Toplam 4 sonuçtan 1 ile 4 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Türk Kültüründe Kuşa Dönüşen Kadınlar

  1. #1

    Üyelik tarihi
    Haz-2014
    Bulunduğu yer
    Defolu Caddeler
    Mesajlar
    5.623
    Konular
    116

    Türk Kültüründe Kuşa Dönüşen Kadınlar



    Türk kaynaklarında kaz ve kuğuya benzetilen kızlar ile ilgili çok sayıda kayıt vardır. Destanlarda kuğu boyunlu, kaz gibi kadınlardan söz edilir[1]. Uzun boyunlu olmanın güzel kabul edildiği, Oğuz Beylerine içki sunan kızların boynu birer karış diye tarif edilmelerinden anlaşılmaktadır[2]. Er Targın Destanında Kırım Hanının kızı Ak Cunus söylediği türküde “Baba ile anamın Beslenmiş kazıydım” der[3].

    Kuğu ve kaz ile ilgili bu tür benzetmelerin Türklerin yaşadıkları çevrede bulunan hayvanlardan kaynaklandığı düşünülebilir. Öte yandan beyazlık da kadınlarda aranan bir özelliktir. Ten renkleri arasında beyazın en gözde renk olduğu anlaşılmaktadır. Kızlar ve gelinler ak yüzlü[4] ya da akça yüzlüdür[5]. Manas Destanında Buuday Bek “kardan ak eti var” diye betimlenir[6]. Er Targın Destanında Kırım Hanının kızı Ak Cunus söylediği türküde “Karı gör de etimi gör! Kar üstüne kan damlar” der[7].

    Esmerlik ise olumsuz bir özellik olarak görülmektedir. Manas Destanında Almambet’in çadırında oturan kız “memeleri kova gibi, götü kök gibi kara bir kız” diye tarif edilir[8]. Siyah kötülere özgü bir renk olarak algılanır. Kötülük tanrısı Erlik kara bıyıklı, kara sakallı, kara çalmış yüzlü, kapkara yüzlü olarak betimlenir[9]. Erlik’in kızları da kara yüzlü, kara saçlı, beş örgülü diye anlatılır[10]. Dolayısıyla rengi beyaz olan kuğu ve kazın kadınların güzelliğini vurgulayan benzetmelerde kullanılması doğal görünmektedir.

    Ancak bu benzetmelerin dışında kalan kuşa dönüşme öykülerinin simgesel anlamlar içerdiği açıktır.

    Manas Destanında Ay-çürök, oğlunu öldürmek isteyen Er-kıyaz’ı ak kuğu elbiselerini giyip babası Akın Han’ın yanına gitmekle tehdit eder[11]. Böylece onun istediği zaman bir elbise giyip kuğuya dönüşebileceğini anlarız. Bu anlatımdan dönüşüm için bir elbiseye gerek olduğu sonucu çıkar. Elbise motifi de tüm Altay halklarında yaygın olan bir öyküye gönderme yapar. Bu öykü şöyle özetlenebilir: Bir erkek bir göl kenarına iner ve burada elbiselerini kıyıda bırakmış kadınların çıplak olarak yüzdüklerini görür. Oyun olsun diye kadınlardan birinin elbiselerini çalar. Kadınların tümü kuğu ya da kaz olup uçar, giderler ama elbisesi çalınan kadın kıyıda kalır. Erkekle evlenir ve bir oğlan doğurur ama daha sonra kuş giysilerini yeniden bulunca kaçmayı başarır[12].

    Gökten gelen, suda yüzen ve yine göğe uçup giden bu kuş-kadınları göksel birer varlık olarak düşünürsek, ruhlar ile ilgili olduklarını öne sürebiliriz. Kuş, Antik Mısır uygarlığından beri ruhun simgesi olagelmiştir[13]. Güvercin Hıristiyanlıkta Kutsal Ruh’un simgesidir[14]. Kuğu kuşu ile ruhun birlikteliğini gösteren bir örnek ise Yakut Türklerinin inançlarında karşımıza çıkar. Yakutlar, “Ayısıt” adını verdikleri yaratıcı, bereket ve refah sağlayıcı dişi ruhlara inanırlardı. Ayısıtlar dağınık halde bulunan yaşam unsurlarını birleştirip, “kut” yaparlar ve kutu ana karnındaki çocuğa üflerler, ona can verirlerdi. Kuğular da Ayısıtların simgesi sayıldığı için onlara dokunulmazdı[15]. Böylece bu kuğu-kadınların Şamanizm inancına göre yaratıcı ve bereketli dişi ruhları simgelediklerini söyleyebiliriz.

    Şaman rituellerinde de kaz önemli bir yer tutar. Şaman bir kazın üstüne binip gökyüzünde dolaşır, kazın sesini taklit ederek konuşur. Bunun için de içine ot doldurulmuş bir nesne kullanır[16].

    İ.Ö. 5.-4. yüzyıllara tarihlenen Pazırık 5 No.lu kurganda bulunmuş olan iki adet keçeden yapılma kuğunun cenaze çadırı ya da araba süsü olduğu düşünülmektedir[17]. Çadır, Şamanist inanca göre kozmolojiyle ilgili bir simgedir. Gök kubbe bir çadır gibi düşünülür, Samanyolu çadırın dikiş yeri, yıldızlar da ışık gelsin diye açılmış pencerelerdir[18]. Bu keçe kuğular eğer cenaze çadırının tepeliği olarak kullanılmışlarsa göğe yükselen ruhu simgeliyor olabilirler.

    Öte yandan efsanelerin ortak motiflerinden biri de göl, pınar gibi bir su kaynağıdır. Bazı efsanelerde kuşa dönüşme motifi kaybolsa da sudaki kızı yakalama temasının sürdüğü görülür. Başkurtların Tülek Efsanesinin kahramanı Zoya Tülek göl kralının kızı Susulu ile karşılaşır, ondan kaçıp göle atlayan kızın ardından göle atlar ve onu saçlarından yakalar, kız beni bırak da elbiselerimi giyip geleyim der ve sarayına döner. Beklemekten sıkılan Zoya Tülek, gölün sularını kurutması için tanrıya yalvarır, sular çekilmeye başlayınca kız, Zoya Tülek’i sarayına kabul eder ve birlikte yaşamaya başlarlar[19].

    Su motifinin sürmesinin hatta hiç değişmemesinin nedenini yaradılışla ilgili efsanelerde bulabiliriz. Türklerin yaradılışla ilgili efsanelerinden birinde daha henüz dünya yokken, her yer sularla kaplıyken tanrı ve insanın siyah bir kaz biçiminde uçtukları anlatılır. İnsan suya düşer ve tanrıya kendisini kurtarması için yalvarır. Tanrı onun kurtulması için kayaları yaratır, sonra suya dalıp toprak getirmesini söyler. İnsanın getirdiği topraktan dünyayı yaratır[20]. Yakut Türklerinin yaradılış efsanelerinden birinde de tanrı bir balıkçıl ile bir yaban ördeğini çağırır, denizden toprak çıkarmalarını ister. Yaban ördeği çamuru getirir ama balıkçıl hiç bir şey getirmez. Tanrı ona kızar ve denizde kalmasını, yeryüzüne gelmemesini söyler. Yaban ördeğinin getirdiği çamurla da dünyayı yaratır[21].

    Dünyanın yaradılışı ile ilgili bu efsanelerde ortak motifin kaz ve ördek oluşu dikkat çekicidir. Bunlar yaradılışa yardım eden hayvanlardır. Su ise yaradılışın başladığı yer olarak kabul edilmektedir. Böylece gökten gelen yaratıcı ruhların suya girip, yaratıcılıklarını gerçekleştirip tekrar gökyüzüne döndüklerini söyleyebiliriz. Bu kuş-kadınlar yaradılışın başladığı suda yüzüp, güçlü çocuklar doğuran figürlerdir.

    Çeşitli Türk topluluklarının kuğu, ördek ya da kazı ataları olarak kabul etmeleri de ilginçtir. Yakutlar kaz ve kuğuyu kutsal kabul edip, yemezlerdi[22]. Çin Yıllıklarında Doğu Türklerinin yaradılışı hakkında ilginç bir bilgi verilir. Bir dişi kurt tarafından dünyaya getirilen erkek kardeşlerden birinin adı ıçi-ni-şi-tu’dur. Tüm bu kardeşler uzuvları eksik olarak doğmuşlardır ama bir peri ıçi-ni-şi-tu’ya dokunarak onu yağmurlara ve rüzgarlara hükmeder hale getirmiştir. Biri yaz öteki kış tanrısının kızı olan iki kadınla evlenmiş, bu kadınlardan birinin doğurduğu dört oğlandan biri beyaz bir kuğuya dönüşmüştür[23]. Böylece kuğu, atalar kültüyle ilgili bir simgeye dönüşür ki, benzer inançları Macar ve Finlerin ataları olan Vogullar’da ve Ostyaklar’da da görürüz. Onlar da kuğuyu kutsal kabul edip etini yemezlerdi. Tanrı Ayas’ın zaman zaman kuğu kılığına girip dünyayı dolaştığına inanırlardı. Macarlar da Lebedias adlı reislerinin kuğu ataları olduğuna inanmışlardır[24].

    Kaz hakkında Kaşgarlı Mahmud’un 11. yüzyılda hazırladığı büyük sözlükte karşımıza çıkan bir bilgi oldukça ilginçtir. Burada Kaz özel isim olarak gösterilmekte ve Afrasyab’ın kızının adı olduğu belirtilmektedir. Kazvin kentini de bu kızın kurduğu, babası Tonga Alper’in adının Afrasyab anlamına geldiği anlatılmaktadır[25]. Her ne kadar bu bilgiyi Roux hayali olarak nitelese[26] de kazın atalar kültüyle bağlantısını gösteren bir örnek olarak dikkat çekicidir.

    Efsanelerdeki Kuş-kadın motifi zamanla periye dönüşmüştür. Kırgızların Er-Töştük efsanesinde kıyıları ışıklı bir göle eğlenmek için gelen cinlerin ve perilerin kızları diye tarif edilen 40 kız, 40 gün eğlenirler, kırk birinci gün uçup giderler ama içlerinden biri olan Ay Salkın sekiz gün Er-Töştük’ü bekler ve ondan gebe kalır ama bir fırtına çıkar ve ortadan yok olur[27].

    Dede Korkut Destanında bir çoban Uzun Pınar denilen ünlü bir pınarın başına konmuş periler görür, birini yakalar ve onunla birleşir. Çoban ürken koyunlara bakarken peri uçup kaçar ve kaçarken de “yıl bitince gel emanetini al ama Oğuz’un başına felaket getirdin” der. Yıl bitiminde aynı pınara gidince perinin bıraktığı bir kütle görür. Tekmeledikçe büyüyen bu kütleyi alıp, obasına getirir. İçinden yenilmesi güç bir yaratık olan Tepegöz çıkar. Oğuzların başına bela olur. Ancak Basat onu yenmeyi başarır[28].

    Buradaki perinin kötü bir yaratık doğurmasına benzer biçimde olumsuz bir kuğu-kadın motifi de bir Güney Sibirya masalında yer alır. Bu masalda bir çocuk bir mağara deliğinden yer altına düşer. Yer altındaki kötü ruhlar onu dokuz zincirle hapsederler. Çocuk uzun mücadelelerden sonra zincirlerinden kurtulup, dışarı çıkacakken kuğu-kadın onun çıkmasına engel olur[29].

    Kuş-kadın motifinin periye dönüştüğü bu efsanelerin Şamanizm ile bağlantılı olduğu düşünülebilir. Orta Asya’da İslamlığın yayılışıyla şamanların mesleklerini meşrulaştırmak için “Peri Han” (peri okuyucu) risaleleri düzenleyip, Peygamberin kızı Hazreti Fatma’yı kendilerine koruyucu olarak ilan ettiklerini görürüz[30]. Nitekim elimizdeki Dede Korkut Destanı Türklerin eski inançlarından pek çok iz taşımakla birlikte İslamlığa ilişkin bir anlatıma sahiptir. Kuran’da perilerden söz edilmez, yalnızca ateşten yaratılan cinlerden söz edilir[31]. Ancak Hazreti Fatma’nın Peri Hanlara koruyucu olmasına yol açan öykü, konumuz açısından ilginçtir. Bu öyküye göre Hazreti Fatma bir gün bir ağacın gölgesinde otururken havadan gelen bir kuş bu ağacın dalına konar, dal hemen kurur, kuşun gölgesi Fatma ananın üstüne düşer ve Fatma ana hastalanır. Hekimlerin ilaçları onu iyileştiremez. Tanrı tarafından yollanan 40 eren gelir, bu erenler yere bir tuğ dikerler, etrafında dolaşırlar ve onu iyileştirirler. Böylece bakşılık Hazreti Fatma’dan kalan bir gelenek olarak kabul edilir[32]. Bu öyküdeki kuş figürü Dede Korkut Destanındaki canavar doğuran peri gibi olumsuz bir figürdür. Böylece Türklerin İslamlığı kabul etmeleriyle gökten gelen bu kuş ya da perilerin zamanla kötü olaylara neden olan olumsuz figürler olarak kabul edilmeye başlandığını düşünebiliriz.

    Gökten gelen kuşların, perilerin İslamlıkla birlikte olumsuz figürler olmalarına rağmen kuşa dönüşme teması sürdürülmüştür. İslamlığın Şii mezhebinin Türkiye’deki kolu olan Alevilerin mitolojisi kuşa dönüşen din büyükleri ile doludur. Hacı Bektaş Veli şahin ve güvercin kılığına, Abdal Musa ve Pir Sultan Abdal güvercin kılığına girebiliyorlardı. Ahmet Yesevi turna, Sarı İsmail doğan, Baba Resül geyik ve güvercine dönüşebiliyordu[33]. Bu metamorfozlar din adamlarının mucizeleri olarak nitelenebilir. Güvercin kılığına giren Baba Resül, bu mucizeyi görenlerin Müslüman olmasına yol açmıştır. Barış zamanlarında güvercin olan Hacı Bektaş Veli savaşmaya şahin biçiminde gitmiştir[34].

    Anadolu’ya yerleşen Türklerin masallarında ise kuşa dönüşen kız motifi sürmüştür. Terzi Kız Masalında üzerine iğneler saplanarak yapılan bir büyü sonucu kuşa dönüşen kız, kocasının bu iğneleri çıkarmasıyla yeniden eski haline döner[35]. Mercan Kız Masalında ise saçındaki üç beyaz teli koparılınca kuşa dönüşen bir kızdan söz edilir[36]. Altın Oğlan ile Altın Kız Masalında kuş kılığındaki üç peri ayın on dördünde üç kıza dönüşürler[37]. Ancak su motifi unutulmuş gibi görünmektedir. Yalnızca Kurbağa Prenses Masalında evleneceği kızı bulmak için ok atan şehzadenin oku bir bataklığa düşer ve oradaki kurbağayı alıp döner. Kurbağa bir kıza dönüşür ama yeniden derisini giymek istediğinde şehzade deriyi ateşe atar. Bu yüzden de masalın devamında epey sıkıntı çekerler[38]. Bu masalda kuş motifinin yerini kurbağa, göl motifinin yerini bataklık almıştır ama deri-elbise motifi sürdürülmüştür. Deri-elbise motifinin sürdüğü bir başka masalda da keçi kız anlatılır, onun derisi de kocası tarafından yakılır[39]. Su motifinin durduğu başka bir masalda kız ağaçta oturmaktadır, şehzadeyle evlenirler ama onları kıskanan vezirin kızı “ormanda bulunmuş, saçları yolunmuş, kimin kızısın? Yaban kazısın” diyerek kızı aşağılar[40]. Bu masalda kuş motifi pek de unutulmuş gibi değildir. Kızın ağaçta oturması ve vezir kızının ona “yaban kazısın” demesi eski söylenceleri anımsatır.

    Böylece İslamlığın kabulünden sonra da kuş-kadın temasının masallarda sürdüğünü söyleyebiliriz. Masallar da çoğunlukla mitlerle karışmıştır. Masallarda kutsallığın azaldığı gözlenir[41]. Ama yine de masallar halk edebiyatının örnekleri olarak pek çok mitolojik öykünün yalın anlatımlarını sunarlar ve dinsel inançlara ilişkin ipuçları taşırlar. Kuşa dönüşen kadınlar ve göl teması da Şamanizm kaynaklı bir tema olup, gökyüzünden gelen bereketli ruhların yaradılışın başladığı suda döllenip, doğurduktan sonra gökyüzüne geri döndükleri inancını gösterir. Hem uçabilen, hem yüzebilen, hem de karada dolaşabilen kuş kadınlar yaradılışın gök, yer ve su döngüsünü tamamlarlar. 319

    Yrd. Doç. Dr. Simge Özer Pınarbaşı
    İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Genel Sanat Tarihi Anabilim Dalı

    Kaynak: ACTA TURCICA Çevrimiçi Tematik Türkoloji Dergisi

    Online Thematic Journal of Turkic Studies
    Yıl IV, Sayı 2-1, Temmuz 2012 “Kültürümüzde Tebdil-i Kıyafet”





  2. #2
    chesterfield - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ara-2008
    Bulunduğu yer
    Anahita
    Mesajlar
    3.657
    Konular
    142
    Konu güzel ilgi çekici paylaşım için teşekkür ederiz.
    Türkler İslamiyeti kabul etmiştir lakin Araplaşmamıştır diyecektim bu son dönem onuda tamamlıyoruz şükürler olsun...

    Ayrıca Alevilik Şiiliğin bir kolu değil hatta alevilik bir mezhep değil.Bir yaşam biçimidir.

  3. #3
    Buda Jo Red - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nis-2015
    Bulunduğu yer
    usa
    Mesajlar
    157
    Konular
    19
    tesekkurler ilginc bir yazi

  4. #4

    Üyelik tarihi
    Mar-2008
    Bulunduğu yer
    Eskişehir
    Mesajlar
    281
    Konular
    15
    Bu kültürden midir bilmem ama bizim köyde (doğu karadeniz) yaşlı bir teyze anlatırdı küçükken.
    Bir kuş vardı, ötüşü farklıydı "bulguruguruk" (ya da benzeri bir) şekilde öterdi. Bu kuş ne zaman ötse o yaşlı teyze "bulguru kurut kuşu ötüyor" derdi.
    Hikayesi ise; kaynanası tarafından şiddet gören bir kadın evdeki bulguru yanlışlıkla ıslıyor, kaynanası bunu görüp "bulguru kurut" diyerek bu kadıncağızı dövüyor ve kadın aldığı darbeler yüzünden kafayı yiyip sadece "bulguru kurut" demeye başlıyor. Aradan biraz zaman geçtikten sonra kadın yine yanlışlıkla bir şeyleri bozuyor ve kaynanasından korkusundan "Allah'ım beni kuş et" diyor. Kadının duasını duyan Allah onu bir kuşa dönüştürüyor ve kadın uçarak kaçıyor. Ve o günden sonra bu kuş bulguruguruk(bulguru kurut) diye öterek geziyor.
    Evet hikaye saçma ama mitolojik olmadığını iddia edemeyiz.


Bu Konu İçin Etiketler