2 Sayfadan 2. Sayfa BirinciBirinci 12
Toplam 18 sonuçtan 11 ile 18 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Sümerler Hakkında Bir Çok Şey

  1. #11
    Kalipso - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ara-2006
    Mesajlar
    378
    Konular
    39
    Urumhamatahayil, epeyce emek harcamışsın çok da güzel olmuş ellerine sağlık.

    Oldukça ayrıntılı ve geniş bir anlatım. Rica etsem kaynağını öğrenebilir miyim?





  2. #12
    Urumhamatahayil Urumhamatahayil isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    -YASAKLI-
    çeşitli internet siteleinden topladım baya bir uğrştım mesela orda gecen bir tanrı adını tekrar aradım onu arştırdım gibi resimler içinde grafikler bölümünü kullnadım tek bir adres yok acıkcası teşekür ederim buarada böyle yazılar gelince daha çok yazasım geliyor

  3. #13
    boggyhillocks - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ara-2006
    Mesajlar
    573
    Konular
    42
    bundan çok önceleri yaşamış olan böyle güzel medeniyetlerin (özellkle sümerler) bu denli teknolojiye nasıl ulaştıklarını mrk eden arkadşlar için annunakiler, nefilimler, gibi forumda yer alan konuları okumasını tavsiye ediyorum.. Güneş sistmemimizde yer alan ancak yörüngesi sebebiyle dünya yılına göre 3600 yıla denk gelen marduk gezegeninin halkıdır nefilimler..kaynakta verebilirm =)

  4. #14
    hexagram hexagram isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    çok sağol urum,geniş bi zamanda hepsini okumaya çalışacağım

  5. #15
    arman
    Guest
    saol paylasim icin urumhayatil simdi yazdirtiyorum hepsini zevkle okuyacagim

  6. #16
    raskolnikov - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May-2008
    Mesajlar
    3.398
    Konular
    681

    Sümerler...

    SÜMERLER: Tarihleri, Kültürleri ve Karakterleri
    Geniş Bir Özet I.Bölüm



    Kramer'in, 1956 yılında yazdığı Sümerler: Tarihleri, Kültürleri, Karakterleri adlı kitabı türkçe çevirisi yapılmış olan diğer kitaplarını okumak için en iyi başlangıç kitabı kabul edilebilir. Kramer, bu kitapta Sümer'lerin tarihini, toplumsal yapılarını, Sümer'de çok önemli bir yer tutan din anlayışını, eğitim sistemini ve Sümer insanının değer sistemine ilişkin tespit edebildiklerini derli toplu bir şekilde bizlere aktarıyor. Bu yüzden kitabı, Sümerler hakkında genel bir bilgi edinmek isteyen okura tavsiye edilecek ilk kitap sayıyorum.

    Kitabı okuyamayacak olanlar için ise Kramer'in bölümlemesine uygun olarak geniş bir özet çıkarmaya çalışacağım.

    Kitabın ilk bölümü 'Arkeoloji ve Çiviyazısının Çözülmesi' başlığını taşıyor. 150 yıl önce Sümerler adı verilen bir topluluğun var olduğu bile bilinmiyordu. Sümerce'nin çözülmesi Akadca'nın ve eski Persçe'nin çözülmesi ile gerçekleşiyor. 1800'lerin başında başlayan bu süreç içerisinde pekçok arkeolog ve dilbilimcinin gösterdiği çabayı anlatıyor Kramer. Akad, Elam ve Babil gibi Sami kökenli uygarlıklar hakkında daha çok şey bilinmesine rağmen bu uygarlıklardan önce Sami kökenli olmayan bir uygarlığın yaşadımış olduğu ilk kez 1850'lerde ileri sürülüyor. Sümerce'nin çözülmesine en büyük katkı sağlayan şey ise iki ve üç dilli metinler. Yani eski Persçe'den, Akad diline ordan Sümer diline giden bir zincir sayesinde Sümer dili çözülüyor. Kuşkusuz ölü bir dil olmasından dolayı hala dil üzerine tartışmalar sürüyor. Buna karşın giderek artan ölçüde Sümerce dil bilgisi ve sözlüklere sahibiz bugün.

    “Kahramanlar, Krallar ve Ensiler” başlıklı ikinci bölüm kısa bir Sümer tarihi. Tarih boyunca hiçbir uygarlığın başaramadığı kadar uzun süren 3000 yıllık bir egemenliği 50 sayfada özetlemeye çalışıyor Kramer. M.Ö. 4500 civarında ilk yerleşim yerlerinin kurulmasından Sümerlerin bir halk olarak varlığının sona erdiği M.Ö. 1750'lere kadar uzanan bir süreç bu. Kuşkusuz bilim adamlarını en çok uğraştıran şeylerden birisi Sümerlerin genel olarak kabul edilen anlamda bir tarih yazmamış olmamalarıdır. “Kendi çağlarında geçerli olan ve tartışılmaz gerçek olarak kabul edilen bir dünya görüşüyle -yani her şeye gücü yeten tanrılarca planlanıp gerçekleştirildiği için kültürel olgu ve tarihsel olayların “iyice gelişmiş ... iyice olgunlaşmış” halde ortaya çıktığı görüşüyle- sınırlanmış olan en düşünceli ve en bilgili Sümer bilgesinin bile aklına, herhalde, Sümer ülkesinin bir zamanlar birkaç seyrek yerleşim yeri bulunan ıssız, bataklık bir ülke olduğu, ve insan iradesiyle kararlılığın, insanlarca yapılan planların ve denemelerin, insanlarca geliştirilen keşif ve icatların belirleyici bir rol oynadığı kuşaklar boyunca süren mücadele ve emek sonucunda, ancak yavaş yavaş kalabalıklaşan, serpilip gelişen karmaşık bir topluma dönüştüpğü düşüncesi gelmemiştir.”

    Sümerler kendilerinin tanrılara hizmet etmek için yaratıldıklarına kesin olarak inanıyorlardı. Bu yüzden tapınaklar inşa etmek, sunaklar yapmak ve adaklar adamak ve bu yaptıklarını yazıya geçirmek ihtiyacı duyuyorlardı. Burdaki amaç tanrılara hizmet ettiklerini göstermekti. Sümer kral listesinde krallık gökten indiği zaman Eridu krallığın makamı olur ve sonra Tufan'a kadar 8 kral görürüz. Bu sekiz kral toplam 5 kentte 241.200 yıl hüküm sürerler. Hüküm süreleri genel olarak giderek azalır. (Aluhim- 36.000 yıl, Alalagar- 28.800 yıl, Enmenluanha-43.200 yıl, Enmengalanna- 28.800 yıl, Dumuzi- 36.000 yıl, Ensipazıanna-28.800 yıl, Enmeduranna-21.000 yıl, Ubartutu-18.600 yıl) Tufan'dan sonraki kralların hüküm süreleri ise 1200 yıldan başlayıp giderek azalıp 5-30 yıl gibi makul ölçülere iner. (Tevrat ve Kuran'daki peygamberlerin uzun yaşamaları ve giderek bu sürelerin azalmasıyla bir benzerlik vardır burda) Ancak bu kral listeleri Sümer yazıtlarında her zaman birbirini tutmaz. Gerçekte aynı dönemde yaşamış olan kralların Kral listesinde ardıl oldukları görülür bazen. (Örneğin iki Kral arasındaki bir yazışma tableti bulunur) Sümerologlar adak yazıtlarından, tarihlendirme formüllerinden, kraliyet mektuplarından, hükümdar ve hanedan listelerinden, destan ve ağıtlardan bu tarihi çözümlemeye çalışmışlardır.

    Sümer ülkesine ilk yerleşenlerin Sümerli olmadıkları hemen hemen kesindir. Bunların M.Ö. III. Binyılda Subirili olarak bilindiğine dair bilgiler var. Sümer kentlerinin çoğunun adının Sümerce olmaması kanıtlardan biri. Sümerologlar bu halka Proto-Fırat'lılar diyorlar.

    Kramer Sümer hanedanlıklarını ve krallarını sırayla anlatır ancak bazı destan ve yazıtlardaki yanıltıcı bilgiler konusunda da bizi uyarır. Sümer tarihini çözmek, Sümer çiviyazısını sökmek gibi bir tür iğneyle kuyu kazmaya benzer. Ancak verilen çaba okuru açıkça büyüleyen bir çabadır. Kramer, Sümer uygarlığının yıkılıp Sümer temelleri üzerine kurulan Babil'e kadar getirir tarih anlatımını.

    III. Bölüm Sümer kenti ve toplum yapısı üzerinedir. Sümer kentinin en önemli binası kuşkusuz tapınaktı. Kentler, dünyanın yaratıldığı gün verildiği asıl tanrısına aitti. Erken dönemde, ensi adı verilen ve eşitler arasında bir eşit sayılan kent valisi “ensi” yönetirdi. Ayrıca “yaşlılar” ve “erkekler” denilen iki meclisli bir kongresi vardı kentin. Ancak “barbar halkların” baskısı arttıkça “büyük adam” üstün bir yer tutmaya başladı. Askerler ve rahiplerin önemi arttı. Zaman içinde tapınak ve sarayın karşı karşıya gelmeye başladığına da tanık oluyoruz. Sümer toplumu köleci bir toplumdu. Kölelerin çoğu savaş tutsaklarıydı. Ancak özgür yurttaşlarda borçlarına ödeyemeyip köleleştirilebiliyordu. En fazla 3 yıl olabilirdi bu köleleştirme. Ayrıca kölelerin bazı yasal hakları da vardı. İş ilişkilerine girmek ve özgürlüklerini satın alabilmek gibi yada özgür bir insanla evlenen kölenin çocuklarının özgür sayılması gibi.

    Evlilikte damat kayınpedere bir düğün armağanı sunmak zorundaydı. Kadınlar mülk sahibi olabilir, iş ilişkileri kurabilir ve tanık olarak kabul edilirdi. Fakat kocası onu hafif nedenlerle boşayabilir; eğer kadının çocuğu olmuyorsa ikinci bir kadınla evlenebilirdi.

    Sümer tabletlerinin büyük kısmı iş sözleşmeleri, anlaşmalar, mahkeme kararları gibi resmi belge niteliğinde şeyler. İlk toplumsal reformu ve belki de ilk “özgürlük” sözcüğünü de bu tabletlerde görüyoruz. (Sümerce “özgürlük” sözcüğü “anaya dönüş” anlamına geliyor, neden olduğu anlaşılmış değil.)

    Sümerde ilk olarak “zindan”a da rastlıyoruz. Vergi ve brcunu ödemeyenler, düzmece hırsızlık ve cinayet suçlamaları için. “Recm” olayı Sümer'de de var. İki erkekle evlenen kadın, yada hırsızlık yapan adam, üzerlerine kötü niyetlerinin yazılı olduğu taşlarla taşlanıyor. Ancak sert Sümer yaslarının M.Ö. 2000'den önce bile yumuşadığını görüyoruz. “Göze göz, dişe diş” yasaları (ayak, el, burun kesme gibi) para cezalarına dönüştürülüyor (Ur-Nammu reformu) 3 yada 4 yargıçtan oluşan Sümer mahkemeleri vardı. Hatta bir tür yargıtayın bile olduğu görülüyor. Eğer taraflardan birinde yazılı belge yoksa tapınağa gidip yemin ederek ifade veriliyordu. Sümerde nüfus sayımları yoktu ancak kentlerinin en büyüğünün 200.000 civarında nüfusu olduğu tahmin ediliyor.

    Sümerde hiçbir teorik bilim gelişmemiştir. Ancak matematiksel işlemlerin, tıbbi bazı ilaç formüllerinin bilindiği görülüyor. Ayrıntılı bazı ilaç tariflerine rağmen, büyü çok büyük bir yer tutuyordu. Sümerlerdeki bilimsel bulgular tümüyle pratik ihtiyaçlardan kaynaklanan şeylerdi. Tuğlaları saymak, toprağı ölçmek vb. Tarım ve hayvancılıkda çok ileri gitmiş olduklarını ise zaten biliyoruz. Bugün tam çözülemeyen 50'ye yakın tarla sürmeye ilişkin sözcük kullanıyorlardı. Sümerin en popüler içkisi ise biraydı.

    Kitabın IV. Bölümü 'Din: Teoloji, Ayin ve Mit' başlığını taşır. Sümerler için evreni oluşturan öğeler gök ve yeryüzü idi. Evren için “gök-yer” anlamına gelen “an-ki” sözcüğü kullanılıyordu. Gök ile yer arasında “lil” adı verilen rüzgar, hava, nefes,ruh anlamına da gelen bir atmosfer vardı. Güneş, ay, gezegen ve yıldızlar da bu maddeden yapılmış, ama el olarak parlaklık verilmişti. Bu temel kanılar üzerine geliştirilen Sümer kozmogonisinde başlangıçsa “ilksel deniz” vardı. Bu “ilksel deniz”de nasılsa düz bir yeryüzünün üzerine konmuş ve onunla bütünleşmiş bir evren (yani “gökyer”) oluşmuştur. Bu oluşma “gök” ile “yer”in ayrılması biçiminde anlatılır.

    Sümer panteonunda 4 yaratıcı tanrı, bunlara eklenen 3 tanrı ile birlikte “yazgıları belirleyen” 7 tanrı, ve “büyük tanrılar” olarak bilinen elli ilah vardı. Panteondaki tanrılar belli bir önem sırasına sahipti. Ancak bu önem sıralarının 3000 yıllık kültür boyunca değiştiği görülüyor. Başlangıçtaki “An” (gök baba) ve “Ki” (yer ana)nın çocuğu olan tanrı (sümerce “dingir”) nasılsa Sümer panteonunun en büyük tanrısı olmuştur. Enlil “tanrıların babası”, “yerin ve göğün kralı”, “bütün ülkelerin kralı”dır. Enlil'den önce ise (muhtemelen M.Ö. 2500'lere kadar) “An” panteonun ilk tanrısıydı ve binyıllar boyunca “An”a tapılmaya devam edildi, ancak panteon'da dördüncü sıraya kadar geriledi. Enki ve Ninhursag ise 4 yaratıcı tanrının diğer ikisidir. Enlil en büyük tarı sayılmasına karşın, işleri yapan tanrı Enki idi. Adeta bu tanrılar hükümetinin başbakanı gibiydi. Enki kültü Sümerden sonra da mezopotamya kavimlerinde etkisini sürdürmüş, biçim ve ad değişiklikleriyle nerdeyse günümüze kadar sürmüştür. (Başka bir kitabunda Kramer sadece Enki'yi inceler. Adı Sami kavimlerinde Ea olarak geçer. 50 özelliğine atıfta bulunarak 50 ada sahiptir.)

    Sümer teolojisinde bir başka önemli kavram “me”lerdir. “Me, genelde, her kozmik varlığa ve kültürel görüngüye, onu yaratan ilah tarafından hazırlanmış planlar uyarınca sonsuza kadar işlemesi amacıyla atanan bir kurallar ve düzenlemeler dizisini ifade ediyordu.” “Me”lerin bir listesini 'İnanna ve Enki: Uygarlık Sanatlarının Eridu'dan Erek'e Aktarılması” mitinde buluyoruz. Bazılarını sayarsak: en-lik, tanrılık, yüce ve sonusuz taç, krallık tahtı, yüce kutsal mekan, son bulmayan hanımlık, rahiplik makamı, hakikat, ölüler diyarına iniş, su baskını, savaş sancağı, cinsel ilişki, fahişelik, yasa, iftira, sanat, müzik, yaşlılık, kahramanlık, metal işleme sanatı, bilgelik, deri işleme sanatı, zafer, öğüt. Liste uzayıp gidiyor. Adını verdiğimiz mitte tanrıça İnanna kurnaz Enki'yi kandırarak “me”leri Enki'nin kenti Eridu'dan kendi kenti olan Erek'e taşır. Bunun için bir “kayık” kullanır.

    “Enlil ve Ninlil: Ay-Tanrısının Doğumu” mitinde panteonun başı Enlil'in ölüler alemine sürülüşü anlatılırken, ölülerin geçmesi gereken “insan yutan” ırmak ve ölüleri karşı tarafa taşıyan kayıkçı figürleri bütün eskiçağ Yakındoğusunda ve Akdeniz dünyasında yaygındı.Ölüler diyarı hakkında birçok birçok mit ve anlatım olmasına rağmen, tablo epey bulanık ve çelişkilidir. Ruhlar muhtemelen buraya mezardan iniyordu ve bütün önemli kent merkezlerinden ölüler diyarına girişler vardı. Ölüler diyarını Ereşkigal ve Nergal adlı tanrılar yönetiyordu. Ayrıca çok sayıda “galla” adı verilen (islamdaki zebani benzeri) görevliler vardı. Gökteki tanrılar ve yeryüzündeki insanlar gibi burda da yiyeceğe, giyeceğe, çeşitli kaplara ve takılara ihtiyaç duyuluyordu.

    Sümer cenneti Dilmun ise “saf”, “temiz” ve “parlak” bir ülkedir. Orada ne hastalık ne de ölüm vardır. Burası islamiyetteki gibi ölümden sonra gidilecek yer değil, başlangıçta tanrıların yaşadığı yerdir. Kitab-ı Mukaddes'teki “Aden bahçesi” ile birçok koşutluk gösteren Dilmun, tanrılar bahçesi düşüncesinin de Sümer kökenli olduğunu gösteriyor. Sümerleri yenen ve Sami kökenli bir halk olan Babiller de kendi ölümsüzlerinin yurdu olan “yaşayanlar diyarını” aynı Dilmun'a yerleştirdiler.

    Sümer cennet öyküsü, Havva'nın Adem'in kaburga kemiğinden yaratılmasını aydınlatan bir içeriğe sahiptir. Sümerlerin büyük tanrıçası Ninhursag'ın ektiği sekiz bitkiyi Enki'nin yemesi üzerine Ninhursag Enki'ye sekiz hastalık verir ve ortadan kaybolur. Hiçbir tanrının iyi edemediği bu hastalıkları iyileştirmek için Ninhursag tekrar geri getirildiğinde her bir hastalık için birer küçük tanrıça yaratır. Bunlardan biri de Enki'nin kaburga'sındaki hastalığı iyi edecek olan 'Nin-ti' dir. Sümercede “kaburga kemiği hanımı” anlamına gelir. “ti” kaburga kemiği demektir. “Ti”nin bir diğer anlamı ise yaşatmak demektir. Yani “kaburga kemiğinin hanımı” anlamına da gelir. Bu güzel sözcük oyunu İbranice'de etkisini kaybetmiştir. İbranice “yaşatmak” ve “kaburga “ sözcükleri arasında hiç bir ilişki yoktur.

    Bunların dışında insanın “denizin dibindeki kilden” yaratıldığı şeklinde bir Enki-Ninhursag miti daha vardır. Sümer panteonunun yaratıcılarına göre, tanrıların sayısı artınca bu tanrıların yiyecek ihtiyaçları da artmış ve tanrıları bu külfetten kurtarmak için “insan” yaratılmıştır. Bu yüzden “insan”ların temel görevi tanrıların yiyecek ihtiyacını karşılamaktır. Ancak insanların yaptığı gürültü Enlil'i rahatsız eder ve tufan gönderir. Ancak Enki tufanı Sümer Nuh'u “Ziusudra”ya haber vererek insanları yok olmaktan kurtarır.

    Sümerlerin en sevdiği mitolojik öyküler ise aşk tanrıçası İnanna (Akadlarda İştar) ile kocası çoban-tanrı Dumuzi (sonradan Tammuz)arasındaki ilişkiler üzerinedir. Kitab-ı Mukaddes'teki Habil-Kain çekişmesine benzer şekilde Dumuzi çiftçilik tanrısı Enkimdu ile çekişir. Dumuzi'nin ölüler diyarına mahkum edilmesi ve sonrasında yaşanan trajik öykülerin sonunda Dumuzi'nin ölüler diyarından çıkıp İnanna ile buluşmasını sembolize eden bayram-tören'ler Sümer halkının en sevdiği eğlencelerden biriydi. Bu törenlerde söylenen ilahiler Kitab-ı Mukaddes'teki “Ezgiler Ezgisi” ile büyük koşutluklar taşır.

    İnanna'nın birgün yorgun bedenini dinlendirmek için yere uzanması ve bahçıvan Şukalletuda'nın ona tecavüz etmesi ve kaçması üzerine İnanna'nın Sümer'e gönderdiği felaketler de Kitab-ı Mukaddes'teki firavunun ülkesine gönderilen felaketlere benzer. Bütün kuyuların ve hurmalıkların kana boğulması, yıkıcı rüzgarlar ve fırtınalar gibi.

    Son olarak Sami kökenli Bedeviler hakkında bir Sümer mitinde geçen blgi de ilginçtir. Sami tanrısı Martu evlenmeye karar verir ve bir Sümer kızı Numuşda'yı bulur. Arkadaşları Martu için Numuşta'ya “Martu'nun çadrıda oturan, çiğ et yiyen ve 'öldüğü zaman mezara götürülmeyen' barbar bir Bedevi”den başka birşey olmadığını anlatır.

    alıntı...
    aradım bulamadım, varsa da açan arkadaş kusura bakmasın...

  7. #17
    fotonkedi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Tem-2008
    Bulunduğu yer
    harikalar diyarı
    Mesajlar
    4.360
    Konular
    142
    sümer ve babil mitolojisi

    Yaratılış Efsanesi:

    Babil'in yaratılış destanı Enuma Eliş, tanrıların düşüşünü ve aralarındaki ilk yabancılaşmayı, diğer pek çok dinde rastlanan büyük tanrılarla genç tanrılar arasındaki savaşları anlatan hikayelere benzer bir öyküyle aktarır. Evrensel boşlukta ilkin erkek dev Absu'yla dişi dev Tiamat varmış, bunların birleşmesinden erkek yılan Lakamu meydana gelmiş, yılanların birleşmesinden de gökyüzü tanrısı Anşar'la yeryüzü tanrısı Kişar doğmuş, yeryüzüyle gökyüzü birleşerek Anum, Enlil ve Ea'yı doğurmuşlar. Böylelikle sessizlik bozulmuş ve evrende gürültü başlamış. Sessizliğe alışık olan Absu'yla Tiamat bu gürültüden tedirgin olmuşlar. Absu, bütün yarattıklarını yoketmeye karar vermiş, çocuklarının yok olmasını istemeyen Tiamat her ne kadar ona karşı koymuşsa da dinletememiş. Ne var ki büyükbabasının bu kararını sezgileyen Ea bir büyüyle onu yoketmiş. Kocasının yokoluşuna çok üzülen ve o oranda da çok kızan Tiamat bir canavarlar ordusu kurarak öcalmak ve bütün tanrıları yok etmek istemiş. Tiamat dehşet verici yaratıklardan -akrep adamlar, kentaurlar ve başka korkunç yaratıklar- oluşan bir demon ordusunun başına komutan olarak konkunç dev Kingu'yu getirmiş ve kader ipleri'ni de onun eline vermiş. Tanrılar önce korkudan titremişler, sonra ç****izlik içinde kendilerini savunmaya karar vermişler. Önce Anum ve sonra Ea savaşı yönetmeyi denemişlerse de becerememişler ve korkup kaçmışlar. Tiamat'la başa çıkamayacaklarını anlayan tanrılar sonunda Marduk'a başvurmak zorunda kalmışlar. Marduk, kendisini bütün tanrıların başkanı yapmaları ve kaderin iplerinide kendisine vermeleri şartıyla başkomutanlığı kabul etmiş. Anum'un diplomasi yolunu denemesine karşın Marduk güç kullanmayı seçer ve kadın ceddine alevler, fırtınalar ve şimşeklerle saldırır. Tiamat onu yutmak üzere ağzını açar(kaos, her şeyi silip süpüren dişi, düzen ilkesini yutarak, yeniden soğurarak, onu ilk çıktığı yer olan ana rahmine geri göndererek yok etmeye çalışmaktadır), ancak Marduk, fırtınanın rüzgarını onun ağzından içeri sokarak midesine gönderir ve bedeninin acılar içinde şişmesine neden olur. Tiamat gücünü kaybettiği bir anda Marduk okunu çeker ve onu öldürür. Kozmosu meydana getiren, hayat veren su aynı zamanda yok edilmesi gereken kaos, yani Tiamat'tır.
    Kingu ve ordularını fazla zorlanmadan alt eden Marduk, Tiamat'ı ikiye böler(yani Kozmos'u ayırır), bir yarısını gökyüzüne yerleştirir ve kendisi ve diğer tanrılar için bir saray inşa eder. Marduk şimdi evrenin örgütlenmesini, kozmosun yaratılışını tamamlar ve fiziksel dünyayı meydana getirdikten sonra, insanı yaratmaya koyulur. İnsanı tek bir amaç, kendisine ve diğer tanrılara hizmet etmesi için yaratmıştır: Bu nedenle, insanın başlıca görevi, tanrılara kurban sunmak ve tapınaklarda çalışmaktır. Tuhaf olan şudur ki, Marduk insanları Kingu'nun kanından yapmıştır. Bu konuyla ilgili insanın düşmüş doğasının, atalarından, Tiamat'ın oğlu olan bu kötü prensten kaynaklandığı söylenebilir.
    Babil'in yeraltı tanrıları, en iyi durumda "müphem" sayılabilecek özellikler sergiler. "Karanlıkların kraliçesi" Ereşkigal'dir. Önceden bir gökyüzü tanrıçasıyken, canavar Kur tarafından zorla kaçırılarak ölüler diyarına indirilmiştir ve orda Kur'un eşi olarak tahta çıkmıştır. Tahtını, Enlil'in oğlu ve aslında bir güneş tanrısı olan Nergal ile paylaşır. Nergal, silah olarak sıcağı ve yıldırımları kullanarak ölüler diyarına(yeraltı dünyasına) iner ve Ereşkigal'i yok etmekle tehdit eder. Ereşkigal yok olmaktan kurtulabilmek için onunla evlenmeye razı olur. Bu karanlık ilahlar yıkım, salgın hastalık, savaş ve ölüm tanrılarıdır; bununla birlikte, her ikiside ikircikli özelliklerini gerek işlerinde (Nergal aynı zamanda iyileştirici tanrıdır) gerekse ölüler diyarına düşen gök tanrılar olarak kökenlerinde göstermektedirler. Yıldızların tanrıçası İştar (Sümer-İnanna) kız kardeşi olan Ereşkigal, onun kökteşidir ve İştar'ın ölüler alemine inişiyle ilgili ünlü mit bu ilişkiyi doğrulamaktadır. İştar tam olarak bilinmeyen nedenlerden dolayı ölüler alemine iner -olasıki yeraltı dünyasını yönetmeyi arzulamıştır. Ancak, anlaşılabilir nedenlerden dolayı kız kardeşi Ereşkigal'in, bu cesareti yüzünden ona kızacağından ve onu yokedeceğinden korkar. Yedi kapıdan geçmesi gerekir ve geçtiği her kapıda onu bir demon karşılayarak giysilerinden bir parça soyar. En sonunda "Çırılçıplak ve dizlerinin üzerinde, Ereşkigal'le, Alt Dünya'nın en korkulan yedi yargıcı Annunaki'nin huzuruna getirilir. Ölüm dolu bakışlarını onun üzerinde toparlar ve o an bedeni bir cesete dönüşür; cesedi bir direğe asılır. İştar öldüğünde, yukarıda tüm yeryüzünün dölü kesilir. Enki'nin yardımıyla İştar yeniden canlanır, ancak ölüler aleminin kuralı odur ki, kendi yerine bir kurban bırakmadan hiç kimse yaşama geri dönmeyecektir. İştar yukarıya geri döndüğünde, kocası çoban Tammuz'un yaşadığı Kullab'a gider. Temmuz(Sümerlilerde Dumuzi), onun yokluğuna yaz tutmak bir yana, hükümdar olmanın zevkini çıkarmaktadır. İştar ona "ölümün gözü"yle bakar ve onu hiç bir zaman dönmeyeceği ölüler aleminin demonlarına teslim eder. Cehennem burada yanlızca ölümün hüküm sürdüğü bir bölge değil, aşk ve doğurganlık tanrıçasını tutsak ettiğinde, dünyada kuraklık ve kısırlığada yol açabilen bir güçtür.
    Mezapotamya demonları genellikle tanrılardan daha az saygınlığa ve güce sahip ikincil derece düşman ruhlardı. Zaman zaman Tiamat'ın zürriyetinden oldukları kabul edilse de, daha sık olarak üst-tanrı Anum'un çocukları olarak düşünülürlerdi. Dehşet verici Anunnaki'ler ise cehennemdeki ölülerin gardiyanlarıydı. Etimmu mutsuz ölenlerin hayaletleriydi. Utukku çöllerde ya da mezarlarda yaşardı. Diğer kötü ruhlar, salgın hastalıkların demonları, karabasanların demonları, baş ağrılarının demonları, fırtınaların demonları(Pazuzu) gibi ve çeşitli hastalıkların demonlarıydı. Bu demonların en korkunçlarından biri de Lilitu'dur. Lilitu geceleri dolaşıp "succubus" olarak erkeklere saldıran ya da onların kanını içen frijit, kara kuru, kocasız "umutsuzluk bakiresi"ydi. Labartu, iki elinde birer yılan taşırdı ve genellikle bir köpek ya da bir domuz eşliğinde dolaşarak, çocuklara, annelere ve dadılara saldırırdı. İnsanlar bunlardan korunmak amacıyla muskalardan, efsunlardan, demon kovma dualarından ve diğer büyülerden yararlanırlar, ancak özellikle de kendi koruyucu tanrılarına özenle ibadet ibadet edip onların sevgisini kazanmaya çalışırlardı.

    --------------------
    Tanrılar ve Tanrıçalar:

    Ab-zu: (Sümer) Yeraltı tanrısı. Apsu(ya da Absu)'da denir. İlk insanlar, yaşamın sarmal gelişimini mevsimlerde izlemişler, doğum-ölüm döngüsünü yeraltı sularına bağlamışlardır. Yeraltı suları, ilkbaharda bütün doğaya canlılık verirler, yazın göklere doğru yükselirler, sonbaharda yağmurlarla yeniden insanın yaşadığı toprağa düşerler, kışın da toprağın altındaki yerlerine dönerler. Bu döngü her yıl böylece tekrarlanır. Su mevsimi gelince, her yl doğayı yeniden canlandırır. Bu yüzden Ab-zu, canlandırıcı bir tanrıdır.

    Adad: (Mezapotamya) Hava ve gökgürültüsü tanrısı. Bu tanrı, Ramman adıylada anılırdı. Mezapotamya çoktanrıcılığı, Sümer, Asur, Babil, Hitit ve Fenikeliler'in ufak tefek farklarla benimsedikleri oratk inançlardır.

    Adapa: (Babil) Ölümsüzlük fırsatını kaçıran insan. Mısır'da Tel-el-Amarna mahsenlerinde çivi yazısıyla yazılmış tabletler halinde bulunan Adapa efsanesi, insanın bir zamanlar ölümsüz olma fırsatını yakaladığı halde nasıl elinden kaçırdığını anlatmaktadır. Efsaneye göre, Adapa adında bir bilgin, tanrılık bilgiye eriştiği halde halde, tanrılık ölümsüzlüğe erişemediğine yakınırmış. Bir gün kayığının devrilmesine kızarak Güney yeli tanrısının kanatlarını kırıvermiş. Tanrı Anum'un başkanlığında tanrılar, onu yargılamak için toplanmışlar. Yargının sonunda Adapa'ya ölüm ekmeği yedirileceğini bilen insanların koruyucusu tanrısı Ea, onun kulağına bu ekmeği yememesini fısıldamış. Oysa, Adapa'nın bilgisini çok beğenen tanrılar, ona ölüm ekmeği yerine ölümsüzlük ekmeği vermişler. Adapa, tanrı Ea'nın öğüdüne uyarak bu ekmeği yememiş ve böylelikle insanoğluna bir daha asla bağışlanmayacak olan ölümsüzlük fırsatını kaçırmış.


    Akrep İnsanlar: (Sümer)Akrep insanlar ülkesi. Tufan varsayımının ilk biçimi Sümerler'in Gılgamış öyküsünde anlatılır. Tufandan kurtularak ölümsüzlüğe kavuşan Utnapiştim'in oturduğu yer, Akrep ülkesini aştıktan sonra varılan yerdir. Gılgamış, ölümsüzlüğe ulaşmanın ç****ini öğrenmek için büyük dedesi Utnapiştim'e gitmek için bu ülkeden geçer.

    An: (Sümer) Gök-tanrı. Anum da denir. Savaş tanrısı İştar'ın kocasıdır. Yunanlıların Zeus'uyla eşdeğerlidir, tanrılar tanrısıdır. Sümer inançlarında Enlil(toprak) vr Enki(okyanus) ya da Ea'yla birlikte büyük tanrılar üçlüsünü kurarlar.

    Anşar: (Sümer) Gökyüzü tanrısı. Yeryüzü tanrısı tanrısı Kişar'la birlikte dişi yılan Lakamu'yla erkek yılan Lakmu'nun çocuklarıdır.

    Annunaki'ler: (Sümer) İkinci derece tanrılar. Bunlar baştanrı Marduk'tan kendilerine bir hizmetçi vermesini istemişler, o da insanı yaratmış.

    Arallu: (Sümer) Cehennem ülkesi. Sümer inançlarına göre, cehennem ülkesini yöneten önce tanrıça Ereşkigal'miş, sonra çok güçlü bir tanrı olan Nergal onunla evlenerek cehennem ülkesinin kralı olmuş.

    Aruru: (Sümer) Sümer tanrıçası. Sümerlerin ünlü Gılgamış destanında adı geçen, A-Ru-Ru biçiminde de yazılıyor. Uruk kentinin genç kızları, nişanlılarını sabahtan akşama kadar çalıştıran kral Gılgamış'ı ona şikayet ederler. O da Gılgamış'ı başka konularda oyalasın diye Enkidu'yu yaratır.

    Aya: (Babil)Güneş-tanrı Şamaş'ın karısı tanrıça.

    Babbar: (Mezapotamya) Güneş-tanrı. İ.Ö. III. binyılda tapılmıştır. Asur ve Hititlerde Şamaş adını taşır. Adaletle ilgili bir tanrıdır, haksızlık yapanları cezalandırırmış.

    Bel: (Babil) Tanrı. Baal deyiminin başka bir söyleyiş biçimidir. Nippul tanrısı Enlil, Babil tanrısı Marduk bu adla anılırdı. Dişili Beltu'dur, Yunanlılar Beltis'de derler. Daha çok Babillilerin kullandıkları Bel deyimi, İbranice ve Fenikecedeki kullanımından farklı olarak, en büyük kutsal tanrıyı dile getirir. Arami inançlarındaki tanrılar üçlüsü Yarhibol ve Aglibol'daki bol deyiminin de bel deyiminin başka bir biçimi olduğu açıktır.

    Belit: (Babil) Tanrı Bel'in karısı. Tanrı Bel, büyük tanrı Enlil'in adıdır.

    Boğa: (Sümer) Bolluk ve güçlülük simgesi. Hayvan tapımının en önemli tanrılık hayvanlarından biri olan boğa'ya ilkin Sümer inanaçlarında rastlamakla birlikte boğanın kutsallığı inancının hemen bütün ilkel inançlarda yer aldığı görülür. Bütün mitolojilerde boğa, dölleme ve kuvvet olarak erkek gücünü simgeler. Sümerlerde boğa, erkek insan başlı olarak tasarımlanmıştır. Boğa tapımı, bütün sami dinlerinde süregelerek Antikçağ Yunan ve Roma inançlarına kadar gelmiştir. Boğa eski Yunan'da Zeus'ün, Roma'da Jüpiter'in simgesidir.

    Ea: (Sümer) Su-tanrı. Enki adıylada anılır. Sümer-Akad inançlarında evrenin ana öğesi su'dur. Daha açık bir deyişle Sümer evreni gök (An), toprak (Enlil)ve su (Enki) olmak üzere üçe ayırmakla beraber bunların temel ve tümünün yaratıcı öğesi olarak su'ya tapmışlardır. Bu bakımdan, Ea büyük yaratıcı tanrıdır, göğü ve toprağı o yaratnıştır, aynı zamanda tüm bilgeliktir ve bundan ötürüde büyüsel etkiler onun yardımıyla elde edilir, yaşam kaynağı olduğundan ötürü bolluğuda simgeler. Sümer tapınaklarında Ea'nın kendisi olarak bir kap içinde kutsal su bulundurulurdu, bu sudan içen hastaların iyileşeceğine ve güçsüzlerin güçleneceğine inanılırdı. Tapınak rahipleri de balık biçiminde giysiler giyerlerdi. Hıritiyanların İsa'ya tasarladıkları balık niteliğinin de kaynağı Sümerlerin bu inancı olsa gerektir. Sümer inançlarında Ea'dan önce, bir su ilkesi olan Ab-zu(ya da Ab-su) inancı alır.

    Enkidu: (Sümer) Gılgamış'ın arkadışı. Engidu biçimindede yazılmaktadır. Kimi incelemeciler onun bir insan olmadığını, belki de bir aslan olduğunu ileri sürmektedirler.(Örneğin, Bkz. Challaye, Dinler Tarihi, İstanbul 1960, s. 116). Vücudu kıllarla kaplı, çok bilgeli bir varlıkmış. Bir başka anlatıma göre de kralı olduğu kenti kalkındırmak isteyen Gılgamış, ülkesinin bütün erkeklerini işe koşarmış. Kadınlar kocalarını, genç kızlar nişanlılarını göremez olmuşlar. Bu yüzden kralı, tanrı Aruru'ya şikayet etmişler. Kadınları haklı bulan tanrı da krala bir arkadaş yaratarak onu başka serüvenlere yöneltmek istemiş ve tanrı Anum'a benzeyen toprak vücutlu, çok iri ve vahşi Enkidu'yu yaratmış. Bu yaratık Gılgamış'ın yaşamında büyük çapta etken olanlardan biridir ve sonunda da onun uğrunda ölür. Öyküye göre tanrıça İştar, krala aşık olmuş. Ama onun bütün sevgililerini öldürdüğünü bilen Gılgamış, tanrıçaya yüz vermemiş. İştar da ondan öç almak için üstüne azgın bir boğayı saldırtmış. Gılgamış ancak Enkidu'nun yardımıyla boğayı altedebilmiş. Buna çok kızan İştar da Enkidu'nun canını almış. Enkidu'nun ölümü, Gılgamış'ın ölümden korkup ölümsüzlüğü aramasının nedenidir. Bir başka anlatıma göre de Gılgamış, ölüler ükesinde arkadaşıyla görüşür. Enkidu'nun ona ölümün ne denli kötü olduğunu anlatması, Gılgamış destanı'nın en şiirli bölümüdür.


    Enlil: (Sümer) Yeryüzü-tanrı. Bel ya da Belum adıyla da anılır. Baal'le birlikte bütün bu adlar, Mezapotamya'nın en büyük tanrısını dile getiren tanrı anlamındadır. Enlil, tanrı Anum'un oğluydu, zamanla babasının yerine geçerek baştanrı yerine yükseldi. Yeryüzüne hakim olan, onu yöneten odur. Sümer inançlarında bir tufan meydana getirerek insanları cezalandıran da odur. Atmosfer güçlerini de o yönetir; şimşekler fırtınalar, onun buyruğundadır. Karısı Ninlil ya da Belit'le birlikte Elam dağlarında oturur. Nippur sunağı ona adanmıştır. Özellikle sümerler en çok onu saymışlar ve en çok ondan korkmuşlar. Ne var ki Mezapotamya'nın çok uzun tarihinde tanrılar zamanla yer değiştirmekte, oğullar babalarının yerini almaktadır. Belli bir zamanda hangi tanrı sayılıyorsa, bütün tanrıların onun tarafından yaratıldığına inanılmaktadır.

    Enzu: (Mezapotmaya) Av tanrısı Sin'in öbür adı. Mezapotamya'nın ünlü ay tanrısı Sin'e Enzu'da denir.

    Ereşkigal: (Sümer) Yeraltı ülkesi tanrıçası. Yeraltı ülkesi tanrısı Nergal'in karısıdır. Sümer inançlarına göre, ilkin cehennemi (Arallu) tek başına Ereşkigal yönetirmiş, tanrıların bir şölenine çağrılınca cehennemden ayrılmadığı için kendi yerine bir temsilci göndermiş, bütün tanrılar bu temsilciyi ayağa kalkıp selamlamışlar, sadece tanrı Nergal yerinden kıpırdamamış, bunu duyan ve çok kızan Ereşkigal, tanrı Nergal'i yakalatıp cehenneme getirmiş, ama Nergal, cehennemin için altüst ederek Ereşkigal'i tahtından indirmiş, cehennemin kralı olmuş ve Ereşkigal'le evlenmiş.

    İşkur: (Mezapotamya) Tanrı Adad'ın Mezapotamya Samilerinde kullanılan adı. Akkad'ların Adad ve Fenike'lilerin Baal adıyla taptıkları bu atmosfer tanrısı, Hitit'lerin Teşup ya da Tarhut adlı tanrılarıyla bir tutulmuştur.

    İştar: (Mezapotamya) Savaş ve aşk tanrıça. Mezapotmaya'nın en ünlü tanrıçasıdır, eski çağlarda onun adı tanrı anlamında kullanılırdı. Bir çok ulusların dillerinde çeşitli adlar almıştır. Sümerler ona İnnina ya da Nana derlerdi, kimi metinlerde Nina ya da Nane ve kimi yerde İnnanas olarak anılmaktadır. Babiller ona Annimitu adıyla taparlar. İranlılar onu Anahita adıyla benimsediler. Fenikeliler ona Aştar ya da Aşoret dediler. Yunanlılar Astarte adıyla anarlar. Ona Aştart adıyla Asurlular da tapmışlardır. Birçok metinlerde adı tanrıların kraliçesi olarak anılır. Yahudi peygamberleri Museviliğin karşısında en büyük tehlike olarak İştar tapımını bulmuştur ve onunla yüzyıllar boyunca savaşmıştır. Kimi metinlerde tanrı Sin'in kızı ve Şamaş'ın kız kardeşi olarak gösterilmiştir. Cehennem tanrıçası Ereşkigal'in de kardeşidir. Kimi metinlerde de tanrı Temmuz'un annesi, ya da karısı, ya da sevgilisidir. Gılgamış destanında genç krala aşık olduğu ve yüz bulamadığı için ondan öc almaya çalıştığı anlatılır. Kimi yerlerde zevk düşkünü ve hafif meşrep, kimi yerlerde ana-tanrıça olarak anılır. Cehennemliklere acıyarak cehenneme inişi ve Anu'yla evlenerek göğe çıkışı öyküleri ünlüdür.

    Kingu: (Sümer) Devler ve canavarlar ordusunun komutanı. Torunlarına kızan Tiamat, devlerden ve canavarlardan bir ordu kurarak tanrılara saldırır, bu ordunun başına getirdiği korkunç dev Kingu'ya kaderin iplerini verir. Tanrılarda kendilerini savunmak için tanrı Marduk'u başkomutan yaparlar. Marduk devleri yakalayıp cehenneme gönderir, kaderin iplerini de Kingu'dan alarak kendi boynuna takar. Marduk'un büyük ve evrensel eğemenliği böylece başlar.

    Kişar: (Sümer) Yeryüzü tanrı. Ünlü Sümer tanrıları Anum, Enlil ve Ea, onun gökyüzü-tanrı Anşar'la birleşmesinden doğmuş ya da oluşmuştur. Kişar dişi, Anşar erkektir.

    Lakmu: (Sümer) Erkek-yılan. Dişi-yılan Lakamu'yle birlikte dünyaya gelmiş. Sümerlerin yaratılış tasarımlarını anlatan Enuma Eliş (Gökyüzünde) adlı yapıta göre (bu yapıtın İ.Ö. VII. yüzyılda yazıldığı sanılıyor) bu iki yılan Apsu'yla Tiamat'ın birleşmesinden olmuşlar. Bu iki yılanın birleşmesinden de Aşar ile Kişar dünyaya gelmiş. Yeryüzüyle gökyüzü böylece oluşmuş.

    Lilitu: (Babil) Dişi gece demonu. Rüzgarla gelen felaketler, hastalıklar, veba ve ölümden sorumlu görülmekle birlikte, belkide daha fazla insanların cinsel yaşamlarına müdahalede uzmanlaştıklarına inanılır.

    Marduk: (Babil) Mezapotamya dininde Babil'in büyük koruyucu tanrısıdır.Bu özelliğiyle sonunda Bel'le özdeşleştirilmiştir. Eskiçağ çok tanrılıcığında Marduk özel bir yeri olan en büyük tanrılardan biridir. İlkin tarım tanrısıydı, sonra İ.Ö.XX. yüzyılda kral Hamurabi tarafındanen yüce tanrı derecesine yükseltildi, daha sonra İ.Ö.XVI. yüzyılda kral Buhtunnasr (Nabuhodonosor) tarafından tektanrı sayıldı.Bu açıdan bakınca Marduk tektanrıların ilkidir, Mısır'lı Amenotep IV.'ün tektanrısı Aton (İ.Ö.XII. yüzyıl) ve Musa'nın tektanrısı Yehova (İ.Ö. XII. yüzyıl) tarihsel süreçte onu izlemektedirler. Ne var ki Buhtunnasr, Marduk'un tektanrı olduğu inancını sadece kendi taşımış, ulusuna yaymak gücünü gösterememiştir. Marduk'un büyük önemi, bugün dünya uluslarını etkileyen üç büyük dine (Yahudilik, Hristiyanlık, Müslümanlık) kaynaklık etmiş olmasıdadır. İnançsal tarihi İ.Ö.IV. binyıla kadar iner. Eski mezapotamya inançlarında o, özdeğe biçim veren ve detayı yaratan tanrı sayılmaktadır. Balçıktan insanı yaratan odur. Tarım tanrısı olduğundan ötürüde marru (bel küreği)'yla simgelenmiştir. Sümerler Amoritlere yenilince Marduk tanrı Enlil'in de yerini almış ve bütün tanrıların en büyüğü sayılmıştır. Sümerlerin Enuma Eliş (Gökyüzünde) sözcükleriyle başlayan ve bundan ötürü bu adla anılan uzun yaratılış şiiri, Marduk'un baştanrılığını şöle anlatır (Kimi incelemeciler Marduk'un bu şiire sonradan sokulduğunu ileri sürmüşlerdir): İlk kaosun canavarı Tiamat'ı(tuzlu suların kişileşmesi) yendikten sonra "yeryüzünün ve göğün tanrılarının efendisi" olur. İnsanlarla birlikte bütün doğa, varlığını ona borçludur. Krallıkların ve uyruklarının yazgısı onun elindedir. Yeryüzünü de Kingu'nun kanıyla yoğurup elde ettiği balçıktan ilk insanı meydana getirmiş. Babil Kralı Hamurabi ünlü yasalarını kendisine dikke ettirenin Marduk olduğunu söyler, Marduk burada adelet tanrısı Şamaş kişiliğindedir. İncelemeci Samuel Reinach, Hamurabi yazılarıyla Yahudi yasaları arasındaki benzerliğe işaret ederek, Marduk'u Yehova'yla aynılaştırır.
    Babil'deki en önemli Marduk tapınakları, Esagila ve tepesinde bir Marduk tapınağı bulunan Etemenanki adlı ziggurattı. Esagila'da her yeni yıl şenliğinde Enuma eliş şiiri okunurdu. Marduk'un karısı olarak en sık anılan tanrıça Zarpanit ya da Zarbanit'ti (Zarpan Kentinin Kadını). Marduk'un yıldızı Jüpiter, kutsal hayvanları ise at, köpek ve özellikle çatal dilli canavardı. Marduk en eski anıtlarda, elinde üçgen bir kürek çapayla betimlenir; bunun bereketi ve birlikteliği simgelediği düşünülür. Yürürken ya da savaş arabasına binmiş durumda da betimlenir. Giysisi yıldızlarla süslüdür. Elinde bir asa vardır; ayrıca yay, mızrak, ağ ya da yıldırım taşır. Asur ve Pers kralları da yazıtlarda Marduk ve Zarpanit'i saygıyla anmışlar, ikisinin birçok tapınağını yeniden yaptırmışlardır.

    Moummou: (Sümer) Sonsuzuk-tanrı. Kimi metinlerde Apsu'yla Tiamat'ın oğlu, kimi metinlerde de Apsu'nun veziri olarak gösterilmektedir. Mummu biçiminde de yazılıyor.


    Nana: (Sümer)Ana-tanrıça Kybele'nin adlarından biri. Nina ve İnnina da denir. Akad'lar kendi dillerinde onu aynı anlamda İştar sözcüğüyle çevirmişlerdir. Ana ve Anna sözcükleri de bu kökten türemedir. Mezapotamya mitolojisinde Nane adıyla tanrı Enzu'nun ve kimi yerde de tanrı An'ın kızı olarak gösterilir, aşk ve savaş tanrıçası sayılır. İ.Ö. V.I. yüzyılda Babil'de Annumitu adıyla anılmıştır.

    Nergal: (Babil) Güneş-tanrı. Aynı zamanda savaş, ateş ötedünya ve doğa olaylarınıda simgeler. Mezopotamya uluslarının çoğunca tapılmıştır.

    Ningirsu: (Sümer) Savaş-tanrı. Urningirsu da denir. Tanrı Enlil'in oğludur. Anu'nun kızı olan tanrıça Bo'yla evlidir. Tanrıça Bo, tanrıça İştar'dan önce Lagaş bölgesinin toprak-ana'sıydı. Savaş tanrının yirmi dört çeşit silahı varmış ki bunlardan herbiri bir devi simgelermiş. Ningirsu'nun annesi de Ninlil adını taşır ki Enlil'in karısıdır.

    Ninhur Sag: (Sümer) Kış bölgesi tanrıçası. İ.Ö.III. b.nyılda tapılmıştır. Ninlil ile kardeş çocuklarıdır.

    Ninlil: (Sümer) Tanrı Enlil'in karısı. Nirginsu'nunda annesidir.

    Pazuzu: (Babil) Ateş-peri. Kuş ayaklı, kanatlı ve insan ellidir. Hastalıkları iyi ettiğine inanılır. Hastaların boynuna onun resmini taşıyan muskalar asılırmış. İkircikli özelliği olarak güneydoğudan estirdiği rüzgarlarla vebayıda beraberinde getirdiğine inanılan demon.

    Sin: (Sümer) Ay-tanrı. Sümerlilerin en büyük kozmik tanrısıdır. Güneş-tanrı Şamaş'la yıldız-tanrı İştarın babasıdır. Evren-tanrı Enlil'le evren-tanrıça Ninhil'in oğludur. Akad'lar, eski Araplar ve Hitit'lerce tapılmıştır. Tevrat'ta da onun sözü edilir ve peygamber İbrahim'in çıktığı kent olan Ur'da onun egemen olduğu anlatılır. Sin, Sümer inançlarında birinci büyük tanrı üçlüsündendir. Kimi incelemeceiler bunu Mezapotamya'ya göçeden Sami ulusların etkisiyle bağlarlar.

    Şamaş: (Babil) Güneş-tanrı. Aslı Sümer'lilerin Utu tanrısıdır. Samiler onu Şamaş adıyla anarlar. Sümer'lerde yargıç ve yasa koruyucu, Samilerde savaş ve bilgelik tanrısıdır. Sin'in oğlu, İştar'ın erkek kardeşi hem kocasıdır. Elam, Mitanni, Asur, Hitit gibi uluslarca da tapılmışdır. Hamurabi çağında Şamaş'da, öteki tanrılar gibi, Babil kentinin koruyucu tanrısı Marduk'un bir görünümü, bir belirimi (hipostas'ı) sayılmıştır. Özellikle kral Nabulhonosor (Buhtınnasr) tek tanrı saydığı Marduk'un kişiliğinde Sin, Enlil ve Şamaş'ı birleştirmiştir. Ona göre Marduk karanlıkları aydınlattığı için Sin, egemenlik tanrısı olduğu için Enlil ve adalet dağıttığı için Şamaş'tır. Hamurabi'ye 282 maddelik bir yasa dikte ettiren de işte bu Şamaş(Marduk)'tur.

    Şullat: (Sümer) Fırtına ve kötü hava habercisi tanrıça.

    Tiamat: (Sümer) Tuzlu su-tanrıçası. Tatlı su-tanrı Apsu (ya da Ab-zu)'yla birlikte evrenin ilk varlıklarıdır. Sümer'lerin Enuma Eniş (Gökyüzünde) adlı yaratılış efsanelerinde evrenin bomboş olduğu bir ön zamanda bu iki varlığın bulunduğu belirtir. Evren, bütün tanrılar ve insanlar bu iki varlıktan, eşdeyişle su'dan meydana gelmiştir. Tatlı ve tuzlu suların birleşmesinden ilkin erkek yılan Lakmu (Lagma biçiminde de yazılıyor)'yla dişi yılan Lakamu (Lagama biçimindede yazılıyor) doğuyor.Bunların birleşmesinden de Anşar (Gök. An-sar biçiminde de yazılıyor) ve Kişar (Toprak. Ki-sar biçiminde de yazılıyor) meydana geliyor. Tanrılar ve insanlar işte bu gökle yerin birleşmesinden doğuyorlar.

    Temmuz: (Sümer) Sümer'lerin Dumuzi'sinin Sami'lerdeki adı. Tamuz ve Tammuz biçimlerindede yazılır ve söylenir. Kaynağı Sümer tanrısı Dummuzi olan Temmuz giderek Anadolu'da Attis ve Adonis'e dönüşmüştür. Bütün bunlar bitkilerin ölen ve yeniden dirilen tanrısı'dırlar. Bu tasarım, doğanın sonbaharda ölüp ilkbaharda yeniden canlanışını simgeler. Bu tanrılarda doğa gibi, sonbaharda ölüp ilkbaharda yeniden dirilerek aşk ve bereket getirirler. Sonbaharda ölümleri aşk yüzündendir, kışı yeraltı ölüler ülkesinde geçirişleri aşk yüzündendir, ikbaharda yeryüzüne dönüşleri aşk yüzündendir. Sümerlerden Yunanlılara kadar çeşitli bölgelere ad değiştirerek süregelen bu temel efsanede aşk ve şehvet doğurganlığın, bereketin, bolluğun simgesi sayılmıştır. Doğal yılın en verimli ayı sayılan Temmuz ayı da adını burdan alır. Bu tanrının sevgili ya da karısı da Sümerlerde İanna ya da İnanas, Samilerde İştar ya da Aştart ya da Aştoret'tir. Kimi anlatımlarda yeraltı ülkesine giden Temmuz değil, Aştart'dır. Orada tutuklanmış, bu yüzdende yeryüzünde aşk ve bereket kalmamıştır. İnsanların ve hayvanların üremesi durmuş, bitkiler açmaz ve tohum vermez olmuştur. Tanrılar bunu önlemek için kadınsı bir erkeği yeraltına göndererek Aştar'ın yeniden yeryüzüne dönmesini sağlamıştır. Akad anlatımlarındaysa İştar, genç kocası Temmuz'u aramak için yeraltı evrenine iner. Sümer anlatımlarında İnanna, yeraltı evlerinden çıkabilmek için, kocası Dumuzi'yi rehin bırakır. Ama bütün bu anlatımlarda tanrı ve tanrıçalar kış aylarını yeraltında, yaz aylarını yeryüzünde geçirirler; ölür ve yine dirilirler, ölmekle doğadaki canlılığa son verir ve dirilmekle doğayı canlandırırlar.

    Utu: (Sümer) Güneş-tanrı. Ud ya da Ut da denir. Mezapotamya metinlerde Babbar, Asur ve Hitit metinlerinde Şamaş adıyla anılır. Adalet-tanrı Kittu ve hak-tanrı Meşarru onun çocuklarıdır. Sümer zincirinde ilkin var bulunan su'dan An(Gök) doğuyor, sonra Ki(Toprak) ve bunalrın birleşmesinden Enlil(Hava) doğuyor, işte Nana(Ay)-Utu, (Güneş)-İnanna (Aşk ve savaş) onun çocuklarıdır.

    Utnapiştim: (Sümer) Sümer'lerin Nuh'u. Babil diliyle yazılan tabletlerde bu adla anılan tufan kahramanına Sümer'lerin Ziusudra dedikleri sonradan anlaşılmıştır. Utnapiştim'e Sümer'lerin
    Nuh'u demekten daha iyisi Nuh'a Yahudilerin Ziusudra'sı demektir, çünkü bu öbüründen onbeş yüzyıl öncedir. Şurrupak kentinde kralmış, bilgeymiş ve rahipmiş. Adının sözcük anlamı "hayatı gören"dir. Ubara-Tutu'nun oğluymuş. Tufan'ı atlattıktan sonra ölümsüzlüğe kavuşan ve tanrılarca Dilmun(Cennet)'da yaşamasına izin verilen Utnapiştim aynı zamanda atası bulunduğu Gılgamış'a ünlü su baskınını şöle anlatır: İnsanlar çoğalıp gürültü yapmaya başlamışlar. Tanrıların gözüne uyku girmez olmuş. Bunun üzerine insanları yok etmeyi planlamışlar. Tanrı Ea "önceden verdiği sözü tutarak" bu karardan Utnapiştim'i haberdar etmiş ve bir gemi yapmasını sağlamış. Geminin yapımı bitince tufan patlamış. Öğlesine korkunç bir kasırga başlamışki "tanrılar bile korkularından göğün en yüksek katına kaçmışlar, orada sokak köpekleri gibi titreyerek duvar dibine sinmişler". Altı gün ve altı gün gece boyunca gök ve yer birbirine karışmış. Öyle ki " cennetin ve cehennemin tanrıları ağlayışıp durmuşlar". Yedinci gün başladığında tufan yatışmış, Utnapiştim'in gemisi de Nisir dağının tepesine oturmuş. Orada gemiden inip adak kurbanını kesmişler. "Tanrılar tatlı kokuyu alınca dağın başına sinekler gibi üşüşmüşler". Tufan'ın düzenleyen tanrı Enlil çok kızmış, tanrı Ea'ysa kendisinin haber veridiği yadsımış ve "bilge kral Utnapiştim olacakları düşünde görmüş" deyip işin içinden sıyrılmış. Ç****iz kalan tanrılar toplanmışlar ve Utnapiştim'le karısına ölümsüzlük bağışlayıp "çok uzakta" yaşaması için Dilmun'a yerleştirmişler. Bu yüzden Sümer'ler ona Uzaktaki de derler.
    Konu fotonkedi tarafından (17-Eyl-2009 Saat 13:55 ) değiştirilmiştir. Sebep: Ardarda Atılan Mesajlar Birleştirildi

  8. #18
    fotonkedi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Tem-2008
    Bulunduğu yer
    harikalar diyarı
    Mesajlar
    4.360
    Konular
    142
    Sümer Dini:

    İ.Ö. IV. binyılda Aşağı Mezapotamya'da yaşayan halkların inançları. Sümer dünyası XIX. yüzyılda keşfedilinceye inanç alanının temel bilgilerinde bir hayli değişiklikler olmuştur. Türkistan bozkırlarından Dicle'yle Fırat deltasına inen bu çok becerikli ve bilgili ulus, bölgelerinin kuzeyinde yaşayan Akad'larıda etkileyerek, olağan üstü bir uygarlık geliştirmiştir. Patesi ya da Ensi adını verdikleri rahip-krallarla yönetiliyorlardı. Bugün için onlardan daha öncesi bulunmadığına ve bilinmediğine göre, keşfedildikleri tarihe kadar başka uluslara maledilen birçok uygarsal ve inançsal buluşların onların ürünü olduğu kabul edilmektedir. Onlardan kalan Gılgamış Destanı'yla Enuma Eliş(Gökyüzünde) adlı yaratılış efsanesi, başka uluslara maledilen birçok inançların Sümer kaynaklı olduklarını kesin olarak meydana çıkarmıştır. Örneğin artık bilinmektedir ki Yahudilerin sanılan Tufan tasarımı onlarındır, Suriyelilerin Adonis'e dönüştürdükleri Babillilerin Tammuz'u onalrın Dumu-zid'idir, Samilerin Anu ve daha sonra Yunanlıların Uranus'a dönüştürdükleri tanrıların babası onların An'ıdır, Akdeniz'in ünlü Kybelesi onların Ki (Toprak ana)'sidir, Samilerin ilkin İştar ve Asarte'ye dönüştürdükleri onların İnanna'sıdır. Samilerin Sin'i onların Nanna (Ay-tanrı) ve Şamaş'ı onların Utu(Güneş-tanrı)'sudur Samilerin Ea'sı onların Enkisi'dir. Yunanlıların Hades'i onların Kur(Ölüler ülkesi)'u ve Elysion'u onların Dilmun(Cennet)'udur, Yunanlıların Persephone'si onların Ereşkigal'idir, Yunanlıların ünlü yedi bilge'si Mezapotamya'nın en eski yedi kentine uygarlığı getiren Sümer bilgeleridir. Bu örnekler daha da çoğaltılabilir. Sümer uzmanlarından N.K. Sandars şöyle demektedir: "Gılgamış, elbette bir İskender, bir Odysseus, bir Herakles, bir Samson, bir Dermot ya da Gawain değildir. Ama Gılgamış'ın öyküsü anlatılmamış olsaydı bu kahramanların hiçbiri şimdiki ölçüde hatırlanmazdı." Çünkü çeşitli tasarımların ortaya koyduğu bu kahramanlar Sümer'li Gılgamış'tan pek çok şey almışlardır. Sandars'ın da belirttiği gibi örneğin "ortaçağın İskender'inde Gılgamış'ın birçok özelliğini bulabiliriz". Dermot'la dövüşen vahşi adam, Gılgamış'la dövüşen Enkidu'nun tıpkısı denilebilir. Birçok tanrıları Anadolu'ya maleden Halikarnas Balıkçısı(Cevat Şakir Kabaağaçlı) bile "Büyük ana tanrıçanın sevgilisi Attis'in menşeini bulmak için Sümer'lere gitmeli"(Anadolu Tanrıları, İstanbul 1962, s. 89) der ve onu Sümer'lerin Dumu-zid'ine bağlar. Samiler, Mezapotamya'yı istila edince Sümer tanrılarını benimsemişler, ne var ki onların adlarını ve özelliklerin çoğunu değiştirmişlerdir. Kaldı ki Mezapotamya'nın çeşitli kentlerinde de ortak tanrılar aynı adla anılmazlardı. Ayrıca, her kentin koruyucu özel bir tanrısı da vardı. Kimi kaynaklarda bu adlar birbirlerine karıştırılmış ve Sümer tanrıları çoğunlukla Sami dilindeki adlarıyla tanıtılmıştır. Sümer tanrılarının adlarını yeniden düzenleyen Prof. Kramer'e göre önce su vardı. Tanrı An (Gök. An-sar: Tüm gök)'la tanrı Ki(Toprak. Ki-sar: Tüm dünya) bu sudan doğdular. Onların birleşmesinden Enlil(Hava) meydana geldi, gökle toprağın arasını doldurdu. Enlil, karanlık göğü aydınlatmak için Nanya (Ay)'yı yarattı. Nanna da Utu (Güneş)'yla İnanna (Aşk ve savaş)'yı yarattı. Samilerde bu tanrılar Sin (Nanna), Şamaş(Utu) ve İştar(İnanna) adlarıyla anılırlar. Enlil ilkin An (Samilerde Anu)'ın buyrukalrını yerine getiriyordu, sonra dünyayı Ki'nin elinden alarak yönetmeye başladı, daha sonrada An'ın yerine geçti ve bütün evrenin egemeni oldu, aynı zamanda Nippur kentinin koruyucusuydu. An'la Ki'den doğan bir başka tanrıda tatlı suların ve bilgeliğin tanrısı Enki (Samilerde Ea. Prof. Kramer "An'ın çocuğu olduğu söylenebilir" demekle yetiniyor, Enuma Eliş'de ileri sürülen bu doğumu kesin bulmuyor)'dir, sanatı koruyor ve derinde yaşıyordu. Enlil toprağın egemenliğini eline geçirdiği sırada İnanna'nın ablası gök-tanrılaçalardan Ereşkigal'i Kur(Yeraltı ülkesi)'a kaçırmıştı. Bu yeraltı ülkesinde Annunaki (yargıçık yapan ve An'ı soyundan gelen yeraltı tanrıları)'ler vardı, ülkenin kapısını Neti(Samilerde Nedu) bekliyordu. Gılgamış Destanı'nda bunlardan başka şu tanrıların adları anılmaktadır: Adad (Fırtına yağmur tanrısı), Antum (An'ın karısı), Absu (Tanrıları meydana getiren su), Aruru (Yaratıcı tanrıça. Endiku'yu kilden yarattı), Aya (Utu'nun şafağı ve gelini), Belit-Şeri (Yeraltı yargıçlarının zabıt katibi), Dilmun (Cennet. Sadece tanrılar gidebiliyor, bir de tufan'dan kurtulup ölümsüzleştirilen Utnapiştim ya da başka bir anlatımdaki adıyla Ziusudra orada yaşıyor), Dumuzi (Ya da Dumu-zid. Samilerde Tammuz ya da Temmu. Verimlilik tanrısı. Çoban demek. İnanna'nın da kocası), Endukugga ve Nindukugga (Yeraltı tanrı ve tanrıçası. Enlil'in ana-babası), Enkidu (Aruru'nun yarattığı yabanıl yaratık. Daha sonra hayvanların koruyucu tanrısı oluyor), Enugi (Sulama tanrısı), Haniş (Kötü havayı haber veren göksel varlık), Humbaba ya da Huvava (Sedir ormanı bekçisi canava, Anadolu'lu bir tanrı olduğu sanılıyor), İgigi (Gök tanrılarının ortak adı), İnsan-akrep (Tanrıların karşıtı. Su tarafından tanrılarla savaşmak için birçokları yaratılmış. Güneşin battığı yerde nöbetçi), İrkalla ( Ereşkigalin bir başka adı), İşullana (An'ın bahçivanı. Aşkına karşılık vermediğinden ötürü İnanna tarafından köstebeğe dönüştürüldü), Lugabanda (Çoban-tanrı. Aynı zamanda kral. Gılgamış'ın babası ya da koruyucusu), Mammetum (Alınyazısı-tanrısı), Namtar (Uğursuzluk şeytanı, hastalık getirici. Yeraltı ülkesinin başpapazı), Nergal (Yeraltı tanrı.Ereşkigal'in kocası), Ningal (Ay tanrısının karısı, güneşin annesi), Ningirsu (Ninurta'nın eski adı. Verimlilik tanrısı), Nirnurta (Ningirsu'nun yeni adı. Savaş ve bereket tanrısı), Gizzida ya da Ningizzida (Bereket tanrısı. Hayat ağacının efendisi olarak niteleniyor. Büyü de yapıyor. Daha sonra Dumu-zid'le birlikte göğün kapısını bekliyor), Ninhursag (Ana tanrıça. Ki'nin başka adı. Enki'nin karısı),Ninki (Ninhursag ya da Ki'nin bir başka adı olduğu sanılıyor. Destanda Enlil'in annesi), Ninsun( Bilgelik tanrıçası. Lugulbanda'nın karısı ve Gılgamış'ın annesi), Nisaba (Tahıl-tanrıça), Puzur-Amurri (Utnapiştim'in dümencisi), Samukan (Sığırların tanrısı), Siduri ya da Sabit (Şarap yapımcı kadın. İnanna'nın bir başka adı olabileceği öne sürülüyor), Silili (Göksel kırsak, göksel aygırın da annesi), Şullat (kötü hava habercisi. Haniş'in bir başka biçimi) Şulpay (Şölen yöneticisi tanrısı) Ubara-Tutu (Utnapiştim'in babası, mitolojik kral), Utnapiştim (Sümerlilerin Ziusudra'sına Samilerin verdiği ad. Ünlü tufan kahramanı), Urşanabi (Utnapiştimin'in kayıkçısı. Dilmun'a gitmek için ölümcül suları hergün geçiyor), Yedi bilge (Yedi kente uygarlık getiren getiren Sümer bilgeleri)
    --------------------
    Asur-Babil Dini:

    Mezapotamya çoktanrıcılığı. Mezapotamya, Dicle'yle Fırat nehirleri arasındaki bölgenin adıdır. İ.Ö. XI. yüzyıla doğru Türkistan bozkırlarından ve Elam dağlarından inen Sümerler bu bölgeye egemen olarak büyük bir uygarlık kurmuşlardı. İlkel totemleriyle canlıcılık inançlarını geliştirerek çoktanrıcılığın özel bir biçimi olarak kent-tanrıcılığı oluşturdular, Kent-tanrıcılığı, bütünüyle, canlıcılık anlayışıyla geliştirilmiş bir totemcilik uzantısıdır. İlkel kabilelerde nasıl her kabilenin koruyucu bir totemi varsa öylece her kentin koruyucu tanrısı olmuştur. Bu tanrı, kendilerine korku veren ya da yarar sağlayan hayvan, yıldız, güneş, toprak, deniz dağ vb gibi doğa varlık ya da olayların canlılık anlayışıyla kişileştirilmiş biçimidir. Örneğin Mezapotamya'da hem denizci, hem tarımcı bir ulus haline gelen Sümerler, denizi kişileştirip adına Tiamat demişlerdir. Kentlerin bu totem-tanrıları, ülke çapında bir çoktanrıcılık meydana getirmiştir. Kent-tanrılarının gücü , kentlerinin gücüyle artmış ya da azalmıştır. İ.Ö. XXV. Yüzyıldan ihtiabaren Asurlular ve Babilliler bu bölgeye egemen olunca Sümer çoktanrıcılığı buldular ve
    ve kendi kent-tanrılarıyla Sümer tanrılarını birleştirdiler. Asur-Babilonya uygarlığı, Sümer uygarlığının üstüne kurulmuş ve kültürünü ondan alan bir uygarlıktır. Bu uygarlık, özellikle Hamurabi(2003-1961) çağında doruğuna yükselmiştir. 282 maddelik ünlü Hamurabi yasasını Hamurabi'ye tanrı Şamaş (Marduk)'ın yazdırdığına inanılır.

    Derleyen: - Arch Fiend -

    Kaynaklar:
    Dünya İnançları Sözlüğü / Orhan Hançerlioğlu / Remzi Kitabevi
    Ortaçağ Avrupasında Cadılar ve Cadı Avı / Haydar Akın / Dost Kitabevi Yayınları
    Şeytan Antikiteden İlkel Hıristiyanlığa Kötülük / Jeffrey Burton Russell / Kabalcı Yayınları

    *forumlegal
    Konu fotonkedi tarafından (17-Eyl-2009 Saat 13:59 ) değiştirilmiştir. Sebep: Ardarda Atılan Mesajlar Birleştirildi


Benzer Konular

  1. Cevap: 182
    Son Mesaj : 13-May-2012, 03:55
  2. Reiki İle İlgi Bir Çok Şey
    Konuyu Açan: Urumhamatahayil, Forum: Reiki.
    Cevap: 12
    Son Mesaj : 07-Mar-2010, 23:31
  3. Her Şey Seninle Başlar...
    Konuyu Açan: Nietzsche, Forum: Kitap Tanıtımları ve Eleştirileri.
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 16-Ara-2007, 21:30
  4. Şey=Madde ya da Ruh?
    Konuyu Açan: KATA, Forum: Felsefe.
    Cevap: 17
    Son Mesaj : 12-Kas-2007, 01:46
  5. Mustafa Kemal İle İlgili 30 Özel Şey
    Konuyu Açan: vhercle, Forum: Atatürk'çü Düşünce Kulübü.
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 10-Eyl-2007, 00:54

Sayfa etiketleri:

sümerler hakkında bilgi

sümerler hakkında kısa hikayeler

sümerler hakkındasümerliler hakkında bilgisümerlerin en önemli kişilersümerler hakkında kısa bilgisümerlerin bulunduğu bölgesümerler ile ilgili bilgi

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140