Epagomenal Naterlerleilgili önemli gizemlerden biri de İsis'in hamile kalmasıdır; çünki bütün Osiris draması bu olayın etrafında döner. Eğer İsis'in hakikaten Osiris'ten ruhu bedenini terk edip yüksek bir plana çıktıktan sonra hamile kaldığına inanırsak, bu, tanrıçayı, mucizevi bir biçimde hamile kalan diğer annelerle aynı kategoriye koyacaktır. Bu anneler, sonra, dünyayı 'kurtaran birer çocuk doğururlar. Tahta fallus bahsinin, sonradan, bir kadının eril öğenin yardımı olmadan çocuk doğurabileceğine aklı ermeyenlerce eklendiği düşüncesindeyim,' Tot'un hekausu ve Isis'in kullandığı pratik yöntemler ise metafizik bakımdan çok daha anlamlılar. Ve burada zamanla ilgili göndermeler de olduğuna göre, tek bir olaydan ziyade bir hanedanla ilgili aktarımlar da pekala söz konusu olabilir. Aslında, Osiris-Neftis bölümünün kolaylıkla prensipler şeklinde. tercüme edilebileceğini görmüştük. Neden aynı şeyi İsis ve Osiris konusunda yapmak mümkün olmasın?
Beş epagomenaI Neterin doğuş sıraları da bir muamma sergiler. Budge, Nut'un (gökyüzü) çocuklarının aynı yerde ya da aynı gün doğmadıklarını nakleder. Birinci gün Osiris'in doğumu gerçekleşir; ikinci gün Horus doğar; üçüncü gün Set'e aittir; dördüncü gün Isis'in, beşinci gün de Neftis'in doğum günleridir: Artık günlerin birinci, üçüncü ve beşinci günleri talihsiz kabul edilir. İkinci gün, ne iyi ne de kötü şeklinde tanımlanmıştır; dördüncü gün ise u gök ve yerin güzel bayramı" dır". Böylece Osiris, Set ve Neftis'in günleri ve dolayısıyla bu ilahlar da talihsiz çağrışımlar taşırlar. Horus pek tanınmaz ve bu nedenle hakkında pek fikir de yürütülmez, İsis ise herkes tarafından çok sevilir. Bu ilahların birer bireyden çok, birer çağı temsil ettikleri kozmolojik bir dramayla karşı karşıya olamaz mıyız? (Bu durumda İsis, Başak Zodyak çağına karşılık gelir.)
Horus da bizim güneş sistemimiz ile Sirius Güneşi arasındaki doğrudan bağlantıyı ifade ediyor olabilir; bu durumda doğumuyla ilgili çelişkili mitoslar da aydınlığa kavuşur1ar: (a)Horus, Osiris'inkini izleyen ikinci artık günde dünyaya gelir ve (b) İsis'in "göklerden" ya da başka bir yerlerden hamile kalması sonucu doğan oğludur. Dünyamız, tohumu Osiris'ten (Sirius B) gelmek üzere İsis'in oğlu, Horus'u temsil ediyor olamaz mı? Eğer durum buysa, Set (Kaos) de Horus'un (Düzen) imtihan alanı olacaktır. İsis'in oğlu babasının tahtına yükselmeden, yani bir güneş sisteminin mesuliyetini üstlenmeden önce, bu mücadeleyi vermek zorundadır. Mitoslar, Horus'un bir dönem yaşayacağından bile kuşku duyulan hastalıklı birçocuk olduğunu yazarlar. Dünyamız/Horus benzetmesi bağlamında, belki de bir tür olarak Homo sapiens, yaşayıp yaşamayacağı hala şüpheli olan bu hastalıklı bebeği simgelemektedir.
İsis;Büyük Ana ya da Kreatriks rolünü üstlenir ve kocas ı Osiris' den (çökmesi öncesinde Sirius B) tohum alır. Bunun metafizik bir anlamı olması gerekir ve doğal olarak Sirius sistemindeki bütün enkarne varlıkları, yeryüzündeki "akrabalarına" bağlar. Efsane, Horus ve Set nihayet savaşa tutuştuklarında, Horus'un Kozmik Yasayla sınırlı silahları kullanmakla yetindiğini ancak Set'in Işık Tanrısı'nı yıkmak için her çeşit hileye başvurduğunu yazar. Bu durum yeryüzundeki insanlar için de aynıdır: İnce, düşünceli ve muteber kişiler (Horus halkı) sadece meşru bir nedenle ya da evlerini, vatanlarını savunmak için savaşırlar; Set' e bağlı olanlarsa kötü amaçlarına ulaşmak için hiçbir yolu kullanmaktan çekinmezler. .
Geçtiğimiz tarihlerde, Durham Üniversitesinden Profesör Richard Ellis ve meslektaşları, konumuzla ilgili olabilecek, kainatın oluşumuyla ilgili bazı bilgiler yayınladılar. Ellis, farklı kaynaklardan yayınlanan ışıkları eşzamanlı olarak ölçebilen bir fibro-optik tarayıcı geliştirmişti. Niyeti bu aygıt yardımıyla üç boyutlu bir galaksi haritası meydana getirmekti. İlk denemelerin sonucu gerçek bir şok yarattı. Daha önceki çalışmalar galaksilerin salkımlar halinde olduklarını gösteriyordu. Bu nedenle ışık dağılımının da yumuşak olması ya da kesin bir matematik modele uyması beklenmemekteydi. Yeni aygıt, bu salkımların: her biri yaklaşık 400' er milyon ışık yılı tutan düzenli aralıklar sergilediklerini ve dar bir evren konisi boyunca muntazam bir biçimde dağılmış olduklarını gösterince,araştırmacılar büyük bir şaşkınlık yaşadılar. Bu sonuçlar şu anlama geliyordu: Evren pekala düzenli olarak birbirini tekrar eden galaktik hücrelerden oluşan dev bir bal peteği olabilirdi! Bugün elimizde bulunan ve kabul gören hiçbir teori, bu şekilde periyodik olarak kendini tekrarlayan bir model ön görmemektedir. Bu durum "dev bir beyin" fikrini yeniden hatırlatır; yani tüm yaşam etkinliklerinin yaradılışı raslantısal bir iş değildir; her şeyin ötesinde ve ardında gerçekten de bir "süper zihin" vardır! Bütün bu bilgiler ışığında Sirius kavramı ve galaksinin bizimle aynı bölgesinde yer alan yıldızların, yerli enerjiler ya da Özlerin yaşam siklusları ve tekamülü üzerinde net bir etkisinin olduğu fikri kolayca kabul edilebilmektedir.
Şimdi baş döndürücü galaktik zirveleri bir süre için bir yana bırakıp, yeniden kendi dünyamıza dönelim. Yüzyıllar içinde İsİs' e birçok mistik tören ve gizem atfedilmiştir. Bunlardan en iyi bilinenlerinden biri, Peçeyle ilgili olandır. Peçenin ardında ne olduğu konusunda dev bir gizlilik sergilendiği için, biz de İsis gizemleri konusuna girdiğimizden. bu kıymetli sırların Sirius çağrışımları taşıyıp taşımadığına bakmak doğru olmaz mı? Neden olmasın?
İlk şaşkınlığımız, aslında böyle bir Peçenin olmadığını anladığımızda ortaya çıkar; bu sadece ruh yaşlarına ya .da inisiyatik olarak bulundukları noktaya göre farklılıklar' gösteren kişiler tarafından uydurulmuş bir şeydir. Tüm diğer Mısır gizemleri için doğru olan şey, İsis'in Peçesi için de geçerlidir; Peçenin ardında yatan gerçekler pek çok farklı seviyede algılanabilir. Aslında bugün bilinenlerin de ötesinde anlamlar olması muhtemeldir. Bende çağrıştırdığı ilk şey, en son genetik araştırmaların, dişil XX kromozomunun eri! XY kromozomundan çok daha büyük sıklıkta görüldüğü gerçeğidir. XY'nin kendini ifade imkanı çok daha sınırlıdır. Bu sıklık oranlarının hangi özel dişil yeteneklere karşılık geldiğini açıklayan bilimsel bir makaleye bugüne dek rastlamış değilim. Ancak adaptasyon kabiliyeti ve dişilere has sezgi olarak bilinen özelliklerin, bu çerçevede ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Elbette yanılmam da mümkündür.
Ezoterik olarak bu konular Kreatriks moduna, yani İsis' e karşılık gelir. Eğer bizim güneş sistemimizin Kreatriksi (Dişil Yaratıcı) aslında Sirius yıldızı vasfıyla İsis ise, bu durumda bizim güneşimizin de dişil ağırlık taşıması gerekecektir. Ben bundan hep kuşkulanmışımdır. Eski Mısır'da Ay' a hep eril bir kişilik atfedilir; hem Ra hem de Horus, güneşle ilgili olarak ele alınırlar. Osiris ise tıpkı Tot ya da Khonsu gibi kesinlikle Ay ile bağlantılıdır. Dünyanın' diğer birçok panteon geleneğindeki anlayışlara karşıt olarak, Mısırlılar, gezegenimizi Geb'in eril. biçimi olarak ele alırlar. Belki de onlar bizim bilmediğimiz bazı bilgilere sahiptiler mi dersiniz?
Lütfen, bu konuları cinsler arasında daha yakın bağlantılar kurmak ya da cinsel ayırımcılık amacıyla ortaya attığım sanılmasın, genelde "Kadınlar Gizemleri" olarak bilinen bu konulara girmemin nedeni bu değiL. Halk törenlerinde, cinsler arasında bir eşitlik ya da anima-animus dengesi bulunduğu durumlarda, bir Siriusyen karakter gözlemek mümkündür. İsis Işınını anlamanın bir kısmı da onun ezoterik yönlerini anlamaktan geçiyor. Bu ezoterik cephe, arşetip anaç rolden bir hayli farklıdır. Aslında Siriusyen yeteneğin günümüzde sadece kadınlar tarafından taşınan çok özel bir genetik kodlamayla aktarılıyor olması bile muhtemeldir.Başka bir deyişle, Siriusyen Gen -eğer böyle bir şey varsa- anne tarafından aktarılıyor olabilir, demek istiyorum.
İsis'in Peçesi konusunda çok daha açık seçik bazı yorumlar da vardır. Bu yorumlar; kaba düzlemlerden çok daha süptil ya da ince alanlara doğru devam edip gidiyorlar. Bazı gerçekler sadece İsis gizemlerine inisiye olanlara veriliyor. Romalı filozof ve hiciv yazan Apuleius'un Metamorfozlar adlı kitabında bunlara bir örnek veriliyor. Apuleius, yaklaşık olarak M.S.12S-180 yıllan arasında yaşamıştır. Kitabındaki bir hikayede, Lucius, İsis'e "anlamsız örtüsünden" kendisini kurtarması için yalvarır. (Burada, alt benlik ya da arzu karakterli bir şeyin söz konusu olması mümkün müdür?) Hikaye birçok otorite tarafından otobiyografik olarak düşünülmüştür, İsis'in Peçesi farklı kişilere farklı şeyler ifade edebilmektedir. Bu durum, en çok kişisel düzeyde karşımıza çıkar. İfadeleri sadece mistik anlamda yorumlamak yanlış olur. Ben de Atlantis ya da Mısır /Siriusyen simgelerin en derin ezoterik ya da soyut anlamlardan en pratik olanlara kadar, eksiksiz bir anlam genişliği sergilediğini çabuk anladım. Sirius'la ilgili olarak, İsis'in Peçesi çok daha kozmolojik bir anlam taşır ve dişil prensibin Kreatriks cephesiyle ilgili gibidir. Bu anlam hem Sirius sistemi hem de bizim güneş sistemimiz için geçerli olabilecektir.
İsis tapınımı, Mısır'ın dünya düzenindeki önemli yerini kaybetmesinden çok sonra da devam etti. Isis in the Graeco-Roman World (Greko-Romen Dünyada İsis) adlı kitabın yazan olan Dr.R.E.Witt, 1380 no'lu Oxyrhy'nchus papirüsünden Oxyrhynchus duasını alıntılar. Bu, Isis'i şanlandıran bir çeşit Mısır şükran ilahisidir: Hristiyanlıktaki Te Deum'a benzer. İsis'in Memfis bölgesiyle olan ilgisi vurgulanır. Witt, bu duayı, 18. Hanedan firavunu Akhenaton' a (Amenofis IV) atfedilen Güneşe
İlahi (Hymn to the Sun) ile karşılaştırır ve şu yorumu yapar:
İsis kendini güneş diskiyle eşkoşmaz. Ancak, güneşin güzergahını bizzat tespit ettiğini ve bu yolda ona refakat ettiğini söyler. O, güneş ışınlarında mevcuttur. Aton'un, her biri kendi dilini konuşmak üzere, insanları farklı gruplara ayırması gibi, İsis de Grek ve Grek olmayan lehçeleri ayırmıştır. Aten'in ışınları, Büyük Okyanus'un ortasındadır: O parladığı zaman, gemiler akış boyunca ve akışın aksi istikametindeki seyir yollarını açık bulurlar. Böylece İsis, gemiciiiğe, nehirlere, rüzgarlara've denize hükmeder?
Witt, İsİs' in güneş ve yıldızlarla ilgili bağlantıları konusunda başkaca kanıtlar da sunar. Bu kanıtlar, tanrıçaya atfedilen Ay tabiatıyla uyumlu değildir. Lucius'tan alıntılar yapar. Lucius'un, büyük ihtimalle, İsis biçiminde dişil prensibin tapınımını seçmiş kişilerin onayladığı şeyler yazmış olduğunu söyler: .
Sen, insan ırkının kutsal ve ebedi kurtarıcısısın ... Yukarıdaki kuvvetlerin tapındığı ve aşağıdaki kuvvetlerin saydığı sen, yeri yörüngesine yerleştirmiş olansın; güneşin ışığının kaynağı ve Evrenin yöneticisisin. Yıldızlar sana boyun eğer; mevsimler seninle geri döner; Sen tanrıların neşesi, unsurların hanım efendiisin. Rüzgarlar senin buyruğunla eser; yağmurlar rızk taşır, tohumlar kök salar ve çiçek açan bitkilere dönüşür.
Bu ifadeler, Nil Deltasının hanedanlar öncesi kabileleri arasında ortaya çıktığı kabul edilen anaç bir ilahenin soluk gölgesinden çok, bir Siriusyen tanrıçaya yakışırlar! İsis'i Ay'la ilgili olarak düşünmek, çok büyük bir okült hata olmaktadır. Gözlerimizi dikkatle açacak olursak, İsis'in dört erkek kardeşinden çok daha geniş ve kapsamlı kozmik bir bağlantıya sahip olduğunu görürüz.
Eski Mısır Ve Sirius bağlantısı isimli kitaptan..