Yirminci yüzyılın en ciddi UFO araştırmaları sadece ABD, Arjantin, Brezilya ve bazı Avrupa ülkelerinde yapılıyormuş gibi görülse de; aslında Rusya, Çin ve Doğu Avrupa'nın konuya bilimsel, tarafsız ve gerçekçi açıdan, gizlice yaklaştığını biliyoruz.
Ufolojiyi Parapsikoloji'den ve kimi zaman da Spiritüalizim'den ayrı tutamayız. Rus, Bulgar, Macar ve Romen araştırmacılar bu gerçeğin farkına vardıklarında, Batı ülkeleri aradaki bu ilişkiyi hala kaşfetdememişlerdi. Batı, doğa ötesi adını verdiğimiz konuları büyük bir reklamla lanse ederken, Doğu Avrupa ve Rusya çalışmalarını gizlilik ve büyük bir disiplin içinde yürütüyordu.
Eskinin Sovyetler Birliği ve 1991 Aralık ayından itibaren de günümüzün Rusyası'ndan yola çıkacak olursak; sadece Ufolojinin değil, tüm mistik ve gizemli olayların, parapsikolojinin her dalının, bu ülke halkları tarafından dikkate alındığını görebiliriz. Komünist devrimi öncesi, Çarlık döneminde Gri-gori Efimovich Rasputin, bir devrin kaderini sosyolojik, politik ve ruhsal açıdan belirlemişti. Yaşadığı dönemde gizli güçlerin, mistik konuların patlamasına yol açtı. O bir medyom, mistik ve aynı zamanda şifacıydı. Çar II.Nikolas ve ailesi üzerinde çok büyük etkileri olmuştu.
Diğer yanda ünlü Rus araştırmacı ve yazar Helena Petrovska Blavatski, Teozofi Cemiyeti'ni kurup "Agarta", "Göksel Irk", "Dünya Dışı Bağlantı" kavramlarını ortaya atarak bugünün pekçok UFO araştırmacısına öncülük etmiştir.
Rusya'da kimse UFO görmüyor muydu? Tabii ki gördüler.. Hem de çok... Gözlemler bugün de devam ediyor. Ancak devrim sonrası demir perde geleneği hala bozulmuş değil. Rusya, komünizmin bitmesinden sonra hemen her konuda değişikliğe uğradı. Bu değişimi dünya üzerinde belki de en yakın takip eden ülke Türkiye oldu. Her türlü Rus malının sokaklarımızda satıldığı bir dönem, İstanbul, Laleli'nin Rusça yazılarla dolup taştığı ekonomik zenginlik günleri artık biraz geride kalmış olsa da, yeni Rusya sanki ticari kolonisini Laleli'de kurmuş gibiydi.
Buna paralel olarak Türk yatırımcılar, şirketler, işçiler ve çapkınlar yeni Rusya'ya akın ettiler. Çarlık devrildiği zaman, komünist devrimin ilk günlerinde İstanbul'a akın eden Beyaz Ruslar ülkemize çok daha farklı bir kültür getirmişlerdi. Komünizmin yıkılmasından sonra gelenler ise, kültür dışında her şeyi taşıdılar.
Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, Rusya parapsikolojinin her alanında yetiştirdiği uzman ve araştırmacıları ile de tanınıyor. Biyoenerji uzmanları, manyetik ve ruhsal şifa verenler, kendini Agarta'yı arama macerasına adayanlar zaman zaman Türkiye'ye uğruyor... Ancak fazla ilgi görmedikleri için Batıya doğru olan yolculuklarına devam ediyorlar...
Tunguska'da Neler Oldu?
Rusya'nın Ufoloji tarihine geçen belirgin ilk örneklerinden biri Tunguska olayıdır:
30 Haziran 1908 günü, Sibirya, Tunguska üzerinde korkunç bir patlama yaşandı. İnanılmaz bir gürültü ve ışık eşliğinde patlayan nesne 20 milyon kilometre karelik alanı havaya uçurdu!... Bu eşi benzeri görülmemiş bir patlamaydı. Sonuçta 10 milyondan fazla ağaç yanıp yok oldu. Patlama sırasında gökyüzünde mantar şeklinde bir bulut belirmişti. Patlama o kadar güçlüydü ki, şok dalgaları dünyayı iki kez dolaştı ve gezegenimizin manyetik alanında değişiklikler oldu. Araştırmacılar bunun bir uçan daire kazası olabileceği sonucuna vardılar.
Ancak Tunguska olayı UFO gözlemleri konusundaki ne ilk, ne de son örnekti. Her şeyden önce Rusya'nın konuya bakış açısı kendi içinde son derece olumluydu. Bir zamanların uzay yarışında Rusya ve ABD'nin zorlu rakipler olduğunu iyi biliyoruz.
Ve Rusya başlangıçta, bu konuda ilk öncü çalışmaları yapan güçlü bir uzay merkezi durumundaydı. Hemen her ülkede olduğu gibi politika dünyasının liderleri hem UFO gerçeğini araştırmışlar, hem de çoğu kez bu gerçeği gizlemeye çalışmışlardır. ABD'de olduğu gibi UFO gerçeğini maskelemek için mümkün olan her şeyi Rusya'da da yaptılar.
Stalin'le Başlayan Ufo Araştırmaları
1947 yılında Stalin bir bilim adamı olan S. Korolev'den UFO konusunu derinliğine araştırıp rapor hazırlamasını istedi. Stalin hem parapsikolojik çalışmalardan, hem de UFO gözlemlerinden haberdardı. Ve bu konuları yakından takip ediyordu...
Korolev'e araştırmaları için üç günlük süre verildi. UFO gözlemlerinin yer aldığı tüm yabancı gazete ve dergiler, yayın organları bulundu. Korolev yazılı malzemeyi evine götürüp raporu kendi ortamında hazırlamak istediyse de talebi Stalin tarafından kabul görmedi. Üç gün sonunda hazırlanan rapora Amerika'nın ünlü Roswell UFO kazası da dahil edilmişti. Rapor uçan dairelerin dünya insanı adına bir tehlike oluşturmadığı kanısındaydı. Tehlikeli değildi çünkü UFO’lar herhangi bir ülkenin hazırladığı gizli silahlar değillerdi.
Rapor sonrasında UFO taraftarları kendi aralarında konu ile ilgilenirken, karşı çıkanlar da çürütmeye çalıştılar. Bu durum Stalin'in 1953 yılındaki ölümüne kadar sürdü. Sovyet Ufolojisi'nin bir kez daha canlanması ise ancak 1956 yılında gerçekleşebildi. Stalin'in peşinden gidenlerin o kadar ciddi sorunları vardı ki, UFOları düşünemeyecek kadar meşguldüler.
II. Dünya Savaşı'ndan 1960’lı yıllara kadar Rus yetkilileri UFO gerçeğini hem kabul eder, diğer yandan da halka ve dış dünyaya karşı yalanlayıp önemsemez bir tutum içine girme eğilimindeydiler. Astronomi ve matematik profesörü olan Dr. Felix Ziegel gibi bazı kişiler konuyu ciddiyetle ele alsalar da, rejimin sınırları dışına çıkamıyorlardı. Oysa Dr. Ziegel bir röportajında UFO gözlemlerinin Rusya'da sık sık rapor edildiğini ve bu konuya büyük bir önem verildiğini açıkça belirtiyordu.
Rusya'da UFO sansürünün bazı nedenleri vardı. Öncelikle II. Dünya Savaşından sonra UFO gözlem raporlarının psikolojik savaş yöntemleri ile bağlantılı olabileceği düşüncesinden yola çıkılarak, halk arasında panik ve korku yaratmasını engellemek istiyorlardı.
Diğer sansür nedeni ise, bilim adamlarının açıklama getiremedikleri bir konuyu yalanlayıp çaresizce unutturmaya çalışma eğilimiydi. Çünkü o dönemde hem Batı, hem de Doğu için UFO bir sorundu... Çözümlenemeyen her konu sorun, devlet sırrı ve tehlike kaynağı sayılıyordu.
1965 yılında iki önemli olay gerçekleşti. Uluslararası bir kongrede, dünyanın çevresinde dolaşmakta olan kimliği belirsiz üç adet uydudan söz edildi. 12 Nisan 1965 gününde ise, Pegasus Takımyıldızı 'ndan gelen zeki bir radyo dalgasının varlığı saptandı. Bunlar son derece önemli gelişmelerdi...
UFO konusu giderek halka daha açık yorumlarla incelenirken, Polonya,.Çin, Çekoslovakya'da da UFO gözlemleri yapıldığı belirtildi. 13 Mart 1967'de Moskova'da "Parapsikoloji ve Yüksek Uygarlıklar" konulu bir seminer düzenlendi. Saptanan konu farklı uygarlıklar ve UFO gerçeğinin parapsikolojiden asla ayrı tutulamayacağını gösteriyordu. Aynı yılın 18 Ekim gününde ise, kimliği belirlenemeyen cisimler ve UFO olaylarını araştırmak üzere bir komite kuruldu. Tümgeneral Porfiri A.Stoljarov ve arkadaşlarından oluşan bu guruba "Stoljarov Komitesi" adı verildi.
Haber dünyaya yayıldığı zaman komite hayli popüler oldu. Ancak "Stoljarvo Komitesi", ABD'de etkinlik gösteren "Condon Komitesi" ile eş tutuldu. Arada büyük fark vardı. Ancak bir süre sonra, bu kuruluşun varlığı ve Rusya'da görülen yabancı cisimler gibi konular reddedildi. Komite de çalışmalarına son verdi... Rus bilim adamları evrende zeki uygarlıklar olduğunu kabul etseler de, konunun UFO bağlantılı olmadığını savunuyor ve Rus Ufolojisini sınırlamış oluyorlardı. 1968 yılında durdurulan UFO araştırmaları 1978 yılında yeniden başlayacaktı...
Rus Bilim Adamları ve Dünya Dışı
Varlıklar Teorisi
Çağımızın uzay yolculuklarında Rusya'nın son derece önemli bir yeri vardır. Sovyet roket biliminin kurucusu ise Konstantin Tsiolkovsky adında bir matematik ve fizikçidir. Matematik öğretmenliği yaptığı yıllarda bile, zamanını roket konusunu araştırmaya adamıştı. Uzay yolculuklarında en mükemmel aracın roket olabileceğini kanıtladı. Çalışmaları daha çok teoride kalmıştı. Ancak uzay yolculuklarında roket kullanımının sadece Ay'a ulaşmak için değil, evrenin farklı bölgelerini keşfetmek açısından da ideal olacağı fikrini savunuyordu. "Dünya Dışı Uygarlıklar" konusundaki görüşü ise yaşadığı döneme göre kıyaslandığında son derece öncü ve geleceğe yönelik bir yorumdu.
Şöyle diyordu:
"Evrenin başka yerlerinde, gezegenden gezegene yolculuk yapabilen ve kendilerinden istendiği takdirde, kendilerininkinden daha az gelişmiş olan dünyalara yardım edip onlarla temas kurabilen uygar varlıkların mevcut olduğundan eminim."
Ayrıca Konstantin Tsiolkovsky UFOlarla paranormal olaylar arasında sıkı bir bağ olduğunu kabul ediyordu. Uzay yolculuğunun telepati ve telekinezi ile yakından bağlantılı olduğunu da belirtiyordu. Bu konuda son derece öncü fikirleri vardı ve teorisini şöyle açıklıyordu:
"...Gelecekteki havacılık çağında insanların telepatik yeteneklerine acilen gereksinim olacaktır. Bunlar insanlığın genel gelişimine hizmet edeceklerdir. Sana ve bana, ruhsal kardeşler, yani aynı görüşleri paylaşan kişiler denebilir. Kozmik roketim makrokozmosun yüce sırlarının çözümüne ulaşabilirken ve ulaşmalıyken, senin teorin de yaşayan mikrokozmosun kutsal esrarlarının çözümüyle, düşünen beyni çevreleyen büyük bilmecenin çözümüyle sonuçlanabilir. Makrokozmos ile mikrokozmos, evrenin tek bir mahiyetinin parçalarıdırlar. Mikrokozmos bilmecesinin çözümü insanlık için gerçekten yüce başarıları müjdeler, ihtimal, bu başarılar da kozmik roketten aşağı kalmayacaklardır.."
Ve sözlerini şu unutulmaz cümleyle bitiriyordu...
"Geleceğe ait şaşırtıcı olasılıkları açıklayan düşünce ne kadar cesur olursa, bilim kılığına bürünerek etkinlik gösteren gericilerin gösterdiği karşı koyma da o denli dehşetli olur."
Tsiolkovsky bu sözleri ile dünyanın her yerinde çalışmakta olan UFO araştırmacılarının kaderini ve karşılaştıkları zorluk ları da gözler önüne seriyordu...
Rusya'da itirafetmek zor gelse de genel kam, "Dünya Dışı Uygarlıkların var olduğu ve onlarla temas kurulabileceği yönündeydi. Rusya'da Byurakan'da yer alan bir gözlemevinde özellikle üzerinde yaşam bulunan gezegenlere yönelik araştırmalar yapılmaktaydı. 1971 yılında gözlemevinin 17 metrelik radyo teleskobu 50 kadar yıldızı inceliyordu.
Diğer gök cisimlerinden kaynaklanan yoğun elektro manyetik etkilerle, "Dünya Dışı Uygarlıklar" arasında bağlantı kurmaya çalışan dört radyo gözlemevi daha vardı.
Dünya kaynaklı dinsel metin ve mitolojik öyküleri inceleme yoluyla, gezegenimizin çok eski zamanlardan beri uzaysal uygarlıklar tarafından ziyaret edildiği teorisini ise, Beyaz Rusya Bilimler Akademisi'nin üyesi ve bir filolog olan Dr. Vyacheslav K.Zaitsev ortaya atmıştı. 1992 yılında ölen Zaitsev'e göre bu araştırmaların başlangıcı 1920'lere dayanıyordu. Pek çok ülke dini ve mitolojisi incelenmiş ve farklı uzaysal boyutlardan gelen yabancı uygarlıkların dünyaya inişleri ortaya çıkartılmıştı.
Dr. Zaitsev dünya insanının aydınlanma yolunda uzaydan gelen ziyaretçilerin çok büyük katkısı olduğuna inanmaktadır. Fikirlerini incelediği dinsel ve mitolojik belgelerle sınırlamayan araştırmacı, pekçok ülkenin mimari özellikleri ve geleneklerinde bile, "Dünya Dışı Ziyaretçiler"in etkisini görmektedir. Camilerin minareleri ve katedrallerin sivri kulelerini yıldızlara doğru havalanan roketlerin yansıması olarak kabul eder. Bu konudaki görüşlerini aynen aktaralım:
"Kozmik ziyaretçiler, gezegenimizin ilkel sakinlerine, doğaüstü güçlere sahip olan ilahi varlıklar gibi görülmüş olmalıdırlar. Bu tanrıların bir uzay gemisinden çıktıklarını varsayarsak, belki de söz konusu araca benzeyen tapınakların, inşasına yol açan da bu özellik olmuştur. Bu tüm dinler ile kültlerde rastlanan bir özelliktir. Bir araç ya da roket, Tanrıların kendileri için barınmaya uygun olmayan bu dünyada pratik şekilde kullandıkları evleri olabilirdi. Tapınaklardaki resimlerde ve küçük heykelciklerde işlenmiş olarak günümüze kadar gelen imajların bu Tanrılara ait olması da mümkündür. Varsayalım ki, içinde Tanrılar'ın bulunduğu bir araç gökten inmiş ve tekrar havalanmış olsun. Tüm destanların göklere göze çarpıcı şekilde yer vermelerini ve tapıklanma görünüşlerinde, döşenme biçimlerinde ve gerçek ruhların göğe doğru uzanma eğiliminde olmalının nedeni bu olabilir miydi acaba?"
Dinsel her türlü fikrin ve ibadetin yasaklandığı Komünist Rusya'da bu fikirlerin beyan edilmesi, yazılıp basılması ne cesur bir davranış değil mi? Dr.Zaitsev dinsel motifler ve UFO ziyaretleri arasındaki bağlantıları açıklamaya şöyle devam ediyordu:
"Kilise imajı bir uzay aracı imajı olabilir miydi? Yoksa uzaylı astronotlarca göksel aracın içine girmeye ikna edilen ve Tanrılar'ın evini gören bir dünyalı mı vardı?
İncil'de göklere yükselen Hz.Davud'a melekler sonradan Kudüs Tapınağının arşetipik imajı haline gelmiş olan kilise imajını göstermişlerdi. Hindular da tapınaklarının, diğer dünyaların tapınak imajına göre inşa edildiğine inanırlardı. Tapınakların mimari tasarımının rahipleri esinlendiren ve hatta onlara proje çizimleri bile veren bir ilah tarafından verildiği söylenir.
Ortaçağda Hindistan'da Brahmanizim döneminde tekerlekli platformlar üzerinde yer alan tapınak modelleri ortaya çıktı. Sovyet araştırmacı Nikolai Brunov 'Mimarlık Tarihi Üzerine Denemeler' isimli kitabında, kulelelere benzeyen Brahman tapınakları ile Vimanalar arasındaki ilişkiyi açıklayan bilgiler vermektedir.
Uzaylı topluluklar tarafından ziyaret edilmiş olan atalarımız, UFO ve ana gemileri gördüklerinde, unutulmayacak bir manzarayla karşı karşıya kalmış olabilirler. Önce gözleri önünde çok katlı, tepesi yuvarlaklaşan ya da giderek sivrilen devasa bir tapınağın belirmesi ve sonra bu aracın göklere doğru uçması."
Dr.Zaitsev sadece tapmak mimarisi alanında değil, dinlerin yayılması ve Mesih inancı üzerinde de yorumlar yaparak "Dünya Dışı Ziyaretçiler" gerçeğine farklı bir boyut getiriyordu:
"Mesih düşüncesini benimseyen tüm büyük dinler, dini mimarilerinin temel unsuru olarak küçük kubbeyi kullanırlar. Sovyet uzay gemisi Vostok' un çan biçimindeki pruvası da tıpkı böyle küçük bir kubbeyi hatırlatır.
Dünyayı doğru yola sokmak amacıyla gelecek Mesih fikri, kötülükleri cezalandıran; iyi, mantıklı ve sonsuz olanların canını bağışlayan; uygar göklerin sakinlerinin gerçekleştirdiği bir ziyaret sonucunda insanların zihninde şekillenmiş olabilir mi? Yoksa dünyayı bir çok kere ziyaret etmişler de geçen ziyaretlerinde, dünyadan ayrılmadan önce ne zaman döneceklerini söylemişler midir? Eğer yüzyıllar önce gerçekten ziyaret edildiysek, bugün de uzayın derinliklerinden gelen zeki varlıkların 'ikinci gelişlerinin' eşiğinde bulunabiliriz."
Bu noktada Dr.Zaitsev epey tehlikeli bir adım atarak, pek çok hristiyanın şiddetle karşı çıktığı bir konuyu yeniden gündeme getiriyordu: Hz.İsa'nın uzayın derinliklerinden geldiğini ve yüksek seviyedeki bir uygarlığın temsilcisi olduğunu belirtiyordu. Hatta daha da ileri giderek "Kozmonot Hz.İsa" sıfatını kullanmaktan çekinmemişti.
Teorisine kanıt olarak da, İncil'de yer alan ve Hz.İsa'nın doğaüstü güçleri ile yeteneklerini gösteriyordu. Hz.İsa'nın doğumu sırasında gökyüzünde beliren Beytlehem Yıldızı'nın ise bir uzay gemisinden başka bir şey olamayacağı inanandaydı.
Bir fizik matematikçisi olan Prof. Agrest ise, dünyanın milyon yıldır uzaylılar tarafından ziyaret edildiğini ve İncil'deki mucize adı verilen tuhaf olayların bu ziyaretler sonun da yaşandığını belirtiyordu.
Dr.Iosif Skhlovky ise bir kitabında Dünya'ya ilk kez 20.000 yıl önce bir uzay aracının indiğinden söz ederken; Pegasus Takımyıldızı'ndan gelen radyo dalgalarının zeki kaynaklı olduğunu da resmen belirtmiştir.
Bildiğimiz en ünlü kaçırılma olayının tanıkları Betti Hill, uzay gemisi içinde gördüğü astronomi haritasında bindikleri UFO'nun geldiği yer olan gezegeni göstermişti. Ve bu gezegen Pegasus Takımyıldızın'da yer alıyordu... İlginç bir tesadüf değil mi?...
Beyaz Rusya Bilimler Akademisi Başkanı Dr. Vasily Kuprevich, uzaysal uygarlıkların bizden çok üstün olabileceğine inanıyor ve şöyle diyordu:
"Uzaydan gelen varlıklar, insanlarla temas etmeden dünya ziyaretlerine devam ediyor olabilirler. Bu varlıkların entellektüel gelişimleri öyle bir seviyeye ulaşmış olabilir ki, onların bizim hakkımızdaki görüşü, bizim atalarımız yani mağara adamları hakkındaki görüşümüzden daha yüksek olmayabilir."
Sovyet uzay yolculuğunun iki önemli dalı olarak kabul edilen telemekanik bilimi ve otomatizma konusunda uzman olan Dr. luri A Fomin'in uzaysal uygarlıklar hakkında çok ilginç görüşleri vardı. Fomin, az gelişmiş ve gelişmiş uzaysal uygarlıkların temas kurmaları halinde ortaya çıkabilecek sorunlara değiniyordu. Ayrıca yıldızlararası uzayı katedebilmek için şu anda bildiğimiz fizik yasalardan daha değişik olan ve şimdilik sadece teorik temele dayanan fizik yasalarla uğraşmamız gerektiğini belirtiyordu. Bu yasaların prensiplerinin, matematik formüller halinde saptanmış olduklarını da ekliyordu.
Uzay çok boyutluluğundan ve paralel dünyalar kavramlarından da söz ediyordu. Dr.Fomin'e göre uzayın dördüncü bir boyutu bulunması halinde, bizim kendi üç boyutlu dünyamızda birbirinden çok uzakta olan herhangi iki nokta; bu dört boyutlu uzayda yanyana yer alabilirler.
Rusyalı Uzaylılar
Rus Ufoloji tarihi, ülkenin tarihiyle büyük benzerlik gösteriyor. Hep iniş ve çıkışlar var. Kesintilere uğrayan ciddi araştırmalar 1978 yılından itibaren canlılık kazandı. İlerleyen zamanla birlikte 1990'lara doğru özellikle Urallar'da yer alan Perm bölgesinden gelen UFO gözlem haberleri öyle şaşırtıcı boyutlara ulaştı ki, "Rus Bilim Teknik Kuruluşları Birliği" bölgeye bir araştırma ekibi gönderme kararı aldı.
1991 yılında yola çıkan ekip; Biyolog ve Elektronik Mühendisi Vladimir Shemchick'in liderliğinde kurulmuştu. Ekipte doktor, astronom, jeolog, mühendis ve farklı dallarda teknik adamlar yer aldı. Araştırma gezisi süresince yapılan gerçek UFO gözlemlerinde kameralar ve fotoğraf makineleri bozuldu, filmler yandı. Ancak yine de "Dünya Dışı Varlıklar'la fiziksel, telepatik temaslar kuruldu.
Perm bölgesi sakinleri uzun "zamandır tanık oldukları kimliği belirlenemeyen uçan cisimlerden söz ediyorlardı. Bu cisimlerin bazıları muz biçiminde, diğerleri ise farklı çaplara sahip balon görünümündeydi.
Vladimir Shemchick ve ekibi bölgeye geldiklerinde, yerli halktan yaşlı bir kadınla görüşmelere başladılar. Kadın çevrede sık sık yabancı tipli insanların dolaştığını söylüyor ve onların kesinlikle ne yaşadığı kasabadan ne de çevre kasabalardan gelmiş olamayacaklarında iddia ediyordu. Normalden çok uzun boylu olan bu "yabancılar", vücutlarını sımsıkı saran siyah renkli kıyafetler giyiyorlardı.
Shemchick daha sonra iki tarım işçisiyle konuştu. Adamlar bir iş gününün sonunda tarla kenarında dinlenirken, ormandan çıkıp kendilerine doğru gelen tuhaf görünüşlü adamı anlattılar. Yabancı, uzun boyluydu ve siyahlar giymişti. Ancak adamın başı bir su kovasını hatırlatıyordu. İşçiler ayağa kalktılar, yabancı ile aralarında 40 metre mesafe kalmıştı. Ancak siyahlı adam bir vizyon gibi silinerek gözden kayboldu.
Yaz kampı yapan çocuklar da pekçok defa balon biçimli UFO'ları gözlemlemişlerdi. Ancak gördükleri bununla kalmıyordu. "Dünya Dışı" olduğuna inandıkları varlıkları ve hümonoidleri gözlemlediler. Bu varlıklar yaklaşık dört metre boyunda ve yarı saydam forma sahiptiler.
Araştırma ekibi UFO ve "Dünya Dışı Varlıklar"ın görüldüğü bölgede bio-radar etkileri saptadı. Onların görevi buraya kadardı. Ancak kesin karar vermeden önce tüm bu anlatılanların bilimsel açıklaması olabileceği üzerinde duruldu. Bu amaçla söz konusu "paranormal fenomenler"in araştırılması için bir komisyon kuruldu.
Perm doğa güzellikleri ile ün kazanmış bir yerdi. Araştırmalar sırasında, çok az sayıda kişinin yaşadığı bu gizemli bölgede "gariplikler" kendini göstermekte gecikmedi... Birden çam ormanlarında kuş sesleri duyulmaz oldu!... Büyük baş hayvanlar yemlenmek için oraya yaklaşmayı bile istemiyorlardı!... Traktör motorları açıklanamayan nedenlerle duruyordu!... En garip yanı da, devasa çam ağaçlarının kökünden sökülmesi ve toprakta büyük çukurlar bırakmalarıydı!... Bazı ağaçlar ise tam ortadan ikiye kesilmiş halde bulunuyordu!...
Shemchick'in ekibi araştırmaya ormandan başladı... Yedi kilometrelik alanda, grubun kırk üyesi çadırlarını kurdular. Ancak toprağa oturdukları andan itibaren kendilerini rahatsız hissetmeye başladılar. Gece uyuduklarında kabus görüyorlar ve görünmez bir varlığın sürekli kendilerini kontrol ettiği hissine kapılıyorlardı. Aynı his cihazlara da yansıdı. Bilim adamları tarafından tasarlanan cihazlar, bir enerji bölgesinin varlığını saptıyordu. Enerji kütlesi uzaklaşırken cihazlar normal duruma dönüyorlardı.
Ekip 24 saat süreyle nöbetleşe yer değiştirerek, bölgeyi farklı noktalardan sürekli gözlem altında tuttu. Nöbet sırasında yaşanılan her türlü deney güncelere kaydediliyordu.
Gazeteci Pavel Müjortov da garip deneyim yaşayanlardan biriydi. Su almak için nehre yaklaştığı sırada, gökyüzünde tuhaf bir cisim belirdi. Cisim önce geniş kenarlı şapka formundayken, kısa sürede gökyüzünde bir ışık noktası haline geldi.
Grubun diğer üyeleri ise, gökyüzünde kare biçimli, parlak, sarı bir leke görmüşlerdi. Cisim sanki kendisini izlemelerini ister gibi sürekli hareket ediyordu. Sonra birden çevrelerini saran ani bir soğuk dalgasının içinde kaldılar. Bu arada herkesin başı ağrımaya başladı... Ağrı o kadar şiddetliydi ki araştırmacılardan biri dayanamayıp bayıldı. Bir kaç saat sonra kampa dönmeyi başardılar. Bu arada gökyüzündeki sarı leke de ortadan kaybolmuştu...
Ertesi sabah dört metre boyunda insanımsı bir varlık kampa yaklaştı. Kampta uyumakta olan araştırmacılar ayak seslerini duyarak panik içinde uyanmaya başladılar. Varlığın ayak seslerini net şekilde duyuyorlardı. Daha sonra çimen üzerinde kalan izleri görmüşler ve bu arada gökyüzünde "T" harfi şeklinde ortaya çıkan ışıklı cisim olaya eşlik etmişti. Ardından ormandan ikişerli guruplar halinde çıkan ışık topları yine ışıktan meydana gelen üçgen formlar oluşturdular.
Ormanda dolaşan, ancak kampa asla yaklaşmayan, fosforlu, parlak bedene sahip kadın ve erkek siluetleri de görüldü. Bu yabancıların dış görünüşlerinde dikkat çeken yan, hepsinin de çok uzun boylu olmalarıydı. Grup üyeleri gördüklerini filme almaya ya da fotoğraf çekmeye çalıştıkları zaman, makineler tamamiyle kilitlendi...