2 Sayfadan 2. İlkİlk 12
Toplam 12 sonuçtan 11 ile 12 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Şizofrenik Diyaloglar..

  1. #11
    Şizofrenik Diyaloglar.. AurorA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Tem-2010
    Bulunduğu yer
    Gnoxis
    Mesajlar
    11.891
    Konular
    1612


    Beni acımasızca eleştiren parçamın sesiyle uyandım bugün. Dünya'nın dışına atılan bir adım gibiydi cümleleri... Etrafımı yavaşça sarıp beni teslim alırken bütün gerçekleri tüm acısıyla yüzüme vurmaktan zevk alıyor gibiydi.


    "Senaryolar... Zihninde uzun yıllardır gördüklerin, duydukların, okudukların, izlediklerinin etkisiyle oluşmuş senaryolar var. Dikkatli ol!" diyerek söze başladı.


    Yarı aralık gözkapaklarımın ardından sabahın kör saatinde tepemde dikilip duran eleştirmene göz ucuyla baktım.


    "Bu saatte ne işin var? Uyuyorum," dedim. Dinlemedi.


    "Senaryolarına uygun insanları bulduğunda, rolleri dağıtıyorsun. Farkında mısın? Bu bir yanılsama. Bu özenti dolu bir ergenin bazı film sahnelerini taklit etmesi gibi..." dedi.


    Gözlerimi açtım. "Ne anlatıyorsun sen?" dedim.


    "Bunu artık öğrenmelisin... Aylardır süregelen yalnızlığının sonunda koridorun sonunda ışık görmeye başlaman bizi endişelendiriyor. Yalnızlıktan kurtulma çabasına girmemen takdire şayan bir durumdu ancak artık sanrılarla hareket etmeye başladığını düşünüyoruz. Geleceği düşünmeyi bırakıp şimdide yaşaman konusunda ısrarcıyız biz."


    "Zerre anlamıyorum sözlerini..."


    "Diyorum ki... Geleceği düşünerek zihninin saçma sapan senaryolarıyla gözünü boyamadan ilerlemelisin bu hayatta... Tanıştığın insanları belirli kategoriler halinde algılayıp, zihnindeki favori senaryolara oyuncu olabileceklerini değerlendirdiğin fikrindeyiz. Bu her zaman hayalkırıklığı demektir... Bu yüzden acilen yak o senaryoları..."


    "Ben böyle yaptığımı düşünmüyorum. Elbette bir insanı tanımaya çalışırken başlangıçta, zihnimin önyargı bürosunda belirli kategorilere düşüyor insanlar. Tanımaya devam ettikçe önbüro onları farklı kapılara doğru yönlendiriyor ve sonunda çıplak gerçekle karşı karşıya kalıyorum. Bu bazen yıllar sürüyor, bazen de on dakikalık iş oluyor."


    "İşte, diyoruz ki, önyargı bürolarını kapat. Ezbere olan her şey senin yıkımın. Çünkü o insanlar, odadan odaya geçerken, başlangıçta üstlerine yapışan tüm etiketlerden sıyrılıp, çırılçıplak şekilde karşında kalana dek, odalar değiştikçe değişen senaryolara bağlı beklentilerinin tatmin edilmesini bekleyerek kırılıyorsun."


    "Peki ama o zaman nasıl tanıyabilirim insanı?"


    "Adım adım... Sıfırdan başlayarak. Hiç kimse elindeki senaryolara uymayacak. Bunu bil istedik. Olması muhtemel olanlara kapılıp, asıl olanı kaçırmamalısın..."


    "Bunu düşüneceğim."


    "Bunu düşünmelisin."





  2. #12
    Şizofrenik Diyaloglar.. AurorA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Tem-2010
    Bulunduğu yer
    Gnoxis
    Mesajlar
    11.891
    Konular
    1612


    Yoğun bir günün ardından eve varabilmiş olmanın huzuruyla odanın kapısını açtım. İçindeyken insanın bütün gün kaskatı durmasına neden olan tüm o ciddiyetle doldurulmuş kıyafetleri üzerimden çıkarıp atarken, gözüm hiçbir şey görmüyordu. Bir an evvel günün ve insanı samimiyetsizliğe iten gündüzün ağırlığından kurtulmaya çalışıyordum. Yumuşacık kumaşın içinden başımı çıkardığımda, saklambaç oynar gibi odanın köşesine sinmiş, korkulu gözlerle beni izleyen O'nu fark ettim. 6-7 yaşlardaki çocukluğum, dizlerini göğsüne doğru çekmiş, masanın altından korkulu gözlerle bana bakıyordu.


    Tuhaf hallerimi tuhaf zamanlarda yanı başımda bulmak uzun zamandır ürkütücü gelmiyordu. Ama onun bakışlarındaki korku, oldukça endişe vericiydi. Uzun zamandır kendime şefkat vermeyi öğrenmiş olduğumdan dizlerimin üstüne çökerken, yüzümde küçük çocuklarla konuşurken takındığım "ben dostum" gülümsemesi vardı."Heyyy sen... Benden mi gizleniyorsun?" dedim. Başını "hayır" anlamında sağa ve sola doğru salladı. "Peki kimden saklanıyorsun?" diye sordum. "Hissettiklerimden" diye yanıtladı.


    Yine kendimi karşıma alıp konuşmam gereken anlardan birindeydim. Dürüst ve şefkatli olmam gerekiyordu. Mükemmeliyetçiliğime odadan çıkmasını söylediğimde, bunu yaparken bile aslında mükemmeliyetçiliğime hizmet ettiğim düşüncesi zihnimde bir anda belirip yok oldu. Şu anda o düşünceye tutunmanın zamanı değildi. Küçücük bir çocuğun acilen yardımıma ihtiyacı vardı ve o çocuk bendim. Masanın yanında, yerde bağdaş kurarak oturdum. Küçük çocuklarla iletişim kurarken onların boylarına inmeyi severim. Böylece göz teması çocuğa küçüklüğünü hissettirmez ve çocuk kendisini daha rahat açar karşısındakine. Kollarımı iki yana açarak kucağıma gelmesini işaret ettim gülümseyerek. Çekingen bir tavırla, emekleyerek çıktı masanın altından ve ayağa kalkmadan kendisini benim yumuşacık kucağıma bıraktı. Sol bacağıma oturmuş, sırtını göğsüme yaslamıştı. Onu rahatlatmak için saçlarıyla oynamaya başladım.


    "Çok güzel saçların var" dedim,


    "Tararken canım çok acıyor" dedi.


    "Bazen her şey daha kötü bir hale gelmesin, daha çok acı çekmeyelim diye biraz acı çekmek gerekebilir" diye yanıtladım. Çok iyi anlamış gibi başını salladı. Ona sımsıkı sarılıp, olumsuz duygularından korktuğunu anlatmasını bekleyerek "Hangi hislerinden korkuyorsun?" diye sordum. "Hepsinden" diye yanıtladı.


    "Neden?"


    "Çünkü hissetmek, acı verici. Sevgi reddedilmekle, istemek yoksun kalmakla eş" dedi.


    "Peki hissetmemek?" diye sordum.


    "Donuk bir şey o" diye yanıtladı ve devam etti. "Hisler içime dolduğunda, içime dolan duyguları anlamaya çalışırken bulutların içinde gibi oluyorum. Bunları tanımlamaya çalışırken, tepki vermek için çoktan zaman geçmiş oluyor."


    "Onları senin için tanımlayacak bir büyüğün yok mu?" diye sordum. Oysa cevabı biliyordum. Sürekli yaşam savaşı içinde olan ebeveynler ve bebeklikten kalma travmalar sonucu kapalı bir kutuydu çocukluğum. Gözlerini devirdi.


    "Senin için hissettiklerini tanımlamamı ister misin?" diye sordum kendime çevirdiğim çocuğun gözlerinin içine bakarak...


    "Ben onları istemiyorum" dedi.


    İçimde senelerdir kireçlenmiş bir tortu halinde varlığını sürdüren büyük bir tabaka yapıştığı duvardan ayrıldı.


    "Aslında hislerini tanımlayabiliyorsun, ama hissetmek istemiyorsun" dedim. Başını "evet" anlamında öne arkaya doğru salladı. Saçlarını okşarken sesli bir şekilde anlatmaya başladım.


    "Bu yaşımda, hala hissetmek istemiyorum çoğu zaman. Bu büyük bir yük insanın üzerinde. Ama yaşamak bu... Hissetmezsen, güçlü olamazsın." dedim. Bunun doğru olmadığını söylemek üzere kocaman gözlerini açtı, itiraz edecekti. Bir an durdu.


    "Biliyorum, gülüyorlar. Alay ediyorlar. İnsanlar hissettiklerine karşı ne diyeceklerini bilemiyorlar. Kendileri de hislerinden kaçarak güçlü olmaya çalıştıkları için seni de bu şekilde duygusuz yetiştirmeye çalışıyorlar. Toplum duygusuzluğu yücelterek, duygularını hiçe saymanı bekliyor senden. Ama sen küçük bir tırtılsın. Vakti gelmeden kelebek olamazsın. Ve hiçbir zaman bir karınca olmayacaksın"


    Sözlerimi dikkatle dinliyordu ama anlayıp anlamadığından emin değildim. Gözlerini çevirmeden gözlerimin içine bakıyordu. Bir sır verir gibi yüzüne doğru eğildim, gözlerinin içine bakarak fısıldadım, "Kendin olabilmen için, duygularını tanımlamalısın". "Kendim olmamın ne önemi var? Kendim olduğumda kimse beni sevmiyor" dedi çocukça bir şımarıklıkla. Nasıl anlatabilirdim ona içindeki boşluğun ve bütün olumsuz duyguların nedenini?


    Bazı şeyler sözcüklerle anlatılamazdı. Küçücük çocuğun içindeki kocaman boşluğa sığınırcasına sarıldım ona.


    "Ben varım ya!"


2 Sayfadan 2. İlkİlk 12

Bu Konu İçin Etiketler