2 Sayfadan 1. 12 SonSon
Toplam 14 sonuçtan 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Regresyon; Geçmiş Yaşamların Başlatılmış Anıları

  1. #1
    Regresyon; Geçmiş Yaşamların Başlatılmış Anıları nevermore - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2009
    Bulunduğu yer
    Bornova
    Mesajlar
    12.231
    Konular
    2856

    Regresyon Terapisi


    Regresyon Terapisi kısaca bir kişiye, zihnindeki anılarda geriye doğru gitmesi için yol gösterme sürecidir. Bu süreçte zihin, gençlik anılarına, çocukluk veya bebeklik dönemine, rahime veya bunların da ötesinde “transpersonel anılara” gidebilir. Bu anılar yaygın biçimde “geçmiş yaşamlar” olarak bilinmektedir.


    Regresyon Terapisinden faydalanmak için tekrardoğuş inancına sahip olmak şart değildir. Aslında, birkaç bin geçmiş yaşamregresyonu yapmış olmama karşın bu anıların ne olduklarını hala tam olarak adlandırabilmiş değilim. Bunlar:



    · kişinin farklı bedenlerde tekrar tekrar bedenlenmesinden doğan bireysel ruh anıları,

    · kişinin bilinçdışı fantezileri veya kişiliğinin ihtiyaçları,

    · Carl Jung’un “kolektif bilinçdışı” dediği şeye erişim,

    · arşetipik anılara uzanma veya

    · bilim adamları tarafından henüz keşfedilmemiş bir ruhsal DNA

    olabilirler. Belki de insanlar “geçmiş yaşamlar”ından söz ettiklerinde zaman zaman yukarıdakilerin hepsine ulaşmaktadırlar.

    Bununla birlikte, kendi deneyimlerimden ve dünyanın dört bir yanındaki meslektaşlarımın deneyimlerinden yola çıkarak kesin olarak bildiğim şey şudur ki, hepimiz başka zamanların ve başka yerlerin anılarına sahibiz. Ve en önemlisi: Bizler bu anılardan etkilenmekteyiz!

    Regresyon Terapisinden en iyi yarar görebilecek olan kişiler, (a) sürekli olarak tekrarlanan ve (b) bu yaşamlarında hiçbir nedeni yokmuş gibi görünen bir sorunu (veya meselesi) olan kişilerdir. Aşağıda verdiğim örnekleri, bu iki olasılığa uyarlayabilirsiniz. Şüphesiz, kişinin regresyon terapistine gitmesine yol açan pek çok başka neden olabilir.


    (a) Adına “Jane” diyeceğim bir hastam erkeklerle ilişkilerinde sürekli aynı davranış modelini tekrarlamaktadır. Genelde, bağımsız ve güçlü bir genç kadındır, ama bir ilişkiye girer girmez kendisini kaybetmektedir; hayatındaki erkeğin kulu kölesi olup mutsuz ve depresif bir hale girmektedir.

    (b) “Jim”in ise yalnızca bu yaşamına bakıldığında, akla yatkın görünmeyen bir su korkusu vardır.


    Genelde, ilk seansta regresyon terapisti hastanın sorunu ve hayatının genel hatları hakkında bilgi toplar ve değişmiş bilinç halinin ne olduğunu açıklayıp bir regresyon seansının neler içerdiğini anlatır. Regresyon yaptırmakla ilgili sorular veya kaygılar ele alınır. Eğer danışan belirgin sorununun “kökündeki esas nedeni” arayıp bulmak için bilinçaltını keşfe çıkmaya hazırsa bir başka tarih için randevu alır.

    “Kökteki neden”e gitmek hastanın bilinçaltı zihninde saklı kalmış bilgileri ve anıları ortaya çıkarabilir. Bu anılar unutulmuş veya gömülmüş çocukluk deneyimlerinden, annenin deneyimleri veya duygularıyla ilişkili olarak rahim içi anılarından ya da bir geçmiş yaşamdan kaynaklanabilir.

    Vermiş olduğum gerçek hasta örneklerinde:


    (a) Jane 1800’lü yıllarda, İngiltere’deki zengin ve nüfuzlu bir ailenin evinde çalışan yaklaşık 12 yaşında bir hizmetçi kız olduğuna ilişkin anılara gitti. (Bu yaşamında ABD’de yaşamaktadır ve hiç ülke dışına çıkmamıştır). Geçmiş yaşamının anılarında, evin beyi ona “sahip olmakta”, her istediğinde kızdan fiziksel açıdan faydalanmaktaydı ve kızın bunlara karşı koyabilecek gücü yoktu. Evin hanımı kocasının eğilimlerinden haberdardı. Bu yüzden genç kız hamile kaldığında sessizliğini korudu. Ancak evin hanımı, hizmetçi kızın hamile kaldığını öğrendiğinde çok öfkelendi ve kızı suçlayıp evden kovdu. Genç kızın gidecek başka yeri yoktu, sonunda sokaklarda çalışan ve hayatta kalabilmek için erkeklere bel bağlayan bir fahişe oldu.


    (b) Jim’in anıları onu açık denizde, büyük bir balıkçı teknesinde olduğu bir ana götürdü. Güçlü ve tecrübeli bir denizciydi; kasırga gibi güçlü bir fırtına aniden üstlerinde patlayana dek kendine güvenli biriydi. Jim tekneye çarpan ve onu bir oyuncak gibi savuran ürkütücü dalgaları, mürettebatın tekneyi kontrol edemediğini ve nasıl öldüklerini gördü. Sonunda geminin batışını ve soğuk sulardaki ölümünü anlattı.

    Bu iki örnekte, hastalar korku, kızgınlık ve çaresizlik duygularından geçerek, yani bu deneyimleri yeniden yaşayarak serbest bırakabilmişlerdir. Bugünkü yaşamlarının belirli ve kendine has kalıplarını anlayabilmişler ve geçmiş yaşam etkilerinin onları nasıl engelleyip tuttuğunu görebilmişlerdir. Jane neden otomatik bir şekilde itaatkar davranmaya başlayıp hayatındaki erkekleri memnun etmeye çabaladığını anladı. Jim bu yaşamında suya karşı duyduğu mantıksızca korkuyu anladı. Bu gibi anılar bilinçdışı zihinden bilinçli farkındalığa çıkartılırken, sıkışmış veya bloke olmuş enerji serbest kalır ve yeni adımlar daha büyük bir özgürlükle atılabilir.

    Regresyon Terapisi hem bir sanat hem de bilimdir. Bilim olarak, “danışan odaklı” bir iyileştirici tedavi şekli olarak kabul görmektedir. Terapist veya uygulamacının “teşhis”te bulunmasından çok, tüm yanıtların hastanın bilinçdışı zihninde yattığını kabul etmektedir. Regresyon uygulaması yapan kişi, hastanın bilinçdışı anılarında geriye doğru gitmesine, nedene veya nedenlere ulaşıp keşfetmesine ve onun bunları yeni bir çerçeveye oturtmasına yol göstermek amacıyla çeşitli teknikler ve beceriler kullanır.

    Sanat olarak, Regresyon Terapisi uygulamacının yaratıcı ve sezgi sahibi olmasını gerektirir. Hastanın anılarında veya deneyimlerinde nereye gideceği asla bilinemez. Şefkat ve empati hasta tarafından enerjetik olarak hissedilmektedir, eğer bunlar eksikse hasta, anıların bilinçaltından yükselmesine izin verecek şekilde kendini serbest bırakamayabilir.

    Regresyon Terapisi elbette tek başına her şeyin çözümü değildir ve herkese uygulanması mümkün değildir. Zihinsel ve duygusal açıdan aşırı derecede dengesiz kişilere uygulanmaz. Yalnızca merak amacıyla denemek isteyen birine de önermem, çoğunlukla sonuç tatmin edici olmayacaktır. Fakat bugüne kadarki deneyimlerim ışığında şunu söyleyebilirim ki, uygun olduğu durumlarda regresyon terapisinin yerini hiçbir şey tutmaz. Ortaya çıkan deneyimleri ister gerçek geçmiş yaşam deneyimleri ister bilinçdışının fantezileri olarak yorumlayalım hiç fark etmez. Önemli olan bu tekniğin sağlamış olduğu yararlardır ve vakaların büyük çoğunluğunda üzerinde çalışılan sorunla ilgili olarak çok hızlı ve kalıcı bir iyileşme olmaktadır

    Kısacası regresyon terapisi kendisini daha derinden araştırıp keşfetmeye hazır olan bir kişi için, sürekli olarak tekrarlanan bir davranış kalıbı sebebiyle acı çeken ve kendini sıkışmış hisseden bir kişi için veya ruhsal yolu (bunu her nasıl görüyorlarsa) izleyen biri için muazzam yarar sağlayabilir ve derin bir iyileşme sunabilir. Bence, Regresyon Terapisi kişinin ruhunu ve zihnini bu yaşamda kendisini tam anlamıyla ifade edebilmesi için özgürleştirmektedir.

    alıntı(özet)





  2. #2
    Regresyon; Geçmiş Yaşamların Başlatılmış Anıları nevermore - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2009
    Bulunduğu yer
    Bornova
    Mesajlar
    12.231
    Konular
    2856
    Regresyon kelimesinin anlamı, bir değerin kaynağına dönme yada geriye gitmektir. Regresyon terapisindeki ilk beklenti kişinin çözümlenmesini istediği konu ya da sorunun yada geçmişle bağ oluşturan değerin geçmişteki oluşma nedenleri ve kaynağına inilerek çözümlenmesi amaçlanmaktadır.

    Regresyon terapisinde geçmişte yaşanılan olaylarla ilgili olmayıp, o olaylardan dolayı üzerimizde taşıdığımız enerji değiştirilip dönüştürülmektedir. Ayrıca kazanılan iç görü ve farkındalık ruhsal, zihinsel ve bedensel düzelmeleri de beraberinde getirebilmektedir.

    Yaşamımız içinde karşılaştığımız her olay, her koşul karmik bir sebebe dayanmaktadır. İlişkilerimiz, kariyerimiz, başarı seviyemiz, her konu karma ile bağlantılıdır. Karmamızda iyileşemeyen her konu; bu yaşamımızda bozulan veya yürümeyen bir ilişki, iş yaşamı, hayat tarzı ya da davranış olarak kendini gösterir.

    Kişinin geçmiş yaşam kayıtlarında kalan kabullenmeyerek kucaklaşılmamış olumsuzluklar, acılar, yaralar yüzleşilmediği ve iyileştirilmedikleri sürece orada kalmaya devam ederler. Bu durum şifa gerçekleşene kadar sürer ve kişi aynı şeyleri tekrar tekrar yaşar. Ne yazık ki bunun farkında olmaksızın devam etmeside olasıdır.

    Şifa gerçekleştiğinde ise, acı sona erer. Karmayı şifalandırmada esas olan farkına varmaktır. Farkındalık, yeniden doğumun temel faktörüdür. Bir konunun yanlış gittiğini ve hatalı olduğunu anlamak, yeni bir seçim yapıp değiştirebilmeyi kolaylaştırır. Kurtulma, olayın kaynağına giderek ve farkındalıkla ile gerçekleşir. Böylece kendimizi acı çekmekten kurtararak, sonsuza dek devam edecek bir zinciri kırmış ve acıya son vermiş olabiliriz. Bu özgür seçimlerimizin sonuçlarının çözülmesi, ortadan kaldırılması ve dengenin oluşturulması anlamına gelmektedir.

    Dünyanın değişik ülkelerinde 50 yılı aşkın bir süredir kullanılan Regresyon Terapisi Psikodrama, Travma terapisi, Gestalt Terapi , Beden Farkındalığı, Transpersonal Terapi gibi çeşitli terapi yaklaşımlarını da içinde barındırmaktadır. Regresyon Terapisi; Depresyon, kaygı, algılama bozuklukları, panik atak, sosyal fobi, takıntılı düşünceler, travma sonrası stres bozukluğu, fobi-korkular, hastalık, yükseklik, ölüm, tıbbi olarak açıklanamayan ağrılar, migren ve geçmeyen baş ağrıları, mide sorunları, alerji, kişiler arası ilişki sorunları çerçevesinde yakın çevre, karşı cins, aile içi, işyeri gibi, istenmeyen alışkanlıklar tırnak yeme, tik, karmanın temizlenmesi gibi ihtiyaç duyulan pek çok alanda kullanılabilmektedir.

    Regresyon seansları, yapılan ön görüşme, üzerinde çalışılacak konunun saptanması ve terapi süreci ortalama olarak 1 - 3 saat arasında sürmektedir. Terapi sırasında regresyon için kullanılan yöntemler farklı olmakla birlikte danışan farklı bir bilinç seviyesinde oldugundan seans sırasında ve sonrasında yaşananlar bütünüyle hatırlanmaktadır.

  3. #3
    Regresyon; Geçmiş Yaşamların Başlatılmış Anıları nevermore - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2009
    Bulunduğu yer
    Bornova
    Mesajlar
    12.231
    Konular
    2856
    Şimdiki anda yaşanan bir sorunun kaynağı, kısa bir süre önceki bir deneyim olabileceği gibi tarihöncesi bir deneyim de olabiliyor. Regresyon çalışması; geçmiş deneyimlerden bugüne taşımış olduğumuz ve hayatımızda hala devam eden,bizi yöneten negatif etkileri olumlu yönde dönüştürmemize olanak sağlayabiliyor…
    Geçmiş yaşamı hatırlama deneyimi henüz bilimsel araştırma alanı dışındadır.
    Bugünkü bilimsel araştırma ve kanıta dayalı yöntemlerle,öldükten sonra neler olduğunu
    gösterebilen bilimsel kanıtlar yoktur.
    Reenkarnasyon,ruh denen şey,insanların geçmiş yaşamları gerçekten var mı?
    Pozitif bilim penceresinden bakılırsa bunlar hayal ürünü,saçmalık veya bilinçaltının fantezileri.
    Mevcut bilimsel ölçümlemeler bu tür spritüel konuların doğruluğunu araştırmada yeterli değildir.Varolan bilimsel yöntemler ve gözlem araçları, geçmiş hayatları,tekrardoğuşu deneysel olarak ölçme olanağına sahip değil.Bu konuları savunanlar da somut olarak kanıtlayamıyorlar..
    Transtaki deneklerin aktarımlarının gözlenmesi ile ruhun ve reenkarnasyonun varolduğunu belirtiyorlar.
    Bu konuda sayısız kitap ve çeşitli yayınlar,kuruluşlar ve gruplar var.
    Regresyon tekniği ile geçmişte soruna neden olan olaylar canlandırtılıp,olumlu yönde yeni düzenlenmeler yapılmaktadır.
    Bu,şimdiki yaşamın geçmiş dönemlerinde olabilidiği gibi,geçmiş hayatlarda da olabilmektedir.Önemli olan;sorun yaratan duygu her ne ise,ister bu yaşamda,ister geçmiş yaşamlarda olsun,oraya ulaşabilmektir.
    Bunu da ancak bilinçaltı bilir.Bilinçaltı nereye götürürse,orada olumlu değişiklik yapılır..
    Beden öldükten sonra,bilinç devam ediyor mu,etmiyor mu? Ben bunları ispatlamak uğraşında değilim,zaten yıllardan beri bu konulara kafa yormakta olan konunun uzmanları ve sayısız vaka örnekleri ve yayınlar var..Ama şahit olunan vakalarda,sorunun kaynağı,geçmiş yaşamlardan taşınan bilinçaltı olaylarında karşınıza çıkabiliyor..
    Reenkarnasyon var veya yok..Önemli olan,kişideki sorunların ortadan kalkabilmesidir.Konuya teorik değil,pragmatik olarak bireye yararlılığı açısından bakmak gerekir..
    Kişi iyileşiyorsa,ister “bunlar bilinçaltının fantezileri” densin,ister saçmalık.
    Yararlılık ilkesinden bahsetmişken,bu tür uygulamaların,varolan ve uygulanagelen tıbbi ve psikiyatrik yöntemlerle karşılaştırılmasının,ve özellikle de bu disiplinlere alternatif olarak sunulmasının karşısında olduğumu vurgulamak isterim.
    Tıp,psikoloji ve psikiyatrinin başka bir alternatifi yoktur,başka hiçbirşey bunların yerine konamaz,konmamalıdır.
    Bu konuya tarafsız bir yaklaşım daha yapıcı olur.
    Ama şunu da belirtmek gerekiyor galiba; bilimsellik kavramı da dönemlere ve tanımlara göre değişmekte değil mi?Galile de zamanında “aykırı ve saçma(!)” fikirlerinden dolayı mahkum edilmedi mi?
    Burada,konuya mevcut parapsikolojik ve spritüel çalışmalar penceresinden yaklaşılmaktadır..Amaç, bu tür bilgilerin insanlık kültürü haznesinde varolduğunu,çeşitli çevrelerde uygulanageldiğini ifade etmektir.Buradaki yazıların herhangi bir inanç sistemi ile karşılaştırılmaması ve spekülasyon yapılmaması gerekir.Çünkü hiçbir inanç sistemine dair bir kıyaslama veya değerlendirme yoktur.

  4. #4
    Regresyon; Geçmiş Yaşamların Başlatılmış Anıları nevermore - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2009
    Bulunduğu yer
    Bornova
    Mesajlar
    12.231
    Konular
    2856

    Soru ve Cevaplarla Regresyon(Geçmiş Yaşam) terapi


    Soru 1:Regresyon Terapi (Geçmiş Yaşam Terapisi)nedir?

    Soru 2:Anıların etkisi nasıl değiştirilmektedir.

    Soru 3:Geçmiş Yaşam Terapisinin amacı nedir?

    Soru 4:Geçmiş Yaşam Terapisi hangi konularda çözüm üretiyor.Hangi durumlarda bu yöntemden yararlanılıyor.

    Soru 5:RT'ye konu olan şokların,sorunların,proplemlerin ve hastalıkların oluşma ve şifa süresi nasıldır?

    Soru 6: Deneyimlerimiz,Duygularımız ve Beden /Organlarımız(fiziksel sistemler)arasındaki bağlantı nasıldır?

    Soru 7:Anılar nasıl saklanmaktadır?

    Soru 8:Regresyon ve hipnoz sırasında ortaya çıkan hafızanın özellikleri nelerdir?

    Soru 9:Seans sırasında ulaşılan anıların hepsi bize ait anılar ve doğumla başlayan tek yaşama ait anılarmıdır?

    Soru 10:Hipnoz ve Regresyon teknikleri her
    rahatsızlıgı iyileştirimi?

    Soru 11:Hipnoz ve Regresyon teknikleri herkes için uygunmu?

    Soru 12:Geçmiş yaşam terapisinin uygun olduğunu gösteren faktörler nelerdir?

    Soru 13:Geçmiş yaşam terapisinin uygun olmadığını gösteren faktörler nelerdir?

    Soru 14:Tavırlar ve duygularımız arasındaki etkileşim nasıl olamaktadır?

    Soru 15:Neden bu terapi işe yaramaktadır?

    Soru 16:Regresyon terapinin faydaları nelerdir?


    REGRESYON TERAPİSİ NEDİR?
    Regresyonun kelime anlamı anıların geriye kaymasıdır. Regresyon tabirini ilk kullanan Fransız Albay de Rochas (dö Roşa)`dır. Albay de Rochas çalışmalarını Ondokuzuncu yüzyılın ortalarından sonra gerçekleştirmiştir (cevap1). Zaman içinde hipnotik regresyon ile ilgili bir çok araştırmacı tarafından birçok çalışmalar yapılmıştır. Günümüzde metodolojik olarak geçmiş yaşamlar anılarından kaynaklanan şokların, duygusal sarsıntıların nasıl sönümlendirilip, giderileceğine yönelik çeşitli metodlar geliştirilmiştir. Bizler de ****psişik araştırmacılar olarak bu yöntemleri inceliyor, takip ediyor ve kendi aklımıza, vicdanımıza ve bilgimize paralel olarak uyguluyoruz.
    Regresyon terapisi korkulacak bir şey değildir, aksine en kolay, en rahat, en çözümleyici terapidir (cevap 2).

    Regresyon Terapisi (RT) için şöyle bir tanım yapabiliriz: Hipnotik trans ile bedensel gevşeme sağlandıktan sonra şuuraltına yapılan bir seyahatle bizde şok meydana getirmiş, hazmedilememiş, eksik veya yanlış anlaşılmış, bizi sarsmış olan iç dengemizde şaşma meydana getirmiş, bir baskı unsuru olarak zihnimizde yer etmiş olan olayları ilgili anılar ve duygulara çağrışım kanunlarına bağlı olarak ulaşarak imajinasyon yoluyla tekrar yaşayarak üzerimizde oluşan olumsuz etkilerini pozitife dönüştürme, olaylara ilişkin anlayışımızı ve benlik imajımızı yeniden yapılandırma yöntemidir (cvp 3) .
    Bu tanım biraz uzun olmakla birlikte yapılan işi mümkün olduğunca ayrıntılarıyla anlatan bir tanımdır.


    Regresyon terapisi süreci, yaşadığımız hiçbirşeyin kaybolmadığı, bireyin deneyimlediği her şeyin zihin sistemlerine, ruhsal hafızamıza, yani bedene bağlı ruha ait hafızaya perisperital hafızamıza kaydedildiği ve orada saklandığı esasına / önermesine dayanır (3 ve 4).
    İnsan unutan bir varlıktır. İyi olarak nitelendirdiklerini de unutur, kötü olarak nitelendiklerini de unutur. Bizler manasını kavrayamadığımız, anlayamadığımız, hoşumuza gitmeyen, eksik, yarım, yanlış anladığımız konularıysa daha hızlı bir şekilde şuuraltına iteriz, unuturuz. Ama esasında hiçbirşey unutulmaz (3).


    Anılarımız kare kare bütünler halinde bir çeşit vizyon takımı tarzında daima bizde vardır (3). Ruhsal hafızaya asıl düşünce, asıl hatıralar, asıl yapılmış olan tecrübelerin bütün anıları, ama özüyle beraber, bir fotoğraf filminin kaydı gibi veya bir sinema filmi üzerine yapılmış kayıt gibi değil, bütün herşeyiyle beraber, anlamıyla, duygularıyla beraber anılar kaydolmuştur (5). Regresif hipnoz halinde adeta filmi geriye sardırmak gibi tersine işleyen bir mekanizmayla bu anılara geriye dönüş mümkündür (3 ve 4).


    Regresyon Terapisi işte bu unutulmayan anıların etkisinden kaynaklanan çeşitli sorunlarımız, sıkıntılarımız, ilişkilerdeki problemlerimiz, hastalıklarımızın kökeninde yatan olayları bulmamızı sağlar. Bu olayları bulduktan sonra imajinatif olarak o olayları yeniden yaşarız ve olay anında göremeyip, anlayamayıp eksik bıraktığımız yönleri, takıntılı durumları, şok yaratmış durumları yeniden gözden geçirme, yeniden değerlendirme imkanına kavuşuruz. Böylece o olayın negatif duygusunun, yarattığı negatif enerji bloğunun farkına varırız ve bu etkilerden kurtuluruz/kurtulabiliriz.

    Sonuç olarak eksik bırakılanların tamamlanması, yanlış anlaşılanların düzeltilmesi, yaşanılmış şokların etkilerini normal bir düzeye çekmek için harika bir fırsat elde etmiş oluruz. Olayı şimdiki halimizle imajinatif olarak yeniden yaşadığımızda o olaya ilişkin duyguları, anlayışları, anlayamayışları, yanlış anlayışları, şokları, karar, kabul ve bilgileri tekrar değerlendirme şansını elde ederek benlik imajımızı yeniden oluştururuz.


    Geçmiş yaşam terapisinden, geçmiş yaşam anılarından söz ettiğimizde Fransa’da bir rahibe olmuşum veya Tibet’te bir keşiş olmuşum, bunun hiçbir önemi yoktur. Mesele, bu geçmiş yaşam anılarında şu anki hayat için gerekli olan bir şifa, şu anki hayat için yanıtının mutlaka bulunması gereken bir soruya cevap veya herhangi bir yeteneğin, başkalarına da yararı olabilecek bir yeteneğin ortaya çıkmasına yol açabilecek bir bilgi var mı? Önemli olan budur. Bir geçmiş yaşamda bir korkunuzun nedenini bulabilirsiniz. Bir başkasında sizi şu an neredeyse çıldırtacak olan bir ilişkideki bir sorunun nedenini yakalayabilirsiniz.

    Ama geçmiş yaşam terapisi dediğimizde önemli olan tek şey şu anki hayattır. İnsanlar geçmiş yaşam terapistlerine danışmak için geldiklerinde genelde hayatlarında temel bir mesele söz konusudur. Bu temel mesele tekrar tekrar aynı biçimde yinelenmektedir. Ve insanlar bunu nasıl değiştirebileceklerini öğrenmek için gelirler. Regresyon terapisi eğer insanların işine yaradığını, şifa bulduğunu görmeseydim yıllar önce bırakmam gereken bir şeydi. Çünkü bu meraktan ya da eğlenmek için yapılabilecek bir şey değil. Fakat insanların şifa bulduğuna, sorunlarının kaynaklarını yakaladıklarına ilişkin çok somut kanıtlar elde ediyoruz ve bu somut kanıtlar regresyon terapisini araştırmaya, yapmaya değer kılıyor (6).

    Zihin çoklu farkındalık düzeylerine sahip görünür. Biz bunları şuur, altşuur ve üstşuur olmak üzere üç ana sisteme ayırıyoruz. “Şuurunuz şu anda yaptıklarınızdır.” “Altşuurunuz kim olduğunuzdur.” “Üstşuurunuz ise Can, Ruh ya da Tanrı unsurudur.” Bu üç zihin sistemi, aynı anda birbirinden bağımsız bir biçimde işler. Farkındalığın bu üç düzeyi aynı şekilde düşünüp hareket ettiğinde, en iyi tutumlarımız ya da ifadelerimiz ortaya çıkar (4).


    Yaşam bu en iyi tutumları ve ifadeleri kazanmamız için bir fırsattır. Bu fırsatı kullanırken elbette ki kırılanlar dökülenler oluyor. RT bir başka deyişle işte bu kırılan, dökülenleri toplama, iyileştirme imkanını bize sunar.


    Geçmişteki bir deneyimi hatırladığımızda, zihin deneyimi tam olarak kaydedildiği şekliyle anımsayabilir(4). Örneğin çok eskiden dinlediğimiz ve yıllardır dinlemediğimiz bir şarkının ilk notlarını duymaya başladığımız andan itibaren şaşırtıcı bir şekilde sözleriyle birlikte melodiyi hatırlamamız, şarkıya eşlik etmemiz gibi geçmişteki deneyimi hatırlatıcı bir etki (bir duygu, bir olay, bir izlenim vb.) olduğunda da hatırlama süreci gerçekleşir. Buradaki ilk nota genellikle problemin baş gösterdiği süreçteki duygusal etkiler, izlenimlerdir.


    Kasete istenmeyen bir şeyler kaydedildiğinde ya da kaset bir biçimde rahatsız edici olduğunda, kayıtın sonuna bir değişiklik ekleyerek kayıt değiştirilemez. İstenmeyen materyalin silinmesi gerekir(4). Yine müzikten örnek verecek olursak bir şarkıyı söylerken şarkının başında, ortasında, sonunda yani herhangi bir yerinde yanlış bir nota söylerseniz gidip yanlış notayı söylediğiniz yerde düzeltmeyi yapmanız geretiği gibi düzeltmeyi bozulmanın olduğu yerde yapmak gerekir.

    Zihin de aynı şekilde işler. Bedenimizi, zihnimizi, duygumuzu olumsuz etkileyen bir şey zihinde kaydedilmişse, şuurlu deneyimin sonuna farklı bir tutum ya da duygu eklemeye çalışarak durum değiştirilemez. Değişikliğin, altşuurda kaydedildiği ve saklandığı noktada gerçekleştirilmesi gerekir. Bu değerlendirmeleri yaparken birey tercih anını fark eder ve deneyime daha iyi, daha pozitif bir biçimde yaklaşabilmesi mümkün olur (4).

    Etki altındaki ruhsal/bedensel sistemlerin, organların iyileştirilmesi süreci, ilk olarak fiziksel hasarın kökenin teşhis edilmesi ve ikinci olarak bununla bağlantılı duygunun teşhis edilmesini gerektirir. Bundan sonra atılacak olan adım ise bu duygunun kökenini belirlemektir. Duygunun kökeni belirlenince, birey bu deneyimi yeniden deneyimlemeye yönlendirilir. Ama bu kez söz konusu deneyimle pozitif, negatif ya da tarafsız bir tepki üzerinden bağlantı kurmak açısından bir tercih yapma anı olduğuna dikkat ediniz. Sonra deneyimin pozitif bir duyguyla yeniden oluşturulması seçilir. Başlangıçtaki negatif duygusal iz değiştiğinde, o negatif duyguyla bağlantılı deneyimlerin tümü yeniden değerlendirilmeli ve yeniden oluşturulmalıdır. Bu, imajinasyondan yararlanılarak, altşuur düzeyinde deneyime ait farklı bir gerçeklik oluşturarak gerçekleştirilir (4).


    Yani şunu hiç unutmamalıyız, yaşadığımız olayları değiştiremeyiz ama o olaylara ait duygularımızı, anlayışımızı yenileyebilir, yükseltebilir, daha kapsamlı hale getirebiliriz. Deneyimi imajinatif olarak yeniden yaşadığımızda deneyime ait pozitif bir karar verebiliriz, deneyimi hastalık yapan, takıntılı etkiler yapan halden çıkarabiliriz. Deneyimin üstümüzdeki etkisini değiştirebiliriz. Regresyon Terapisi (RT) de bunu yapmamızı sağlar.


    Birey regresif hipnoz sürecinde, bazen daha önceki bir yaşamda meydana gelmiş görünen bir deneyim anlatır. Deneyimin duygusu öylesine güçlü bir biçimde iz bırakır ki ilk başta etkilenen ruhsal/bedensel sistemlerin, organların aynısına etki edecek şekilde şuandaki hayata taşınır. Duygusal ayarlama gerçekleştirildiğinde, sorunların çözümlenebileceği zaman aralığı da zihin tarafından belirlenir (4).


    Zihinde, insanın spiritüel yaradılışından başlayıp şu anki durumuna kadar süren kesintisiz bir farkındalık mevcuttur. Bu geçmiş yaşamlar, az ya da çok sayıda geçmiş yaşam deneyimlerini içerebilir. Geçmiş yaşam deneyimleri arasındaki zaman ve alan da buna dâhil olabilir. Bedensel ve duygusal sorunların kökenini ve nedenini belirleyebilmeyi mümkün kılan şey daha önce de belirttiğimiz gibi, zihnin tüm geçmiş deneyimlerini kaydetme ve unutmama yeteneğidir. Zihin bedensel sistemlerin yaşına ve koşullarına ilişkin bütünsel bir bilgiye sahiptir ve yalnızca bedensel ve duygusal yetersizliklerin kökenini ve nedenini bilmekle kalmaz, aynı zamanda bu koşulları düzeltmenin en iyi yolunu da bilir (4).


    İnsanın bütün yaşamının saniyeler içinde gözlerinin önünden geçmesi fikri, gerçektir. Bu gerçekleşebilir ve zaman zaman gerçekleşir. Hipnoz sayesinde bu fenomen kontrol altına alınabilir. Böylece geçmiş deneyimler saniyeler içinde hatırlanabilir, yeniden değerlendirilebilir ve yeniden oluşturulabilir.

    Ortalama on ila on iki deneyim, otuz ila kırk beş saniye içinde değiştirilebilir. Bu yeniden oluşturma uygun bir biçimde gerçekleştirilebilirse, negatif duygunun bedensel/ruhsal sistem üzerindeki olumsuz etkisi ortadan kalkar (4).
    İnsanlar kendi içlerindeki dengesizliği hissettikleri için gelir. İçlerindeki enerji ahengini kaybetmiştir. Terapi insanların enerjisinde bir denge yaratır.

    Böylece yaşamlarının niteliğini etkileyecek kararlar alarak sorumluluk üstlenmelerine olanak tanınır (4).
    Geçmiş yaşam terapisinin öncelikli amacı yalnızca semptomları ortadan kaldırmak değil, duygusal, bedensel, zihinsel sistemleri destekleyen tutumlar ve dinamiklere odaklanmaktır. Belirtilerin hafifletilmesi için genellikle zihinsel, duygusal ve fiziksel düzeylerin incelenmesi gerekir (4).

    Geçmiş yaşam terapisi zihin-beden-ruh bağlantısını daha iyi anlayabilmemize yardım eder. Evrim halindeki canlar/varlıklar olarak, kendi spiritüel gelişimimizi sağlayarak evrenimizi yaratmaktaki sorumluluğumuzu anlayabiliriz (4).

    Geçmiş yaşam terapisi, asıl olarak bireyin daha bütünleşmiş bir yaşam tarzını sürdürmesine; burada ve şimdi yaşamasına yani içinde bulunduğumuz anı yaşamasına; evrenle bağlantılarının farkına varmasına; her farkındalık anına anlam veren yaratıcı süreçlere katılmasına yardımcı olmaktadır (4).

    Geçmiş yaşam terapisi, negatif enerjinin serbest bırakılmasını engelleyen içimize iyice yerleşmiş savunma “modelleri” aracılığıyla canı bölen “nedensel” acıyı ortaya çıkarmayı amaçlar. Bu, insanın tüm enerjisini pozitif bir biçimde kendisinin ve başkalarının hizmetine sunmasına katkıda bulunur. Böylece sınırsız bir uyum ve denge sağlanır (4).

  5. #5
    Regresyon; Geçmiş Yaşamların Başlatılmış Anıları nevermore - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2009
    Bulunduğu yer
    Bornova
    Mesajlar
    12.231
    Konular
    2856
    İlişkilerdeki açmazlarda:
    İnsanların kendi kendileriyle olan ilişkileri
    Aile içi ilişkiler ve diğer kötü giden ilişkiler
    Yakın çevreyle ilişkiler,
    Karşı cinsle ilişkiler,
    İş hayatındaki ilişkiler ve benzeri ilişkilerin düzeltmesi için ilişkileri kötüye götüren kökendeki nedenleri bulmakta
    Korkuların sebebini bulmakta
    Ölüm korkusu,
    Saldırılma korkusu,
    Cinsel korkular,
    Sistematik pislik korkusu,
    Yükseklik korkusu, uçma korkusu,
    Boğulma korkusu, su korkusu,
    Evlilikten korkmak,
    Evlat sahibi olmaktan korkmak,
    Bir takım meçhul korkular vb. gibi,
    Belirli bir hayvandan korkmak vb. gibi,
    Hastalıklı, takıntılı, saplantılı duygu, düşünce ve inançlardan kurtulmakta
    Psikosomatik rahatsızlıklarda,
    Allerjiler, ekzema
    Mide ağrıları, hazımsızlıklar, ülser,
    Nükseden bel ağrıları,
    Çeşitli başağrıları, migren ve bedendeki çeşitli bölgelerdeki sebebi bilinmeyen ağrıların kökenindeki sorunları anlamada,
    Özgüvenin yitirildiği durumlarda, Kendini ifade etmekte güçlükler yaşandığında,
    Anlam verilemeyen suçluluk duyguları yaşandığında,
    Kaygı, endişe gibi durumlarda,
    Obezite (aşırı yemek yeme), anoreksia (hiç yemek yiyememe),
    Kötü alışkanlıklar,
    Tırnak yemeler, göz seyirmeleri,
    El ve vücut terlemeleri, diş gıcırdatma,
    Kompleksler (Aşağılık veya yükseklik kompleksi gibi),
    Öfke, çöküntü, sıkıntı, arzu ve isteklerin engellenmesi ve benzeri durumlarda,
    İzah edilemeyen yorgunluk,
    Kendiliğinden parça parça geçmiş yaşam hatırlamaları olduğunda kökende yatan sebepleri ve çözümleri aramak ve bulmak için RT’den yararlanılmaktadır.


    Temel olarak bunları birkaç kategoride inceleyebiliriz.
    Yaşam akışımız içinde yaptığımız tecrübelerde birçok istenmeyen, hoşunuza gitmeyen, durumlar, acılar, haletler vardır (3).
    Bazen de hiç yorumlayamadan, olaya uyum sağlayamadan, olayı kabullenemeden, olayla kendimiz arasında bir zıtlık, bir karşıt durum varken şuuraltımıza intikal ettirdiğimiz olaylar vardır (3).

    Bir de bunların yanısıra yaptığımız yanlış işler vardır. Tecrübesizlikten ve maddenin/dünyanın/bedenin bizim üzerimizdeki baskısından dolayı ve vicdani seviyemizin olgunluğuna paralel olarak geçmişimizde bizi üzüntüye sevk edebilecek bir takım hareketler yapmış olabiliriz (3).


    Regresyon terapisine konu olan gölge etki tarzında takıntılı durumlar yaratan yukarıda belirtilen kapsama giren anılarımız mevcuttur. Bu anılar yaşam akışını engelleyen marazi bir hal almışlardır. Günlük şuur düzeyinde hatırlanmazlar fakat bu anıların etkilerini veya sonuçlarını korku, öfke, hınç, saldırganlık, endişe, kıskançlık, utanç, kibir, kendini küçük veya büyük görme, kendini değersiz bulma, eziklik, suçluluk, derin üzüntü, yas tutma, sürekli mutsuzluk vb. gibi negatif duygular ve çeşitli hastalıklar tarzında yaşarız.

    Bazı şeyleri asla yapmama, bazı şeyleri asla istememe, bazı şeylerden çekinme veya bazı şeyleri mutlaka yapma gibi huylar, duygusal ve davranışsal tutumlar ediniriz. Görünürde bunlara sebep olan bir olay, durum yok gibidir. Ancak sonuçları hayatımızda mevcuttur ve yaşam akışımızı olumsuz etkilemektedirler.
    Bunlar modern çalışmalardır ve insanlar bunlardan yararlanıyorlar. Regresyon terapisi bu tip durumların çözümlenmesi için kullanılan modern bir yöntemdir (3).

    Regresyon terapistlerine başvuranlar genellikle bu tür negatif etkileri taşımamaları gerektiğinin farkına varırlar ve bu etkiden kurtulmanın yollarını aramaya başlarlar. Her zaman kendi kendimize bu tür negatif etkilerden, negatif enerji bloklarından kurtuluşumuz mümkün olmamaktadır. İşte o durumlarda regresyon terapisi çözüm için iyi bir alternatiftir ve çözüme ulaşmak için kısa yol vazifesini görür. Kimi durumlarda da tek çözüm yolu olduğunu görüyoruz. Günlük şuur düzeyinde kavranamayan o mesaj hipnotik durumun yardımıyla alt ve üst şuur düzeyinde kavranır, o bildiri alınır, olayın ne demek istediğini anlaşılır ve artık o olay ve etkisi makul bir düzeyde yerini bulur, bir bakıma o olay ölmüş sayılır. Böylece o olayın etkisi normalleşir.

    Yani aynı zamanda bu olayın sizin fiziki hafıza bankanızdan da kaydı siliniyor. Bilgisayardan silinmesi gibi. Fakat esasında hiçbir şey unutulmaz. Perispiride yani Astral bedende olay orjinal şekliyle bulunmaktadır (3). Ama artık Astral Beden’de ki olayın titreşim düzeyi frekansı parazit yayın yapar halden normal bir frekans düzeyine çekilmiştir, yani dengelenmiştir.

    Dolayısıyla olayın hayatınızdaki olumsuz etkisi ortadan kalkmış dengelenme sağlanmıştır çünkü hedeflenen alınması gereken bilgi alınmıştır.
    Deneyimlediğimiz her şey, pozitif ya da negatif olsun bir miktar duygu içerir.

    Ne kadar çok duygu içerirse, fiziksel sistemlerimizi o kadar çok etkiler. Sevgi ve korku iki temel duygudur. Sevgi, fiziksel sistemleri daima pozitif yönde etkiler. Korku ise fiziksel sistemleri olumsuz etkiler, öfke, suçluluk, içerleme ve nefret gibi negatif duygulara zemin hazırlar (4).

  6. #6
    Regresyon; Geçmiş Yaşamların Başlatılmış Anıları nevermore - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2009
    Bulunduğu yer
    Bornova
    Mesajlar
    12.231
    Konular
    2856
    Bütün zihinsel sorunların kaslarımızda izleri vardır (7).
    Hangi negatif duygu, makul bir zaman aralığında çözüme kavuşturulmazsa, kendisiyle bağlantılı fiziksel sistemlere hazar verir. Öfke baş ağrıları ve migrene yol açar. Korku ve güvensizlik göğüs ve kalp soruna neden olur. Ayak ve bacaklardaki sorunlar, destekten yoksunluk ve kısıtlamalarla bağlantılıdır. Diz ve kalça bölgesindeki sorunlar da destekten yoksunlukla ilgilidir. İçerleme ise bel ve kalçanın yanı sıra mafsal iltihabı olarak adlandırılan durumun görüldüğü bedenin diğer bölgelerinde soruna neden olur. Sırt ve boyun sorunları, bireyin çok fazla çalıştığı ya da çok fazla sorumluluk üstlendiğini gösterir. Sedef hastalığı ve deride görülen diğer sorunlar suçluluk ve utanç ile bağlantılıdır. Bu korku ve ihanet ile birleştiğinde üreme sistemini de etkiler. AIDS ve Herpes hastalıkları cinsel ihanet duygusu ile bağlantılıdır. Her fiziksel sorun negatif bir duyguyla ya da duyguların kombinasyonuyla bağlantılıdır.
    Fiziksel sistemlerin yaşadığı hasarın boyutlarını, duygunun derinliği ya da stres faktörü belirler. Duygusal kanserler hırs, diyabet reddetme, çoklu skleroz ise sinir sistemlerine hasar veren yoğun bir duygusal stresten kaynaklanır. Diğer fiziksel rahatsızlıkların tümünün de negatif duygusal deneyimlerle bağlantısı vardır.

    Bu negatif duygular varlığını sürdürdüğü müddetçe, fiziksel sistemler normal fonksiyonlarını yerine getiremez hale gelir. Bu negatif duygular ortadan kalktığında, fiziksel sistemler geliştirilebilir ya da iyileştirilebilir (4).


    Yaşadığımız hiçbirşey kaybolmaz, bireyin deneyimlediği herşey zihin sistemlerine, ruhsal hafızamıza, yani bedene bağlı ruha ait hafızaya perisperital hafızamıza kaydedilir ve orada saklanır (3 ve 4). Anılarımız kare kare bütünler halinde bir çeşit vizyon takımı tarzında daima bizde vardır (3). Ruhsal hafızaya asıl düşünce, asıl hatıralar, asıl yapılmış olan tecrübelerin bütün anıları, ama özüyle beraber, bir fotoğraf filminin kaydı gibi veya bir sinema filmi üzerine yapılmış kayıt gibi değil, bütün herşeyiyle beraber, anlamıyla, duygularıyla beraber anılar kaydolmuştur (5).

    Zihin, enformasyonu tıpkı bir kasetçalar gibi kaydeder. Kasetçalar olayların akışını, mikrofona geldikleri sırayla kaydeder. Kaset geriye alınıp çalınmaya başlandığında, tam olarak kaydedildiği sırayı takip eder. Zihin de deneyimler olarak adlandırdığımız olaylar zincirini kaydeder. Regresif hipnoz halinde adeta filmi geriye sardırmak gibi tersine işleyen bir mekanizmayla bu anılara geri dönmek mümkündür, zihin deneyimi tam olarak kaydedildiği şekliyle anımsayabilir (4).

    Biz regresif hafıza dediğimiz hususu doğrudan doğruya perisprital hafıza (astral hafıza/ruhsal hafıza/ insana ait levh-i mahfuz) olarak ele alırız.
    Spritüel literatürde ve anlayışta bunlara “perisprital hafıza” denir. Bu hafızanın maddi yöne bağlı olan tarafı daha kaba, daha ağır işleyen, daha basit titreşimleri taşır. Psişik yöne bağlı olan tarafları da daha yüksek, daha hızlı titreşimleri taşır (8).


    Burada anıların, daha doğrusu bunların her birini bir şuur olayı olarak kabul ederseniz, bütün bu şuur olaylarının ruhsal varlık tarafından şifrelenmesi, kodlanması, sembolik bir tarza sokulması lazımdır. Biz bunları belli çağrışımları yapabilecek şekilde hafızamıza tekrar bağlıyoruz. Ayniyle değil, çağrışım yapması çok önemlidir. İnsan varlığı yani ruhumuz kendi tecrübelerini, görgülerini ve bilgilerini bu perisprital alanın uygun titreşim seviyelerine uygun hale getirir. Şuuraltı da çağrışım kanunlarına bağlı olarak çalışır (8).

    Yani bazı anılar psişik seviyeye daha yakın, bazı anılar da fizik seviyeye daha yakındır. Bütün anılarımız olduğu gibi, tek bir yere girilmez. Monoton bir dağılım yoktur, gayet değişik bir dağılım şekli vardır. Çünkü tek bir olayda, örneğin bir tartışma olayında, bizim birçok niteliklerimiz biraraya gelir; duygularımız harekete geçer, fiziki içgüdülerimiz harekete geçer, birtakım daha başka türlü hareketler de vardır. O anıların hepsini biraraya getiremezsiniz, duygusal bir anınızla fiziki bir acının anısını aynı yere koyamazsınız. Onların da hem bir fiziki yanı hem de bir heyecansal yanı vardır. Bazen fiziki olanlar heyecanı, heyecansal olanlar da fiziki olanı çağrıştırır (8).

    Regresyon terapisinde kök nedenlere ulaşmada bu durumdan yararlanılır.

    Perisprital hafızamızda bütün anılarımız not edilmiştir, dikte edilerek oraya kaydedilmiştir. Hiçbir şekilde en ufak bir unutma, en ufak bir yok olma söz konusu değildir. Hatta yıpranma ya da çarpılma, değişme bile söz konusu değildir. Yani bir anı orada burulmaz, burkulmaz. Şöyleyken böyle olmaz, yer değiştiremez (8).

    Hipnotik süjede hafıza meselesi çok önemlidir. Bu hafıza normal, şuuraltı bir depolanma olabileceği gibi, "kripto” dediğimiz gizli bir hafızanın varlığı da söz konusudur. Ama gizli hafıza dediğimiz kriptominezik durum her zaman, her insanda ortaya çıkan bir şey değildir. Her hipnotik süjede, her manyetik süjede böyle kriptominezik bir bellekle karşılaşmamız mümkün değildir.

    Onlara daha ziyade kendileri belli bir yere konsantre ettirildikten sonraki dikkatlerinden doğan bir bellek hakim durumdadır. Kendiliğinden dikkat olayındaki bellek; normal, öğretilen bellekten daha güçlüdür. Bu durumda bütün detaylar hıfzedilebilir. Kendiliğinden dikkat hali, bazı şeylerin çok daha çabuk, hızlı öğrenilebilmesi için kullanılan bir yöntemdir. Zaten danışanların/süjelerin dikkatini kontrol altına almamız mümkün değildir. Onların kendiliğinden, spontan bir dikkatleri vardır (8).

    Regresif bir ipnoz üzerinde çalışıyorsanız yani anılarda gerilere doğru kayıyorsanız elbette ki bu, beynin saklama, depolama kabiliyeti ile alakası olmayan bir durumdur. Çünkü beynin, hafızanın anılarını depolamak konusunda kendine göre bir yöntemi vardır ve bu depolama yöntemi regresyon esnasında ortaya çıkan olaylarla pek bağdaşmaz. Bu konuyla ilgili birtakım tecrübeler yapılmıştır ve yapılmaktadır (8).

    Zihin, hipnotik regresyona verdiği tepkide, kökeni doğumdan öncesi olan bir farkındalığı ifade eder. Birey, bazen daha önceki bir yaşamda meydana gelmiş görünen bir deneyim anlatır. Reenkarnasyon kavramı, zihinde reenkarnasyon inancı, din, cinsiyet, yaş ya da milliyetten bağımsız bir şekilde vardır (4).

    Ulaşılan tüm deneyimlerin danışana ait olduğunu kanıtlamak mümkün olmadığı gibi ait olmadığını kanıtlamak da mümkün değildir. Üstünde durulan ana nokta bu anıların danışan üstündeki etkisi değiştiğinde iyileşmenin gerçekleşmesidir. Önemli olan ve asıl üstünde durulan konu ulaşılan anıya ait yeni bir anlayış kazanıldığında, duygusal durum değiştiğinde, kararlar değiştirildiğinde şifanın gerçekleşmesidir. Mühim olan sonuçtur.

    Tüm bunlardan, hipnoz ve regresyon tekniklerinin her rahatsızlığı iyileştiren yöntemler olduğu sonucu çıkarılmamalıdır. Hür irade sürece dahildir. Birçok vakada sorun, bireyin iyileşme arzusu ya da yeteneğini aşacak şekilde kötüleşmiştir. Yine bu da bir tercih ve/veya niyettir (4).


    Tercih özgürlüğü her zaman için mevcuttur. Birey duyguyu değiştirmek yerine, fiziksel sistemini etkileyen duyguları ve fiziksel yetersizliklerini korumayı tercih edebilir. Bazı insanlar gerçekten de bu tercihi yapabilmektedir. Kontrol arzusu, intikam, finansal güvenlik, duygusal güvenlik, ilgi çekme ve var olan duruma aşinalığın verdiği güvenlik, değişime direnmenin faydaları olarak görülmektedir. Cezalandırılmayı hak ettiğini düşünenler için acı çekme de bir fayda sağlamaktadır. Düşünce alışkanlıklarında hiçbir değişiklik olmadığında, koşulda da hiçbir değişiklik olmaz (4).

    Bütün geçmiş yaşam deneyimlerinin şimdiyle bağlantılarının olduğu hiç kimse yadsımamaktadır. Ancak var olan bütün bedensel ve duygusal sorunlar geçmiş yaşam deneyimleriyle bağlantılı değildir (4).

    Sinir sistemi olan her canlı hipnotize edilebilir ancak bu yöntem herkes için uygun değildir.

    Her hipnotize edilen danışanda kriptominezik (şifrelenmiş) bir hafızayla karşılaşmak mümkün değildir (8). Bunun birçok sebebi vardır. Bunlardan en önemlisi danışanın mevcut sorunlarını çözmek için bu anıları hatırlamaya ihtiyacı yoktur. Ya da başka bir deyişle o anıları hatırlamak sorunu çözmesine bir fayda sağlamayacaktır, şuuraltı kendisini mükemmelen korumaktadır. Kaldı ki her sorunun kökeni geçmiş yaşam anılarında bulunacak diye bir şart sözkonusu değildir.

    Danışanın içinde bulunduğu manevi durumun, duygusal, zihinsel durumun ona bir şekilde bir faydası vardır. Mevcut güçlüğe karşı direniyor olması, durumun meydana getirdiği güçlükleri yaşıyor olması, mevcut manevi atmosfer ile bir kazanç sağlıyordur. Bir tesiri fark etme, ona direnme, onunla mücadele etmeyi öğrenme, o tesirden kurtulmayı öğrenme, o tesiri kontrol etmeyi öğrenme v.b. gibi faydaları vardır. Gelecekte kazanılması hedeflenen bazı özelliklere hazırlık niteliğinde çeşitli durumlar da yaşanıyor olabilir. O yüzden sabırla yaşanılan rahatsızlığın, sıkıntılı durumun bizde meydana getirmeye çalıştığı özellikleri fark edip şuurlu olarak da bu özellikleri kazanmak için çaba sarfetmeliyiz.

    Danışanın sorunu/sorunları, terapinin diğer geleneksel formlarına yanıt vermez.
    Danışan, dejavu deneyimleri şeklinde bazı geçmiş yaşam hatıralarına sahiptir.

    Terapist, bunun iyi bir model olacağını sezinler.
    Geçmiş yaşamların pozitif yönleri hatırlanır ve yaşamın aşamalarına ya da krizlere yaklaşımda pozitif modeller geliştirilir.
    Geçmiş yaşam materyalinin akışını işaret eden olağandışı rüyalar görülür.
    Genellikle geçmiş yaşamdaki bir travma ile bağlantılı olan fobilere rastlanır.
    Genellikle geçmiş yaşamdaki bir travma ile bağlantılı olan migren baş ağlarına rastlanır.
    Kronik tıbbi sorunlara ya da iktidarsızlık ve frijitlik gibi cinsel sorunlara rastlanır.

    Danışan çok heyecanlıdır ya da psikotiktir.
    Danışan, yaşamındaki bir krizin ortasındadır. İlk önce bu krizin çözüme kavuşturulması gerekir. Danışanın güvenliği en öncelikli sorundur.
    Çok miktarda uyuşturucu ya da alkol kullanımına ve sarhoşluğa rastlanır.
    Danışan ya meraksızdır ya da sadece “eğlence” olsun diye gelmiştir.
    Danışan dirençlidir ya da bu fikre karşı çıkmaktadır. (Yani başkalarının zoruyla gelmiştir.)
    Danışan ile olumlu bir psikolojik bağ kurulamaz.
    Danışan mesafeli görünür.
    Danışan, şu anki yaşamında sorunlarından kaçmak ister görünür.
    Geçmiş yaşam terapisi isteği, büyülü düşünceler ve gerçekdışı beklentilerin bir uzantısıdır.
    Danışanı herhangi bir şekilde izleme olasılığı yoktur ya da kendisi için elverişli destek sistemlerine sahip değildir.

    Tavır; kelimenin tam anlamı ile bir duruş, bir poz, bir yönlenmedir. O an için seçtiğimiz bakış açısıdır. Öyleyse, tavırlarımız; diğer niteliklerinden çok direkt olarak varlığımızın şimdiliğini yansıtır. Duygularımız ise varlığımızın psişik mekanizmasının derinlerinde depolanmış reaksiyon potansiyelleridir.

    Bunlar çok sayıdaki önceki yaşam deneyimlerinden ve dünyadaki konaklamalardan çıkarlar. Biri, diğerini nasıl etkiler? Bir tavrın seçimi, bir deponun anahtarını seçmek gibidir. İçimizdeki engin mekana girmek için bir anda belirli bir anahtarı seçmemizi sağlayan nedir? Bu, zihnin tahayyül güçlerinin / imajinasyon kuvvetidir. İnşa edici olan zihin, bedenin tepki potansiyellerini harekete geçirmede ve karmik izlerin deposunu açmada çok özel bir yöntemle çalışır. Yani zihnin üstünde durduğu bir tavır, derinde saklı duyguların ifadelerini açan kilidin anahtarını çevirmektedir (9).

    Seçtiğimiz tavır veya duruş veya bakış açısı, kendimizle, diğer insanlarla ve çevremizdeki dünyayla olan ilişkimizin doğasını belirler. İşte çalışma biçimi. Neredeyse her bir dürtü, kişisel bir tepki için fırsat haline gelir (9)

    Bir tavır nasıl duygu haline gelir? Bedenin ana fizyolojik tepki sistemleri; endokrin bezlerine ve bunların hormonal salgılarına göre oluşan fizyolojik aksiyona bağlıdırlar. Zihin bir tavır üstünde durduğunda, bedenin duygusal sistemindeki endokrin bezlerinde uygun tepkileri uyandırır. Bu bezler, yedi ruhsal merkez, karmik anıların ve izlerin depoları olarak bilinmektedir. Onları, izah edebilme amacı ile, herhangi bir veya bütün bedenlenmeler esnasındaki sayısız deneyim boyunca biriken önceden kaydedilmiş bantlar koleksiyonu olarak düşünebiliriz (9).

    Bu depolar açıldığında, bütün karmaşık potansiyelleri hayatımızda tezahür etmeye başlayabilir. Bunlar, bir başkası ile olan ilişkideki gelişmede, harika bir yeteneğin ortaya çıkmasında veya ciddi bir hastalık halinde görülebilirler.

    Önceden saklanan bu izler ve potansiyeller; şuurlu hislerimiz ve fiillerimizde, zihnin imajinatif güçlerinin sayesinde tezahür ettirilirler. Zihin, belirli bir tavır üstünde durdukça, bedenin fizyolojisi de zihnin bu ifadesini takip eder. Sonra, endokrin bezlerinin tepkisi, bedenin geri kalan bölümüne emirler gönderir, ki bu, duygusal kalıplara uygundur. Yedi endokrin bezi ve bunların hormonal salgıları; bedenin her hücresinin, belki de her atomunun tepkilerini yönetir. Eğer bu izlerin ifadeleri bedenin fizyolojik güçlerinin normal çalışması ile uyumlu değil ise, o zaman hayatımızda düzensizlik ve bedenlerimizde hastalıklar kaçınılmaz olur (9).

    Tavırlarımızı sayısız tesirler etkiler ve bu tavırlar sonra, çoğunlukla en derin duygusal kalıplarımızı harekete geçirirler. Yani kendimizi düzeltmediğimiz ve bu tesirlere olan tepkilerimizi sabitleştirmediğimiz takdirde, kendimizi ve hayatımızı fırtınalı bir denizdeki mantarlar gibi ordan oraya savrulurken bulabiliriz. Birçok dış tesir tavırlarımızı etkiler: ancak kendi zihnimizi yönetebiliriz. Bunu yaparken, kendimizi ve diğer insanları bu kadar derinden etkileyen seçimlerimizi ve duygularımızı da yönetiriz (9).

    Regresyon terapisinin işe yaraması bir mucize değildir. İşe yaramaktadır çünkü bizler pek çok korkumuzun altında yatan sebebi bu terapi sayesinde açığa çıkartmaktayız. Pek çok hayatta bizler hep korku içinde yaşadık. Bu korkuların çoğu çok temel konulardı: “Hayatta kalabilecek miyim? Açlıktan ölür müyüm?” Fakat insanlık tarihinin geçirdiği tüm bu gelişimden sonra şu an burada bulunan sizler, yani hepimiz bilincimiz açısından bakıldığında çok geliştik; ne yapabileceğimizi ve gerektiğinde bize şifa verecek olan kaynağa nasıl ulaşabileceğimizi artık biliyoruz.

    Bu terapi tamamen canla, ruhla ilgilidir. Can, hayattan hayata taşıdığımız şeydir. İlk bedenlenişimizden şu anki bedenlenişimize kadar olan süre içinde bütün yaşadıklarımızın duygusal yükünü taşıyan şeyle ilgilidir. Bizler şu anki hayatlarımızda seçimlerimizin sonuçlarını yaşıyoruz.

    Peki ama niçin geri geldik? Bu kadar zorlukla, bu kadar endişeyle dolu hayatlara geri dönmeyi niçin seçtik? Bizi geri getiren şey karmadır, başka bir deyişle, ruhumuzdaki yara. Ruhumuzdaki yaraları şu an bildiklerimizle değiştirebileceğimizi bildiğimiz için buradayız çünkü bilinçlerimiz şu an olabilecek en iyi düzeydedir ve geçmişteki tüm yaralar, tüm korkular ulaşılıp halledilebilecek durumdadır.


    Karma, “sadece eylem” anlamına gelen Sanskritçe bir sözlüktür. Karma dengeyi arar. Bu denge tam bir denge olmalıdır, yani bağlanma içermeyen bir bağlanmama hali. Geçmiş yaşamlarda da, bu hayatta da pek çok şeyin dengesi bozulmuştur. Bizler, özellikle ilişkiler konusunda pek çok dengesizlikler yaşarız. İlişkilerden ilişkilere geçeriz fakat başkalarıyla ilişkiler hayatlarımızda çok büyük önem taşımasına rağmen, temelde çok önemli olan yalnızca iki ilişki vardır. Bunlardan biri kendimizle ilişkimizdir, diğeri de -O’na hangi adı veriyorsanız artık- Tanrı ile ilişkimiz. Bu iki ilişki arasındaki denge kurulduğunda, diğer herkes ve her şeyle olan ilişkimiz de doğal olarak dengeye kavuşacaktır; işte ancak o durumda iken taciz, sömürü veya normal olanların dışındaki bağımlılıklar söz konusu olmaz.

    Regresyon terapisi sizi dengeye sokar. Tüm geçmiş yaşamlardan bugüne taşınmış olan acıları, yaraları bir denge haline kavuşturur. Regresyon terapistleri hastalarının hayatlarında mucizeler yaşandığından söz edebilirler fakat bu mucizelerin sebebi regresyon terapisi değildir. Sebebi, kendisini neredeyse beş yüz hayat sonra ilk kez gerçek olarak deneyimleyen kişidir. Kişi ancak çok uzun hayatlar boyu taşıdığı bir temel meseleyi regresyon terapisi sırasında çözdüğünde gerçekten bambaşka biri haline gelir. Tekrar soruyorum: Niçin buradayız? Daha önce olanları dengelemek için. Fakat burada oluşumuzun sebebi sadece sorunları çözmek değildir. Burada olma amacımızı anlamak için de buradayız. Ve acı çekmek, bu sürecin en büyük tetikleyicisidir.

    Hepimiz mutlu olmak için buradayız ama korkularımız olduğu için, çok sayıda şeyden korktuğumuz için hiçbirimiz mutlu değiliz; mutluluğu satın almaya çabalıyoruz sadece. Regresyon terapisi mutlu olmamızı engelleyen nedenleri bulmamıza yardımcı olur.

    Bilinçli zihin karar vermeye yarar; bunlar ne yiyeceğimiz, ne giyeceğimiz gibi basit kararlar da olabilir ya da geleceğinizi ve hatta gelecek yaşamlarınızı etkileyecek karmaşık kararlar da olabilir.

    Örneğin, 18 yaşında bir genç kız gebe kalır, kürtaj yaptırır, kendini ve erkek arkadaşını affettiğini söyler ama aslında bilinçaltında kendini de onu da affetmemiştir ve bir süre sonra kanser olur. Bu türden kararlar öyle derinden alınırlar ki, fiziksel beden bu kararlardan duygu düzeyinde etkilenir ve bu duygular kendilerini bir biçimde bedende gösterirler; bu ortaya çıkış ya bedenin içinde ya bedenin üstünde ya da bedenden dışarıya doğru gerçekleşir. Alınan tüm bu kararların arkasındaki duygular ve deneyimler ruhta saklanmaktadır.

    Ruh, tanrısal olan yanımızdır ve aslında, yapısı gereği, hür olmalıdır. Bu parçaya, yani ruha giden bir kapı açtığımızda, herhangi bir yaranın sebebine ulaştığımızda şu anki ıstırabımızın sebebine de ulaşmış oluruz. Zihnin bilinçaltı denen kısmı tüm duygularımızı, yaşam senaryolarımızı, davranış kalıplarımızı, tüm bahanelerimizi ve kendimize sürekli olarak tekrarladığımız, örneğin “Hiç güzel değilim,” “Kimse bana önem vermiyor,” “Yeterince iyi biri değilim,” gibi mesajları saklar. Bilinçaltı bunları birer anı olarak saklar ama sizler her gün, sakladığınız bu mesajlara göre davranırsınız. Ve bunlar sizi her gün ve her an kişiliğinizde, davranışlarınızda etkilemeye devam ederler. Regresyon terapisi tüm bunlara erişir ama bunları tek başına temizleyemez çünkü bunların kabullenilmesi ve affedilmesi gerekir. İlk affetmeniz gereken kişi de sizsiniz.

    Pek çok insan kendisini bir geçmiş yaşam terapistine teslim edip geçmiş yaşamlarını incelemek istemez, bu konuda tereddüt eder çünkü ortaya çıkabilecek olan kötü anılardan ürkmektedir. İçiniz rahat etsin, hepimiz ortalama olarak en az beş yüz yaşam yaşadık. Öldük, öldürdük, akla hayale gelebilecek her kötü olaya dahil olduk, çaldık, çırptık fakat tüm bunlar esnasında geliştik. Zihnin evrimi, gelişimdir. İnsan türü de hayli büyük bir gelişim geçirdi.

    Korkular ancak bilgiyle uzaklaştırılabilir ve bilgi artık elimizde. Bilgi sayesinde yaşamı sevgi ile ele alabiliriz. Dolayısıyla, bu yeni terapinin sağladığı bilgiler bize bu konuda yardımcı olacaktır.

    Ruhun gelişimi, ruhun tekamülü için buradayız. Fakat insan ilk olarak kendisiyle temasa geçmeli, kendisiyle ilişki kurmalıdır ve bunun gerçekleşebilmesi için, engellerin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Geçmiş yaşam regresyonu terapisi işte bu engelleri ortadan kaldırmak konusunda işe yaramaktadır.

  7. #7
    Regresyon; Geçmiş Yaşamların Başlatılmış Anıları nevermore - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2009
    Bulunduğu yer
    Bornova
    Mesajlar
    12.231
    Konular
    2856
    Bu konuda Sn. Ergün Arıkdal’ın ifadeleri aşağıda özetlenmiştir:
    Eğer geçmiş hayatlar düzgün bir şekilde öğrenilebilmişse gerçekten bu konu hakkında doğru bir şekilde bilgi verilebilmişse ve siz bunun karşısında samimi bir şekilde anlayış gösterebiliyorsanız, kabul gösterebiliyorsanız, elbetteki bu sizin bugünkü yaşamınıza bir anlam katabilir. Daha doğrusu sizin anlam veremediğiniz birçok hususlar bu tarzda bir anlam kazanmaya başlar. Buna ait en güzel misalleri biz ünlü Amerikalı kahin, Edgar Cayce’nin kitaplarında anlattıklarında görüyoruz.

    Nitekim birçok rahatsızlıkların, hastalıkların, takıntıların, istenilmeyen durumların, ruhi sıkıntıların vs. vs yani psişik her türlü rahatsızlığın ve manevi bozuklukların arkasında bir geçmiş hayat şokunun olduğu gayet güzel anlatılmıştır. Ve bu şoklar, geçmiş hayat tecrübeleriyle, geriye gidişleriyle, regresyonlarla halledildiği için bakıyorsunuz iş kendiliğinden doğrulanmış oluyor, hallediliyor.

    Çünkü geçmiş hayata ait şoku gidip yine geçmiş hayatın zamanı içerisine döndüğümüz vakit ki bu bir astral dönüştür. Oraya döndüğümüz vakit beyinde olan bir dönüş değil, bir astral dönüş, döndünüz oradaki travmayı ve ruhi sarsıntıyı veya o şoku normalize ettiğiniz vakit sujeye bunu normal bir şeydir diye kabul ettirdiğiniz vakit, anladığı zaman meselenin ne olduğunu bu sefer normal hayatında da fiziksel hayatında da bu semptom, araz ortadan kalkıyor. Siz meseleyi kökten çözmüş oluryorsunuz.İşin ehline düştüğünüz zaman (10)

    ALINTIDIR

  8. #8
    fairytale - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eki-2009
    Mesajlar
    1.363
    Konular
    29
    yazı çok güzel never bir çırpıda okudum su gibi akıyor, teşekkürler

  9. #9
    Regresyon; Geçmiş Yaşamların Başlatılmış Anıları nevermore - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2009
    Bulunduğu yer
    Bornova
    Mesajlar
    12.231
    Konular
    2856

    Regresyon; Geçmiş Yaşamların Başlatılmış Anıları


    Geçmiş yaşamlara sahipsek, neredeyse hepimiz bunları unutmuşuzdur. Şimdiki yaşamımızın da çoğu kısmını şimdiden unuttuk. Doğumumuz öncesi, doğumumuz ve yaşamımızın ilk yılları bakımından neredeyse hepimizde hafıza kaybı vardır.
    İlk anılarımız üçüncü yılın sonu civarında, bazen biraz daha erken ama genellikle daha sonrasında başlayabilir. Geçmiş yaşamlara inanabilir ve bunları yine de hatırlamayız ve bazıları bunları hatırlar ama bunlara inanmaz.

    Geçmiş yaşamları hatırlamanın yolu bu yaşamın kayıp anılarını hatırlamanınkiyle aynıdır. Bu yola, yaş geriletme denir. Esasen bir ipnotik durum olan tam regresyon, anıları geri getirir ama daha yoğun, hatırlamaktan çok yeniden yaşamak gibidir. Ondan beri olmuş her şey neredeyse unutulmuş olabilir, durumu o sırada meydana geldiği gibi deneyimleriz. Yeniden yaşama ve regresyon teknikleri bastırılmış ve kayıp anıları geri getirebilir ve ayrıca yaşamımızın ilk, şu an hatırlanmayan kısmına erişim sağlayabilir.
    Bu sanki hepimizin bilinçli veya bilinçsiz deneyimlemiş olduğumuz her şeyin tam ve kesintisiz hafızasına sahip olduğumuzu gösterir. Yaşamımızdaki herhangi önemli bir ana gitmek için geriye sarabileceğimiz bir teyp vardır. Derin regresyonda, bazı insanlar geçirdikleri ameliyat sırasında çevrelerinde olan bitenleri o sırada tamamen kendilerinden geçmiş olmalarına rağmen tarif edebilirler. Yeniden yaşama veya regresyon tekniğine başvuran insanlar bunu meraktan, psikoterapinin bir parçası olarak veya bir deneydeki denekler olarak yaparlar. Hastalar, müşteriler veya denekler dememek için onlara, danışanlar demeyi tercih ediyorum.

    Joseph de Louise otuz beş yıl önce şunları söylemişti (Graham 1976: 106):
    "Şimdi, sahip olduğumuz teknikler ile geçmiş bir yaşama regresyon deneyimini on kişiden belki sadece ikisi gerçekten edinebilir. Gelecek yirmi veya otuz yıl içinde, geçmiş yaşamlara girmemizi, o hafıza bankasına veya o can bankasına veya evrensel bankaya gidip bu enformasyonu çekip almamızı sağlayacak hamleler olacağı hissini taşımaktayım."

    Haklıydı. Birkaç yıl sonra Wambach bir geçmiş yaşamın % 90'ını elde etti. Günümüzde, bir geçmiş yaşam terapistine gitmek neredeyse sıradan bir iş. Kitaplar bize insanları evlerinde geçmiş yaşamlara nasıl yönlendirebileceğimizi veya yardım almaksızın kendi geçmiş yaşamlarımıza nasıl erişebileceğimizi anlatmakta. Anlaşılır bir şekilde, bunların pek çoğu güvenilir değildir. Bir sonraki kısım, "inananlar" tarafından girişilen eleştirmeyen keşifler hakkındadır.
    İspanya'da, Colavida yaş geriletmeyi muhtemelen 1887'de keşfetti. Altı yıl sonra, Paris'te Albert de Rochas manyetizma ve ipnoz ile deneyler yaparken bu tekniği yeniden keşfetti. Kısa sürede, Rochas'ın çalışmasında geçmiş yaşamlar ortaya çıkmaya başladı. Bu alanda büyük bir öncüdür. Les Vies Successives (1911) adlı kitabı bu konuda yazılmış ilk kitaptır ve hala okumaya değer. Albert de Rochas, insanları daha ve daha geriye götürdüğünde doğumlarını deneyimleyebildiklerini ve doğmuş oldukları zamandan önceye bile geri gidebildiğini buldu. Şaşırtıcı olan şey, daha da geriye gittiklerinde ve ortaya çıkan ilk somut deneyimin ne olduğu sorulduğunda, önceki bir yaşamdan bir ölüm sahnesinin rahimde geçen zamandan daha çok sıklıkla belirvermesiydi.
    Daha önce belirtildiği gibi spiritüalistler, gnostikler ve ezoterizmciler Albert de Rochas'ı eleştirmişlerdi çünkü bulguları gnostik ve ezoterik öğretilerle çelişkmekteydi ve transı başlatıyordu. Gnostikler, tıpkı teozoflar gibi, bunu atalara dair ve sorgulanabilir bir yöntem olarak gördüler çünkü deneğin kendinin farkında oluşunu önlemekteydi. Trans sırasında deneklerin telkine açık olmaları nedeniyle güya geçmiş yaşam anılarının, de Rochas'ın baskın ve telkin edici mevcudiyetine verdikleri yanıtlardan ibaret olduğunu söyleyerek itiraz ettiler. Oysa de Rochas'ın deneyleri, Stevenson'ınkiler gibi daha sonraki araştırmalarla tam bir fikirbirliği içindedir.

    Regresyon teknikleri The Searchfor Bridey Murphy (Bernstein 1956) adlı kitabın basımına dek durağan kaldı. Bu kitabın hikayesi kendi başına bir kitap olur. Hakkında acımasız incelemeler yazıldı ve genel fikre göre, delillerle yeterli bir biçimde çürütüldü. O arada, çürütmeler de çürütüldü. Bernstein'ın kitabının kilise ile bilim arasındaki sahipsiz bölgenin kurbanı olduğu (Cerminara 1967) çok açıktır. Bir bilimci (Ducasse 1960) lehte ve aleyhte kanıtların hepsini tarttı ve olguların inkar edilemez olduğu sonucuna vardı. Daha sonra, bunları aksi asla kanıtlanamaz ve dolayısıyla da tarafsız olduğu kadar faydasız da olan süper-DDA (süper-duyular-dışı-algılama) denilen cömert hipotez ile açıklamaya girişti.

    Bernstein'in çalışmasına ilham veren Albert de Rochas değil, Alexander Cannon ve muhtemelen dianetics ve scientology'mn kurucusu olan Ron Hubbard idi. Hubbard, zihin sağlığını özellikle ilerletme niyetine dayanan ipnotik-olmayan regresyon teknikleri geliştirdi. Hubbard'ın tesiri esasen dolaylıdır çünkü teknikleri kilise statüsü, telif hakları ve katı üyelik disiplini tarafından korunan katı bir örgütsel çerçeve içinde uygulanır. Bununla birlikte hareketinin eski üyeleri çokça çalışmıştır.

    Ne olursa olsun, Bernstein'ını kitabı regresyona ilgiyi büyük ölçüde uyandırdı. The Three Lives ofNaomi Henry (Blythe 1956) adlı kitap İngilizlerin The Search for Bridey Murphy'e cevabıydı. Deneye mali destek veren Daily Express gazetesi, danışan bir ölüm sonrası deneyime girip sessizleştiğinde, derhal oradan ayrılmıştı. Seanslar gramafon plaklarında yayınlandı. Cornwall'da Arnall Bloxham insanları geçmiş yaşamlara geriletmek için ipnoz kullandı. Seansları kaydetti ve verimli bir deneğin geçmiş yaşam seansları hakkında Who was Ann Ockenden? (1958) adlı kitabı yayınladı. Daha sonraları bir BBC televizyon programı, tarihsel açıdan doğrulanabilir malzeme içeren bu regresyonlardan birkaçını inceledi (Iverson 1976).

    En önemli modern yayınlar regresyon raporları ve böyle seanslar sırasında deneklerin deneyimleridir (Moss ve Keeton 1979). Bazen bu kayıtlar seanslardan çıkan verilerin tarihsel doğrulamalarıyla desteklenir (Under-wood and Wilder 1975; Dethlefsen 1977, Williston and Johnstone 1983).

    Helen Wambach'ın çalışması, yalnızca büyük hacmiyle bile en önemli atılımdır. ıooo'e yakın deneği 5 farklı geçmiş yaşama başarıyla geriletti, yaklaşık 5.000 regresyonu özetledi ve bunların istatistiksel açıdan analizini yaptı (Wambach 1978). Ayrıca insanları doğum öncesi döneme de geriletti. 750 civarı kişi böyle deneyimler yaşadı ve Wambach bunları da istatistiksel açıdan sınıfladı (Wambach 1979). Helen Wambach ilk başlarda katılımcılarının % 70'inin geçmiş yaşamları yeniden yaşadıklarını buldu ve yöntemlerini geliştirmesinin ardından bu % 90'a çıktı.
    Kalan % ıo'un rastgele örneklemesinde, yaklaşık yarısı geçmiş yaşamları tekil gözetim altında yeniden yaşabildi. Geri kalan yüzde 5 ise gevşemenin veya kendini bırakmanın her biçimine dirençliydi. Gergin ve nevrotik bir biçimde uyanık kaldılar. Wambach bu gerilimin ölüm veya kontrolü kaybetme korkusuyla ilintili olduğunu düşünür (Wambach 1978).

    Edith Fiore bu açıklamayı destekler gibi görünen bir vaka aktarır. Bir danışan gevşeyemedi veya gevşemeyecekti. Fiore en sonunda başardığında, engelin nedeninin önceki yaşamdaki travmatik bir ölüm deneyimi olduğu ortaya çıktı: hasta bir psikiyatri hastanesinde yapılan bir lobotomi sırasında kan kaybından ölmüştü.

    Morris Netherton danışanların gizliliğin gerekli veya tehdit altında olduğu bir koşula girdikleri için bazen engelliyor göründüklerini keşfetti. Böyle bir engel, "Bir şeyin sır olarak mı kalması gerekiyor?" sorusuyla ortadan kaldırılabilir.


    Yeniden Yaşama ve Regresyon

    Geçmişi farklı tarzlarda ve farklı yoğunluk dereceleriyle deneyimleyebiliriz. Geçmişe erişimi artıran ve şimdiye erişimi azaltan bir düzende beş seviye ayırt etmekteyim. Tablo 4'te, sırasıyla ele alacağım bu seviyelere genel bir bakış bulacaksınız. Bruce Goldberg'ih Past Lives, Future Lives: Accounts of Regressions and Progressions Through Hypnosis adlı kitabı hatırlama konusunda belirlediğim aynı seviyeleri sıralar. Benim yeniden yaşama ve regresyon dediğim şeye O, sahte-yeniden hayat verme ve yeniden hayat verme demektedir (Goldberg 1982: 58). Soul Search: Spiritual Growth Through Knowledge of Past Lifetimes adlı kitap da beş regresyon seviyesi belirler (Williston and Johnstone 1983: 53).
    Bu beş seviyeye şu adları verdim:




    İlk seviye olan anıda, şimdiki ortamın farkında olmaya devam ederiz. Şimdi nerede olduğunuzu bilirsiniz, kendi tarihinizi bilirsiniz. Çoktan geçmiş bir şey hakkında geriye sadece enformasyon getiriyor olduğunuzu bilirsiniz. Geçmiş hakkında düşünürseniz veya biri geçmişe dair bir şey sorarsa, örneğin ilkokul altıncı sınıftayken yaşadığınız yer ve öğretmeninizin adı. Bunu yapmak için o zamandan herhangi bir şeyi yeniden deneyimlemeniz gerekemez. Adlar, tarihler ve adresler gibi olgular herhangi bir imge olmaksızın ortaya çıkar. Anı seviyesinde, yalnızca ortaya çıkan olgularla ilgilisinizdir; bunlara bazen, bir zamanlar nasıl olduğuna dair gelip geçici izlenimler eşlik eder ama bunlar belli belirsiz, arka planda kalır. Deneyim, farkındalık şimdide sürer.
    İkinci seviye, hatırlamadır. Burada, geçmiş imgeler ve diğer duyusal izlenimler biçiminde geri gelir. Yaşadığınız sokağın nasıl göründüğünü hatırlayabilirsiniz. Okuldaki bir arkadaşın yüzünü ve okuldan eve dönerken nasıl düştüğünüzü ve sıyrılan dizinizin nasıl acıdığım hatırlarsınız. Hatırlamalarda, olanların sizde iz bırakmış imgeleri birbirine geçen belli belirsiz imgelerden oluşan bir arka fona gömülüdür.
    İşittiğiniz, hissettiğiniz, kokladığınız ve tattığınız şeyi hatırlayabilirsiniz, ancak bu çoğu insan için görsel hatırlamadan daha zordur. Olabildiğince somut ve tam biçimde hatırlama pratiği yapabilirsiniz. Başka biri size hatırlamalarınızı ayrıntılı ve net alabilmeniz için doğrudan sorular ve açık telkinler aracılığıyla yardım edebilir. Bir açık telkin, örneğin, "Sınıfındaki seslerin uğultusunu duyabilirsin," veya, "masaya konan o iğrenç lahananın kokusunu alabilirsin," olabilir.

    Hatırlama öyle tam olabilir ki yalnızca gürültüyü işitmekle kalmayıp kokuları da alabilir ve çocukken yediğiniz ıspanağı veya ilk dondurmanın tadını alabilir ve hatta bunların uyandırdığı hisleri ve düşünceleri de tekrar edinebilirsiniz. Bu, yeniden yaşamaktır. Duyusal hatırlamaların yanı sıra hislerimiz, düşüncelerimiz, o sıradaki tuh halimiz de ortaya çıkar. O zaman hissetmiş olduğunuz şeyi hissedersiniz, o zaman düşünmüş olduğunuz şeyi düşünürsünüz.
    Bu, tuhaf bir bilinç bölünmesi yaratır. Şimdi olduğunuz kişi olarak kalır ama aynı zamanda, kendinizi on yaşında bir oğlan veya on iki yaşında bir kız olarak deneyimlersiniz (Aynaya veya eski bir fotoğrafınıza dikkatle ve yoğun biçimde baktığınızda da iki odak noktası olan böyle bir "eliptik bilinç" durumunu yaşayabilirsiniz.)

    Gerçek regresyon ile yalnızca geçmişi tekrar deneyimlemekle kalmazsınız, ayrıca o zaman ile şimdi arasında olup bitmiş her şey arka plana itilir ve bilinciniz gerçekten de bunlara erişemez. Yeniden yaşama bilincin iki odak noktası arasında yine de kesilmemiş bir bağlantıya sahiptir. Gerçek regresyon ile bu bağlantı yok olur. On iki yaşma geriletme, bu on iki yaşındaki siz olarak tekrar yaşamakta, hissetmekte ve düşünmekte olduğunuz ve de o zamandan bu yana deneyimlediğiniz her şeyi kaybettiğiniz anlamına gelir. Şimdiye dair farkındalığınız yine de bozulmadan kalırsa o zaman bunu, sanki bağlantısızmış gibi deneyimlersiniz: geçmişin farkındalığı üstünde hiçbir tesiri yoktur. Bir ipnotik regresyon sırasında gözetim altındaysanız, şimdiki kişiliğinizin müdahale edebilirliği olmaksızın sorulara geçmiş farkındalığınızdan yanıt verdiğinizi işitebilirsiniz.
    O zamandan beri olan her şeye dair geçici hafıza kaybı, bilincinizin yalnızca regresyonda olan parçası için geçerlidir. Genellikle şimdiye dair farkındalık onun hemen yanmasında varolmaya devam eder.

    Biri 19. yüzyılın ikinci yarısında İngiltere'deki bir enkarnasyona geri götürülür ve kraliçenin adı sorulur. Cahil gecekondu kızı bu soruya yanıt veremezken şimdiki kişilik neredeyse dişlerini gıcırdatarak müdahale etmeye ve, "Victoria!" demeye çalışmaktadır. Ama araya giremez. Oradaki herkes yanıtı bilmekte ve adeta zihnen o kişiye haykırmaktadır ama nafile. Böyle fenomenler, meslekten olmayanlarca öne sürülen şu transtaki kişinin telkine açık olduğu ve orada bulunanlara, özellikle de ipnozcuya telepatik yoldan tepki verdiği şeklindeki savın geçersizliğini yeterli bir biçimde kanıtlar. Böyle şeyler ipnoz aracılığıyla bazı kişiler ile başarılabilir ancak trans yeterince derin ve özel talimatlar verilmiş ise, paranormal beceriler zaten mevcuttur.

    İpnoz olmaksızın, şimdiki kişiliğe erişim aynen kalır ve sorular, sırayla şimdiki ve geçmiş kişiliğe sorulabilir. Beceriksizce yönlendirme bazen regresyon sırasında geçmiş ve şimdiki kişiliğin birbirine karışmasına sebep olabilir. Duygusal veya entelektüel engeller şimdiki kişilikten kaynaklanan müdahalelerle sonuçlanabilir. Bazen geçmiş kişilik her nedense yanıtlayamadığında, şimdiki kişilik yanıt verir. Transın hafif seviyelerinde bu fark, özellikle amatör terapist için genellikle net değildir.

    Bazen terapist değişimli olarak geçmiş ve şimdiki bilince soru sorar. Bu değişimli sorgulama regresyonun yeniden yaşama seviyesine geri kaymasına yol açacaktır. Bazen, geçmiş yaşam karşı cinste veya çok farklı fikirlere sahip olduğunda, iki görüş açısı arasındaki etkileşim eğlencelidir: Bir seansta genç bir kız bir Neanderthal erkek olarak yeniden yaşamaktadır.

    Adam üstüne düşen kayalar nedeniyle ölür. Son düşüncesi sorulduğunda, danışanın kaim bir sesle, "Ugh!" demesini, genç kız sesiyle, "Ay, pardon!" demesi izler.

    Regresyon özdeşleşmeye doğru derinleşebilir. Özdeşleşmede ayrı bir şimdiye dair herhangi bir farkındalık kalmaz. Regresyon sırasında bir yatağa uzanmış konuşmakta olduğunuzu güçbela fark edersiniz, o anki koşulların çoğunu unutursunuz, geçmişten tepki verirsiniz. Özdeşleşme ile farkında olduğunuz kadarıyla şimdiyi o zamanki koşula dahil ederiniz. Sorular sormakta olan danışmanı yeniden yaşamakta olduğunuz geçmiş yaşamdan koşullar içine yerleştireceksinizdir.

    Bu, yanıtını herkesin bildiği aptalca sorulardan rahatsızlık duymakla başlar (örnek olarak, ayrılmış bilincin iyi bir örneğinin de verildiği, Moss ve Keeton 1979: 34-5 bkz.). Sır olarak kalması gereken şeylere dair sorulardan kuşkulanma hissi, soru soran kişiyle tartışmaya yol açabilir (Dethlefsen 1977: 225; Fiore 1978:11). Goldberg özdeşleşme aşamasına dair iyi örnekler verir (Goldberg 1982: 76, 77, 103).

    Nyria'nın regresyonları (Praed 1914), özdeşleşme aşamasının hoş bir örneğidir. Nyria boşboğazlık yapıp ipnozcuya açıklayacağı şeylerle Hristiyanlara veya hanımına ihanet edeceğinden sürekli olarak korkan Romalı bir köle kızdır, ipnozcuya sürekli olarak kim olduğunu ve ne diye onunla bu tuhaf yerde buluştuklarını sorar. Kendi köleleri yok mudur da Nyria'ya bu kadar çok soru sormaktadır? Ve eğer tahtırevan ile gelmişse, tahtırevana ne olmuştu? Ve gidip de kendisi ona bir tahtırevan bulamaz mıydı? (Shirley 1924: 37) Nyria'nın vakasında, seanslar birbirine tam olarak bağlantılıdır (Shirley 1924: 40); tıpkı Joan Grant'ın seansları gibi ama Joan Grant'in Winged Pharaoh (1937) adlı kitabındaki seanslar kronolojik olmayan bir sırayla gelmiş ve daha sonra birbirine eklenmeleri gerekmişti.

    Özdeşleşme seviyesinde, belirli bir ömüre ait olan yeni deneyimleri yaratmak mümkündür. Örneğin, birini onbirinci yılma geri getirir ve o yaşta hiç duymamış olduğu bir konuyu açarız. Bu halden çıktığında, o konuşma ona, ipnotik talimat bunu yeniden silmedikçe, kendisi on bir yaşındayken meydana gelmiş gibi görünecektir.
    Geçmişe dair farkındalığın beş seviyesinin yanı sıra geçmiş kendini şimdiki bedende farklı yoğunluk seviyelerinde tezahür ettirebilir. Yeniden yaşama, özellikle de son doğum veya bundan önceki son ölüm gibi yoğun duygusal ve bedensel deneyimleri yeniden yaşarken güçlü somatik belirtiler üretebilir. Nefesimiz sıklaşabilir veya cenin pozisyonu alabiliriz. Geçmiş yaşamlarda ölme deneyimlerini yeniden yaşarken zorlukla nefes alıp verme, beden ısısına değişimler vb. sık görülür.
    Veya bir dayağı yeniden yaşıyoruzdur ve Netherton'un çalışmasının (1978: 79) gösterdiği gibi, ipnoz bile olmaksızın sırtımızda veya yüzümüzde kırmızı izler belirir. Veya yüzümüzdeki ifade tamamen değişir, sanki başka bir yüz gelip yerleşir. Richard Webb bunun, eskiden derin trans medyomlarında görülen "transfigürasyon" ile aynı şey olduğunu söyler. Buna Arthur Ford'da (Webb 1974: 82) tanık olmuştu. Ksenoglosi normalde konuşamadığımız yabancı dillerde konuşmaktır. Vakaların % 0.01'den azında oluşur (Wambach 1986). Netherton'a göre bu, herhangi bir ipnoz kullanmayan kendi yöntemi ile de başarılabilir (1978: 79). Dethlefsen bu yeteneğin metodik olarak geliştirilebileceğini umar. Doğruysa, bunun yabancı dil eğitiminde ve dilbilimsel araştırmalarda büyük sonuçları olurdu. İlginç olan şey, seçici bastırmanın mümkün olmasıdır. Örneğin, bir ipnozcu, danışana ona konuşulan dili anlayacağı ve bu dilde yanıt vereceği talimatım verebilir. Bu, bebekliğe geriletmelerdeki çıkmaz noktaları da önler.

    On yedi yaşında bir Fransız kız yıl be yıl geriletilir ve beşinci yılında Gaskonca konuşur ve Fransızca konuşması istendiğinde artık konuşamamaktadır. Bir geçmiş yaşama geri götürülen bir ingiliz kadın talimatların hiçbirine tepki vermemektedir. Şans eseri orada olan İsveçli bir kadın ona İsveççe bir şeyler sorunca kadın derhal akıcı bir İsveççe ile yanıtlar, oysa şimdiki yaşamında İsveççe bilmemektedir (Moss ve Keeton 1979: 169).

  10. #10
    Regresyon; Geçmiş Yaşamların Başlatılmış Anıları nevermore - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2009
    Bulunduğu yer
    Bornova
    Mesajlar
    12.231
    Konular
    2856
    Regresyonlarda İpnoz ve Trans
    İpnoz insanlarda kendiliğinden hatırlama olmaksızın geçmiş yaşam anılarını geri getirmenin şimdiye dek en yaygın yöntemi olmuştur. İlintili ama anlaşılan artık kullanılmaz bir yöntem de transın manyetik başlatılışıdır. Klasik ipnoz olmadan yalnızca hafif bir transla işleyen yöntemler hızla yayıldı. Sadece doğru tetikleyicileri bulmak bile geçmiş yaşam anılarına erişim sağlayabilir. Bir başlangıç regresyonu kendi transını başlatıyor gibi görünür.

    İpnotik trans başlatma teknikleri bu kitabın kapsamı dışındadır. Gerçek regresyon için hayli derin bir trans, yeniden yaşamak için sığ bir trans gereklidir. Geçmiş yaşama erişim sağlamak için gereken trans, regresyonu veya yemden yaşama deneyimini sürdürmek için gereken transtan farklılık gösterir. Görünüşte önemsiz bir ayrıntıyı hatırlayabilir ve kendimizi açılıveren hikayeye kaptırabiliriz. Tersi de olur: İlk kez derin trans için kapsamlı bir başlatmaya ihtiyaç duyabiliriz ama bir sonraki seans daha kolaydır, ancak bu kez yalnızca yeniden yaşama olabilir. Aynısı kitap okurken de olabilir. Bir hikayeye kapılıp büyülenebiliriz. Veya kitabı okumaya ve anlamaya başlamak büyük bir konsantrasyon çabası harcamamızı gerektirir ama kitap, bir aradan sonra kaldığımız yerden kolayca devam edebilene dek giderek kolaylaşır.

    Regresyona engeli, iyi okuyamadığımız veya okumanın hanım evlatlarına özgü olduğunu düşündüğümüz için okumaktan hoşlanmamakla karşılaştırabiliriz. Bir engele rastgelmek bir kitapta veya mektupta zor veya hoşa gitmeyen bir bölüme gelmek gibidir. İlk tepkimiz geri çekilmektir ancak bunu yapmaya gerçekten karar verdiğimizde dönüp okuyabiliriz. Bir engeli aşmak için ise malzemenin ya yoğun şekilde veya daha uzaktan özümsenmesi gereğine göre transın ya daha çok veya daha az derin olması gerekir. Engeller, çevrelerinden dolaşarak değil, onlarla başa çıkarak ortadan kaldırılabilir.
    Sonraki seanslarda daha sığ bir trans, yeni duygusal malzeme baş vermediği takdirde, genellikle yeterlidir. Daha hafif translar regresyondan çok, yeniden yaşamayı hatta yalnızca hatırlamayı ortaya çıkartır. Bunun avantajı uyanık halde kalışımızdır ama dezavantajı, deneyimin etkisini yitirmesi ve bir regresyon sırasında harekete geçen imajinasyonumuzun kolayca öğeler ekleyebilmesidir.
    Trans sırasında arka plandaki gürültülere nadiren dikkat ederiz.

    Zaman algımız değişir. Genellikle seansın süresini daha sonra yanlış tahmin ederiz. Trans ne kadar derinse, tahmin edilen ile gerçekleşen süre arasındaki fark o kadar büyüktür. İki buçuk saatlik bir derin transtan sonra yirmi dakika kadar meşgul olmuş olduğumuzu hissedebiliriz. Hafif bir transtan sonra bile üç faktörlük bir azalma yaygındır. Bir buçuk saatlik bir regresyondan sonra yarım saattir çalışmakta olduğumuzu sanırız. Tersi de meydana gelebilir. Bruce Goldberg daha yaygın olan kısalma yerine zamanda sübjektif bir uzama bildirir. Yirmi dakika sonra, bazı insanlar sanki bir saatten uzun zamandır dalıp gitmiş olduklarını hissetmektedirler (Goldberg 1982: 7).

    İpnotik transm derinliği trans sırasındaki ipnotik belirtilere göre tahmin edilebilir. Le Cron ve Bordeaux bu şekilde 50 puanlık bir ölçek tasarladılar:

    Hazırlık aşamaları 1-5
    Hafif ipnotik aşamalar 6-20
    Orta ipnotik aşamalar 22-30
    Derin ipnotik aşamalar 31-49
    Tam trans 50

    Geleneksel ipnoz teknikleriyle, insanların yaklaşık % 50'si orta transa ve % 20'si derin transa ulaşacaktır. Le Cron ve Bordeaux yaş geriletmeyi 42 seviyesine, derin aşamaya giden yolun neredeyse ortasına yerleştirir. İpnozda yaş geriletme yalnızca hatırlama veya yeniden yaşama değil, gerçek regresyon anlamına gelir. İpnotik regresyon sırasında ses ve duruş önceki yaşa veya önceki kişiliğe göre değişir.

    Trans ve trans derinliği psikosomatik değişimleri gözlemleyerek daha nesnel bir biçimde belirlenebilir. İlk olarak, trans sırasında kaslar gevşer. Bu, kasların ve özellikle de alın kaslarının elektriksel faaliyetlerindeki düşüş ile ölçülür çünkü bu kaslar zihinsel gerginliği veya gevşemeyi belirtir. Gevşemeyi veya meditasyon yapmayı öğrenmek isteyen bazı insanlar miyo-geribildirim, yani kassal gerginliği sese dönüştüren bir makine kullanırlar. Makine genelde kaslarımız gevşeyince pes ve gerginleştiğimizde tiz bir uğultu yayar. Benzer ama daha eski bir makine ise derinin elektrik direncini ölçen D-ölçer veya duygu-ölçerdir. Daha derin transın sempatik sinir sisteminde daha az terlemeye ve böylece daha yüksek deri direncine yol açması beklenir. D-ölçer terimi bu deri direnci ölçerinin duygusal gerilimin izini sürmek için kullanılmasından kaynaklanır.
    Bir deneğin yanında duygusal açıdan yüklü bir kelimeyi söylemek herhangi bir bilinçli yanıttan önce, deri direncini düşürür. Bir kayıt cihazına bağlanan deri direnç ölçer poligraf adını alır ve yalan testi makinası olarak kullanılır. Bu uygulama siyaseten hassas olduğu ve yalanları değil de, yalanlara eşlik eden duyguları ölçtüğü için tartışmalıdır. Suçluluk hisseden ve korkan insanlar, kendilerine inanılmayacağı korkusuyla tepki verirler ve iyice nasırlaşmış karakterler illa ki herhangi bir duygu hissetmeyebilir. Poligrafın uygun biçimde kullanımı uygun eğitimi almayı gerektirir.

    Düşen kas geriliminden ve azalan ter salgısından sonra üçüncü bir fizyolojik değişim vardır: Elektroensefalogram (EEG) tarafından belirlenen beyin dalgalarının değişen örüntüsü. Bu, elektriksel beyin faaliyetinin baskın ritmini gösterir. Örneğin, derin uykudayken saniyede 2 ile 4 dalga gibi yavaş bir baskın ritme sahibizdir (delta ritmi). Rüya durumu saniyede 8 dalga civarıdır (teta ritmi). Özellikle de bir şeyle güçlü bir biçimde ilgilenen veya buna yoğunlaşmış olan uyanmış ve tetikte biri saniyede 15 dalgadan çok olan baskın bir ritme sahip olacaktır (beta ritmi). İnsanlar uykulu hale gelmeksizin gevşerlerse, saniyede 12 dalga civarında bir ritim oluşur (alfa ritmi). Beyin faaliyetinin seviyeleri Tablo 5'te gösterilmiştir. Bireysel farklılıklar ve bu genel bakışın belirttiğinden daha az katı olan zihin durumlarıyla denklik söz konusudur.
    Beta Ritmi - 24/sn - Tetikte
    Alfa Ritmi - 12/sn - Gündüz düşü, hayale dalma
    Teta Ritmi - 6/sn - Rüya Görme
    Delta Ritmi - 3/sn - Uyuma
    Derin Delta Ritmi - 1.5/sn - Kataleptik uyku, kış uykusu, koma, dışarılaşma

    Bu frekanslar tipik olanlardır. Aslında frekans aralıklarıdır. Beta saniyede yaklaşık 18 ile neredeyse 40 dalgaya; alfa ıo'dan 16'ya; teta ise 5'ten 8 dalgaya kadardır. Tetikte iken beta ritmindeyizdir; sol beynin ve çoğu kez da sağ beynin de ritminde. Diğer zihinsel durumlarda beyin dalga örüntüleri sol ve sağ açısından eşittir. İmgeleme genellikle alfadır. Duyguların uyandırılışı düşük alfada başlar. Tetada bilinçaltımızla temasa geçeriz.

    Bilinçte bir değişimin başlatılışı genellikle alfa dalgaları üreten gevşemeyle başlar. Danışan sakin, net ve dengeli hale gelir. Klasik ipnozda bu, sözlü talimat ve telkinler aracılığıyla oluşur ama duyusal uyaranlar ile daha doğrudan elde edilebilir. Daha derin seviyelere girmenin en basit yolu gevşemeyi derinleştirmektir. Denek bir elektroensefalografa bağlandığında, aygıt beyin ritminin yavaşlamakta olduğunu gösterecektir.

    Terapist danışanın yeterince gevşeyip gevşemediğini belirlemek istiyorsa, kas gevşemesini belirten miyo-geribildirim ölçer en doğrudan enformasyonu verir. Seans sırasında transın derinliğini izlemek istiyorsa o zaman daha hassas D-ölçer yeterli olacaktır. EEG verileri muhtemelen en güvenilir olanlarıdır ama başa takılan elektrotların kullanılması rahatsızlık verebilir ve bazı denekler bununla ilgili hiç hoş fikirler taşımazlar.

    Klasik meditasyonda alfa ritmi baskındır ve daha küçük bir tetayı zirvesi vardır. Meditasyonun modern tiplerinde, nispeten zayıf beta dalgalan alfa ve tetayı bastırmaksızın dalga aralığının tamamına eklenir. Telepati, psikometri veya telekinezi deneylerinde ise denekler güçlü beta, güçlü alfa ve güçlü delta sergilemektedirler. Alfa dalgaları küçük bir aralıkta yoğunlaşır, delta dalgaları en düşük frekanslarda (derin delta -1 veya 2/sn) en güçlüdür ve beta örüntüsü ise deneyin yapısına (telepati, psikometri, telekinezi) bağlıdır. Winafred Lucas bunların hepsini, zihin dalgalarının bütün frekanslarda dağılımını sol ve sağ beyin için ayrı ayrı ölçen Maxwell Cade'in zihin aynası ile araştırdı (Lucas 1989).
    İpnoza yöneltilen dört genel itiraz vardır. İlk itiraz, ipnotik transm psikolojik veya fiziksel açıdan hasara yol açıcı olduğudur. Göstergeler, tam tersini göstermektedir. İpnoz bu yönde herhangi belirli bir telkin bile olmaksızın genellikle psikomatik şikayetleri rahatlatır veya çözer. İkincisi, bazı insanlar bilinç ve kontrol kaybından ve belki "asla geri dönmemek"ten korkarlar. Bu korku beden dışı deneyimlerden korkmakla karşılaştırılabilir
    ve daha bile temelsizdir.

    Gereğince sonlandırılmamış bir derin ipnotik trans yalnızca derin uyku duruma geçer ve insanlar dinlendiklerinde uyanırlar (ama uykusuz kalmış biri için bu uzun sürebilir). Ancak ipnozcu ile denek arasında ki (bazı ipnozcuların oluşturup güçlendirdiği) ipnotik bağ seans sonunda yeterince çözülmemiş kalır. O zaman insanlar, bazı vakalarda birkaç hafta boyunca, sersemlemiş gibi görünürler. İpnozcunun sesiyle veya şahsıyla bağın ne kadar gelişip güçlenmiş olduğunu belirlemek zor olduğundan, seans sonunda oluşmuş olabilecek herhangi bir bağı çözüp dağıtmak amacıyla bir talimat vermek iyi bir uygulamadır.

    Üçüncü itiraz, işte bu nedenle gerçektir: Bir ipnozcu bizden faydalanabilir. Bir ipnozcu bize inançlarımıza veya değerlerimize ters düşen hiçbir talimat veya ipnoz-sonrası telkin veremez. Ama akıllı ve sabırlı bir ipnozcu bizi derin transta yanlış yönlendirebilir. Beşinci kattaki pencerden atlamamızı kimse telkin edemez ama bunun güzel bir bahçeye açılan bir kapı olduğunu telkin edebilir.
    Dördüncü bir endişe ise sık ipnozun iradeyi zayıflatmasıdır. Normal ipnoz ile bu, söz konusu değildir. Ancak ve ancak insanlar kendilerini bir başkasına bırakmak veya teslim etmek gibi hastalıklı bir arzu nedeniyle ipnotize edilmek istediklerinde ve ipnozcu bunu güçlü ipnoz-sonrası telkinlerle teşvik ederse kişisel bağımsızlık zayıflayabilir.

    İpnoza güvenmeyiş genellikle sahne ipnozu izlemekten veya korkutucu hikayeler okuyup duymaktan kaynaklanır. Sahne ipnozunda insanlar ipnozcuya açık talimatlar tarafından bağlanır. İpnozcu bilinci tam bağımlılığa dek daraltır. Sahne ipnozunda, insanlar sağduyularını kullanarak asla yapmayacakları veya yapamayacakları şeyleri yaparlar. Kısmen, sahne ipnozunun başarısı dalga geçmeyi temel alır.
    Sahne ipnozcusunun denekleri hep kolay ipnotize edilenlerden ve izleyiciler önünde manipüle edilmeye isteklilerden seçilir. Sahne ipnozunda bu iki unsur eşleştiğinden dolayı akılları karışır. Kolay ipnotize edilmenin, irade yokluğu ile hiçbir ilgisi yoktur. Kolay ipnotize edilmek daha ziyade kendimizi bir şeye tamamen kaptırabilme yeteneğimizle ilintilidir. İyi kitap okuyanlar ve iyi müzik dinleyenler genellikle iyi ipnotize edilirler, tıpkı iyi meditasyon yapanlar gibi. Bu, onların kaba telkinlere yanıt vereceği veya onlardan tuhaf şeyler yapmalarını isteyen birine güvenecekleri anlamına gelmez. Bir danışan, regresyonla ilinti olanlar dışındaki telkinleri izlemeye hiçbir eğilim olmaksızın ipnotize edilebilir.

    Derin trans sırasında, danışanlar ipnozcunun sesi aracılığıyla şimdiye bağlantılı kalırlar. Özel bir ilişki davet edilmediğinde ve ipnozcu, danışanın deneyimlemediği veya deneyimlemek istemediği şeyleri telkin ederse danışan engelleme yapar ve biraz daha listelendiğinde, herhangi bir talimata rağmen uyanık duruma geri döner. Bağımlılık talimatları olmayan bir ipnoz sırasında, orada olmayan şeyleri görme telkini işlemez ve istemediğimiz şeyleri deneyimlemeye veya söylemeye zorlanamayız.

    İpnoz irade kaybı değil, bilinçte psikosomatik bir değişimdir. Kendi başında, ipnoz zararlı değil, şifa vericidir. Geri kalanına gelince, her şey ipnozcunun ustalığına ve güvenilirliğine bağlıdır. Bu nedenle, güvendiğimiz birinin size yolu göstermesini isteyin.


    Manyetizma ile Başlatılmış Yeniden
    Yaşama ve Regresyon


    Bir manyetizmacı paslar yapar, yani ellerini beden üstünde hareket ettirerek süpürme hareketleri yapar. Ellerini hareketsiz tutabilir veya birini hareketsiz tutarken diğeriyle paslar da yapabilir. Veya bir veya iki elle bedene dokunabilir. Genelde, ellerinin faaliyetini gözleri ve zihinsel yoğunlaşması ile destekler. Manyetizm hakkında ilk yazan kişi Paracelsus idi. Sonraları "canlısal manyetizma" terimini icat etmiş olan Mesmer bununla çalıştı ve çoğunlukla paslar kullanarak ipnoz başlattı. Manyetizm alanındaki üçüncü önemli şahsiyet, bu fenomenlerin doğasına dair öncü araştırmalar yapmış olan Karl von Reichenbach'tır (Von Reichenbach 1849). Son olarak, taş geriletmesi başlatmak için manyetizmi kullanan Albert de Rochas'tı (de Rochas 1911).

    De Rochas deneğini bir sandalyeye oturttup sağ elini deneğin alnına koymakta ve sol eliyle deneğin bedeni boyunca paslar yapmaktaydı. Paslar çoğaldıkça, denek o kadar gerilerdi. Deneği şimdiye getirmek istediğinde ise her iki eliyle deneğin önünde bedenin dikey orta hattından başlayarak yatay hareketler yapardı. Bu paslara devam ederse, denek şimdiki zamanı geçip geleceğe giderdi.

    Manyetik trans, ipnotik transla ilintilidir. Medyomistik bir deneğin ipnotik transını muhtemelen bir manyetik transa yönlendirebiliriz. İpnoz algının ve imajinasyonun zihinsel kapılarını kullanır, manyetizma ise bedenin enerji kapılarını kullanır. Dolayısıyla, muhtemelen ipnoz manyetizmadan daha geniş ve daha esnek bir yöntemdir. Bunun bir göstergesi, trans derinliğinin -Le Cron ve Bordeaux'nunki gibi- ölçüm skalasının kişiden kişiye farklılık göstermesinde bulunabilir. Anlaşılan o ki manyetik transın derinliği belirtileri aracılığıyla düzenlice ölçülebilir.

    De Rochas manyetik transın beş seviyesini belirlemiştir. Birinci seviye, letarjidir. Kollar ve bacaklarımız ağırlaşıp gevşer, ortamı algılayış azalır, hafıza zayıflar, telkine açıklık ve deri hassasiyeti artar.

    Manyetizmanın ikinci seviyesi somnambulizmdir, uyurgezerliğe benzerliği nedeniyle bu ad verilmiştir. Telkine açıklık daha yüksektir ve deri hassasiyeti güçlü bir biçimde düşmüştür. Derimize bir iğne batırıldığında hiçbir şey hissetmeyiz. Yaptıkları gösterilerin sonrasında kocaman bir çengelli iğneye geçirilmiş kocaman bir madalyayı çıplak tenlerine takan (gerçek) fakirlerin durumu budur.

    Üçüncü seviye, manyetizmacının duyumsamalarını teslim aldığımız uyumlu ilişkidir. Kolumuza iğne batırıldığında hiçbir şey hissetmeyiz ama manyetizmacının koluna batırıldığında, "Ah!" deriz ve kolumuzda denk düşen noktada kırmızı bir iz ortaya çıkar. Hafızamız erişilemezdir, artık telkine açık değilizdir ve cildimizi gerçek tenimizin yaklaşık 6 cm dışında hissederiz.
    Dördüncü seviye olan sempatide, manyetizmacıyla özdeşleşir ve onun
    düşüncelerini ve hislerini algılayıp ifade edebiliriz ve auraların algılanışı
    tekrar ortadan kalkar.

    Son olarak, dışarılaşmada, algımızın merkezi istenirse, asla gitmemiş olduğumuz yerler dahil olmak üzere, etrafta hareket ettirilebilir.

    Manyetizasyonun ilk iki seviyesinin belirtileri orta ve derin ipnoz belirtilerinin neredeyse aynısıdır ama diğer seviyelerin belirtileri ancak çok derin ipnoz ile ve ancak bazı insanlarda başlatılabilir. Tahminen, manyetizma aracılığıyla, ipnoza kıyasla, daha az sayıda insan transa sokulabilir. Manyetik transın dördüncü seviyesi olan sempati, anne ile doğmamış çocuğu arasındaki doğal ilişkiye denk düşer.

    Manyetik trans manyetizmacı ile yakın bir ilişki yaratır. Bunun, manyetizmanın Reiki'de olduğu gibi, şifa verme uygulamalarında oluşması gerekmez. Manyetizmacının psikosomatik enerjiyi manyetize edilmiş deneğe aktarmasına karşın bu, kimliğin bulanıp belirsizleşmesiyle sonuçlanmak zorunda değildir.
    De Rochas kendi düşüncelerinin ve fikirlerinin medyomlarına herhangi bir şekilde aktarımından kaçındı. "Somnambulik hafızayı desteklemek için" bazen başparmağını deneğin burun köküne bastırırdı.

    Bir regresyon sırasında, on sekiz yaşında bir kız bir Breton balıkçıyla evli olduğunu anlatır. Kocası bir gemi kazasında ölünce bir tepeden denize adayarak kendini öldürür.


2 Sayfadan 1. 12 SonSon