Türkiye’deki Manyetik - Çekimsizlik Yokuşları
14 Temmuz 1980 gecesi TRT’nin yayınladığı “İşte Cumartesi” adlı programda, sonradan büyük yankılar uyandıracak olan bir manyetik yokuştan görüntüler sunulmuştu. İlgili filmde, programın yapımcısı Uğur Dündar, söz konusu yokuşun alt ucunda duran arabasının yanında görülüyordu. Sonra film ekibinin ses kayıtçısıyla birlikte, arabasına biniyor, motorun çalışmadığını gösteriyor ve vitesi boşa alarak arabadan çıkıyordu. Bu arada da yokuşta faal olan gizemli güçler hakkında bilgi veriyordu. Birkaç saniye sonra araba yokuş yukarıya doğru geri geri gitmeye başlıyor ve U.Dündar da arabasının yanında koşarak abasını izlemeye çalışıyor… Gizemli bir güç tarafından yokuş yukarı çekilen araba hızlandıkça U.Dündar da arabasına yetişmekte güçlük çekiyor… Aynen kendisi gibi motorları çalışmayan ve vitesleri boşa alınmış olan arabalarını yokuş yukarı sürüklenmeye bırakan diğer kişiler de onu izliyorlar…
Bu manyetik yokuş Kırklareli’ndeki Pınarhisar-Demirköy yolu üzerinde, İslambeyli köyünden 1,5km.ötede Istranca dağlarının Karaman Bayırı eteklerinde, Sait Köprüsü denilen yerde bulunmaktadır. Yaklaşık 250 metre uzunluğunda, 20-25 derecelik bir eğime sahiptir. Lüleburgaz Belediye Başkanı Özcan Değirmencioğlu, bu gizemli yokuş hakkında şunları söylemektedir: “ Yöre halkı bu yolu iyi tanır. Zaman zaman bu hatta çalışan şoförler yokuşu alt ucunda duran gizli gücün kendilerini yukarı çekmesini beklerler. Bu onlar için aynı zamanda da eğlence kaynağı olur. Program sırasında ekrana gelen Renault benim arabamdı. Birçok kez bu olaya şahit olmuşumdur. Arabanızla inin yokuştan aşağı. Boşa alın kontağı, ister kapatın, ister çalışır durumda olsun motorunuz. Yokuşun bir yerinde arabanızın iyice yavaşladığını ve durduğunu hissedeceksiniz. Çok değil bir iki saniye sonra arabanız yokuşu geri geri çıkmaya başlayacaktır motor çalışmadığı halde bu geri çıkış, önce yavaştan olacak, sonra hızınız gittikçe artacaktır… Bizler bu hızı ölçtük. Araba 17km.süratle yokuşun başına geri geri çekiliyor.”
Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesinden Prof. Dr. Hayati Çelebi, konuyla ilgili olarak bir yorum yapmış ve burada araştırmalar yapılaması için çağrıda bulunmuştu: “ Söz konusu yolun yokuş yukarı doğrultusunda çok güçlü bir manyetik alan oluşturan bir tepenin bulunduğu anlaşılmıştır. Bu tepe, arazide dikkatle bakıldığında diğer tepelerden kolayca ayırt edilebilecek niteliktedir. Bundan başka yolun yokuş aşağı doğrultusunda bu olayda etkisi olmayan bir tepe daha vardır. Fakat esas rolü oynayan, sözü edilen ilk tepedir ve bunun önemli bir kısmı manyetik demir filizi olan ve mıknatıs özelliği gösterdiğinden mıknatıs taşı olarak da bilinen magnetitten oluşmaktadır.Kimyasal formülü Fe3O4 olan siyah renkli bu demir filizi, yerin çekim alanı veya bulutlar, yıldızlar ve ay gibi atmosferdeki elektriklenme nedeniyle dıştan çok kuvvetli bir manyetik alanın etkisi sonucu polarizasyona uğramış ve böylece çok güçlü ve şiddetli bir manyetik alan kaynağını oluşturmuştur. Vitesten çıkarıldıktan sonra yokuş aşağı kendi hızı ile hareket eden vasıtalar, zıt yönlü bu manyetik alanın etkisiyle hızlarını yavaş yavaş kaybederek, sonunda eğiminde azaldığı bir noktada durmaktadırlar. Burada oldukça kısa bir süre hareketsiz duran vasıtalar, bu kez aradaki bu alan tarafından küçük bir mıknatısın toplu iğneyi çekmesi gibi kendine doğru çekilerek gittikçe artan bir süratle (17km./saat) zıt yönde yokuş yukarı doğru hareket etmektedirler. Eğer asfalt yol manyetik alan kaynağına kadar uzansaydı, vasıtalar daha çok sürat kazanarak kaynağın olduğu yerde duracaklardı. Önle alınmadığında bu durum belki de çok tehlikeli olacaktı. Sonuç olarak şunu belirtmek isterim ki, her yönüyle ilginç olan bu sahada çeşitli bilimsel gözlem ve araştırmaların yapılmasına gereksinim vardır. Özellikle doğada spontan olarak oluşan bu büyük ve güçlü manyetik alan laboratuarından, fizik bilimine ilişkin yapılacak olan pek çok araştırmalar olabilir kanısındayım.”Toprağın derinliklerinde gömülü olan manyetik bir derin madeninin bu yokuş yukarı çekilme olayına yol açması ihtimalinin yanı sıra, burada, yerçekimi kurallarını tersyüz eden bir anti-gravitasyon alanının mevcut olduğu da düşünülebilir. Çünkü manyetik yokuşu incelemeye gidenler, buradaki gizemli gücün sadece metal otomobilleri değil, yola dökülen suyu da yukarıya doğru çektiğine hayretler içinde tanık olmuşlardır. Üstelik yola inşaat işçilerinin kullandıkları türden bir su terazisi yerleştirildiğinde, aletin içindeki hava kabarcığı yukarı kayacağı yerde aşağı kaymıştır.
Denildiğine göre, Bolu Dağında ikinci bir manyetik yokuş daha vardır. Burada arabalrı vitesleri boşa alınmadan dahi yokuş yukarı sürükleyebilen çok etkin bir gücün faaliyeti söz konusudur. Aslında dünyanın her yanında daha birçok manyetik yokuş bulunmaktadır. Örneğin bunlardan dördü İngiltere’de yer alır. Bunlardan Electric Brae(elektirk bayırı) İngiliz BBC televizyonunca tüm dünyaya tanıtılmıştır. İngiltere’deki bir diğer manyetik yokuş üzerinde de, yok yerine bir ırmak mevcuttur ve bu ırmak yokuş yukarı akar! Ayrıca Kuzey Amerika’da yedi, Avustralya’da iki, Fransa’da ve İtalya’da da birer manyetik yokuşun bulunduğu bilinmektedir. Bu ülkelerde üzerinde yol bulunan manyetik yokuşların, alt ucuna, yolculara orasının bir manyetik yokuş olduğunu ve ilginç özelliğini açıklayan levhalar dikilmiştir. Kuzey Amerika’da, Kanada’nın New Brunswick kenti yakınlarında yer alan manyetik yokuş, geceleri faaliyete geçmesi bakımından ilginçtir. Güneş batıktan sonra abaların yokuş yukarı çekilmesinin yanı sıra, gündüz aşağı doğru akan bir dere yukarıya doğru akmaya başlamakta, tahta sopalar cam bilyeler yokuş yukarı yuvarlanmaktadırlar. Hatta yokuşun ulaştığı tepedeki kayaları geceleyin yerinden kaldırmak bir hayli kolaylaşır. Buna karşılık yokuş aşağı inmek hem arabalar hem de insanlar için aynen dik bir yokuş tırmanıyormuşçasına bir çaba sarf etmeyi gerektirir. İlginç bir husus da, Avustralya’daki manyetik yokuşlardan birinde, yokuş yukarıya doğru saatte 18km.lik bir hızla kaydıklarının tespit edilmiş olmasıdır. Bu hız Trakya’daki yokuşta görülen çekilme hızıyla aynıdır.
İngiliz coğrafyacı-gezgin- yazar Egerton Sykes’a göre, akademik çevreler, bilimsel olarak açıklanamayan bu tür “gravitasyonel düzensizlik” sahalarının keşfedilmesine karşı çıkmakta ve olumsuz tepkiler göstermektedirler. Kırklareli’nin manyetik yokuşu da bu çeşit tepkilerle karşılaşmıştır. Ne var ki, bu tür olumsuz yorumlarla unutturulmak istenen manyetik yokuş konusu kapanmış değildir; henüz gündeme yeni gelmiştir.1981 yılı Kasım ayında, manyetik yokuş, bilim Araştırma Merkezinin üyelerince incelenmiştir ve yokuş hakkındaki bilinen genel enformasyona ilaveten, şu önemli hususlar tespit edilmiştir:
1-Yokuşun tepe kısmında, pusulanın kuzey ucu yere doğru bir sapma göstermektedir. 2-Radyestezik sarkaç, çekim yönünde linear salınım yapmaktadır.3-Kütleleri daha fazla olan objeler, daha büyük bir çekim gücüne maruz kalmaktadırlar. 4-Yokuşu yer aldığı Trakya yöresinde, çok sayıda höyük mevcuttur. Bunların bir “ley” hattı sistemi dâhilinde yer aldıkları düşünülebilir.
Dünyanın önde gelen fizikçilerinden T. Towsend Brown, elektrikiyet ile gravitasyon arasındaki, Biefield-Brown adıyla anılan bağlantı etkisini 28 yıl süreyle inceledikten sonra, şu kesin sonuca varmıştır: her bir elektromanyetik fenomenin, elekrtogravitasyonel bir bezeri mevcuttur. Bulgularını 1966 yılında yayımlayan Alman bilim adamı Wilhelm Laun ise şöyle diyordu: “ Kökeni elementer partiküle dayanan yerçekimi gücü, elektrik ve manyetik alanın bir birleşik gücüdür…”Einstein’ın öğrencilerinden dr. Erwin Saxl da, elektrikiyet ile yerçekimi arasındaki dinamik bir etkileşim kavramını ortaya atmış ve gravitasyonel sabite’nin hiç de sabit olmadığı sonucuna varmıştı. Bu durumda, elektromanyetik mahiyetteki düzensizliklerin, bulundukları yerlerde, gravitasyonel anomalilere yol açıp açmayacakları sorusu akla gelmektedir. Bu ihtimal göz önüne alındığında, manyetik yokuşların yerçekimini çarpıtan niteliklerinin, dünyanın manyetik alanındaki anomalilerden ileri geldiğini düşünebiliriz.
Dünya tarihinin değişik dönemlerinde manyetik alanın büyük değişimlere uğramış olduğu bilinen bir gerçektir. Dünyanın eksenlerinin yer değiştirmesi eklenen günlerde yaşadığımıza göre, manyetik alanda bu tür br değişimin oluştuğu bir dönemden geçiyor olmamız oldukça akla yatkındır. Bermuda Üçgeni, Kuzey Amerika’daki Büyük Güller Yöresi, Çanakkale Bölgesi ve Ege Denizi gibi dünyanın çeşitli yerlerinde ortaya çıkan esrarengiz olaylar, Ufolojik tezahürler ve muamma dolu felaketler ile elektromanyetik düzensizlikler arasında daima bir bağlantı kurulabilmesi, bunlara yol açan esas faktörün, dünyanın manyetik alanında meydana gelen söz konusu deişim olabileceğini göstermektedir. Bu durumda manyetik yokuşlarda tezahür eden anti-gravitasyonel etkilerin yukarıda sözünü ettiğimiz yerlerde de görülmesi gayet doğaldır. Nitekim George Van Tassel, Bermuda Üçgeniyle ilgili bir yazısında, bu bölgede oluşan kaybolma olaylarının sebebini gravitasyon etkisi, uçak ya da gemileri önce levite etmekte ve etkinin sürmesi halinde, levite olan obje ya da objeler genişlemekte yani moleküler bir değişime uğramakta ve en nihayet dezentegre olmaktadırlar. Anti-gravitasyonda ötürü, objelerin moleküler yapılarında meydana gelen böyle bir çözülme sırasında, eğer olayı meydana geldiği ortamda nem varsa, bu da iyonlaşmaya yol açmaktadır. Görülüyor ki Çanakkale’deki kaybolma olayını da, Tasel’in bu ilginç savına dayanarak açıklamak mümkündür.
Bu konunun bir diğer ilginç yanı, anomalilerin yol açtığı olayların, kaybolmaların yanı sıra, uçakların beklenmeyen ve açıklanamayan düşüşlerini de kapsamasıdır. Yani anti-gravitasyonel tezahürlerle birlikte, doğal olmayan bir gravitasyon etkisi, şiddetli bir aşağı çekiş de görülmektedir. Birbirinin zıddı olan bu iki etkinin aynı yerde ortaya çıkması, ancak tek bir olguyla açıklanabilir: bu da, manyetik düzensizliklerin yol açtığı gravitasyonel anomalilerin, bir girdap şeklinde tezahür etmesidir. Girdap biçimindeki oluşumların özelliği, dış yüzeylerinde sarmak şeklinde bir “yukarıya çekme” etkisi meydana getirirken, merkezlerinde bir “aşağı çekme” etkisi oluşturmalarıdır. Nitekim yakın bir tarihte, anti-gravitasyonel tezahürlerin görüldüğü manyetik yokuşun yer aldığı Trakya’da meydana gelen beklenmedik uçak facialarına da, bu türden girdap biçimi bir gizemli güç oluşumunun yol açmış olabileceğini düşünebiliriz.
Gizemli güçlerin Trakya bölgesindeki mevcudiyetinin, daha başka ilginç paranormal fenomenlere yol açtığını da görüyoruz. Örneğin, 13 Eylül 1946 tarihli gazetelerde, manyetik yokuş gibi Pınarhisar yakınlarında yer alan Vize ve Saray ilçeleri arasındaki Saluk ve Örenli köyleri civarında, 1000dönümlük bir araziden, gündüzleri dumanların geceleri de alevlerin çıktığı yazılıdır. Bu arazideki toprak kendi kendine yanarak kor haline geliyordu. Olayın mahiyetini bir türlü anlayamayan yetkililer, buradan kapkara, sünger gibi bir toprak çıktığını söylemişlerdi. Dahası yanan bölgede sürekli olarak bir sarsıntı hissedilmişti. Edirne’de ise, Selimiye Camii ile Yıldırım semtindeki Hıdır Baba türbesinde, dilekte bulunan kişilerin dileklerinin gerçekleşip gerçekleşmemesine göre sağa ya da sola dönen ya da üzerine çıkan kimseyi döndüren 3 tane kutsal taş vardır. Bursa dışında Türkiye’nin başka hiç bir yerinde rastlanmayan bu “dönen taşların” özellikle Edirne’de ortaya çıkması, burada yani Trakya bölgesinde paranormal olayların oluşmasını sağlayıcı bilinmeyen doğaüstü güçlerin ve yüksek varlıkların bir faaliyet alanı olmasına bağlanabilir.