100 Sayfadan 100. İlkİlk ... 9899100
Toplam 998 sonuçtan 991 ile 998 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Şu Sıralar Okuduğunuz Bir Kitap Var mı ?

  1. #991

    Üyelik tarihi
    Eki-2012
    Mesajlar
    15
    Konular
    0
    Felsefenin Tanrısı / Abdurrahman Alig





  2. #992

    Üyelik tarihi
    Ara-2012
    Mesajlar
    4.047
    Konular
    414
    Tılsımlı Deri - Honore de Balzac

  3. #993

    Üyelik tarihi
    Ara-2015
    Mesajlar
    485
    Konular
    4
    İnce Memed 1-2-3 bitti 4'te 3 haftadır elimde iade süresi geçti ama hala bitiremedim bile :d
    Bu arada çok güzel bir kitap , Hani bir betimlemeler var sizi alıp Çukurova'ya oradan Anavarza Dağlarına götürüyor .
    Onun dışında bana en çok garip gelen şey bu köylüler Memedi yakalasalar paramparça edecekler ama akşam evlerinde misafir olunca sevinçten koç kesiyorlar jsjjsjsjs

  4. #994

    Üyelik tarihi
    Ara-2012
    Mesajlar
    4.047
    Konular
    414
    Candide ya da İyimserlik [Voltaire]

  5. #995

    Üyelik tarihi
    Nis-2014
    Bulunduğu yer
    nowhere to go -
    Mesajlar
    3.603
    Konular
    109
    Kral Arthur, Merlin ve Yuvarlak Masa Şövalyeleri - Sir Thomas Malory

  6. #996
    Şu Sıralar Okuduğunuz Bir Kitap Var mı ? AurorA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Tem-2010
    Bulunduğu yer
    Gnoxis
    Mesajlar
    11.906
    Konular
    1612
    gertrud.jpg

    “Peki sizin teosofi ne durumda? Bana biraz bundan söz açarsanız memnun olurum, kendimi pek iyi hissetmiyorum çünkü.”

    “Nedir sizi üzen?”

    “Her şey. Ne yaşamak geliyor elimden, ne ölmek. Her şeyi düzmece ve aptal buluyorum.”

    Bay Lohe’nin o sevecen, o halinden memnun bahçıvan yüzü acıyla buruştu. Ne yalan söyleyeyim, bu sevecen ve biraz semiz yüz keyfimi kaçırmıştı, ayrıca ondan ve onun bilgeliğinden bir teselli beklediğim de yoktu. Niyetim yalnızca onu konuşturup dinlemekti; onun bilgeliğinin güçsüzlüğünü kanıtlamak, kendini mutlu hissetmesinden ve iyimser inancından dolayı onu cezalandırmak istemiştim. Ne ona, ne bir başkasına karşı dostça duygular besliyordum içimde.

    Ama Bay Lohe hiç de benim düşündüğüm kadar kendini beğenmiş, dogmaların zırhına bürünmüş değildi. Sevgi dolu gözlerle yüzüme baktı; benim için gerçekten üzülüp tasalanarak sarı saçlı başını salladı.

    “Siz hastasınız sevgili dostum,” dedi kesin bir edayla. “Belki de organik bir hastalıktır, öyle ise çok sürmez, iyileşebilirsiniz. O zaman kentten ayrılıp taşrada yaşamaya bakmalısınız; dört elle bir işe sarılmalı, ağzınıza et koymamalısınız. Ama sanıyorum, hastalığınız bir başka yerde. Ruhunuz hasta sizin.”

    “Öyle mi dersiniz?”

    “Evet. Ne yazık ki şimdilerde moda olan bir hastalığa yakalanmışsınız, her Allahın günü zeki insanlarda karşılaşılan bir hastalığa. Hekimlerin bu konuda kuşkusuz hiçbir şey bildiği yok. Moral Insanity denilen hastalığın bir benzeri, bireyselcilik ya da hayali yalnızlık diye de nitelendirilebilir. Modern kitaplar bununla dolu. İçinize bir kuruntu girip yuvalanmış, kendinizi yalnızlaşmış hissediyorsunuz, hiç kimse şuncacık ilgilendirmiyor sizi, hiç kimse sizi anlamıyor. Öyle değil mi?”

    “Aşağı yukarı öyle,” diyerek doğruladım söylediklerini. Şaşırmıştım.

    “Bakın. Hastalığı kapan kimse için birkaç düş kırıklığı elverir, kendisiyle başkaları arasında herhangi bir ilişkiden söz açılamayacağına, sadece yanlış anlamaların söz konusu olduğuna, gerçekte herkesin mutlak bir yalnızlık içinde yoluna devam ettiğine, kendisini başkalarına pek anlatamadığına, başkalarıyla hiçbir şeyi paylaşmayıp ortak hiçbir şeyi bulunmadığına inandırır onu. Bazen söz konusu hastalar büyüklük taslar, birbirlerini henüz anlayıp sevebilen bütün sağlıklı kişilere sürü insanları gözüyle bakarlar. Herkes böyle bir hastalığa tutulsa, insan soyu tükenirdi. Ama işte yalnızca Avrupa’da bu hastalık, yalnızca toplumun yüksek sınıflarında rastlanıyor. Gençlerde şifa bulan bir rahatsızlık; hatta gençlikteki gelişim sürecinin zorunlu bir parçasını oluşturuyor.”

    Bah Lohe’nin hafifçe alay içererek yankılanan öğretmence sesi biraz keyfimi kaçırmıştı. Benim hiç gülümsemediğimi ve kendimi savunmak için kılımı kıpırdatmadığımı görünce, yüzünde daha önce beliren endişeli ve iyiliksever ifade dönüp geldi yeniden.

    “Bağışlayın,” dedi dostça. “Hastalığın kendisi bulunuyor sizde, moda bir karikatürü değil. Ama ben onu iyi edecek bir ilaç biliyorum. Ben ile sen arasında hiçbir köprünün yer almadığı, herkesin bir yalnızlık ve anlaşılmazlık içinde yaşayıp gittiği düşüncesi kuruntudan başka şey değildir. İnsanlardaki ortak noktalar, herkeste kendine özgü olarak bulunup kendisini başkalarından ayıran özelliklerden daha çok ve daha önemlidir.”

    “Olabilir,” diye yanıtladım. “Ama bunu bilmenin bana ne yararı var? Ben filozof sayılmam; benim derdim, gerçeği bulamamak değil. Bir bilge ya da düşünür olmak gibi bir niyetim yok; bütün istediğim, sadece halinden biraz memnun ve rahat yaşayabilmektir.”

    “Eh, gayret edin öyleyse! Kitaplar okumasanız, kuramlarla uğraşmasanız da olur. Ama hastalığınız devam ettiği sürece, bir hekime inanmanız gerekir. Bunu yapmak ister misiniz?”

    “Hayhay, denerim.”

    “Güzel. Hastalığınız yalnızca bedensel olsaydı da hekim banyo kürü yapmanızı ya da bir ilaç içmenizi ya da denize gitmenizi salık verseydi, falan ya da filan ilacın neden size iyi geleceğini belki kavrayamayacak, ama bir kez denemekten ve hekimin tavsiyelerine uymaktan sanırım geri kalmayacaktınız. Şimdi size salık vereceğim şeylerde de aynı şekilde davranmanızı istiyorum. Bir süre kendinizden çok, başkalarını düşünmeyi öğreneceksiniz! Sizi şifaya kavuşturacak tek yol varsa, o da budur.”

    “İyi ama nasıl yapabilirim bunu? Çünkü herkes ilkin kendini düşünür.”

    “Bunu aşacaksınız. Kendi rahatınıza karşı belli bir ilgisilikle davranacak aşamaya ulaşmanız gerekir. Şunu düşünmeyi öğreneceksiniz: Benim yapabileceğim ne var? Yalnızca bir çare bu konuda yardımcı olabilir size: Herhangi bir kimseyi öyle seveceksiniz ki, onun mutluluğu size kendi mutluluğunuzdan daha önemli görünecek. Ancak, birine gönlünüzü kaptırın da demek istemiyorum! Söylemek istediğimin tersi olur bu çünkü!”

    “Anlıyorum. Peki, kimin üzerinde deneyeceğim bu davranışı?”

    “Yakın çevrenizden işe başlayın, dostlarınızdan, hısım akrabalarınızdan. Anneniz ne güne duruyor? Pek çok şey kaybetti kadıncağız, artık yalnız durumda, teselliye gereksinimi var. Annenizle ilgilenin, ona el uzatın, onun gözünde değer kazanmaya bakın.”

    “Annemle ben pek anlaşamayız ki. Dediğiniz şey gerçekleşecek gibi görünmüyor.”

    “Evet, iyi niyetiniz daha ileri bir noktaya ulaşmıyorsa, gerçekleşemez elbet! O eski anlaşılamama teranesi! Falan ya da filan kişinin sizi pek anlamadığını, belki size pek adil davranmadığını aklınızdan geçirip durmamalısınız. Kendiniz bir ara tutup başkalarını anlamaya çalışın, başkalarını sevindirmeye, başkalarına adil davranmaya çaba harcayın! Yapın bunu ve işe annenizden başlayın. – Bakın, kendi kendinize deyin ki, yaşam öyle ya da böyle, nasıl olsa bana haz vermiyor, ne diye o zaman bir de bu yolu denemeyeyim. Kendi yaşamınıza duyduğunuz sevgiyi madem yitirdiniz, o zaman kollayıp gözetmeyi bırakın bu yaşamı, bir yük vurun sırtınıza, o birazcık rahatınızdan el çekin!”

    Herman Hesse – Gertrud

  7. #997
    adEda - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ağu-2015
    Mesajlar
    6.714
    Konular
    60
    İskambil Kağıtlarının Esrarı - Jostein Gaarder

  8. #998

    Üyelik tarihi
    Ara-2012
    Mesajlar
    4.047
    Konular
    414
    Kendimi okumaya çalışıyorum fakat okuma yazma bilmenin pek bir faydası yok.


100 Sayfadan 100. İlkİlk ... 9899100

Benzer Konular

  1. İkinci El Kitap....
    Konuyu Açan: raskolnikov, Forum: Not Defteri.
    Cevap: 13
    Son Mesaj : 21-Tem-2009, 10:47
  2. En Son Okuduğum Kitap, Hmm...
    Konuyu Açan: Geceyuruyen, Forum: İlginç ve Komik Videolar.
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 29-Ağu-2008, 04:29

Bu Konu İçin Etiketler