdığın bu yazgıyı
    Ya bir yere çıksın artık bu sokak
    Ya da öldür içimdeki Tanrıyı!..

    --------------------
    ARAYIŞ

    Bir tas zehir verin bana içeyim
    Tek unutmak için acılarımı
    Baksana; kırdılar kapılarımı
    Yağmalandı kalbim, ömrüm, herşeyim
    Kurşuna dizdiler anılarımı
    Yenik düştüm bu savaşta neyleyim
    Bir mezar nasılsa işte öyleyim
    Unuttum en güzel şarkılarımı
    Gündüzü yok upuzun bir geceyim
    Yitirdim umut kırıntılarımı
    Sevgimi, neşemi, bütün varımı
    Çaresiz bir yokluğun içindeyim
    Gömdüm içime yıkıntılarımı
    Arıyor bir yarım öbür yarımı
    Konu Manje_Loa tarafından (06-Ağu-2008 Saat 14:57 ) değiştirilmiştir. Sebep: Ardarda Atılan Mesajlar Birleştirildi

  3. #23
    Manje_Loa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Haz-2007
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    1.889
    Konular
    318
    BİR DAHA ÖLMEK

    o yaşamak kadar güzel kadın
    bana ölümü hatırlatıyor
    onu her gördüğümde
    ‘ya ölürsem’ diyordum
    ya ölürsem
    bu kadın benim için ağlarsa

    bilsem bana acımayacağını
    beni unutacağını bilsem
    bu kadar ölümü düşünmezdim
    o yaşadıkça ölüme inanasım geliyor

    cenazeme çiçek göndermeyin
    çünkü o zaman tabutumda olmayacağım
    kalabalık arasında sizde varsınız
    bilin ki yanınızdayım
    mezarlığa kadar yürüyeceğiz el ele
    avuçlarımızda bütün sıcaklığımız
    öyle şiirler okuyacağım ki size
    öldüğüme inanmayacaksınız

    bembeyaz bir kefene saracaksınız beni
    ölmeyeceğim
    tahta bir tabuta koyacaksınız beni
    ölmeyeceğim
    üzerime toprak atacaksınız kürek kürek
    yine ölmeyeceğim
    sonra sağır sessizliği içinde zamanın
    bir bir bırakıp gideceksiniz beni
    ölmekten beter olacağım

    demek o beni sevmiyor
    demek o beni anlamıyor
    bana içkimi verin
    bana kadehimi verin
    bana ellerimi verin
    onun şerefine kadeh kaldırır gibi
    bir daha
    bir daha ölmek istiyorum

    --------------------
    AŞKA DÖNÜŞ

    Dönebilmek o dönüşü olmayan yollardan
    Sürekli bir aldanış bir daha bir daha
    Hiç bitmeyecek gecelerden bir sabaha
    Çıkabilmek ve sevmek durmadan usanmadan

    Konuşmak konuşmak gözlerle fısıltılarla
    Duymak büyülü sıcaklığını beyaz ellerin
    Her geçen dakika var olduğunu anlamak için
    Yaşamak arzu dolu dudaklarda, şarkılarla

    Unutmak ne varsa kötülükten yana
    İnmek sevilen gözlerin derinliğine
    Öyle mutlu, öyle sarhoş, alabildiğine
    Bin yıl içmek o sulardan kana kana

    Her gün ona koşmak dağlardan tepelerden
    Her yerde, her zaman onsuz edememek
    O en tatlı hayal, en büyük gerçek
    Anlarsın taşan o günlerden gecelerden

    Sonra bir gün o bütün karanlıkları yırtasın gelir
    Başını alıp gidesin gelir uzak denizlere
    Artık her şey boş ve yalan sevdin ya bir kere
    Her yerinden bir buğu halinde o yükselir

    Sen yoksun artık anla yeryüzünde bir o var
    Onun elleri var, gözleri, dudakları
    Anlarsın tenin beslediği zaman toprakları
    Ve hala seversin zaman bitinceye kadar

    Yeniden var oluştur ya da bir başka türlü oluştur bu
    Nice aldanmalardan sonra bir aşka dönüştür bu.

    --------------------
    AŞK ŞAİRİ

    Acılar vardır, bir de çaresizlikler
    Ne zaman başladıysa benim öyküm
    Yürüdük, kim bilir kaç yıl beraber
    Bir yanımda aşk, bir yanımda ölüm
    Durup kirlendim yaşadıkça
    Aşktı beni yıkayan, Arıtan su
    Dünyamı saran bir uçtan bir uca
    Hep o bir gün sevememek korkusu
    Ben kalbimi o taşlarda biledim
    Bütün pisliklerini yeryüzünun
    Kazıdım hançerimle yeniledim
    Son dakikasında bile ömrümün
    Ben Tanrıdan başka bir şey istemem
    Her sevgiye açık olsun pencerem

    --------------------
    ÇIKMAZ SOKAK

    Bir daha dünyaya gelsem
    Yine seni severdim
    Beni üzesin diye
    Beni deli divane edesin diye
    Biliyorum
    Sen de bir daha dünyaya gelsen
    Yine beni sevmezdin
    Kahrımdan öleyim diye

    --------------------
    BİTMEYEN SARHOŞLUK

    Bütün kadehlerimi hep sana adıyorum
    Hep senin için bu bir bir boşalan şişeler
    Umutsuzluğum, sarhoşluğum senin eserin
    Senin yüzünden bu delicesine içmeler

    Dayanmak zor yalnızlığına akşamların
    Unutmak mümkün değil seni bir şarkı gibi
    Ağır ağır ilerleyen bu zaman içinde
    Her an bir sarhoşluktur sensizliğin verdiği

    Odur bu boy boy şişeler, bu renk renk kadehler
    Yoksa bu çirkin yalnızlık, bu keder o değil
    Bütün içkilerden sert yokluğundur, anladım
    Yokluğundur yakan kanımı, ispirto değil

    --------------------
    DAĞ RÜZGARI

    Kaderde senden ayrı düşmek te varmış
    Doğrusu bunu hiç düşünmemiştim..
    Seni tanımadan
    Hele seni böyle deli divane sevmeden
    Yalnızlık güzeldir diyordum
    Al başını, kaç bu şehirden
    Ufukta bir çizgi gibi gördüğün dağlara
    Rüzgarın iyot kokularını taşıdığı denizlere git
    Git gidebildiğin yere git diyordum
    Oysa ki, senden kaçılmazmış
    Yokluğuna bir gün bile dayanılmazmış.
    Bilmiyordum.

    Yine de dayanmağa çalışıyorum işte
    Bir kır çiçeği koparıyorum gözlerine benzeyen
    Geçen bulutlara sesleniyorum ellerin diye
    Rüzgar güzel bir koku getirmişse
    Saçlarını okşayıp gelmiştir diyerek avunuyorum
    Yaşamak seninle bir başka zamanı
    Bir başka zamanda seni yaşamak
    Her şeyden önce sen
    Elbette sen
    Mutlaka sen
    İster uzaklarda ol
    İster yanı başımda dur
    Sen ol yeter ki bu zaman içinde
    Ben olmasam da olur
    Seni bir yumağa sarıyorum yıllardır
    Bitmiyorsun
    Çaresizliğim gün gibi aşikar
    Su olup çeşmelerden akan güzelliğin
    İnceliğin ışık yüzüme vuran
    Sen güneş kadar sıcak
    Tabiat kadar gerçek
    Sen bahçelerde çiçekler açtıran
    Sudan, havadan, güneşten yüce varlık
    Sen, o tek sevgi içimde
    Sen görebildiğim tek aydınlık

    Bir nefeste benim için al
    Havasızlıktan öldürme beni
    Bulutlara, yıldızlara benim için de bak
    Susadım diyorsam
    Bir yudum su içmelisin
    Ben yorulduysam sen uyumalısın
    Ellerim sevilmek istiyor
    Saçlarım okşanmak istiyor
    Dudaklarım öpülmek istiyor
    Anlamalısın.

    Ağaçların yeşili kalmadı
    Gökyüzünün mavisi yok
    Bu dağlar o dağlar değil
    Rüzgarında kekik kokusu yok
    Kim bu çaresiz adam
    Bu kan çanağı gözler kimin
    Kaç gecedir uykusu yok
    Gündüzü yok
    Gecesi yok
    Yok
    Yok
    Anladım
    Sensiz yaşanmaz bu dünyada
    İmkanı yok.

    --------------------
    DELİ OLMAK İŞTEN DEĞİL

    Düşüncem var, dağlar kadar
    Deli olmak işten değil
    Bende kış, alemde bahar
    Deli olmak işten değil

    İşiten yok, ağla bağır
    Tanrı dilsiz, alem sağır
    Düşünceler öyle ağır
    Deli olmak işten değil

    Arzu, o bitmeyen yarış
    Kara toprak sona varış
    Ömür dediğin bir karış
    Deli olmak işten değil

    Sonsuzluğa giden gemi
    Sürükler de düşüncemi
    Vehim sarar her gecemi
    Deli olmak işten değil

    Karanlık mal oldu bana
    Gerçek hayal oldu bana
    Dostlar! bir hal oldu bana
    Deli olmak işten değil

    --------------------
    ALDANIŞ

    Yıkılmak,ezilmek her gün biraz daha
    Dostlar değişiyor aldanmalar değil,
    Aksimizden eser yok şimdi o sularda
    Çirkin olan biziz aynalar değil…

    Şerefsiz ellerin şerefe kaldırdıkları
    Şişeler,kadehler o cam kırıkları
    Götürün,götürün bu aydınlıkları
    İçimde güz başladı ilkbahar değil,

    Ne bir anlayışlı el,ne bir dost bakış
    Biraz ümit,biraz hayal sonra aldanış
    En güvendiğimiz tepelere kar yağmış
    Deniz o deniz değil,dağlar o dağlar değil…

    --------------------
    ACILAR DENİZİ

    Ben acılar denizinde boğulmuşum
    İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
    Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
    Duyarım yosunların benim için ağladıklarını

    Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
    Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
    Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
    Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını

    Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
    Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
    Baksana;herkes içime dökmüş artıklarını

    Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
    Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
    Yılların içimde bıraktıklarını…

    --------------------
    BİR YERDE ÖLÜM GÜZEL OLUYOR

    İnsan bir kere ölüyor ne fena
    Bu düzeni değiştirmeli
    Bir kere yaşamalı
    Çok çok ölmeli
    En büyük kederler bizim için
    Bizim için karşılıksız sevgiler
    Kör kuyular, çıkmaz sokaklar bizim için
    Dünyaya nasıl gelmişiz sormayın
    Saygı değer annelerimiz incinmesin
    Her yerim ayrı ayrı ölmeli
    Yoksa ölüm yok bana bu dünyada
    Bir kurşun beynime girsin
    Bir bıçak kalbime saplansın
    Kızgın bir demir dağlasın gözlerimi
    Sonra gelsin bir manga asker
    Sert bir komut
    Bir yaylım ateş
    Bırak kim bağlarsa bağlasın gözlerimi.
    Çok düşündüm bilek damarlarımı kesmeyi
    Rönesans öncesi devirlerden kalma zehir içmeyi
    Ve düşmeyi yüksek kulelerden mermerler üstüne
    Ayaklarıma taş bağlayıp denizler altında ölmeyi
    Yine de ölmedim görüyorsun, ölmedim
    O aşağılık hesaplar, küçük korkular bırakmadı beni
    Belki de sen bırakmadın, bilmiyorum
    Bıraksaydın çoktan unutmuş olacaktın
    Halbuki şimdi benden kaçman da zor
    Anlıyorum beni sevmen de zor
    Dedim ya bir yere kadar yaşamak güzel
    Ama bir yerde ölüm güzel oluyor.

    --------------------
    BEŞİNCİ MEKTUP

    Ayrılık diye bir şey yok.
    Bu bizim yalanımız.
    Sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var.
    Şimdi neredesin? Ne yapıyorsun?

    Güneş çoktan doğdu.
    Uyanmış olmalısın.
    Saçlarını tararken beni hatırladın, değil mi?
    Öyleyse ayrılmadık.
    Sadece özlemliyiz ve bekliyoruz.

    Zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum.
    Önce beklemekten.
    Ömür boyunca ya bekliyor ya bekletiyor insan.
    İkisi de kötü, ikisi de hazin tarafı yaşantımızın.

    Bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar,
    Sonra yürümesini, konuşmasını, büyümesini…
    Zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını,
    Kanunlara saygı göstermesini,
    İnsanları sevmesini, aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar.

    Ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun.
    Ya o? Ya o?
    İnsanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat,
    Çocuklarından saygı ve bir parça huzur bekliyor,
    Saadet bekliyor yaşamaktan.

    Zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık.
    Aradıklarının çoğunu bulamamış,
    Beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak
    Göçüp gidiyor bu dünyadan.

    İşte yaşamak maceramız bu.
    Yaşarken beklemek, beklerken yaşamak
    Ve yaşayıp beklerken ölmek!

    Özleme bir diyeceğim yok.
    O kömür kırıntıları arasında parlayan bir cam parçası.
    O nefes alışı sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı.
    O tek güzel yönü bekleyişlerimizin.

    İnsanlığımız özleyişlerimizle alımlı,
    Yaşantımız özlemlerle güzel.
    Özlemin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin.
    Bir kokusu var bütün çiçeklere değişmem.
    Bir ışığı var, bir rengi var seni özlemenin, anlatılmaz.

    Verdiğin bütün acılara dayanıyorsam;
    Seni özlediğim içindir.
    Beklemenin korkunç zehri öldürmüyorsa beni;
    Seni özlediğim içindir.
    Yaşıyorsam; içimde umut varsa,
    Yine seni özlediğim içindir.

    Seni bunca özlemesem; bunca sevemezdim ki!
    --------------------
    DENİZE KAVUŞAN NEHİR

    Sen üzerinde nice şafakların söktüğü
    Sevgi denizlerime akan büyük nehir
    Sen biraz ışık, biraz tılsım, biraz büyü
    Sen yıllardır yazıp bitiremediğim şiir

    Durmadan bir gül açar ellerinde pembe
    Sen nefes alışı en bakir güzelliğin
    Gözlerin midir parlayan gökyüzünde
    Bir güneş doğarcasına geceleyin

    Ne zaman seni düşünsem yaşamak güzel
    Bir bahar bahçesi olur güz bahçeleri
    En karanlıklarda bile uzanır bir el
    Kendiliğinden açar sabaha perdeleri

    Sen varsan dallarda kuşlar memnun
    Tüm çiçeklerin rengi değişik, kokusu başka
    Öylesine gerçek ki var olduğun
    Çarpar güzelliğin kıyılarıma dalga dalga

    Tutsam ellerini içim ürperir hazdan
    Başım döner gözlerin gözlerime değse
    Kalan tek hatıradır gülüşün bir yazdan
    Yokluğun da odur senin ölmek neyse

    Sen bastığın yerde çiçeklerin büyüdüğü
    Her zaman en güzel, her yerde eşsiz
    Sen yaprak, sen köpük, sen kuş tüyü
    Sen sevgi nehirlerimin aktığı büyük deniz

    --------------------
    BEYAZ GÜVERCİN

    Süzülüp mavi göklerden yere doğru
    Omuzuma bir beyaz güvercin kondu

    Aldım elime, usul usul okşadım
    Sevdim, gençliğimi yeniden yaşadım

    Bembeyazdı tüyleri, öyle parlaktı
    Açsam ellerimi birden uçacaktı

    Eğildim kulağına; dur, gitme dedim
    Hâreli gözlerinden öpmek istedim

    Duydum; avuçlarımda sıcaklığını
    Duydum; benden yıllarca uzaklığını

    Çırpınan kalbini dinledim bir süre
    Ve uçmak istedim onunla göklere

    Ak güvercinin iri gözleri vardı
    Güzelliğinden fışkıran bir pınardı

    Soğuk sularından içtim, serinledim
    Çağlayan bir nehrin sesini dinledim

    Belki buydu sevmek hayat belki buydu
    Işıl ışıldım, gözlerim dopdoluydu

    Bir nağme yükseldi sevinçten ve hazdan
    Bir nağme yükseldi, güzelden beyazdan

    Uzattı sevgiyle pembe gagasını
    Birden öğrendim hayatın mânâsını

    Kaderde sevgiyi sende bulmak varmış
    Seninle bir çift güvercin olmak varmış

    --------------------
    BİRGÜN

    Apansız uyanırsan gecenin bir yerinde
    Gözlerin uzun uzun karanlığa dalarsa
    Bir sıcaklık duyarsan üşüyen ellerinde
    Ve saatler gecikmiş zamanları çalarsa
    Bil ki seni düşünüyorum

    Bir vapur yanaşırsa rıhtımına bin,açıl
    Örtün karanlıkları masmavi denizlerde
    Ve dinle kalbimi bak nasıl çarpıyor nasıl
    O bütün özlemlerin koyulaştığı yerde
    Bil ki seni bekliyorum

    Bir sabah gün doğarken aç perdelerini,bak
    Sevinçle balkonuna konuyorsa martılar
    Kendini tadılmamış derin bir hazza bırak
    Dökülsün dudağından en umutlu şarkılar
    Bil ki seni istiyorum

    Gecelerden bir gece uyanırsın apansız
    Uzaklarda elemli,garip bir kuş öterse
    Bir ceylan ağlıyorsa dağlarda yapayalnız
    Ve bir gün kabrimde bir sarı çiçek biterse
    Bil ki seni seviyorum

    --------------------
    BİR AKŞAM GETİR BANA

    Bir akşam getir bana,
    Bütün akşamlardan farklı
    Hançerle güneşi batır deniz kan rengi olsun
    En güzel yerinde değişen ufkumuzun
    Yaşayalım, eskiden duyduğumuz masalı
    Zamanlar kalleş şimdi, herşey artık bir oyun
    Manzaralar hüzünlü insanlar ağlamaklı
    Bir akşam getir bana, gizlice ve en saklı
    Saatleri birer birer dudaklarında sun
    Günler; şimdi kırık bir cam parçası, boyalı
    Gel dinle, telleri ses vermiyor ruhumuzun
    Biz bu şehirin gürültüsünde kaybolalı
    Bir akşam getir bana, yaklaş, sessizce soyun
    Baksana perdeler inik, kapılar kapalı
    Sus! Akşamla gelişini kimseler duymamalı

    --------------------
    BEKLEYEN

    Hangi yalnızlıktır iten seni bu sığ sulara
    Hangi şekilsiz gerçek bağlayan ellerini
    Kattığın bir acı gülüştür düştüğün korkulara
    Kim baksa gözlerine görür beklediğini

    Saçında bir tel vardır, o çağırır hüznü
    Ellerindir yorulmuş, anlaşılmamış, nemli, soğuk
    Bir rengi vardır dudaklarının saklayan gülüşünü
    Ne zaman baksam gözlerine ağlar bir çocuk

    Ne kadar gülsen ortada kırıklığın öyle gerçek
    Sen bir sarılarda, bir yeşillerde, bir morlarda
    Sanki bir kederdir ömrün hiç bitmeyecek

    Kimbilir seni bekleyen kim şimdi o yollarda
    Bilmediğim, görmediğin kim çıkacak o romanlardan
    Bir masal kahramanı mı? Ki kalmış eski zamanlardan

    --------------------
    AFFET BENİ

    Bugün bütün iyi kalpliliğim üzerimde
    Cümle düşmanlarımı affettim
    Yediğim meyvalardan
    Kokladığım çiçeklerden af diliyorum

    Yerde yürürken gördüğüm
    Sebebsiz kanına girdiğim
    Zevk için öldürdüğüm
    Böceklerden af diliyorum

    Dağdan, topraktan, taştan
    Evlattan, akrabadan, arkadaştan
    Yağan yağmurdan, doğan güneşten
    Denizlerden, göklerden af diliyorum

    Yıllardır kahrımı çeken kadından
    Ondaki yaşamak ümidinden
    Baba evinden, ana sütünden
    Yediğim ekmeklerden af diliyorum

    Kadrini, kıymetini bilmediğim
    Hayali ile bahtiyar olmadığım
    Otuz yıl arayıp bulmadığım
    Geleceklerden af diliyorum.

    --------------------
    AŞK MIYDI O?

    Aşk mıydı o, aşkımsı bir şey miydi
    Neydi çekip kendine, beni bağlayan
    Kanatan dudağımı, tenimi dağlayan
    Elleri ta içimde o dev miydi

    Etime bir alev değmişçesine
    Nasıl da yakardı öptüğü zaman
    Bir su gibi akıp gitti avuçlarımdan
    Yorgunum şimdi bin yıl sevmişçesine

    Hani o yalnız benim olan gül, kırmızı
    Gözlerimin önünde açılan sonsuz bahçe
    Hani, o var olmalarımız öpüştükçe
    O delice sürdürmeler yaşantımızı

    Hiç doymamak oysa, tene, kokuya, aşka
    Sarıldıkça güçlenmek, bütünlenmek
    Kudurmuş arzularla zamanı yenmek
    Ve en kuytularda buluşmak korka korka

    Kimi gün utanmak otlardan, çimenlerden
    Kimi gece mıhlamak gölgemizi duvara
    Varmak için o sevgiyle açılmış kollara
    Apansız düşmek yükseklerden bir yerden

    Oydu işte alıştığım, özlediğim şimdi de
    Sevgice bir tutku, aşkımsı bir yakınlık
    Avunmak… Kırık dökük anılarla artık
    Kimbilir? o geceler yaşanmadı belki de

    --------------------
    BİR GÜN KALDI BİZE YAŞANACAK

    Dün kopan bir yapraktı,düşen bir kuru daldı
    Bugünden güzel değil bulacağın yarında
    Aç ellerini bir bak yanan avuçlarında
    Dün gitmiş yarın yok bize bir bugün kaldı

    Bir bugün kaldı bize birlikte yaşanacak
    Bir bugün öyle güzel ve dopdolu özlemli
    Dalından yeni kopmuş tomurcuk güller gibi
    Bir bugün herşeyiyle taptaze ve sımsıcak

    --------------------
    AŞK ÇİZGİSİ

    Bütün yollar aşktan geçiyor, görüyor musun?
    Bir aşk çizgisi var her şeyden öte
    O çizgiden başka bütün çizgiler
    Aşkı tüketmede

    Kimi dik çizgilerin kimi paralel
    Eğri büğrüsü, düzgünü, kalını, incesi
    Ve bir gün sarıyor bütün çizgileri
    Ölüm çizgisi

    Bense hep seni çiziyorum kağıtlara, duvarlara
    Yeşillerle, morlarla, mavilerle
    Resmini yapıp adını yazıyorum
    Renk renk çizgilerle

    Tut ki iki noktayız birbirinden uzak
    Bir çizgiyle aramızı birleştiriyorum
    Sonra bir ev yaparak çizgilerden
    İçine seni yerleştiriyorum

    Başlıyoruz geometrik yaşamlara
    Nokta nokta, şekil şekil
    Ve bir tek çizgi oluyoruz seninle, mutlu
    Öbür çizgiler umurumuzda değil

    Her düşünce aşka teğet geçiyor
    Tanığı çizgiler var olduğumuzun
    Bir aşk çizgisi var her şeyden önce
    Bütün yollar aşktan geçiyor, görüyor musun?

    --------------------
    BENİ KÖR KUYULARDA

    Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın,
    Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın,
    Öylesine yıktın ki bütün inançlarımı;
    Beni bensiz bıraktın; beni sensiz bıraktın.

    --------------------
    BANA BİR ŞARKI SÖYLE

    Özledim sesini ne olur konuş
    Bir gül açtır zamanların ötesinden
    Karanlıklar içindeyim, kapkarayım bugün gel
    Gök mavisinden, deniz mavisinden
    Bana bir şarkı söyle
    İçimde bir şey kımıldıyor
    Gözlerim kan çanağı, yorgunum, uykusuzum
    Bir baksana ne haldeyim deli divane
    Yaralıyım, çaresizim umutsuzum
    Bana bir şarkı söyle
    Yağmur ol yağ üstüme, güneş ol ısıt
    Dökül karanlığıma ışıklar gibi
    Al beni, en uzaklara götür
    Sesin, aksın içimde bir pınar gibi
    Bana bir şarkı söyle
    Bütün renkleri kat birbirine
    Buram buram bir turuncu getir geçen yazdan
    Bir tüy gibi, bir bahar dalı gibi
    Hafiften, inceden, güzelden, en beyazdan
    Bana bir şarkı söyle
    Yağan kar nasıl hazin yağar bilirsin
    Kurşuni bir gökyüzünden ağlamaklı
    İşte öyleyim, kapkarayım bugün gel
    En hüzünlü sesinle, en dokunaklı
    Bana bir şarkı söyle..

    --------------------
    DOST BİLDİKLERİM

    Sanırdım gündüzdü onlarla gecem
    İçimde ümitti dost bildiklerim
    Ne zaman yıkılıp yere düştüysem
    Bırakıp da gitti dost bildiklerim
    Hepsi varken baharımda, yazımda:
    Kışın bir burukluk kaldı ağzımda
    Seneler senesi oysa gözümde
    Cihana eşitti dost bildiklerim
    Nerde o sözlere kandığım günler?
    Her gülen yüzü dost sandığım günler
    Acıdan kahrolup yandığım günler
    Ta canıma yetti dost bildiklerim
    Meydana çıkalı asil çehreler
    Aydınlanmaz oldu artık geceler
    Yalanlar tükendi, indi maskeler
    Birer birer bitti dost bildiklerim
    Korkar oldum bana *dostum* diyenden
    Yoksa yok olandan, varsa yiyenden
    Ne onlardan eser kaldı ne benden
    Beni benden etti dost bildiklerim

    --------------------
    BÜYÜK YALNIZLIK

    Önce çaresizlik çaldı kapıları
    Sonra yoksulluk
    Bütün aşina çehreler silindi aynalardan
    Bir anda boşaldı dünya
    Yapayalnız kaldık

    Tez tükendi umut ekmeği
    Bitiverdi suların hayali
    Çevirdik derin bir karanlığa gözlerimizi
    Sen ey büyük yalnızlık
    Bir sen terketmedin bizi

    --------------------
    BENDEN KURTULMAK

    Size hayır dedikçe vazgeçemiyorum
    Soluk soğuğa koşuyorum peşinizden
    Üç öğün yediğim dudaklarınız
    Zamanı içiyorum gözlerinizden

    Gece oldu mu bir seviniyorum ki
    Duvarlara gölgeniz düşüyor
    Durmadan uzuyor boynunuz bende
    Enseniz güzel ya daha güzelleşiyor

    Tutup gölgenizi soyuyorum
    Meydana çıkıyor güzelliğiniz
    O çizgiler, o üçgenler, o yuvarlaklar
    O şeyler benden gizlediğiniz

    Hepsi bir bir aşikar oluyor
    Siz uyurken sizden uzakta
    Aynı yastığı paylaşıyoruz her gece
    Ben bir yatakta, sen bir yatakta

    Gördünüz mü yine kahroldunuz işte
    Öpüşmekten, sevişmekten, yorulmaktan
    Bari evet deyin de kurtulun
    Böyle her gece benim olmaktan

    --------------------
    BİR GECE ANSIZIN GELEBİLİRİM

    Bu kadar yürekten çağırma beni!
    Bir gece ansızın gelebilirim.
    Beni bekliyorsan, uyumamışsan,
    Sevinçten kapında ölebilirim.

    Belki de hayata yeni başlarım,
    İçimde küllenen kor alevlenir,
    Bakarsın hiç gitmem kölen olurum,
    Belki de seversin beni kim bilir.

    Kal dersen, dağlarca severim seni,
    Bir deniz olurum ayaklarında,
    Aşk bu özleyiş bu, hiç belli olmaz,
    Kalbim duruverir dudaklarında.

    Ya da unuturum kim olduğumu,
    Hatırlamam belki adımı bile,
    Belki de çıldırır, deli olurum,
    Sana kavuşmanın heyacanıyla…

    Aşk bu, bilinir mi nereye varır,
    Ne durdurur özlemini, seveni…
    Bakarsın ansızın gelebilirim,
    Bu kadar yürekten çağırma beni.

    --------------------
    UNUTULMAYANLAR

    Biliyorum, unutamayacaksın!
    Ağır ağır geçecek mevsimler,
    Bir bir ağaracak saçının telleri
    Solacak albümde eski resimler.

    Beni hatırladıkça için ürperecek,
    Boşanan gözyaşlarını tutamıyacaksın.
    Boşuna zorlama kendini, sevdiğim;
    Biliyorum, unutamayacaksın.

    Ve biliyorsun, ben de unutamayacağım,
    Eskimeyecek içimde sana ait ne varsa
    Şöhretmiş, servetmiş herşey geçiyor, inan
    Dostluklar ve sevgiler kalıyor, kalırsa.

    Sen benim gökyüzümdün, denizim, toprağımdın,
    Şimdi bir hatıra olamazsın belirsiz, uzak
    Biliyorsun bazı şeyler vardır elimizde olmayan
    İşte öyle imkansız birşey seni unutmak.

    Zannetme ki herşey bitti sevdiğim;
    Birgün yeşerecek şu sararmış yapraklar.
    Ve bundan sonra kim severse dünyada;
    Seni ve beni hatırlayacaklar

    --------------------
    BİR PINARSIN İÇİLEN AMA HİÇ KANILMAYAN

    Bir pınarsın içilen ama hiç kanılmayan
    Seveni yanıltmayan, sevince yanılmayan
    Özlenen sen, özleyen sen, özleten sen
    Varken doyulmayansın, yokken dayanılmayan

    --------------------
    AŞKTI O

    Aşktı o! Değiştiren tüm gecelerimi
    Aşktı o! Beni durup yenileyen
    Oydu, duygulu yapan hoyrat ellerimi
    Oydu, dolu dizgin gidişime dur diyen

    Bir bıçağın keskin yüzünde kan lekesiydim
    Aşktı yine beni yıkayan, arıtan su
    Böyle ak pak olacağımı bilir miydim?
    İçimde açmasaydı o sevmek duygusu

    Ben bir tutsağım şimdi sevgiye, gönüllü
    Çözmeyin ellerimi, zincirlerim kalsın
    Görsün prangalarım o doğacak günü

    Ve bu dünyaya aşk dolu şiirlerim kalsın
    Seninle her yerde güzel, her zaman yeni
    İstemem, sensiz hatırlamasınlar beni.

    --------------------
    BİR GÜN KAPINA GELSEM

    Bir karanlık geliyor yokluğunun ardından
    Ne zaman güneş batsa bu son gecem diyorum
    Vazgeç yalan dünyanın köhne saltanatından
    Yetişir bunca keder, bunca elem diyorum

    Her şey sağır içimde ne şiir ne musiki
    Dünyadan bezginliğim dünyalar kadar eski
    Öylesine çözülmüş, öyle dağılmışım ki
    Bu ne bitmez ayrılık bu ne özlem diyorum

    Beni çağırdığını bir defa duyabilsem
    Avuçlarımda ateş, yorgun gözlerimde nem
    Aşarak denizleri bir gün kapına gelsem
    Başımı duvarlara vurup ölsem diyorum

    --------------------
    BEKLEYENLER İÇİN

    Bir ayak sesi duymayayım
    Kapıya koşuyorum
    Gelen sen misin diye
    Bir sarı saç görmeyeyim
    Yüreğim burkuluyor
    Ağlamaklı oluyorum
    Her şey bana seni hatırlatıyor
    Gökyüzüne baksam
    Gözlerinin binlercesini görürüm
    Bir rüzgar değse yüzüme
    Ellerini düşünmeden edemem
    Yaktığım bütün sigaraların dumanları sana benzer
    Tadı senden gelir
    Yediğim yemişlerin
    İçtiğim içkilerin
    Ve içimdeki bu dayanılmaz sıkıntı
    Bu emsalsiz hüzün
    Seni beklediğim içindir

    Resmine bakamaz oldum
    Uykulardan korkuyorum artık
    Utanıyorum odamdaki bütün eşyalardan
    Şu sedir hala gelip oturmanı bekliyor
    Şu ayna karşısında güzelliğini seyretmeni
    Şu kadeh dudaklarına değebilmek için duruyor masada

    Ve şu saat geldiğin anda
    Durabilir sevincinden
    Zaman çıldırabilir
    Çünkü benim dünyamda
    Ölümsüzlük, seni sevmek demektir.

    Bir çocuk doğmayı bekler
    Bir ağır hasta ölmeyi
    Bitkiler yağmur ve güneşi bekler
    Yalnız bir kadın sevilmeyi
    Ve düşün ki bir adam
    İçinde bütün bekleyenlerin korkusu ve ümidi
    Seni bekler
    Asılmayı bekleyen bir idam mahkumu gibi

    Sen gelinceye kadar
    Pencerem kapalı duracak
    Rüzgar gelmesin diye
    Artık perdeleri açmayacağım
    Gün ışığı girmesin diye
    Sonra kahrolacağım
    Bu karanlıkta, bu derin yalnızlıkta
    Ve günlerce gecelerce haykıracağım
    Nerdesin diye, nerdesin diye

    Bir gün bu kapıdan sen gireceksin
    Biliyorum
    Ergeç bu bekleyişin bir sonu gelecek
    Yıllarca sonra
    Öldüğüm gün bile gelsen
    Bütün bu bekleyişlerimi ve öldüğümü unutup
    Çocuklar gibi sevineceğim
    Kalkıp sarılacağım ellerine
    Uzun uzun ağlayacağım

    --------------------
    BİR FOTOĞRAFTA SEN

    Dün bir fotoğrafta gözlerini gördüm
    İki uzak yıldız gibiydiler, dalgın
    Bilsen neler anlattı bana, sessizce
    Bir sevgiyle derinleşen bakışların.

    Orda değildin sanki, bir başka yerde
    Ötelerde, uzakta benimle vardın
    Güzellikler bahçesi ayna gibi
    Yansıdığını gördüm yüzünde aşkın.

    Bir ara çıktın resimden usulca, ürkek
    Bir ceylan gibi kollarıma atıldın
    Özlemli dudaklarınla yangın yangın

    Seni gördüm, yaşadım bir fotoğrafta
    Her zamankinden daha çok bana yakın
    Gelecek o mutlu günleri anlattın.

    --------------------
    BİR GÜN ANLARSIN

    Uykuların kaçar geceleri, bir türlü sabah olmayı bilmez.
    Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya,
    Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
    Ne çarşaf halden anlar ne yastık.
    Girmez pencerelerden beklediğin o aydınlık.
    Onun unutamadığın hayali,
    Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine.
    Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın.
    Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

    Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu.
    Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin.
    Gün gelir de sesini bir kerecik duyabilmek için,
    Vurursun başını soğuk taş duvarlara.
    Büyür gitgide incinmişliğin kırılmışlığın.
    Duyarsın,
    Ta derinden acısını, çaresiz kalmışlığın.
    Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

    Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin.
    Niçin yaratıldığını.
    Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini.
    Uzun uzun seyredersin aynalarda güzelliğini.
    Boşuna geçip giden günlerine yanarsın.
    Dolar gözlerin, için burkulur.
    Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

    Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların.
    Sevilen gözlerin erişilmezliğini.
    O hiç beklenmeyen saat geldi mi?
    Düşer saçların önüne, ama bembeyaz.
    Uzanır, gökyüzüne ellerin.
    Ama çaresiz,
    Ama yorgun,
    Ama bitkin.
    Bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın.
    Sonra dizilir birbiri ardına gerçekler, acı.
    Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

    Bir gün anlarsın hayal kurmayı;
    Beklemeyi, ümit etmeyi.
    Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
    Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi.
    Lanet edersin yaşadığına…
    Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın.
    O zaman bir çiçek büyür kabrimde, kendiliğinden.
    Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın.
    Konu Manje_Loa tarafından (06-Ağu-2008 Saat 15:23 ) değiştirilmiştir. Sebep: Ardarda Atılan Mesajlar Birleştirildi

  4. #24
    Manje_Loa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Haz-2007
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    1.889
    Konular
    318
    BEN SENİN EN ÇOK

    Ben senin en çok sesini sevdim
    Buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi
    Önce aşka çağıran,sonra dinlendiren
    Bana her zaman dost, her zaman sevgili

    Ben senin en çok ellerini sevdim
    Bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak
    Nice güzellikler gördüm yeryüzünde
    En güzeli bir sabah ellerinle uyanmak

    Ben senin en çok gözlerini sevdim
    Kâh çocukça mavi, kâh inadına yeşil
    Aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar
    Hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil

    Ben senin en çok gülüşünü sevdim
    Sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran
    Unutturur bana birden acıları, güçlükleri
    Dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman

    Ben senin en çok davranışlarını sevdim
    Güçsüze merhametini, zalime direnişini
    Haksızlıklar, zorbalıklar karşısında
    Vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini

    Ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim
    Tüm çocuklara kanat geren anneliğini
    Nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada
    Sensin, her şeyin üstünde tutan sevdiğini

    Ben senin en çok bana yansımanı sevdim
    Bende yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni
    Mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim
    Ben seni sevdim, ben seni sevdim, ben seni…

    --------------------
    BELKİ BİR GÜN DUYARSIN DİYE

    Bu nasıl sevgi böyle?
    Bu nasıl tutku?
    Bu nasıl özlem?
    Ne zaman gözlerini görsem
    Bir çoğalıyorum, bir eksiliyorum

    Mutluyum varsın diye
    Al uzattım ellerimi
    Seni sarsın diye
    Ceylanım! Belki bir gün duyarsın diye
    Çıkmışım bir dağ başına sana türkü söylüyorum

    Ne güzel ellerin var incecik
    Ne güzel saçların var sapsarı
    Anlasana o yalansız gözleri
    O kirpikleri, o dudakları
    Düşündükçe baştanbaşa özlem kesiliyorum

    Al desem, sana ömrümü versem
    Korkarsın, alamazsın ki
    Dur desem, kaçarsın yine ceylanım
    Gül desem, ağlarsın
    Gel desem, gelmeyeceksin, biliyorum

    Bu engeller bana göre değil oysa
    Ben bu dağları aşarım
    Geçerim bu denizleri, korkma
    İşte düştüm yollara
    Dur, bekle beni, geliyorum

    Sevmek inancım, tutkum benim en eski
    Dağıtsam dünyalara yeterdi bu sevgi
    Düşünsene, anlasana ceylanım
    Sen yoksan ne farkeder ki
    Ha öyle ölmüşüm, ha böyle ölüyorum

    --------------------
    İSTANBUL

    Evin içinde bir oda, odada İstanbul
    Odanın içinde bir ayna, aynada İstanbul
    Adam sigarasını yaktı, bir İstanbul dumanı
    Kadın çantasını açtı, çantada İstanbul
    Çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm
    Çekmeğe başladı, oltada İstanbul
    Bu ne biçim su, bu nasıl şehir
    Şişede İstanbul, masada İstanbul
    Yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık
    Bir yanda o, bir yanda ben, ortada İstanbul
    İnsan bir kere sevmeye görsün, anladım
    Nereye gidersen git, orada İstanbul.

    --------------------
    BEN EYLÜL SEN HAZİRAN

    Bir eylüldü başlayan içimde
    Ağaçlar dökmüştü yapraklarını
    Çimenler sararmıştı
    Rengi solmuştu tüm çiçeklerin
    Gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı
    Katar gidiyordu kuşlar uzaklara
    Deli deli esiyordu rüzgar
    Dağılmıştı yazdan kalan ne varsa
    Yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar

    Neydi o bir zamanlar
    Sevmişliğim, sevilmişliğim
    O heyheyler, o delişmenlikler neydi
    Ne bu kadere boyun eğmişliğim
    Ne bu acıdan korlaşan yürek
    Ne bu kurumuş nehir; gözyaşım
    Önümdeki diz boyu karanlıklar da ne
    Ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım

    Beni kötü yakaladın haziran
    Gamlı, yıkık eylül sonuma
    Bir ilk yaz tazeliği getirdin
    Masmavi göğünle
    Cana can katan güneşinle
    Pırıl pırıl engin denizinle girdin içime
    Çiçekler açtı dokunduğun
    Çimler büyüdü yürüdüğün
    Ve güller katmer oldu güldüğün yerde

    Başımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi
    Oldurduğun yemişlerin ağırlığından
    Dallarım yere değiyor
    Güneşi batmadan saçlarının
    Bir dolunay doğuyor bakışlarından
    Gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma
    Uykusuz gecelerim seninle apaydınlık
    Başım dönüyor, of başım dönüyor yaşamaktan
    Ölebilirim artık

    Ölme diyorsan; gitme kal öyleyse
    Sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma
    Baksana; parmak uçlarım ateş
    Lavlar fışkırıyor göz bebeklerimden
    Hadi gel, tut ellerimi, benimle yan
    Benimle meydan oku her çaresizliğe
    Benimle uyu, benimle uyan
    Birlikte varalım on üçüncü aylara
    Konu Manje_Loa tarafından (06-Ağu-2008 Saat 15:31 ) değiştirilmiştir. Sebep: Ardarda Atılan Mesajlar Birleştirildi

  5. #25
    schizophrana - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Kas-2007
    Mesajlar
    6.732
    Konular
    1672
    İSTANBUL YOKTU SEN OLMASAYDIN

    Ben nice İstanbullar gördüm sana gelinceye kadar
    Kirli paçavralara benzerdi insanları
    Dostluktan, vefadan yoksun.
    Bölünmüş, dağılmış, parçalanmış
    Ve her biri kendi ağırlığıyla ezilmiş, yorgun.
    Yüzümde dolaşan birer iğrenç böcekti gözleri
    Bir tutsam
    Yapışır kalırdı ellerime en çirkin yerleri
    Evlerinde bulduğum yalnızlık
    Sokaklarında bulduğum upuzun bir kahırdı.
    Günler boyunca
    Bir başka karanlık gelirdi
    Karanlığın biri kaybolunca
    Güneşler doğardı görmezdim.
    Bir ses durmadan ölüme çağırırdı beni
    Bilmezdim bu şehirde senin yaşadığını.
    Bilmezdim...

    Zindandı bütün meyhaneler
    Duvarlar karaydı
    Köhne bir Bizans eskisiydi İstanbul sensiz.
    Semt semt bir ağır yorgunluktu
    Sürekli bir aldanıştı sokak sokak
    Benden en uzak sevgilerde yaşadım yıllarca
    O büyük yalanlarda yaşadım.
    Senden habersiz bir ölü gibi
    Senden uzak zamanlarda yaşadım.

    Mabetler yıkıldı içimde
    Umutlar hayaller yıkıldı
    Bir gün bütün İstanbul yıkıldı.
    Sokaklar kaydı ayaklarımın altında
    Gün oldu kalabalık meydanlarında inançlarım yıkıldı
    Gün oldu
    Gözlerime çiviler çakıldı merhametsiz.
    Toz toz oldum, duman duman oldum
    Aldığını geri vermedi yıllar
    Yitirdim kendimi bu rezil şehirde
    Seni buluncaya kadar.

    Eskiden bir lale hatırlardım
    Yada mavi mavi bir deniz İstanbul denince
    Serin rüzgarlar okşardı saçlarımı
    Rıhtımlar balık balık kokardı.
    Ne zaman
    Yumsam gözlerimi bir gemi kalkardı.
    Vapur düdükleri durmadan öterdi.
    Eskiden bir İstanbul vardı bilmediğim
    Bana yeterdi.


    Sonra kaç yıl yaralı bir hayvan gibi
    Gezdim sokaklarında
    Sonra kaç yıl bir sevgi aradım
    İstanbul’u aradım.
    Belki de seni aradım bilmeden
    Ayaklarımın dibinde denizler can çekişti
    Şehirler parçalandı
    Bir çağ öldü gözlerimin önünde
    Benim en güzel çağım öldü.
    Bizi topraktan yarattılar
    Gel gör ki...
    Bu şehirde
    Benim toprağım öldü.

    Seni aradım bu şehirde yıllarca
    Yana yakıla seni..
    Sen kimdin, sen neredeydin kim bilir?
    Hep böyle sensiz miydi bu şehir.
    Bu şehir İstanbul muydu ?
    Öyleyse sensiz yaşanmazdı bu şehirde
    Gemiler demir almazdı
    Trenler işlemezdi
    Sen olmasaydın
    Bir ömür bitip
    Yepyeni bir ömür başlamazdı içimde
    Bahar gelmezdi
    Ağaçlar çiçek açmazdı
    Seni bulmasaydım
    Ve ben yoktum
    İstanbul yoktu
    Sen olmasaydın


    Ümit Yaşar Oğuzcan

  6. #26

    Üyelik tarihi
    Eyl-2008
    Mesajlar
    3.684
    Konular
    86
    beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın
    denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın
    öylesine yıktın ki bütün inançlarımı
    beni bensiz bıraktın, beni sensiz bıraktın

  7. #27
    piskopat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eki-2009
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    160
    Konular
    0
    Alıntı schizophrana Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    KARANLIĞIN GÖZLERİ


    şimdi yoksun
    seni düsünebilirim artık
    tutar ellerini öperim uzun uzun
    kimseler ayıplayamaz beni
    yokluğunda seni nasıl sevdiğimi anlayamazlar
    işte gözlerin işte dudakların
    senin olan ne varsa karşımda duruyor
    ayaklarını dilediğim yere götürebiliyorum artık
    sevdiğim şarkılari söyletiyorum dudaklarına
    ve hoyrat ellerimle seni
    her gün biraz daha güzelleştiriyorum
    bütün resimler sana benziyor hayret

    bütün aynalarda sen varsın
    nereye gitsem peşimden geliyorsun
    simdi sigarasın dudaklarımda
    biraz sonra beyaz bir kağıt
    ve akşam içtigim bir kadeh içki olacaksın
    kimse yokluğunda bunca sevilmedi
    kimse yokluğunda ilahlaşmadı bu kadar
    saçların böyle daha güzel
    sen daha güzelsin
    gelecek mutlu günlerin ışığında
    her şey daha güzel

    ne var ki ayrılığın adı kötüye çıkmış
    yoksa bin yıl daha yaşamak isterdim
    ve seni bin yıl daha
    ayrılıklar içinde sevmek isterdim
    ama biliyorsun nihayet ben de bir insanım
    umutsuzluğa düştüğüm anlar oluyor
    hiç gelmeyeceksin sanıyorum
    o zaman kurşun gibi bir korku saplanıyor kalbime
    katran gibi bir yalnızlık sarıyor içimi
    yalnızlığımdan utanıyorum
    beni sevmesen ölürdüm
    beni sevmesen bir çakil taşıydım simdi
    beni sevmesen bir duvar gibi sağırdım
    kördüm bir at kadar
    ölümden aciydım ölümden beterdim
    beni sevmesen
    dünyayı bütün insanlara zindan ederdim

    beni bu kadar saracak ne vardı
    kanıma girecek
    göz bebeklerime oturacak
    bir sen fani gibi dudaklarımdan eksilmeyecek
    ne vardı
    hiç karşıma çıkmasaydın
    bu kör olası gözler görmeseydi seni
    ne vardı güzelligini bilmeseydim
    bir dua gibi bellemeseydim adını
    ne vardı bütün gece
    gözlerimi tavana dikerek
    seni düsünmeseydim
    belki karşımda değilsin yanılıyorum

    bu gözler senin gözlerin değil
    aldatıyorlar beni
    karanlığın gözleri olmalı bunlar
    bana böylesine keder veren
    gülmeyi,yasamayı haram eden
    bir karanlığın gözleri olmalı
    öyleyse sen hiçbir yerde yoksun
    sana hiçbir zaman yaklaşamayacagım
    yalan bu geçici sevinç,bu nur,bu ışık
    bu karanlığın ortasında yanan alev gözler
    bu kadeh içki gibi aydinlik
    ne dedimse inanma
    seni degil kendimi anlatıyorum
    sen istedigin kadar
    varlığın ta kendisi ol
    ölümsüzlüğün ta kendisi
    ben günden güne yok olmaktaydım
    bütün ışıkları kaldırıp attım bir yana
    anlıyor musun
    gökyüzü güneş olsa
    sensiz karanlıktayim.
    bunu çok seviyorum

  8. #28

    Üyelik tarihi
    Nis-2008
    Mesajlar
    613
    Konular
    8
    Biz şimdi yok mu olduk ya öyle mi
    Bu film bizim için oynanmıyor demek
    Şarkılar şiirler falan hepsi yalan mı artık
    Bu çalgılar bizim için değil öyle mi
    Siz şimdi yoksunuz ne demek

    Öldük mu yani söyleyin açıkçası
    Artık hiç sevmeyecek miyiz
    Bizi kim koydu aptal yerine
    Öldük mü yani söyleyin boğuntuya mı geldik
    Siz şimdi yoksunuz ne demek

    Hadi anlatın canım gerçeği anlatın
    Bir yalan daha duymuş olalım ne çıkar
    Kestiğimiz yerden kan akmayacak mı öyleyse
    Düşlerimiz de mi kalmadı hayret doğrusu
    Siz şimdi yoksunuz ne demek.

    Nasıl da düştük bu tüm yalnızlığa
    Bizi bekleyecek kimsemiz de mi yok
    Bir gecemiz bile kalmadı mı dünyada
    Ne tuhaf düşünmek hiç düşünmemeyi
    Siz şimdi yoksunuz ne demek

    Hani biz sevmiştik üstelik sevenlerimiz vardı
    Ne diyorsunuz nereye gittiler acaba
    Ne oldu ardımızdan akacak gözyaşları
    Hani aşk vardı insan vardı Allah vardı
    Siz şimdi yoksunuz ne demek

    Tutun ki öldük yağımızdan sabun yaptılar
    Kokulu sabunlar, renkli sabunlar
    Yine de kirlisiniz işte bizden betersiniz
    Doğrusu ayıp şakanın böylesi olmaz
    Siz şimdi yoksunuz ne demek.

  9. #29

    Üyelik tarihi
    Tem-2009
    Mesajlar
    2.060
    Konular
    0
    yankı ve aşk.. çokça plakları vardır kendisinin..

  10. #30
    melenie - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Haz-2009
    Bulunduğu yer
    izmir
    Mesajlar
    922
    Konular
    14
    sen istedigin kadar
    varlığın ta kendisi ol
    ölümsüzlüğün ta kendisi
    ben günden güne yok olmaktaydım
    bütün ışıkları kaldırıp attım bir yana
    anlıyor musun
    gökyüzü güneş olsa
    sensiz karanlıktayim.


    etkileyici hem de çook.......


4 Sayfadan 3. İlkİlk 1234 SonSon

Benzer Konular

  1. Ahmet Ümit Kitaplığı...
    Konuyu Açan: birunsatan, Forum: Yazarlar.
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 09-Nis-2008, 11:52
  2. Patasana - Ahmet Ümit
    Konuyu Açan: birunsatan, Forum: Kitap Tanıtımları ve Eleştirileri.
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 13-Ara-2007, 16:01
  3. Mutluluk,Ümit,Sevgi
    Konuyu Açan: SpawN, Forum: Not Defteri.
    Cevap: 9
    Son Mesaj : 14-Eyl-2007, 14:57