Toplam 1 sonuçtan 1 ile 1 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Sri Ramana Maharshi ( Kimim Ben ? ).

  1. #1
    sidar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oca-2012
    Bulunduğu yer
    Büyükada.
    Mesajlar
    3.513
    Konular
    338

    Sri Ramana Maharshi ( Kimim Ben ? ).


    Kimim Ben? (Nan Yar)

    Bütün yaşayan varlıklar, ızdırabın olmamasını, sürekli mutluluğu arzu ederler; herkeste kendi zatı için var olan yüce sevgiyi gözlemleyebiliriz. Mutluluk kendi başına, sevgi için sebeptir. Kişinin kendi doğası olan ve zihnin olmadığı derin uyku halinde deneyimlediği bu mutluluğu kazanmak için kişi kendisini bilmelidir. Bu bilgiyi edinme yolundaki esas araç "Kimim Ben?" formundaki araştırma, sorgulamadır. 1. Kimim Ben? Ben 7 mizaçtan (dhatus) oluşan fiziksel beden değilim; 5 duyu organı değilim; Duyma, dokunma, görme, tat alma, koklama ve bunların duyumsadığı ilgili objeleri olan ses, temas, renkler ve kokular değilim; Konuşma organı, hareket etme organları, kavrama organları, boşaltım organları, üreme organları ve bunların fonksiyonları olan konuşma, hareket etme, tutma, boşaltım ve zevk alma eylemleri değilim; 5 elzem: hava, prana vb. ve bunların fonksiyonları: nefes alma vb. değilim; Düşünen zihin bile değilim; Objelerin kalıcı izleri ile haiz olan ve içinde obje ve fonksiyon barındırmayan bilinmezlik de değilim. 2. Eğer ben bunların hiçbiri değilsem, o zaman kimim ben? Yukarıda şu değilim, bu değilim diye reddedilen şeylerden sonra geriye kalan Farkındalık: işte bu Ben'im.


    sos_07.jpg

    3. Farkındalığın doğası nedir?

    Farkındalığın doğası varoluş-bilinç-saadettir. 4. Zat'ın farkındalığı ne zaman kazanılır?

    Görülen dünya ortadan kaldırıldığında, Gören'in yani Zat'ın farkındalığı gerçekleşir. 5. Dünya ortadayken (gerçek olarak kabul edildiğinde), Zat farkedilemez mi? Hayır farkedilemez. 6. Neden? "Gören" ve görülen obje, yılan ile urgana benzer (Ç.N. Urganı karanlıkta uzaktan görüp de yılan sanmaktan bahsediyor). Urganın yılan olarak algılanma ilüzyonu yok olmadan urganın urgan olduğu farkedilemeyeceği gibi, dünyanın gerçek olduğu zannı da yok olmadan Zat'ın farkedilmesi gerçekleşemez. 7. Dünya, yani görülen obje ne zaman ortadan kaldırılır? Bütün eylemlerin ve bilişlerin kaynağı olan zihin sessiz olduğunda dünya ortadan kaybolur. 8.

    Zihnin doğası nedir?

    Zihin denilen şey, Zat'ta ikamet eden harikulâde bir güçtür. Bütün düşüncelerin ortaya çıkmasına o sebep olur. Düşünceler olmadan bir zihin var olamaz. Yani, zihnin doğası düşüncedir. Düşünceler olmadan, dünya denilen bir varlık da var olamaz. Derin uykuda düşünceler yoktur ve dünya da yoktur. Uyanıkken ve rüya görüyorken düşünceler vardır ve dünya da vardır. Aynı bir örümceğin ağını salması ve sonra kendi içine geri çekmesi gibi, zihin de dünyayı dışarı doğru yansıtır ve kendi içine çekerek ayrıştırır. Zihin, Zat'tan ayrıldığında dünya görünür. Bu nedenle, dünya gerçek olarak göründüğünde Zat görünmez; Zat göründüğünde ise dünya görünmez. Kişi sürekli olarak zihnin doğasını sorguladıkça, zihin Zat'tan ayrılmayı bırakır ve Zat'ta ikamet etmeye başlar. Zat diye kastedilen, Atman'dır. Zihin yalnız duramaz; sürekli bir şeylere bağımlı olarak var olur. Latif beden (İng. subtle body) ya da ruh (soul - jiva) diye bilinen şey zihindir. 9. Zihnin doğasını anlamaya giden sorgulamanın yolu nedir? Bu bedende var olan "Ben", zihindir. Eğer kişi, beden içerisinde bu "Ben"in ilk nereden ortaya çıktığını araştırırsa, "Ben"in kalpten doğduğunu keşfeder. Burası, zihnin başlangıcının yeridir. Kişi sürekli "ben, ben" diye düşünse bile sonunda buraya, kalbe yönelir. Zihinden doğan tüm düşünceler içerisinde "Ben" düşüncesi ilk doğan düşüncedir. Ancak "Ben" düşüncesi doğduktan sonra diğer düşünceler doğabilir. Ancak "Ben" ortaya çıktıktan sonra "Sen" ve "O" ortaya çıkabilir; "Ben" olmadan "Sen" ya da "O" da olamazlar. 10.

    Zihin nasıl sessizleşir? Kimim Ben? sorgulaması ile. "Kimim Ben?"

    düşüncesi diğer bütün düşünceleri yok eder ve aynı bir sopa ile ateşin karıştırılıp sonunda karıştıran sopanın da yanması gibi, sonunda kendisi de yok olur. Böylece Zat'ın farkındalığı doğar. 11. Sürekli olarak "Kimim Ben?" düşüncesine tutunmanın yolu nedir? Diğer düşünceler ortaya çıktıklarında kişi onların peşinden gitmemeli ve "Bu düşünceler kime geliyor?" diye araştırmalıdır. Her düşünce için kişi tek tek ve dikkatle "Bu düşünce kime, kimde belirdi?" diye sorgulamalıdır. Bu sorgulamadan doğacak cevap "Bana, Bende" olmalıdır. Böylece, kişi "Kimim Ben?" araştırmasını yaptığında zihin kendi kaynağına döner ve ortalıktaki düşünceler sessizleşir. Bu şekilde tekrar tekrar çalışıldığında, zihin kendi kaynağında kalabilme yetisini kazanacaktır. Süptil olan zihin, duyu organları ve beyin aracılığıyla dışarı çıktığında, bütün isimler ve formlar belirir; zihin, kalpte ikamet ettiğinde ise isimler ve formlar yok olur. Zihnin dışarı gitmesini engelleyip kalpte kalmasını sağlamaya "içedönüklük" (antarmukha) denir. Zihnin kalbin dışına çıkmasına izin vermeye "dışsallaştırma" (bahir-mukha) denir. Böylece, zihin, kalpte kaldığında, bütün düşüncelerin kaynağı olan "Ben" gidecek ve ezeli olan Zat ışıldayacaktır. Kişi ne yaparsa yapsın bunu "Ben" karakteri olmadan yapmalıdır. Eğer kişi bu şekilde hareket ederse, her şey Şiva (Tanrı)'nın doğası olarak görünür.

    12. Zihni sessizleştirmenin başka yolları yok mudur?

    Sorgulamanın dışında, tamamen yeterli bir yol yoktur. Eğer diğer yöntemler ile zihnin kontrol edildiği gözlemlendiyse bile zihin tekrar dışarı çıkacaktır. Nefesin kontrolü ile de zihin sessizleşir; fakat sadece nefes kontrol edildiği sürece sessiz kalacaktır. Nefes önceki haline dönünce de zihin yine hareketlenecek ve kalan izlenimlerinden devindirilerek gezinmeye başlayacaktır. Zihnin ve nefesin kaynağı aynıdır. Düşünce, aslında, zihnin doğasıdır. "Ben" düşüncesi, zihnin ilk düşüncesidir ve bu kişilik(ego)'tir. Nefesin meydana geldiği yerden kişilik de meydana gelir. Öyleyse, zihin sessizleştiğinde nefes kontrol edilir; ve nefes kontrol edildiğinde zihin sessizleşir. Fakat derin uyku halinde zihin sessizleşmiş olsa bile nefes yine de durmaz. Bu Tanrı'nın isteğiyle böyle olmuştur ki beden muhafaza edilebilsin ve diğerleri kişinin öldüğünü zannetmesinler. Uyanıklık ve samadhi (zihinsel konsantrasyon) hallerinde, zihin sessiz olduğunda nefes de kontrol edilebilir. Nefes, zihnin brüt formudur. Ölüm zamanına kadar zihin, nefesi bedende tutar; beden ölünce zihin, nefesi kendisi ile birlikte götürür. Bu nedenle, nefes kontrol uygulamaları sadece zihni sessizleştirmeye yardımcı olabilirler (manonigraha); zihni yok edemezler (manonasa). Nefes kontrolü uygulamasının olduğu gibi, Tanrı'nın formları üzerine yapılan meditasyon, mantraların tekrarlanması, yemek yemeyi kısıtlamak vb. de zihni sessizleştirmeye yardımcı olur. Tanrı'nın formları üzerine yapılan meditasyon ve mantraların tekrarlanması aracılığı ile zihin odaklanır. Zihin sürekli gezinmek ister. Aynı, bir filin hortumuna tutturulmuş bir anahtarlığın, filin diğer şeyleri hortumuyla tutmasını engellediği gibi, zihni bir isim ya da form ile meşgul etmek de zihni diğer şeylerle ilgilenmekten alıkoyar. Zihin sayısız düşünceler halinde genişlediğinde, düşünceler zayıf olacaktır; fakat düşünceler giderildikçe zihin güçlü ve odaklanmış olur. Böyle bir zihin için kendini araştırma daha kolay hale gelir. Bütün kısıtlamaya yönelik uygulamalar içerisinde en iyisi, sattvic yiyeceklerin (bkz. sattvic diet) orta miktarda (ne az ne de çok) yenmesidir. Böyle bir diyet ile zihnin sattvic nitelikleri artar ve bu da kendini araştırmada kişiye yardımcı olur. 13. Okyanusta yol alan dalgalar gibi, objelere ait düşünceler de beliriyor. Bunlar ne zaman tümüyle yok olur? Zat üzerine yapılan meditasyon git gide yükseldikçe, düşünceler de yok olacaktır. 14. Zamansızlıktan gelen bu maddi dünyaya ait düşüncelerin tamamen yok olması ve kişinin katıksız olarak Zat'ta kalması mümkün müdür? "Mümkün müdür değil midir?" şüphesine kapılmadan, kişi devamlı olarak Zat üzerine meditasyona devam etmelidir. Kişi büyük günahlar işlemiş olsa bile "Ben bir günahkarım! Nasıl kurtuluşa erebilirim ki?" diye kaygılanıp sızlanmamalıdır. Kişi "ben bir günahkarım" düşüncesinden tamamen kurtulmalıdır ve heves ve istek ile Zat üzerinde meditasyonuna konsantre olmalıdır; böyle yaparsa kesinlikle başarıya ulaşacaktır. "İyi" ve "Kötü" diye iki çeşit zihin yoktur; zihin tek çeşittir. Hayırlı ve hayırsız diye iki kısma ayrılan şeyler zihnin etkilenimleridir. Zihin, hayırlı, kutlu etkilerin altında olduğunda iyi; hayırsız etkilerin altında olduğunda ise kötü, kem diye adlandırılır. Zihnin dünyalık objelere ve diğer kişilerin ilgilerini çeken şeylere doğru gezinmesine izin verilmemelidir. Başkaları ne kadar kötü olurlarsa olsunlar kişi onlara karşı nefret beslememelidir. Arzu ve isteklerden kaçınılmalıdır. Kişi başkalarına ne yaparsa kendine yapmış olur. Bu gerçek anlaşılırsa kim başkalarına vermez, hizmet etmez ki? Kişinin karakteri ortaya çıktığında her şey ortaya çıkar; sessizleştiğinde her şey sessizleşir. Tevazu ile hareket ettiğimiz ölçüde güzel sonuçlar ile karşılaşırız. Zihin sessizleştirilirse kişi her yerde yaşayabilir. 15. Sorgulama ne kadar süreyle yapılmalıdır? Zihinde, objelerin izleri bulunduğu sürece "Kimim Ben?" sorgulaması gereklidir. Düşünceler belirdiği anda, kendi kaynaklarında sorgulama yolu ile yok edilmelidir. Eğer kişi, Zat'ın tefekkürüne kesintisizce yerleşip de Zat'ı kazanırsa, bu yeterli olur. Kalenin içerisinde düşmanlar bulunduğu sürece bu düşmanlar harekete geçeceklerdir; eğer düşmanlar ortaya çıktıkça yok edilirlerse kale bizim ellerimize düşecektir. 16. Zat'ın doğası nedir? Hakikatte var olan tek şey Zat'tır. Dünya, bireysel ruh, ve Tanrı, Zat'ta var olurlar; aynı istiridyede var olan inci gibi; bu üçü aynı anda birlikte görünür hale gelirler ve yine birlikte yok olurlar. "Ben" düşüncesinin mutlak olarak yok olduğu yerde Zat bulunur. Buna "Sessizlik" denilir. Zat'ın kendisi dünyadır; Zat'ın kendisi "Ben"dir; ve Zat'ın kendisi Tanrı'dır; hepsi Şiva'dır, Zat'tır. 17. Her şey Tanrı'nın yaptığı şeyler değil midir? Güneş; arzu, çözümleme ya da çaba olmadan doğar; güneşin varlığı ile güneştaşı alev saçar, lotus çiçek açar, su buharlaşır, insanlar da çeşitli fonksiyonlarını yerine getirir ve dinlenirler. Mıknatısın varlığı ile iğnenin hareket ettiği gibi, Tanrı'nın varlığı ile ruhlar da kendi karmalarına göre eylemlerde bulunur ve sonrasında dinlenirler. Tanrı'ya karma ilişemez; aynı dünyalık işlerin güneşe ilişemeyeceği gibi. 18. Talebelerin (devotee, mürid) içinde en iyisi hangisidir? Kendini Zat'a yani Tanrı'ya teslim eden talebe en iyi talebedir. Kendini Tanrı'ya teslim etmek demek, sürekli bir şekilde Zat'ta kalmak ve herhangi bir düşüncenin yükselmesine izin vermemek demektir. Tanrı'ya ne kadar yük yüklenirse yüklensin O bunları kaldırır. Tanrı'nın yüce gücü her şeyi hareket ettiriyor; öyleyse neden sürekli olarak, ne nasıl yapılmalı ya da yapılmamalı diye endişe ediyoruz ve niçin kendimizi O'na teslim etmiyoruz? Biliyoruz ki tren tüm yükü taşıyor; öyleyse neden trene binince elimizdeki yükleri trene koymayıp kendi konforumuzu kaçıralım ki? 19. Bağlanmamak nedir? Düşünceler doğdu anda, onları doğdukları yerde hiç bir artık bırakmadan tümüyle yok etmeye "bağlanmamak" denir. Nasıl bir inci avcısı bileğine taş bağlayıp derinlere dalıp inciyi buluyorsa, biz de "bağlanmamaya" tutunup kendi içimize dalıp Zat'ın incisini elde etmeliyiz. 20. Tanrı ya da Efendi (Guru, Master) için bir ruhu özgür bırakmak mümkün değil midir? Tanrı ve Efendi sadece özgürlüğe giden yolu gösterirler; kendileri ruhu o özgürlük haline taşımazlar. Hakikatte Tanrı ve Efendi farklı değildir. Tıpkı kaplanın ağzına düşen bir avın kaçamayacağı gibi, Efendinin inayetli bakışının sahasına giren kişi de kaçamaz ve Efendisi tarafından kurtuluşa erdirilir ve artık kaybolmaz. Kişi yine de kurtuluşa kavuşmak için, Tanrı'nın ya da Efendisinin gösterdiği yolu takip etmeye çabalamalıdır. Kişi kendi zatını sadece kendi gözüyle görebilir; başkasınınki ile değil. Rama olan, kendisinin Rama olduğunu bilmek için bir aynaya ihtiyaç duyar mı? 21. Özgürlüğü arzulayan kişinin, kategorilerin (tattvas) doğasını araştırması gerekli midir? Çöpü atmak isteyen kişinin çöpü incelemeye ihtiyacı olmadığı gibi, Zat'ı bilmek isteyen kişinin de kategorilerin sayısını bilmesine ya da onların doğasını anlamasına ihtiyacı yoktur. Kişinin yapması gereken, Zat'ı perdeleyen tüm kategorileri reddetmektir. Dünya bir rüya olarak kabul edilmelidir. 22. Uyanıklık ve rüya arasında bir fark yok mudur? Uyanıklık uzundur, rüya ise kısadır; bunun dışında aralarında bir fark yoktur. Uyanıkken gerçekleşen şeylerin gerçekmiş gibi görünmesi gibi rüyada olan şeyler de rüyadayken gerçekmiş gibi zannedilir. Rüya sırasında zihin başka bir bedene geçer. Uyanıklık ve rüya hallerinin ikisinde de düşünceler, isimler ve formlar aynı anda ortaya çıkar. 23. Özgürlüğü arzulayanların kitaplar okumaları bir fayda sağlar mı? Metinlerde dediği gibi, özgürlüğe kavuşmak için zihin sessizleştirilmelidir. Kitaplardan çıkan sonuç zihnin sessizleştirilmesi gerektiğidir. Bu olgu anlaşıldığında kitapları okuyup durmaya artık gerek kalmaz. Zihni sessizleştirmek için kişi kendisinde kendisini aramalıdır; kitap okuyarak bu araştırma nasıl yapılabilir ki? Kişi kendi Zat'ını ancak kendi bilgelik gözünden görebilir. Zat, beş kılıfın içindedir ama kitaplar bunların dışındadır. Zat, bu beş kılıfın köşeye atılması ile araştırılmalıdır; Zat'ı kitaplarda aramak nafiledir. Kişinin tüm öğrendiklerini unutmak zorunda olduğu bir an gelecektir. 24. Mutluluk nedir? Mutluluk, Zat'ın tabii doğasıdır. Mutluluk ve Zat farklı değillerdir. Dünyanın hiç bir objesinde mutluluk bulunmaz. Cehaletimizden dolayı, mutluluğu objelerden elde ettiğimizi zannederiz. Zihin dışa gidince ızdırabı deneyimler. Gerçekte, arzuları tatmin olduğunda, zihin kendi kaynağına döner ve burada Zat olan Mutluluğu deneyimler. Benzer şekilde, uyku, samadhi ve baygınlık durumlarında ve arzulanan obje elde edildiğinde veya istenmeyen obje ortadan kaldırıldığında zihin içe döner ve saf olan Zat'ın Mutluluğu'nun keyfini çıkarır. Böylelikle zihin durmadan bir dışarı bir içeri hareket eder. Ağacın altında ağacın tatlı gölgesi vardır; dışarıda ise kavurucu sıcak... Güneşin altına çıkan bir kişi gölgeye eriştiğinde serinlemiş hisseder. Sürekli güneşin altına çıkıp çıkıp gölgeye dönen kişi budaladır. Bilge kişi sürekli gölgede kalır. Benzer şekilde, hakikati bilen kişinin zihni, Brahman'ı terketmez. Bunun zıddı olarak, cahil kişinin zihni dünyada döner durur, sefil hisseder ve kısa bir süreliğine Brahman'a döner ve mutlu hisseder. Hakikatte, dünya denilen şey sadece bir düşüncedir. Dünya yok olduğunda, yani hiç düşünce olmadığında, zihin mutluluğu deneyimler; dünya göründüğünde ise zihin acıyı deneyimler. 25. Bilgelik-seziş (jnana-drsti) nedir? Sessiz kalmak bilgelik-sezmedir. Sessiz kalmak, zihni Zat'ta eritmektir. Telepati, geçmişte şimdide ve gelecekte olacakları bilme, kehanet bildirme bilgelik-sezme değildir. 26. Arzusuzluk ve bilgelik arasındaki ilişki nedir? Arzusuzluk, bilgeliktir. Bu ikisi farklı değillerdir; aynı şeydirler. Arzusuzluk, zihni herhangi bir objeye doğru çevirmekten kaçınmaktır. Bilgelik herhangi bir objenin görünmemesi demektir. Başka bir deyişle, Zat dışında herhengi bir şeyi aramamak, "bağlanmamak" ya da "arzusuzluk" demektir; Zat'ı terk etmemek ise bilgeliktir. 27. Sorgulama ve meditasyon arasındaki fark nedir? Sorgulama, zihni Zat'ta tutmaya dayanır. Meditasyon ise kişinin zatını Brahman, varlık-bilinç-saadet olarak düşünmesine dayanır. 28.

    Özgürlük nedir? Kişinin, esaret altında bulunan benliğini araştırması ve böylece kendi gerçek doğasını farketmesi özgürlüktür.

    Alıntıdır ..







Bu Konu İçin Etiketler