5 Sayfadan 3. İlkİlk 12345 SonSon
Toplam 44 sonuçtan 21 ile 30 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Türklerde İslamiyet Öncesi Dini İnançlar

  1. #21
    Türklerde İslamiyet Öncesi Dini İnançlar nevermore - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2009
    Bulunduğu yer
    Bornova
    Mesajlar
    12.209
    Konular
    2853
    Su Kültü İnancının Günümüze Yansımaları

    Anadolu Türkleri arasında suyun temiz tutulması inancı hala yaşamaktadır.Hava karardıktan sonra evin dışına su dökülmemesi, suyun akıp geçtiği yerlere tükürülmemesi, bu tür kirletmeler yapıldığında çarpılınacağı inancı ve cezalandırılma korkusu, Türk inançlarının Su Kültü’yle ilgili olan bölümünün yaşayan son biçimleri olarak sayılmaktadır. Doğu Anadolu bölgesinde su ile ilgili bu türden inançlara ve muhtelif pratiklere sıkça rastlanmaktadır. Ağrı ve Kars’ta ilkbaharda,yıkanmak için akarsuya ilk defa girilirken, “ağırlığım,kirliliğini, kelliğim, bu suya” diye söylenirse ve bu üç kez tekrarlanırsa, o yılın sağlık ve huzur içinde geçeceğine inanılmaktadır. Kars’ta yedi ayrı çeşmeden su toplayıp sabah ezanından sonra, bu su ile banyo yapan genç kızın kısmetinin açılacağına inanılmaktadır. Anadolu’nun birçok yöresinde de su ayakta içilmemektedir, adeta suya saygı olmak üzere diz çökülmekte, bir el başa konulmakta, içilmeden önce bir iki yudumluk kısım saçı niyetine yere serpilmekte ve su bundan sonra yere çömelinmiş bir şekilde içilmektedir.

    Urfa yöresinde ise sabah erkenden sokak kapısı önüne bir kova su dökülmesinin evin rızkını artıracağına inanılmaktadır. Aynca yolcunun arkasından kova ile su dökülüp, ayna tutulması yolunun açık olacağına yorumlanmaktadır. Günümüzde bu inanç Anadolu’nun birçok yerinde, hatta İstanbul’da halen uygulanmaktadır.





  2. #22
    Türklerde İslamiyet Öncesi Dini İnançlar nevermore - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2009
    Bulunduğu yer
    Bornova
    Mesajlar
    12.209
    Konular
    2853
    Ateş Kültü ile İlgili Olan Halk İnançları
    Ateş Kültü’yle ilgili inanışların günümüz Türkiye’sinde de devam ettiğine dair bazı bulgular bulunmaktadır. Türkler arasında en yaygın ateşle arınma biçimi hastaları, evleri, ölüleri tütsüleme uygulamasıdır.

    Ateşin sağlık ve canlılık verici, birçok hastalıkları iyi edici nitelikleri bulunduğu kanısı Ateş Kültü’nün günümüze yansımalarından biridir. Hıdrellezde hastalıklardan korunmak için yakılan ateş üzerinden herkes atlamaktadır.

    Hıdrellez günü ateşin üzerinden atlamanın sadece sağlık ve canlılık verici özelliğinin dışında, ateşin üzerinden üç kere atlayarak dilek dilemek ve dileğinin gerçekleşeceğine inanmak da yapılan uygulamalar arasında sayılmaktadır.

    Ateş Kültü’yle ilgili inanışlara Doğu Anadolu yöresinde de sıkça rastlanmaktadır. Ocağa, oda, ateşe bağlı pek çok pratik bulunmaktadır. Örnek olarak, Tunceli çevresinde ocağa karşı and içilmekte ve kurban kesilmektedir. Diyarbakır’da ise ateşin,ocağın su dökülerek söndürülmesi yasak uygulamalardan sayılmaktadır. Hakkari’de evin herhangi bir tarafına kül dökmek iyi karşılanmamakta, o eve uğursuzluk geleceğine ve evin felakete uğrayacağına inanılmaktadır.

    Aynca Anadolu’nun bazı yörelerinde cenazenin yıkandığı yerde ateş veya ışık yakılması ve mezarın başında üç gün ateş yakılması, cenaze evinde üç gün ocağa yemek konulmaması, Ateş Kültü’nün günümüzdeki uygulamalarındandır. İslamiyet’te ise, mezarlarda kandil yakmak kesinlikle yasaklanmıştır.


    Demir Kültü

    Kısmet Açma Biçimi Olarak Kilit Açma
    Kilit açmak ve kilit kapamak halk inançlarında düzgün giden işlerin ters dönmesi ve ters giden işlerin düzelmesi inancından kaynaklanmaktadır. Temelinde Gök-Tanrı inanç sisteminin Demir Kültü vardır. Anadolu’nun çeşitli yörelerinde evlenmede geç kalmış kızlar için türbelere gidilmekte ve orada Kilit Açma uygulamaları yapılmaktadır. Böylece evlenmemiş kızların kısmetlerinin açılacağına inanılmaktadır.

    Evlilik Sırasında Demir Kültü’yle İlgili Olan İnançlar
    Evlilik sırasında Demir Kültü’yle ilgili olarak uygulanan inançlarımızdan,
    ağzı açık çakı, suya konulmuş bıçak, tavana veya tabana bıçak saplanması, kapı başına çivi çakılması sayılabilmektedir.


    Şamanizm Kaynaklı İnançlar
    Büyük ve kitaplı dinlerin hiçbiri tam olarak eski dinlerin etkisinden kurtulamamışlardır. Yeni dinin getirdiklerine aykırı olan birçok görenek ve inanç, kitaba uydurulup, kitaplara dahi sokulmuştur.İslam dinini kabul etmiş olan Türkler ve diğer kavimler de eski dinlerinden kalan birçok inanç, gelenek ve ayinleri yeni dinlerine taşımışlardır. Şamanizm’in bu geleneklerinin çoğu da,İslamiyet’in
    emirlerindenmiş gibi, yüzyıllar boyu sürüp gelmektedir. Bütün diğer evrensel dinler gibi, İslamiyet de genel anlamda Şamanizm inançları dediğimiz eski Türk inançlarım bir şekilde kabul etmeye, onlara İslami bir biçim kazandırmaya mecburdu. Anadolu’da nüfusun çoğunluğunu oluşturan göçebe Türkmenler heterodoks inançlara dayalı bir Müslümanlığı şekillendirmişlerdir.

    Türk Müslümanlığının manevi ve felsefi ontolojisini oluşturan halk sofizmi, Türk Şaman ve İslam kültürünün sentezini oluşturmuştur. Genelde birçok yönleriyle mistik niteliğe sahip Şamanlık, halk sofizmi adı altında kendisini muhafaza etmiş, heterodoks İslami akınların ve inanışların oluşmasında önemli rol oynamıştır.

    Böylece yüzyıllar boyu İslam’ın önderi gibi gözüken Müslüman Türk dünyası ve ülke yöneticileri aracılığıyla gerçekten bu duruma gelen Türkler iki bölüme ayrılmıştır. Bir bölümü İslamiyet’i içtenlikle kabullenmiş ve eski dinden tepki yaratmadan koruyabileceklerini yeni dinlerinde sürdürmüşlerdir.Örneğin şehzadelerin boğdurulması, ritüel savaşları, düşman ölülerinin mezardan çıkarılması ve yakılması, başlık üzerine tüy takılması, yak veya at kuyruğundan yapılan sancaklar gibi. Diğer bölüm ise bir dereceye kadar Müslüman olmuştur, ancak geçmişinden olabildiğince fazla şeyi özenle korumuştur.

    Bu, her şeyin hızlı bir şekilde yozlaştığı,ancak daha hiçbir şeyin tamamen kaybolmadığı günümüze kadar süregelmiştir. Anadolu’da göçerler ve yerleşik topluluklar arasında yapılan incelemeler aynı sonuçlan vermiş; dokuz yüzyıllık Müslüman geçmişe karşın ortalama halk tabakalarının orta çağ inançlarında, bazı kalıntılardan çok daha fazla şeyi sakladıklarım ortaya koymuştur.
    Türklerin geleneksel dinlerini genel olarak Şamanizm altında toplayacak olursak, Türklerin İslamiyet’le birlikte günümüze kadar taşıdıkları, yaşattıkları, çoğu zaman İslamiyet’le birleştirdikleri birçok inancı olduğunu görmekteyiz.

  3. #23
    Türklerde İslamiyet Öncesi Dini İnançlar nevermore - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2009
    Bulunduğu yer
    Bornova
    Mesajlar
    12.209
    Konular
    2853
    Hıdrellez Kutlamaları İnancı’na Eklenen Şamanist Öğeler

    Hıdrellez,Musevilik ile İslam Geleneklerinin ortaklaşa oluşturdukları kültlerden biri olarak sayılmaktadır. Günümüzde yılın belirli bir gününde kutlanan (6 Mayıs) ve adına Hıdrellez denilen bir bayramdır.

    Yüzyıllardır Anadolu’da halk geleneklerinde yaşamış çok yaygın halk inançlarından biri olma özelliği taşımaktadır.Genel inanışa göre, Hıdrellez günü Hızır insanlar arasına karışarak bazı kişilere mucizevi yardımlarda bulunmaktadır.

    Türkiye’de bugün önemli bir gün olarak kabul edilmekte ve Kuran’da adı geçen Hızır ile Kitabı Mukaddes kahramanı îlyas’m birbirlerine kavuşma günü olarak kabul edilmektedir ancak gerçekte İlyas ilkbaharın yani “İlk yaz”m değiştirilmiş halidir.

    Temel olarak Hızır’la ilgili inancın esasını Kuran-1 Kerim’de geçen Hz. Musa ve Hz. Hızır kıssası oluşturmaktadır.Ancak Türk hayatmda destanlara, hikayelere ve masallara kadar giren Hızır’la ilişkili inanç ve düşünceler eski Türk inançlarından da etkilenerek, değişik biçimlerde varlığını sürdürmektedir.

    Hıdrellez kutlamalarında görülen eski Türk inançlarının da izlerini taşıyan bazı inanç ve pratikler arasında, Mayısın beşini altısına bağlayan gece, çocuğu olmayan veya olduğu halde çocukları yaşamayan kadınların, hazırladıkları beşik sembollerini gül ağacının dalma bağlayarak, çöp ve bezlerden yapılan bebekleri bu beşiklerin içerisine bırakmaları sayılabilmektedir.

    Düşünce ve hayallerinde oluşturarak niyet haline dönüştürdükleri isteklerinin gerçekleşmesini isteyen genç kızlar, gelinler ve erkekler, bu gece tutulan niyetleri istikametinde gül ağacının dibine ev, araba, tarla, bağ ve bahçe şekillerini toprağın üzerine çizmek veya bu varlıkların çöpten yapılan sembollerini toprağa bırakmak suretiyle niyetlerinin gerçekleşeğine inanmaktadırlar. Aynı gece gül dalma veya balkon demirine bağlanan para cüzdanının güneş doğmadan önce alınması ile o yıl cüzdandan paranın eksilmeyeceğine, akşamdan yoğrularak gül ağacının dibine bırakılan bir top hamurun şafak vakti, iki küme haline dönüşmesi halinde, evden unun tükenmeyeceğine; o gece kilerdeki bütün yiyecek maddelerinin açık tutulması ile de bu mahsullerin bereketleneceğine dair inançlar bulunmaktadır.

    İslamiyet’te ölmüş kişilerden medet umulması ve onlardan direkt olarak dilekte bulunmak kesinlikle yasaklanmıştır. Ancak Anadolu Türkleri eski inançlarının bir devamı olarak Hızır’dan çeşitli sembollerle dilekte bulunmaktadırlar.

  4. #24
    Türklerde İslamiyet Öncesi Dini İnançlar nevermore - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2009
    Bulunduğu yer
    Bornova
    Mesajlar
    12.209
    Konular
    2853
    Alkarası

    Şamanizm inancında her şeyin bir ruhu olduğu inancının yanı sıra,insanları iyi ve kötü olarak etkileyen birçok ruhun da varlığına inanılmaktadır. Kötü ruhlardan biri de, yeni doğum yapan kadınlan kötü etkileyen, onlara kötülük yapan, hastalanmalarına yol açan Alkarası ruhudur. Günümüzde halen Alkarası inancı devam etmekte, yeni doğum yapan kadınlar bu ruhun kötülüklerinden korunmak için çeşitli tedbirler almaktadırlar. Aynca Alkarası ruhu yeni doğum yapan kadınlara kötülük yapmasının yanında,günümüzde Karabasan adıyla da bilinmektedir. Karabasan’m geceleri insanların uykularında geldiğine ve insanlara kötülük yaptığma inanılmaktadır.

    Eski Türklerde başına ve sonuna gelen farklı eklemelerle ifade edilen çeşitli Al Ruhlan vardı. Bunlar arasmda en sık rastlanan Albasan ruhudur. Bunlar Türk inançlarındaki kötü ruhlar özelliği taşımaktadırlar. Eski Türk geleneklerinde iki türlü Albastı’dan söz edilmektedir. Birincisi, Kara Albastı’dır ki, Anadolu’da günümüzde halen halk inançları arasmda yaşayan kötü ruh Karabasan sözcüğüne karşılık gelmektedir.

    İkincisi ise loğusa kadınlan rahatsız eden Albastı, Al karası inancıdır. Anadolu’da günümüzde de yaşayan bir inançtır. Al Karası denilen şeyin doğum yapmış kadına rahatsızlık vereceğine inanılır ve bu nedenle kadın kırk gün yalnız bırakılmaz. Albastı kötü ruhlan temsil eden bir inançtan gelen varlıktır.
    Albastı’mn Alkansı, Alanası, Alkızı gibi başka isimleri de bulunmaktadır.
    Yeni doğum yapmış kadınlara musallat olduğu düşünülen bu ruhun yol açtığı düşünülen rahatsızlığın hekim dilindeki gerçek adı
    fievre puerperale dır ve bu hastalık gerçekte temizliğe dikkat edilmediği hallerde mikroplardan olmaktadır.

    Halk arasmda Albastı olarak kabul edilen bu ruhun yapacağı kötülüklerden korunmak için bir takım inançlar uygulanmaktadır.Örneğin, Alkarasınm, tüfek sesinden, ocaklı adamlardan, demirden ve kırmızı renkten korktuğuna inanılmaktadır. Bunun için,loğusa kadın yatakta iken başına beyaz yaşmak ve kırmızı tül veya kurdele bağlanmaktadır, konuklar kırmızı altın takmakta ve loğusaya kırmızı şeker hediye götürmektedirler.
    Gelen konuklara kırmızı renkte olan loğusa şerbeti içirilmeside Alkarası’ndan korunmak için yapılan pratiklerdendir.
    Aynca korunma için maden (demir bıçak, maşa), bitki (süpürge),toprak (taş-kaya), su ve ateş de kullanılmaktadır.
    Bu uygulamalarda, Şamanizm’in yanında Demir Kültü, Taş-Kaya Kültü, Su Kültü ve Ateş Kültü’nün etkileri de görülmektedir.
    Aynca İslamiyet’ten sonra Alkarası’ndan koruyucu önlemler arasına sela, mevlit, ezan, muska gibi unsurlar da katılmıştır.

  5. #25
    MerLin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ağu-2008
    Bulunduğu yer
    Vantilatörün içi
    Mesajlar
    723
    Konular
    28
    Alıntı nevermore Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Kötü ruhlardan biri de, yeni doğum yapan kadınlan kötü etkileyen, onlara kötülük yapan, hastalanmalarına yol açan Alkarası ruhudur. Günümüzde halen Alkarası inancı devam etmekte, yeni doğum yapan kadınlar bu ruhun kötülüklerinden korunmak için çeşitli tedbirler almaktadırlar. Aynca Alkarası ruhu yeni doğum yapan kadınlara kötülük yapmasının yanında,günümüzde Karabasan adıyla da bilinmektedir.
    İkincisi ise loğusa kadınlan rahatsız eden Albastı, Al karası inancıdır. Anadolu’da günümüzde de yaşayan bir inançtır. Al Karası denilen şeyin doğum yapmış kadına rahatsızlık vereceğine inanılır ve bu nedenle kadın kırk gün yalnız bırakılmaz. Albastı kötü ruhlan temsil eden bir inançtan gelen varlıktır.
    Albastı’mn Alkansı, Alanası, Alkızı gibi başka isimleri de bulunmaktadır.
    Yeni doğum yapmış kadınlara musallat olduğu düşünülen bu ruhun yol açtığı düşünülen rahatsızlığın hekim dilindeki gerçek adı
    fievre puerperale dır ve bu hastalık gerçekte temizliğe dikkat edilmediği hallerde mikroplardan olmaktadır.

    Halk arasmda Albastı olarak kabul edilen bu ruhun yapacağı kötülüklerden korunmak için bir takım inançlar uygulanmaktadır.Örneğin, Alkarasınm, tüfek sesinden, ocaklı adamlardan, demirden ve kırmızı renkten korktuğuna inanılmaktadır. Bunun için,loğusa kadın yatakta iken başına beyaz yaşmak ve kırmızı tül veya kurdele bağlanmaktadır, konuklar kırmızı altın takmakta ve loğusaya kırmızı şeker hediye götürmektedirler.
    Gelen konuklara kırmızı renkte olan loğusa şerbeti içirilmeside Alkarası’ndan korunmak için yapılan pratiklerdendir.
    Aynca korunma için maden (demir bıçak, maşa), bitki (süpürge),toprak (taş-kaya), su ve ateş de kullanılmaktadır.
    Bu uygulamalarda, Şamanizm’in yanında Demir Kültü, Taş-Kaya Kültü, Su Kültü ve Ateş Kültü’nün etkileri de görülmektedir.
    Aynca İslamiyet’ten sonra Alkarası’ndan koruyucu önlemler arasına sela, mevlit, ezan, muska gibi unsurlar da katılmıştır.

    Alkarası ile Lilith'in arasındaki benzerlikler çok dikkatimi çekiyor.-Eğer yanlış bilmiyor isem- Efsaneye göre Lilith'de aynı şekilde yeni doğum yapmış kadınların çocuklarını kaçırıyor ya da hamile kadınların çocuklarının düşmesine neden oluyordu.Yeni dünyaya gelmiş çocukların beşiklerinin üstüne makas asılması vs gibi Lilith konusunda da Melek isimleri ya da muskalar kullanılıyordu sanırım korunulmak için.Öyle aklıma geldi benzerlik genel başlık ile pek alakası olmasa da eklemek istedim belki birinin ilgisini çeker Teşekkürler Nevermore.İlgiye takip ediyorum yazını.

  6. #26
    Türklerde İslamiyet Öncesi Dini İnançlar nevermore - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2009
    Bulunduğu yer
    Bornova
    Mesajlar
    12.209
    Konular
    2853
    Osmanlı’da Hanedan Kanı Dökülmemesi ve Kansız Kurban Biçimi Olarak Adanan Hayvanın Serbest Bırakılması
    Roux gibi tarih araştırmacıları, Osmanlı’da Hanedan kanının dökülmesinin yasaklanmasını, Türklerin eski inançlarına bağlamaktadır.

    Eski Türklerde kurban kanının dökülmesi yasaklanmıştır. Özellikle Cengiz Han döneminden kalan kayıtlarda bu fikri destekleyen birçok kanıt bulunmaktadır. Türklerde kanın kendisi kutsal sayılmaktadır. Ancak gerçekte kanın dökülmesinin önlenmesindeki amaç ona duyulan saygının gösterilmesi değil,diğer canlılara ve kuşkusuz bazı koşullar alt oda özellikle katillere yarayabilecek olan temel bir gücün, yani ruhun toprak tarafından emilmesine engel olmaktır. Genelde bir iple veya bir yay kirişiyle boğma yöntemi uygulanmaktadır. Bu son şekil Osmanlı İmparatorluğu geleneklerinde de sadık bir biçimde korunmuştur.

    Kansız kurbanların en önemlisi ruhlara bağışlamak için serbest bırakılan hayvanlar sayılmaktadır. Bu tür hayvanlara yük taşıtılması, sütlerinin sağılması, yününün kırpılması yasaklanmıştır. Bu hayvanlar sahibinin adağı olarak saklanmakta ancak uzun süre geçtikten sonra kurban edilebilmekteydi.. Bu gelenek Anadolu’da halen yaşamaktadır. Evlerde kurban niyetedilmiş kurbanlık koç ve kurbanlık boğaya rastlamak mümkündür.


    Kurban Edilecek Hayvanın Süslenmesi
    Şamanizm inancında kurban edilecek hayvan çeşitli boyalarla, boncuklarla,mendillerle süslenmekteydi. İslamiyet inancında kurban edilecek hayvanın süslenmesine dair herhangi bir şey bulunmamasına rağmen günümüzde Türkler arasında kurban edilecek hayvan çoğu zaman süslenmektedir.

  7. #27
    Türklerde İslamiyet Öncesi Dini İnançlar nevermore - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2009
    Bulunduğu yer
    Bornova
    Mesajlar
    12.209
    Konular
    2853
    Kansız Kurban Biçimi Olarak Saçı

    Türklerde kurban kanlı ve kansız olmak üzere ikiye ayrılmaktaydı. Kansız kurbana saçı denilmektedir. Saçının birçok çeşidi bulunmaktadır. Anadolu’da günümüze kadar ulaşan saçı inançları ise çok çeşitlilik göstermektedir. En önemli saçı geleneği ağaçlara ve kutsal kabul edilen mezarlara bez parçaları bağlayarak yapılan adaklardır. Ancak bunlar temelde Şamanistlerin dağ, orman, ağaç, su ruhlarına Yer-Su Kültleri bağlamında yaptıkları ibadetlerdendir. Bunlar Yer-Su Kültleri bölümünde incelenmiş ancak saçı geleneğini de ilgilendirdiğinden tekrar ele alınmıştır
    .
    Anadolu’da ulu görülen ağaçlara, kutsal sayılan mezarlara bez parçaları bağlanarak adak adanmaktadır. Bu inanç kansız kurban biçimi olan saçının günümüze yansımış biçimidir. Divriği’nin köylerinde ve Sivas yöresinde de adak yerlerine pişmiş yumurta,kaynamış bulgur, çörek türünden şeyler, bir avuç tuz, yerine göre şeker, kuru üzüm, ceviz, kayısı kurusu bırakılmaktadır.Bunlar da bir çeşit saçı olarak kabul edilmektedir. Özellikle küçük dilekler için adak olarak saçı nevinden şeyler kullanılmaktadır. Süt pınarına giden yeni doğum yapmış genç gelin saçı olarak göğsünden birkaç damla süt sağmakta, ağrı sısızısı olan, kutsal ağaca bir çivi çakmakta, sıtmalı hasta adak yerinden aldığı çaputu bileğine bağlamakta ve orada bulunanlara çörek gibi şeyler dağıtmaktadır.

    Günümüzde İslam hukukçuları saçı geleneğine karşı çıkmaktadırlar. Ayn bir aileye mensup olan kızın, getirildiği ailede şansının tutması, kısmetinin açılması ve beklediklerine kavuşması için yapılan saçılara örnek olarak,gelin alınırken gelinin yüzünün duvakla örtülmesi, onu dış etkilere, özellikle kötü nazara karşı koruma amacına yönelik olarak sayılmaktadır. Türk topluluklarında gelinin babanın evinden alınışından gerdek anma kadarki süre içinde değişik saçılar dağıtılmaktadır.

    Gelin oğlan evine getirildiği zaman, yakın akrabalarından birisi,gelinin başına para, üzüm, şeker ve leblebi gibi nesnelerin terkibinden oluşan saçıyı, uğur ve bereket getirmesi için serpmektedir. Bu sırada orada hazır bulunan büyük küçük bütün davetliler, bunlardan en az bir tanesini almaya çalışırlar. Alman bu saçı; evde, cepte veya cüzdanın bir köşesinde uğur ve bereket getireceği amaç ve inancıyla yıllarca saklanmaktadır.

    Bu saçı, her devirde topluluğun geçim kaynağı olan mahsulünden olmuştur. Avcılık devrinde avın kam, yağı ve eti, çobanlık devrinde süt, kımız ve havyarların yağı, çiftçilik devrinde dan, buğday, muhtelif meyveler saçı olarak kullanılmıştır.Saçı, yabancı soya mensup olan bir gelinin, kocasının soyundan olan atalar ve koruyucu ruhlar tarafından kabul edilmesi için yapılan bir kurban ayininin kalıntısı olma özelliği taşımaktadır.

    Bu pratiklerde amaç, gelin ve güveyin birleşmesine engel olabilecek iyeler/cinler için bir tedbir almaktır. Böylece saçıyı saçanlar, kazayı belayı def ettiklerine inandıkları gibi, saçıdan nasibini alanlar da bunun kendilerine uğur ve bereket getireceği inancıyla onu uzun süre saklamaktadırlar. Anadolu’nun hemen her yerinde rastlanan, gelin baba evinden çıkarılırken kapı tutularak veya düğün alayının önü kesilerek bahşiş alınması da çok yaygın inançlardan biri olarak sayılmaktadır.

    Harput yöresinde de ulu ve bilge kişilerin türbe ve mezarlanna taş yapıştırma, mum yakma, buğday serpme, kutsal sayılan ağaçlara renkli iplik ve paçavralar bağlama, kutlu pınar başlarına para,çamaşır gibi nesneler bırakma gibi saçı örneklerine rastlanmaktadır.

  8. #28
    Aquos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Tem-2014
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    35
    Konular
    2
    Eline sağlık nevermore, teşekkürler

  9. #29
    Türklerde İslamiyet Öncesi Dini İnançlar nevermore - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2009
    Bulunduğu yer
    Bornova
    Mesajlar
    12.209
    Konular
    2853
    Bir Saçı Biçimi Olarak Mum Yakmak

    Mum yakma inancı eski Şaman görüşlerinde ateşle bir takım dileklerin yerine getirilmesi düşüncesine dayanmaktadır. Alevi Türkmenlerinde de görülen mum yakma veya ocağı uyandırma inancı Şamanlığın bu konudaki inanç sisteminin İslamlaşmış şekli olarak tanımlanmaktadır. Bilindiği gibi Şamanların katılmadığı umumi merasimlerde ateşe adak sunarak eski Türkler dilekler dilemekteydiler. Hamam, türbe, cami gibi yerlerde mum yakılmasının tek sebebi sadece dilek dilemek olmayıp insana zarar verebilecek kötü ruhları kovmak amacı da bulunmaktadır.Ancak İnan gibi araştırmacılar bu inancın Türklere Hıristiyanlıktan geçmiş olabileceğini iddia etmektedir.

  10. #30
    Türklerde İslamiyet Öncesi Dini İnançlar nevermore - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2009
    Bulunduğu yer
    Bornova
    Mesajlar
    12.209
    Konular
    2853
    Şeyhler ve Türkmen Babaları
    Şamanizm kalıntıları örf ve adet şeklinden çıkarak yan Şaman olan şeyhlerin kurdukları tekkelerde dini bir unsur gibi yerleşmeye başlamıştır. Barak Baba, San Sal tuk, Geyikli Baba, Hacı Bektaş Veli’nin uygulamaları, bugünkü Altay Kamlarının uygulamalarından farksız görünmektedir.
    Roux da, Türkmen babalarını Şamanların mirasçıları, eski dinin büyücü rahipleri olarak tanımlamaktadır.
    Anadolu tarikat şeyhleri ile Şamanların ortak yanlarına bakıldığında,hem Şamanların, hem de şeyhlerin müziğin ve oyunun aracılığıyla kendinden geçtikleri, Şaman’nın hayvan kılığında tasavvur edilen yardımcı ruhlara sahip oldukları ve şeyhlerin de bizzat kendilerinin hayvan donuna girdikleri, Şamanların ve Kamların tören sırasında benzer davranışlarda bulundukları, hem Şaman’m hem de şeyhin ruhi hastalıkları ve birtakım rahatsızlıkları tedavi ettikleri, Şaman’m ve şeyhin transa girerek ateş üzerinde yürümek, karınlarına şiş veya kılıç sokmak gibi birtakım gösterilerde bulunabildikleri gibi sonuçlar çıkmaktadır. Aynca Şamanlar gibi Türkmen babalarının da İslamiyet’te tamamen yasaklanmış olmasına rağmen sihir ve büyüye başvurdukları bilinmektedir.


5 Sayfadan 3. İlkİlk 12345 SonSon

Bu Konu İçin Etiketler