Toplam 1 sonuçtan 1 ile 1 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Türk Sinemasında Minimalizm: Zeki Demirkubuz

  1. #1
    Locked - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eki-2007
    Mesajlar
    2.045
    Konular
    378

    Türk Sinemasında Minimalizm: Zeki Demirkubuz





    Meksika'nın Alejandro González Iñárritu'su varsa bizim de şehir hayatının insanın ruhunu büzüştüren sıkışıklığını ustaca anlatan Zeki Demirkubuz'umuz var.

    Zeki Demirkubuz, Türk sinemasında minimalizm denince ilk aklımıza gelen isim. Liseden atılmış, konfeksiyon atölyesinde ütücülük yapmış, işportacı olarak çalışmış, 1980 darbesinden sonra hapis görmüş biri olarak, dram anlatacaksa buna sonuna kadar hakkı var.
    Demirkubuz, İstanbul Üniversitesi'nde İletişim Fakültesini bitirdi ve Zeki Ökten ustanın yanında asistanlık yapmaya başladı. 1994’te ilk filmi "C Blok"u çekti. Bugün izlediğinizde (ki DVD'sini ancak ikinci el bulabilirsiniz), sonraki filmlerine göre olgunlukta geri kalmaz ancak üsluptaki yetersizliğini görebilirsiniz.
    Demirkubuz, zamanla anlatımını mükemmmelleştirdi. Gelin görün ki bu mükemmellik, asla bir Nuri Bilge Ceylan filmindeki gibi caka satan sinematografi olmadı. Yani teknik terör estirmedi, bu da zaten kendi tabiri.
    Demirkubuz hayatı boyunca yaşadığı zorlukları, dramları filme aktarırken zekice kullandı. İkinci filmi, bizce başyapıtı olan "Masumiyet" (ki Venedik Film Festivali'ne bu filmle konuk oldu) ve 1999'da çektiği "Üçüncü Sayfa" ile bunu net olarak görebilirsiniz.

    Sonraki filmleri ise "Karanlık Üzerine Öyküler" adlı bir üçleme idi: 2001'de Cannes'da gösterilen "Yazgı" ve "İtiraf" ile 2003'te çektiği "Bekleme Odası". 2006’da çektiği "Kader"le "Masumiyet"in de başlangıç öyküsünü anlattı.
    Zor akan filmlerden sıkılıyorsanız, Demirkubuz'a mutlaka şans verin. "Öteki Türkiye" denen kavramı içinizi boğmadan, hatta bazen sizi şaşırtacak akıcılıkta anlatan, "ezilmiş edebiyatı" yapmadan dram anlatabilen belki de tek Türk yönetmendir kendisi. Zaten şöyle bir şey diyen bir yönetmeni nasıl sevmeyebilirsiniz ki?
    "Sinemanın halkı uyandırmak gibi, gerçekleri anlatmak gibi işlevlerinin olduğuna inanmıyorum. Aksine Tarkovski'nin, Bergman'ın yaptığı gibi bir iç yolculuğa gitmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü kişisel olan aynı zamanda zaten toplumsaldır, ama toplumsal olan kişisel değildir."