Toplam 1 sonuçtan 1 ile 1 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Reptilian 1

  1. #1
    sarrateia - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May-2017
    Bulunduğu yer
    Çumra/Konya
    Mesajlar
    27
    Konular
    12

    Reptilian 1


    REPTILIAN
    1. Bölüm
    Kapı ‘pat pat’ diye çalındı.Kapıya vuran kişi bir ritmle vuruyordu. Önce iki, sonra üç. Yaşlı adam zorlukla yerinden kalktı. Bu acelecilikte terliğini giymeyi başardı. Yavaş adımlarla kapıya yaklaştı.
    “Kim o?” diye seslendi.
    “Aç Durmuş amca, ben Ekrem. Uzun yoldan geldim. Karanlıkta evimi bulamadım.”
    Durmuş yavaşça kapının küsüğünü açtı. “Buyur Ekrem, hoş geldin hele.” Dedi.
    Ekrem “Senden bir fener istiyorum. Gökyüzünde ay yok. Sokak lambaları da yanmıyor. Şose yolundan buraya köpekler eşlik etti bana. Ne tanışmaktır bu. Köpeğin biri beni diğerlerinden kurtardı da gelebildim buraya.”
    “Evladım bağırsaydın duyar yetişirdim. Neyse karnın aç mı. Bir şeyler hazırlayayım. Uzun yoldan geldin, açsındır sen.”
    Ekrem “Yok Durmuş amca, şehirden gelirken yanıma yetecek kadar yiyecek, konserve, şu bu aldım.”
    Durmuş “Dur öyleyse feneri getireyim.” Dedi, sonra “Nereye koymuştum fenerleri.” Diye söylenip evin içindeki soldaki odaya girdi. Durmuş amcanın evi, açtığı odadaki lambanın ışığı ile aydınlandı.
    Ekrem içeriye ilgiyle göz gezdirdi. Yerde duvar yastıkları, yastıkların önünde minderler, duvarlarda geyik ve göl manzaralı duvar örtüleri vardı.
    Ekrem içinden “İnsanın içeriye girip çıkası gelmiyor. Bak çocukluğumu hatırladım. Bu evin içinde az mı oynamadım, Fadime ninenin bisküvilerini az mı yemedim. Hele torunları Cafer ile tokatlamasına az mı iddiaya girmedim. İnsan özlüyor. Evime yerleşeyim, köydekilerin hepsini sigaya çekeceğim.” Diye geçirdi.
    Durmuş amaca odada fitilini yaktığı fenerle göründü. “Al Ekrem. Yalnız dikkat et, camı kırık, bir yerini kestirme.” Dedi.
    Ekrem “Tamam Durmuş amca, dikkat ederim. Benim evde de fener var. Bildiğin gibi fenerlerin gaz yağı kolay kolay da uçmuyor. Fenerlerin bolluğu olsun yeter ki. Müsait bir zamanda fenerini getiririm.”
    Ekrem vedalaşacakken “Durmuş amca ver elini öpeyim.” Dedi, yaşlı adamın elini hürmetle öptü, ardından oradan uzaklaştı.
    Köyün içinde korku ile ilerliyordu. Geriden hala köpek sesleri geliyordu. Arada bir arkasına bakmayı ihmal etmedi. Gece karanlığında üç beş köpek göründü az ileriden. Ekrem bu kadar çabuk yakalanacağını tahmin etmedi. Pisseh mi dese kışa mı dese şaşa kaldı.
    Olduğu yerde durmuştu. Ne köpekler gidiyor ne o adım atabiliyordu. “Köyün köpekleri ne olacak, sokak köpekleri değil ki serseri olsunlar. Yanlarından sessizce geçerim.” Düşünceleri ile yürüdü.
    Köpeklerin yanından geçerken onlara bakmamaya çalıştı. Köpeklerden biraz uzaklaşmıştı ki, geriye dönüp bakma hatasını işledi. Köpekler havlamaya başladı. Ekrem adımlarını hızlandırdı. Köpekler de.
    Ekrem evini görmüştü, koşmaya başladı. Çit kapısını hızla açıp içeriye girdi. Köpeklere baktı. Köyün tüm tenorları havlayarak hünerlerini sergilemekten Ekrem de, cep telefonu ile video çekmekten geri kalmadı. Dört dakikalık çekim yeter deyip evinin kapısına yöneldi. Cebinden anahtarını çıkarıp kapıyı açtı.
    O an içeriden bir küf kokusu geldi. Haliyle iki senedir havalandırılmıyor, eşyalar kendi kendilerine kirleri ile çürüyüp gidiyorlardı.
    Ekrem “Hoş bulduk ey evim.” Diye söylendi, ışıkları açtı. Bilgisayarını masasına koydu. Çantasındakileri bir bir masanın üzerine boşalttı. Yanına aldıklarını gözden geçirdi. Bir el dedektörü, gelişmiş bir fotoğraf makinesi, lambalı kasket, beş ışıldak bataryası, beş kalem, bir paket A4 kağıdı.
    “Bunlar bana yeter. Hele şu mağaraya gideyim, tarih öncesi mağara resimlerini çokça çekeyim, en son düşündüklerimi yazayım. Ben bir arkeoloji öğrencisiyim ve tez hazırlıyorum. Tamam köylülerin sorularına da cevap bulduk. Şimdi güzel bir ziyafet zamanı.” Diye söyledi.
    Çantasından sucukları ve bir kase margarini de çıkardı. Evin içinde tava da vardı. Sucukları neyle pişireceğim diye endişesi son buldu.
    Yemek ocağının hortum kafası tüpten çıkıktı, yerine taktı. Çeşmeyi açtı, kalıp sabun ve süngerle tavayı beş kez hem sabunladı hem duruladı. Adı üstünde koskoca iki yıl. Tozların zift yaptığı tava ancak böyle temizlenebilirdi.
    Çaydanlığını yanında getirmekle akıllılık etmişti. İki üç su bardağı ve yarım poşet çayı da vardı. Çeşmeden çaydanlığa su doldurdu, onu da ocağa koyup altını yaktı.
    Şekeri eline aldı. “İyi ki şekerde getirmişim. Şu tahsilli olmak yok mu, her şeyi düşündürtüyor insana. Bak annemi babamı özledim şimdi. Telefon açmam gerekir. Gerçi söylemiştim varınca arayacağımı. Adettendir, dur şunlara telefon açayım.” Diye söylendi.
    Sucuk tavada kavrulurken Ekrem cep telefonu kulağında, karşıdan çalma sesini dinleyerek açılmasını bekledi.
    “Alo anne ben sağ salim Çitlik Köyüne geldim. Evi temiz buldum. Ama içeride küf kokusu var.”
    Ekrem’in annesi Nazife “O koku tahtalardan geliyordur. Evde yastık, yorgan namına bir şey yok.”
    Ekrem araya girdi. “Olsa iyi olurdu. Ben onları yanıma alamazdım. Ümidim o ki ahırdan da olsa bir çul bulup üzerimi örteceğim.”
    Nazife “Aman oğlum bitlenir kalırsın. Komşunun birinden emanet iste. Hemen yanında Şaziye teyzen var, ondan iste.”
    Ekrem “ Tamam anne isterim. Babam uyuyordur, ona da selam söyle.”
    Nazife “Uyuyor baban. Telefonu titreşime almıştım, uykum hafifti, hemen cevap verdim.”
    Ekrem “Haydi görüşürüz.” Dedi. Karşılıklı konuşma bitti.
    Kızaran sucuğun kokusu eve hayat vermişti. Ekrem ilk lokmasını alınca aklına, kız arkadaşı Banu gelmişti.
    Aralarında kırgınlık yaşanmıştı. Buluşma yerine geç gelmiş ve Banu kız arkadaşlarına mahcup düşmüştü. Olay sonu Banu Ekrem’e “Ekrem benim bir dediğimi iki etmez, randevusuna saatinde gelir ve bir dolu metih.” Şeklinde yaşananları anlatmıştı.
    Ekrem randevusuna geç kalmakla tüm meziyetlerini, Banu’nun ve kız arkadaşlarının karşısında yitirdiğini hissetmişti. Ayrılırlarken “Görüşürüz.” Diye ayrılmışlardı ama bu görüş kırık bir kalp ile olmuştu.
    Ekrem kendini telafi etmek için ne tür bir geri dönüş yapacak bilemedi.Çiçek mi alsaydı, olmaz. Çünkü çok sahte görünürdü. Başka da aklına hiç bir şey gelmiyordu. En iyisi zamanın akışına bırakmalıydı.
    “Bak sen, Banu’yu şimdiden karın olarak görüyorsun. Evet bu bana heyecan veriyor.” Diye söylendi. Tavasında ki son sucuk lokmasını ağzına alırken “Ah, Banu’yu düşünürken yediğim sucuğun lezzeti aklıma gelmedi. Haz içinde yiyemedim. Olsun bir daha ki sefere. Ama dur bir daha ki sefere diye bir şey yok.” Saçmalığı içinde söylenirken cep telefonunu eline aldı. Banu’ya beş adet kalp emojisi yolladı.
    Hemen yanıt geldi. “Neredesin Ekrem?”
    “Köyümdeyim.”
    Banu “Aaa ciddi misin?”
    Ekrem sorgulamayan yeni bir ilişkinin başlangıcını hissetti. Geçmiş konulara girmemeye özen gösterdi. Bir on dakika ardından birbirlerinin seslerini duymak istediler.
    Ekrem telefonu çaldırdı, Banu açtı. Yarım saate yakın konuştular. Birbirlerine yeniden ısınmışlardı. Ekrem sonunda “Seni seviyorum.” Dedi. Banu “Ben de.” Demekle yetindi. Ve telefonlarını kapattılar.
    Ekrem kendinden korkmaya başladı. Cesaretli olmak istiyordu ama bu kadar değil. Bir kızın kalbine girmek yeni bir dünya yaratmaktı onun için. Ve Ekrem henüz denizleri, dağları yaratmamıştı. Dünyasında bulut bile yoktu. Ağaçlar hakeza. Dünyasında küçük hayvancıklar bile yoktu. Ama koca bir ‘seni seviyorum’ dünyası yaratmıştı ya gerisi gelirdi elbet.
    Lavaboda ağzını ve dişlerini temizledi. Tekrar bilgisayarını bıraktığı odaya girdi.
    Yarın için ön bir çalışma yapması gerekiyordu. Üniversite hocasından temin ettiği mağara resimlerine bakmak için bilgisayarını açtı. Resimler klasörünü tıkladı. Beş değişik resim çeşitli açılardan çekilmiş on beş resmi incelemeye başladı.
    Geyikler ve onları avlamaya çalışan avcılar. Bir A4 kağıdı çıkardı, kalemini eline aldı. Jpeg resminde ki görüntüyü A4 kağıdına kalemle çizmeye başladı. Gerçekçi bir çizim için ekrana yaklaştı. Küçük kıvrımları da çizmeye özen gösteriyordu.
    Bir saat çizim için uğraştı. Ardından mağara resminin üzerinde olduğu kayanın jeolojik girinti ve çıkıntılarını da çizmeye başladı. Böyle yapması Ekrem’in üslubuydu. Resim denen şey tam rabıta ile çizilmeliydi. Kayanın üzerinde ki resim hariç tüm şekiller bir rabıta oluşturuyordu onun için.
    Ve işin sonunda şöyle düşünüyordu. “Bu benim on beş santi metre kare içinde çizdiğim çizikleri ne kim çizdi, ne de o çiziklere dikkat edip bakmadılar. Ben bu duvarın kralıyım.Bu bakir duvar kendini sadece bana açtı.” Bir saatte bunun için uğraştı. Çalışma iki saatini bulmuştu.
    Dışarıda ezan sesi duydu. Çalışmasını bıraktı. Evden dışarıya çıktı. Ezan sesi ile zihnini rahatlattı. Ezan bitince bir sigara yaktı. Etrafı dinledi. Köpekler ne uluyor ne havlıyordu. Vaziyet klübelerine çekilmişlerdi.
    Yüksek perdeden “Kıs kıs.” Dedi bir kaç defa. Bir köpek seri şekilde havlamaya başladı. Ekrem havlayan köpekte tehdit olmadığını algıladı, bahçeye adımını attı, çit kapısından çıktı. Köpek dört adım önündeydi. Ekrem yaklaştı, yavaş şekilde köpeğin başını okşadı. Sonra evine geri dönüp çitten içeri girdi.

    2. Bölüm
    Uykusu vardı Ekrem’in. Uyumuştu ama seyahatte olsa bu bir otobüs uykusuydu. Ekrem annesinin tavsiyesini kulak ardı etti. Şimdi kim giderde Şaziye teyzeyi rahatsız eder, bırak kalsın.” Diye söylendi.
    Evin içinde sürüyle karton koliler vardı. Üç beş tanesinin büklü yerlerini yırttı. Uzun dik dörtgen şekiller oluşturdu. Onları boş divanın üzerine yaydı. Çantasına yeleğini tıkıştırdı, belli bir kabarıklık oluşturdu. Yeterli değildi.
    Çantasından çıkan malzemelere göz gezdirdi. Hepsi katı ve çantanın içinde rahatsız edici olurlardı. Tek çare kot pantolonunu çıkarmaktı. Çıkardı, onu da çantasının yerleştirdi. Sonra divanın yanına geldi. Divana uzandı. Yastık niyetine çantasını başının altına koydu.
    Rüyasında bir kızın yanında bir ileri bir geri yürüyerek şarkı söylediğini görüyordu. Kız ona “Kalk, kalk, kalk.” Diye hızlı şekilde seslendiğini duydu. Uyandı birden. Saatine baktı, saat dokuza geliyordu. Dışarıda güneş ve serçelerin sesi vardı. Ama dur mutfaktan tıkırtılar geliyordu. Sonra bir kaşığın tavadaki hareketini duydu.
    Burnuna güzel iştah açıcı kokular geldi. Ekrem o an ne olduğunu kavradı. Evde mutfakta biri vardı. Bir kadın olmalıydı. Üzerinin çıplak şort ve atletle olduğunu görünce hemen yerinden fırladı.. Çantasından kot pantolonunu çıkarıp giydi. Ardından yeleğini giydi. Sonra mutfağa tedirgin adımlarla yürüdü. Genç bir kız gördü.
    Ekrem “Günaydın kahvaltı mı hazırlıyorsunuz?” dedi.
    Kız “Önce adımı söyleyeyim. Adım Filiz. Anne bize telefon açtı. Ben Şaziye’nin kızıyım. Annen ‘benim oğlanla bir ilgileniverin’ dedi. Evi derleyip toplayacaktım. Baktım uyuyorsun. Senin az sonra uyanıp kahvaltı edeceğini düşündüğüm için evden getirdiğim hamur karışımıyla kaygana yaptım. Bitti zaten.”
    Ekrem “Öncelikle teşekkürler. Ben Ekrem. Nazife’nin oğluyum. Buraya üniversite dersim olan bir tezi hazırlamaya geldim.Ayrıca cesur olduğun için yine teşekkürler. Çekinmeden yardıma gelmişsin. Kaygana hazırsa yiyebilir miyim?”
    Filiz “Tabi tabi ben şimdi evin içini temizleyeceğim. Sonra evden yorgan, yastık, döşek getireceğim. Afiyet olsun.” Deyip hemen mutfaktan çıktı.
    Ekrem hazırlanmış çaydan Filiz’in getirdiği bardağa dem koydu. Sonra üzerine kaynar su döktü. Şekerini atıp çay kaşığı ile karıştırdı.
    Bir yudum aldı. İçinden “İşte beni kocası kabul eden Filiz’in meziyeti. Kız da güzel doğrusu.. Baş örtülü ve şalvarlı. Aman tanrım kendimi tutamayacağım, unut gitsin. Suç benim değil kızın. Bekar bir kızın bekar bir erkekle aaynı evde yalnız olması bu. Karşılıklı düşüncelerin temasa geçtiği bir ortam.” Diye geçirdi.
    Ekrem korkmaya başladı kendinden. “Tövbestağfirullah.” Diye söylendi. Tekrar üzerine şeker serpiştirilmiş kayganaya yumuldu.
    Yeniden düşündü. “Üniversite okuyan biriyim. Bu köyde ilk gördüğüm kız Filiz. Çözülmesi zor bir denklem. Acaba aileler arası gizli bir antlaşma mı var. Annem’in ‘kız oğlanı bir görsün bakalım. Kalpleri birbirine ısınırsa Ekrem’in araması kesindir’ veya ‘bunlar beşik kertiği. İkisine de söylemedik Bilmeden birbirlerini severek evlenseler neşeli olur. Evlendiklerinde beşik kertiği olduklarını söyleriz’ şeklinde bir planı mı var acaba?”
    Ekrem yine şanslıydı ki tüm bunları düşünüyordu. Yan odada Filiz vardı. Ve düşünceye ses vermediği için Allah’a teşekkür etti.
    Ekrem kahvaltısını bitirince lavabo temizliği yaptı. Ellerini yıkayıp dişlerini fırçaladı. Artık evde kalamazdı. Köyde dedi kodu olurdu. Filiz’in bulunduğu odaya doğru yürüdü. Temizlik için teşekkür namına bir şey söyleyecekti. Ama vazgeçti, evden çıktı.
    Korkmuyordu artık köpeklerden Köyün çeşmesinin yanına kadar geldi. Eğilip oluktan akan sudan içti. Köydeki mağarayı görmek için dağın eteklerinden çıkışa geçti. Saatine baktı, henüz on olmuştu. Ağaçların içinden, kuru ot ve dikenlerden sakınarak tırmanıyordu dağı.
    Zirveye vardığında biraz daha yürümesi gerekiyordu. Bu sefer tırmanış değil yatay bir yürüyüştü. Kayalık dağın arkasına geçti. Uçsuz bucaksız vahşi ormanlar, birbirini takip eden kayalık dağlar manzarayı süslüyordu. Hemen arkasında ki dağı terk edip önünde ki dağa yöneldi.
    Mağara girişini gördü. Yanına ne fotoğraf makinesi, ne fener almıştı. Artık gördükleri ile yetinecekti. “Filiz bende akıl mı bıraktı?” diye söylendi. O an mağaradan kendine doğru bir rüzgar estiğini hissetti. Bu bir anlıktı ama kulağında fısıltılar da duydu. Halüsinasyon görmediği kesindi. Neydi şimdi bu.
    Muamma dehlizine girdiğinde otuz bin yıllık bir gizin içinde olduğunu anladı. Ekrem duvarlara baktı. Mağaranın girişinden uzaklaştıkça karanlığa daha da gömülüyordu. Bir kitaptan öğrendiği rabıtayı uygulamaya başladı.
    Bilim adamları buranın en az otuz bin yıl önce insan atalarınca da kullanıldığını söylüyordu. Bu zaman buz devriydi. “Destur ya buz devri zamanı.” Dedi. Ve bulunduğu yerin buz devrinden kalbine, güneş batarken ki kızıllıkta kırmızı zaman nuru akıtmaya başladı.
    Muazzam bir deneyim. Bir geyiğin peşinden koşan insanlar, bilmediği bir dilin kendini etkilediği sesler,kızarmış et kokuları, ağzında kabaca öğütülmüş tahıl tadı. Ve Ekrem ikinci kademedeki rabıtaya geçti. Bu avcıların düşünceleri ile ilgiliydi. Ekrem düşüncenin, bulunduğu ortama ışıma yaptığını, düşünce ile istediği bir dönemde ki bu ışımayı rabıta ile kusursuz şekilde okuyabileceğini bilİyordu.
    “Destur ya otuz bin yıl önce ki insanların düşünce ışıması.” Dedi. Ve otuz bin yıl önceki bu mağarada ki düşünce ışımasından kalbine, çay renginde kırmızı nur olan ışımanın kalbine aktığını düşünmeye başladı.
    Bu daha muazzamdı. İnsanların birbirine şaka yapma planlarını, kimi avcı insanların kızarmış eti düşündüğünü algılıyordu. Dişilere sahip olma hırslarını, av esnasında yaralanmadan korkmalarını, av aletleri yapma planlarını. Biraz da beste denen şeyin olmadığı şarkılarla ve avcıların bu tempoya kendilerinin de bilmediği uyduruk sözlerle eşlik ettiğini okuyabiliyordu.
    Ekrem rabıtayı bıraktı. Bu düşleri görürken rabıtayı hiç bırakmamıştı. Sürekli düşünce ışımalarını müşahede ediyordu. Rabıtadan dolayı yaşadığı gerilimi üzerinden atmak için paketinden bir sigara çıkarıp yaktı. Her şey güzeldi. Bir şey eksikti. Bunları kayda almak.
    Yanında kayıt yapacak hiç bir şey yoktu. Otuz bin yıl öncekilerin direkt kaydı zihnindeydi. Ekrem bunu da başaracaktı. Bu kaydı da rabıta yapıp bir materyale kaydedecekti. Tek tek neolitik çağda yaşamış insanları karşısına alacak, onları hataları, günahları ve sevapları ile sorguya çekecekti. Bu Ekrem için kolaydı.
    Sigarası bitiyordu. Son fırtı içine çekip yere attı. Mağaradan çıktı. Önünde ki uzun yol ona kısa gibi göründü. “Bu rabıtanın esrarındandır.” Diye söylendi. Gerçekten kısa bir süre sonra köyün içindeydi. “Bir başkası bunu yaşasa keramet der, çıkar işin içinden” diye içinden geçirdi.
    Yönünü köyün çeşmesine çevirdi. Uzaktan çeşme başında iki kızın su doldurduğunu gördü. Ekrem ne yapacağını şaşırdı. Yine de cesaretle çeşmeye doğru yürüdü.
    Kızlar dönüp baktılar. Ekrem gelince biri “Sen Nazife teyzenin oğlusun. Az önce ablam benden evi paspaslamak için buradan su doldurmamı istedi. Benim adım Gülistan. Bu da Büşra.”
    Ekrem “Memnun oldum. Beni en çok bu çeşme sevindirdi. Bedava akıyor ve insanlar para vermiyor.”
    Gülistan “Öyledir. Biz sadece arada bir gelir alırız. Ablam da sizin su saatiniz işlemesin diye bu yolu seçti. Malum uzun zaman köye gelmiyorsunuz. Su faturası olursa gecikme zammı hepten katlanır.”
    Ekrem “Doğru söylüyorsun. Köy okulu hala işler durumda değil mi?”
    Gülistan “Okul öğrenci az olduğu için kapandı. Öğrenciler ilçeye köyün minibüsü ile gidip geliyorlar. Zaten mesafe ne ki., on altı kilo metre.”
    Kızlar bidonlarını doldurmuşlardı. Ya çekingenlikten ya benimsedikleri usturuptan Ekrem’e hiç bir şey demeden oradan ayrıldılar. Ekrem oluğa eğildi, kana kana su içti.
    Filiz hala evdeydi. Ekrem evine giremezdi. Köyün bakkalına doğru yürüdü. Bakkalın önüne cipsler konmuştu. Bu bakkal açık demekti. Bakkalın önünde eski bir masa, eski bir sandalye ve tabure vardı.
    Ekrem içeride ki bakkal sahibine “Selamünaleyküm Cemil dayı.” Dedi.
    Cemil “Oo yeğenim hele hoş geldin. Ne yapıyorsun ne ediyorsun. Ailen nasıl, uzun zamandır yoksunuz.”
    Ekrem “Şehirliler böyledir, gittiler mi gelmezler ama ben geldim.”
    Cemil “İyi ki de geldin. Yarın düğün yemeği var. Tüm köylü davetli. Komşunuzun kızı Filiz evleniyor.”
    Şok üzerine şok. Şaşırdı Ekrem birden. Biraz da suçladı kendini. Ekrem “Hayırlı uğurlu olsun” dedi ekledi. “Tost yapıyor musun hala?”
    Cemil “Ben o tostları para kazanmak için yapmıyordum, hayır için yapıyordum. Maksadım çocuklara şehirliliği aşılamak. Tostu her cumartesi pazar yine yapıyorum. Dur sana da yapayım.”
    Ekrem “Teşekkürler, tost çayla iyi gider. Bakıyorum çayın yok.Alış veriş usulüne uymak için senden bir şişe de gazoz alacağım.”
    Cemil “Çok iyi yaparsın. İlk siftahı da senden almış oluruz. Tost bedava gazoz parayla. Bu benim sloganım. Çocuklara da böyle söylüyorum.”
    Ekrem “Ticarette güzel bir taktik. Tost yiyenin gazozu da canı çeker. Peki gazoz kaç lira?”
    Cemil “Kimseye söyleme ama tostun parasını gazozdan çıkarıyorum. Gerçi köylülerle bunu konuştum. Olumlu karşıladılar. Bunu sadece çocuklar bilmiyor. Köydeki bir iki çocuk bunun farkında. Gazoz içiyorlar ama diğer çocuklar gibi sık sık değil.” Dedi ekledi. “Tostun hazırlanırken gazozu açayım mı?”
    Ekrem “Para kazanmanın bir yolu daha.” Diye düşündü. “Aç.” Dedi.







Bu Konu İçin Etiketler