Toplam 3 sonuçtan 1 ile 3 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Radyestezi ilmi

  1. #1

    Üyelik tarihi
    Eyl-2009
    Bulunduğu yer
    north virginia
    Mesajlar
    164
    Konular
    10

    Radyestezi ilmi


    Radyestezi ; cisimlerin neşrettikleri ( yaydıkları ) radyasyon dalgalarını algılamak suretiyle bir takım akımları , olayları ve maddeleri teşhis etmeyi konu olarak almış bulunan bir ilim dalıdır. Radyestezinin Türkçe anlamı "ışın duyarlık , titreşim duyarlık" tır.
    Bu radyasyon dalgaları gözle görülmez , kulakla işitilemezler. ancak hassas duyularla hissedilebilirler ve genellikle bu dalgaların uyarılarını tanıyabilmek için yardımcı bir alete ihtiyaç duyulur ve yardımcı alet kullanılır. Günümüzde bütün dünyada radyestezi ilmi uygulayıcılarının ( radyestezist ) kullandıkları iki yardımcı araç vardır : Sarkaç ( pandül ve rakkas da deniliyor ) ve çubuk ( değnek , çatal çubuk , çatal değnek de deniliyor ) tur.

    Hakikatte kainatta var olan her şey canlıdır. her canlının da kendine mahsus bir titreşim durumu vardır. Cansız zannedilen şeyler , dışarıdan bakıldığında insanların hareketlerini göremedikleri cisimlerdir. Sayın Doç. Dr. Samuel Aysoy , kitabının kapak sayfasında "her şey ihtizaz eder , ihtizaz her şeydir. Yaşamak , ölmek , ağlamak , gülmek , hep ihtizazdır" ifadesiyle bu hali veciz bir şekilde anlatmıştır. İhtizaz , eski Türkçemizde "Titreşim" anlamındadır.

    Günümüzde Radyestezi ilmi dünyanın her tarafında müsbet bilim alanında kabul edilmiştir. Dünyanın her tarafında çok geniş bir alanda insanlığa hizmette kullanılmaktadır. Maden bulma , su bulma , bitkilerin geliştirilmesi , insanlar ve hayvanlar üzerinde hastalık teshisi , kayıp kişi ve cisimlerin bulunması ve daha pek çok konuda uygulanan radyestezi ilmi , bu ilim dalında samimiyetle çalışan radyestezistlerin değerli gayretleriyle gittikçe daha geniş alanlarda insanlığa faydalı olacaktır.

    RADYESTEZİST :

    Kendi kişisel parazitlerinden arınmış olan ( bkz. http://www.bioenerji.org kişisel negatifler bölümü ) , radyestezi ilminin temel prensiplerini layıkıyla kavramış bulunan , kişisel parazit tesirinden kurtulduğu için çok duyarlı hale gelmiş olan bir ilim adamıdır.....





  2. #2
    Radyestezi ilmi nevermore - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2009
    Bulunduğu yer
    Bornova
    Mesajlar
    12.266
    Konular
    2860
    Radyestezi'nin Tanımı ve Etimolojisi
    'Radyestezi', su ve maden gibi maddelerin ya da belirli hedeflerin neşrettikleri ışınımlar'ı ya da güç alanları'nı bir alet aracılığıyla ve bazen de aracısız olarak zaptetmek suretiyle, bunların yerlerini, belirli durumlarını, çeşitli özelliklerini tespit etme yeteneğidir.
    Radyestezi (Radiesthesie) kelimesi, ışınım anlamına gelen Grekçe 'radi' ile hassasiyet anlamına gelen Latince 'esthesle' kelimelerinden meydana gelmiştir. Dolayısıyla, 'ışınım hassasiyeti' demektir. Bir Fransız rahibin bulduğu bu kelimenin yanısıra, aynı fenomeni tanımlamak üzere ingilizler de 'dowsing' kelimesini kullanırlar.


    Radyestezi Medyomu ve Kullanılan Aletler

    Radyestezi'de, 'radyestezist' ya da 'radyestezi medyumu' dediğimiz, radyestezi uygulaması yapan kişi ile hedef ara­sında, radyestezik tepki göstermek suretiyle bir endikatör vazifesi gören radyestezik aletler çok çeşitlidir.
    Bunları, başlıca iki sınıfa ayırabiliriz:
    1. Radyestezi çubukları (baguette, dowsing rod).
    2. Sarkaçlar (pandule, pendelum).


    Radyestezi çubukları arasında en klasik olanı, çatallı dal'dır. Çatallı dallar, tradisyonel olarak, fındık ağacından yapılır. Fındık ağacı, majik özellikleri olduğuna inanılan ve tılsımlar, nazarlıklar yapmada kullanılan bir ağaç olmasından ötürü kullanılıyor olabilir. Ancak günümüzde, çatallı çubukların daha başka malzemelerden de yapıldığını görüyoruz: Balina çubukları (balinanın ağzındaki süzgeç çubuklarından elde edilir), plastik, tel (daha ziyade bakır) ve metal çubuklar gibi.

    Çatallı çubuk yerine, köşeli metal çubuklar (L-çubukları) ve düz, esnek bir çubuk da kullanılabilir. Hatta, bunların en hassas olanının köşeli metal çubuklar olduğu söylenmektedir. Çatallı çubuklar ve bunları tutma şekilleri çok çeşitlidir. Ancak, genellikle yapılan uygulama şudur: Avuçlar yukarıya bakacak şekilde, çatallı dalın ya da çubuğun her iki kanadı dışarıya doğru açılarak, çok sıkmadan tutulur. Çubuğu, yere paralel ve ucu ileriye bakar bir şekilde tutabileceğimiz gibi, ucunu yukarıya yönelterek de tutabiliriz. Önemli olan, çubuğun ucunun yukarıya kalkarak ya da aşağıya eğilerek aranan hedefe ilişkin bir tepki göstermesidir. Radyestezistler, bu tepkiyi elde etmek için hareket halinde olurlar: Ya yürürler, ya dönerler ya da ritmik beden hareketleri yaparlar. Çatallı çubuğu diğer radyestezik aletlerden ayıran bir özelliği de nötr durumuna kendiliğinden dönmemesidir; her radyestezik tepki ertesinde tekrar ayarlanması gerekir.

    Köşeli metal çubukların kullanımı özellikle Amerika'da çok popülerleşmiştir. Çok basit bir şekilde, tel askılardan da yapılabilen bu çubuklardan iki tanesi bir arada. kullanılır. Dirsekler gövdeye yapıştırılır, kollar birbirine paralel olarak ileriye bakar ve başparmaklar üstte kalacak şekilde çubukların kısa kenarları elde tutulur; uzun kenarlar, böylece, yatay ve birbirine paralel bir şekilde ileriye bakarlar. Radyestezist hareket halindeyken, çubuklardan üç değişik şekide tepki gelebilir: Ya içeriye doğru dönerler ve birbirlerini keserler, ya dışarıya doğru dönüp bir geniş açı oluştururlar ya da paralelliklerini koruyarak, ikisi birden belirli bir yöne dönerler.

    Çubukların en az kullanılan türü ise, düz, esnek çubuklardır. Bunlar da çatallı çubuklar gibi çok çeşitli malzemelerden yapılabilir, bir bağ çubuğu ya da bir otomobil radyosunun anteni bu amaçla kullanılabilir. Radyestezistler çubukları ince ucundan tutar ve bir aşağıya bir yukarıya doğru hafifçe salınım yaptırırlar. Çubuk, radyestezik tepki gösterdiğinde, dönmeye başlar.






    Çeşitli radyestezi çubukları
    Radyestezi çubuklarının bazen çok şiddetli bir tepki gösterdikleri de olur. Tepkinin şiddetinden çatallı dalın kabuğunun radyestezistin elinde soyulduğu, çubuğun kırıldığı, radyestezistin el ve kollarının büküldüğü, hatta radyestezistin dengesini kaybettiği görülmüştür.

    Sarkaçlar ise, prensip olarak, bir ipin ya da zincirin ucuna bağlanmış bir ağırlıktan oluşur. Bu gün artık çatallı dalın yerini almış olan ve radyestezistlerin en çok kullandıkları alet olan sarkacın bir çok çeşidi vardır. Ahşap, cam, metal ve taş gibi çeşitli malzemelerden ve hatta cep saati, altın yüzük gibi uygun objelerden de yapılabilir. Sarkaçların biçimi ve ağırlığı da gene radyestezistin arzusuna göre değişir. Ancak, top gibi küresel olanların, diğerlerine nazaran daha dengeli olmalarından ötürü, bir çok avantajları vardır: Örneğin, arazide kullanıldıklarında, rüzgardan diğerleri kadar etkilenmezler.
    Radyestezist, sarkacın ipini, belirli bir yerden, sağ elinin baş parmağı ile işaret parmağı arasında tutar ve kolunu, yatay olarak serbest bırakır. İpin boyu çok önemli olduğundan, ipin geriye kalan kısmı, boyunun ayarlanabileceği basit bir mekanizmaya (bu, ipin sarıldığı bir çubuk ya da bir makara olabilir) ya da serbest parmaklara sarılabilir. Radyestezist sarkaca hafif bir salınım hareketi verir. Sarkacın boyunun ayarlı olması halinde, salınım hareketi hedef üzerinde, örneğin, dairevi harekete dönüşecek, sarkaç dönmeye başlayacaktır. Bu, sarkacın gösterdiği radyestezik tepkidir. Tepkinin türü, sarkacın malzemesine, hedefe ve radyesteziste göre değişir.
    Sarkacın boyu denildiğinde, ağırlığın en alt noktasından iki parmağın tuttuğu uca kadarkj uzunluk kastedilmektedir. Boyunun ayarlanması da, sarkacın, belirli bir hedefe hangi boyda radyestezik tepki gösteriyorsa o boya getirilmesi demektir.
    Bazı durumlarda, örneğin harita radyestezisi'nde, sarkacı hedefin tam üzerinde tutmamız mümkün olamayacağından, bir 'anten' kullanmak zorunda kalabiliriz. Böylece, anten, bir endikatör olan sarkacın, hedefi noktalayıcı bir uzantısı şeklinde faaliyet gösterecektir. Serbest kalan sol el ya da gene sol ele alınan ucu sivri bir obje, örneğin; bir kurşun kalem, çorap şişi ya da şapka iğnesi, anten işlevini görebilir. Sarkaç harekete geçiriIdikten sonra, anten, dikey olarak tutulur ve taranacak objenin ya da haritanın üzerinde gezdirilir. Sarkacın tepki gösterdiği anda antenin belirlenmiş olduğu yerler de böylece noktalanmış olur.



    Çeşitli radyestezi sarkaçları
    Radyestezik çalışmalar sırasında, aranan maddenin bir örneği, o maddenin bulunmasına yardımcı olsun diye kullanıldığı takdirde, bu örneğe 'tanık' denilir. Örneğin; çatal çubuğu tutan ele ya da çubuğun üzerine bir kurşun parçası konulursa, çubuk sadece kurşun damarlarının üzerinde tepki gösterecektir. Aynı şekilde, sarkacı tuttuğumuz sağ elimize böyle bir örnek alırsak, yahut içi boş bir sarkaç kullanıp, örneği bunun içine yerleştirirsek, sarkaç sadece bu örneğin ait olduğu madde üzerinde belirli bir hareket yapacaktır. Tanıklar'ın kullanımına, özellikle radyestezik izleme uygulamalarında başvurulur.
    Tanıklar gibi renklerin de sarkacı sadece belirli bir maddeye tepki gösterecek şekilde ayarlayıcı etkileri vardır. Tanık kullanımında, bir maddenin neşrettiği ışınımlar kendi cinsinden bir parçanın ışınımları ile nasıl sempatize oluyorsa, aynı şekilde, kendilerine özgü dalga uzunluklarına sahip olan renklerin de, ışınımlarında aynı dalga uzunlukları bulunan maddelerle sempati­ze olacağını düşünebiliriz. Ancak, renkli sarkaçlar kullanmak bir uzmanlık işidir.
    Radyestezik çubuklar ile sarkaçların. çok çeşitli türden radyestezik tepkiler gösteren bir çok varyasyonları da vardır. Bazı radyestezlstler ise, kendileri ne özgü aletler kullanırlar. Yorkshire'lı (Ingiltere) radyestezist Willie Donaldson, avucuna bir madeni para koyar, bir yeraltı su mecrasının üzerinden geçtiğinde bu para kendiliğinden tersine döner. Ünlü Amerikalı radyestezist Verne Cameron, 'aurametre', 'petrolometre' gibi bir çok değişik radyestezi aleti geliştirmiştir. Ancak, bütün bu aletlerin çeşitliliği karşısında, radyestezik hassasiyetin radyestezistin kendisinden geldiğini düşünerek, endikatör ne kadar basit olursa, o kadar iyidir diyebiliriz. ..
    Bazı radyestezistler, hiç bir alet kullanmazlar. Örneğin, 18. yüzyılın ünlü Fransız radyestezisti Bleton, bir su mecrasının mevcudiyeti karşısında, herhangi bir alet kullanmaksızın radyestezik tepki gösterirdi, ki bu tür radyestezistlere 'Hidroskop' da denilir.

    Çek Bilim Adamları ve Radyestezi Etüdleri
    Çek bilim adamları Zdenek Rejdak ile Karel Orbal, radyestezi konusuna değinerek şöyle demektedirler:
    «Beşeri varlıklar ve tüm canlılar, yakın zamana kadar Batı bilimi tarafından bilinmeyen bir enerji türü ile dolup taşmaktadırlar. Bizim psikotronik enerji adını verdiğimiz bu bioenerji, PK'yi oluşturuyor gibidir; radyestezi'nin de esasını teşkil ediyor olabilir. Hatta, tüm psişik fenomenlerle ilgili olduğu ortaya çıkabilir. »
    Biyo-kozmik Enerji kavramı yeni bir şey değildir. Çinliler'in 'Chi', Hindular'ın 'Prana', Polinezyalılar'ın 'Mana', Kızılderililer'in 'ürenda' adlarıyla andıkları Biyo-kozmik Enerji'yi, yakın zamanlarda Reichenbach 'Odik Güç', Dr. Reich da 'ürgone Enerjisi' adı altında incelemişlerdir. Günümüzde ise, bu enerjiyi tanımlamak amacıyla, 'Biyoplazmik Enerji', 'Psikotronik Enerji', 'Eloptip Enerji' ve 'N-ışınları' gibi terimler kullanılmaktadır.
    Biyoplazmik Enerji'nin, fizik bedenin ötesine ışınımlar yayan bir enerji alanı ya da Biyoplazmik bir Beden oluşturduğu gerçeğinin, Sovyet ve Batılı bilim adamları tarafından ortaya konulduğunu biliyoruz. Aynı bilim adamları, fizik ve Enerji Bedenleri arasında, atomik, moleküler ve plazmik seviyede olmak üzere, sıkı bir ilişki bulunduğunu da belirtmişlerdir: «Bir canlının enerjisi, fiziki hücreler ile daha hareketli olan biyoplazmasından oluşur.»
    Dr. Georges Lakhovsky, "Yaşamın Sırrı" (The Secret of life) adlı kitabında, fiziki hücrelerin enerjetik yapısından bahsederken şöyle demektedir:

    «Tüm canlılardaki hücre-organik ünitesi, çok yüksek bir frekanstaki ışınımları neşredebilen ve soğurabilen bir elektro manyetik rezonatörden başka bir şey değildir»
    Sovyet Bilim Adamları ve Radyestezi Etüdleri

    Sheila Ostrander ve Lynn Schroeder, artık konusunun klasik bir referans kitabı haline gelen "Sosyalist Ulkelerde Psişik Keşifler" (Psychic Discoveries Behind the İron Curtain, London, Abacus, 1973) adlı yapıtlarında şu satırları yazmışlardı:
    «Radyestezi çubuğunun bir su mecrasının üzerinde neden tepki gösterdiğini henüz hiç kimse açıklayamamaktadır. Belki de, biyoplazmik beden, radyestezi ile diğer olağandışı yeteneklerin açıklanmalarını sağlayacak olan eksik bağlantı'nın ta kendisidir»

    Ostrander ve Schroeder'in belirttiğine göre; Sovyet bilim adamları, radyestezinin neden'ini araştırmaya başladıklarından beridir, bazı hususlar üzerinde özellikle durmaktadırlar. Sovyetler'e göre; su, mineral gibi maddeleri, mahiyeti henüz bilinmeyen güç alanları çevrelemekte ve bazı şahıslar da bu güç alanlarını hissedebilmektedirler. Peki, acaba bu nasıl gerçekleşmektedir? Belki de, PK teorilerinde ileri sürüldüğü gibi , beşeri bedenin kendi güç alanı, radyestezik hedeflerin alanları ile etkileşmektedir.
    Sovyet radyestezi deneyleri sırasında, süjelerden alınan ECG'ler (elektrokardiyogramlar), süje bir radyestezist olsa da olmasa da, bedenin gene de, bilinç dışına ait bir seviyede radyestezik bölgeleri kaydettiğini belirleyici nitelikteydi. Sovyet deneylerinden alınan sonuçlardan anlaşılmaktadır ki, bedenin hassasiyeti gerçekten de şaşırtıcıdır. Beşeri beden, yeraltı su mecralarını, madenleri, yeryüzünün değişen manyetik alanlarını, binaların içindeki ve dışındaki elektrik kablolarını, öteki beşeri bedenlerin elektrostatik ve elektromanyetik alanlarını yansıtacak hassasiyettedir.
    Sovyetler, radyestezi çubuğunun kendi başına bir mekaniz­maya tutturularak arazi üzerinden geçirilmesi halinde, çubukta hiç bir tepkinin oluşmadığını söylemektedirler. Sovyetler biliyorlar ki, beşer, Parapsikoloji'nin diğer bütün alanlarında olduğu gibi, radyestezik sistemin de en hayati parçasını teşkil etmektedir. Radyestezi'de, beşeri organizmanın yerini herhangi bir cihazın alması söz konusu olamaz. Aranan hedefin neşriyatını tespit eden esas cihaz, radyestezistin bizzat kendisidir. Bu durumda, çatallı dal, bağ çubuğu ve sarkaç gibi radyestezi aletleri de sadece yardımcı bir işlev görürler ve bu işlevleri, bir ampermetre ya da voltmetre'nin endikatör ibresi gibi çalışmaktan ibarettir.

    1974'de, Moskova'daki Hidrojeoloji ve Mühendislik Jeolojisi Bilimsel Araştırma Enstitüsü'nden iki jeolog, Karelya, Ukrayna ve Tacikistan'da çeşitli foto jeolojik, jeofizik ve jeokimyasal metodlar kullanılarak yürütülen mineral incelemelerinin sonuçlarını rapor ettiler. N.N. Sochevanov ve V.S. Matveev adındaki bu iki jeolog, kısa bir süre önce Sovyetler Birliği'nden geliştirilmiş olan BPM olarak bilinen belirli bir metodun yararlarını vurguluyorlardı. Oteki tekniklerle birlikte, hava ve yer incelemelerinin sonuçlarından teşhis edilen BPM anomalilerinin de bir kaç önemli maden cevheri yatağının tespit edilmesinde son derece yararlı olduğu görüldü. Sochevanov ve Moskovalı üç jeolog, daha yakın zamanlarda yayımladıkları bir tezde, BPM'nin, özellikle su kuyularının yerlerinin tespit edilmesini kapsayan diğer bir çok uygulama alanının dökümünü yapmaktadırlar. BPM arama teçhizatının olağanüstü ucuzlukta, gayet hafif ve yapımının basit olduğunu da eklersek, bu kadar önemli olan yeni bir metodun Batı'daki bilim çevrelerince böylesine ihmal edilmiş olması insana tuhaf gelmektedir. Sonuç olarak, BPM: "Biyo-fizik Metod", radyestezi'nin, bilim çevrelerinde kendisine saygınlık kazandıran yeni bir isminden başka bir şey değildir!
    Jeolojik arama çalışmalarında uygulandığı şekliyle BPM hakkındaki ilk tez, 1967 yılında V.S. Matveev tarafından yayımlandı (Izvestija Akademia Nauk Kazakskci SSR, Ser Geol, NO.3, p.76). Matveev, bu yazısında BPE: "Biyo-fizik Etkiler" (radyestezik tepki) meydana geldiğinde ellerin içinde serbestçe dönecek biçimde yapılmış olan, 'V' şeklinde bir dizi metal çerçeveden bahsediyordu. Matveev, yürüyerek bir BPM incelemesi yapmak için, sadece, katedilen her bir mesafe birimi dahilinde meydana gelen devir adedini kaydediyordu. Bu şekilde, Kazakistan'daki Tasti Butak somaki bakır yataklarıyla ilgili olan bir kaç bakır çinko sülfit cevheri kütlesi boyunca bir dizi BPM kesitleri elde etti. Keşif sondajlarının yerel jeolojiyi biraz ayrıntılı olarak açığa çıkardığı alanları seçen Matveev, BPM donelerini, aynı temel hatları üzerinde elde edilmiş olan Bouguer yer çekimi, manyetik, dirençlilik ve 'kendiliğinden potansiyel' anomalileri ile karşılaştırdı. BPM doneleri, jeofizik ölçümlerin herhangi birine nazaran, yerel jeolojiye daha uygundu; en büyük BPM anomalileri, yekpare sülfit cevheri kütlelerinin yüzeye yaklaştığı yerlerde meydana geliyordu. Böylece, bu ön araştırma, BPM'nin fizik mahiyetini aydınlatmaktan uzaktı ama, maden keşfinde jeofizik doneleri tamamlamada bu metodun yararlı bir rol alabileceğini de ortaya koymuş oldu.
    BPM, hızla, Sovyet jeologları arasında büyük bir ilgi uyandırdı. Moskova'da, 1968 ve 1971 yıllarında bu konuyla ilgili seminerler düzenlendi. Moskova Devlet Üniversitesi'nin Jeoloji Bölümü Başkanı olan Dr.A.A. Ogilvy, 11-12 Nisan tarihinde Moskova Üniversitesi'nde düzenlenen Radyestezi Semineri'nin açılış konuşmasında şu açıklamayı yapmıştı:

    «Kadim radyestezi alanında yeni bir doğuşun, Redyestezi'nin bilimsel temelinin keşfinin arifesindeyiz. Radyestezi, sorunları çözmede kullanılacak ve bir çok çağdaş jeofizik metodun yerini alacaktır .. Beşeri bedenin yeraltı madenIerine ya da sularına tepki gösterme yeteneğinin mistik bir yenı yoldur»

    1971 'de düzenlenen ikinci seminere ise, Rusya'nın 40 kadar araştırma, jeoloji ve planlama enstitüsünden gelen 100'ü aşkın bilim adamı katılmıştı. Bu seminerde, kuzeyde Finlandiya sınırında, güneyde Hazar Denizi kıyılarına kadar uzanan bir bölgede, altın, kalay ve daha başka madenlerin aranmasına ilişkin olarak yürütülen, metodik bir radyestezi çalışmasında bahsedilmiştir.

    Ancak, 1971 'de, BPM araştırmalarının, ilk andaki görünüşüne nazaran çok daha problemli bir atılım olduğu ortaya çıktı. Bir çok değişik bilim dalından gelen bilim adamlarının işbirliği gerekiyordu; böyle bir işbirliği kurulana kadar, BPM'nin fiziki mekanizmasını açıklamada pek fazla bir ilerleme kaydedilmesi umulamazdı. Ancak, böyle bir teorik ilerleme yoksunluğundan etkilenmeyen Sochevanov ve Matveev, BPM'yi bir arama tekniği olarak geliştirmeyi sürdürdüler. (Geologiia Rudnykh Mestorozhdenii, No.S, p.77, 1974).
    Bu bilim adamlarının yaklaşımlarını, şu iki örnekten öğrenebiliriz:.

    Kuzey Kareiya'daki, bölgesel olarak geliştirilmiş olan magmatit kompleks ile bağıntılı olarak, ender rastlanan, maden cevherini haiz pegmatit kütleler bulunan Prekambriyum metamorfik arazinin bir kaç yüz kilometre karesi üzerinde, radyestezik etüd ve fotojeolojik helikopter incelemesi, bir arada yürütülmüştü. Elde tutulan bir BPM çerçevesinin (radyestezi aletinin) sapma açısı, 250 m.lik açıklıklarla yer alan bir dizi uçuş yörüngesi boyunca sürekli olarak gözlemleniyordu. çerçevenin gösterdiği maksimum sapma açılarının kaydedildiği BPM anomalileri, hava fotoğrafları ile birlikte, ender rastlanan metal mineralizasyonunu haiz olduğu daha sonradan yapılan keşif sondajı ile kanıtlanan yerel çatlak bölgelerinin krokilerinin çıkarılmasında işe yaramıştı. Tacikistan'ın, Yukarı Paleozoik kireçtaşları ile lavlar'da polimetalik sülfit mineralizasyonu bölgelerinin bulunduğu Karaminsky dağlarında yürütülen jeokimyasal arama çalışmaları, halihazırda, bazı ilginç yaygın anomalilerin teşhisine yol açmıştı. Çeşitli şiddetteki BPM tepkilerinin oluştuğu noktaların birleştirilmesiyle meydana getirilen haritalar, maksi­mum tepkilerin jeokimyasal anomaliler ile uyum içerisinde olduklarını gösteriyordu. Bu haritalar, başarılı keşif sondajlarının yürütülmesi için, yeterince ayrıntılı olarak incelenmişti.
    Sochevanov ve meslektaşları, daha sonraki yıllarda, Sovyetler Birliği'nde radyestezinin, maden cevheri kütlelerinin yanı sıra su kuyularının da yerlerinin tespit edilmesinde ve hatta mühendislik jeolojisine ait problemlerin çözümünde başarıyla uygu­Iandığına dair bir çok örnek daha vermişlerdir (Geologiia Rudnykh Mestorozhdenii, NoA, p.116, 1976). Orneğin; Chel­yabinsk yakınındaki bir bölgede, 1973 yılına kadar, jeofizik metodlar kullanılarak tespit edilen mevkilerde açılan 153 kuyuya kıyasla, dört BPM operatörünün tespit ettiği yerlerde tam 1120 kuyu açılmıştı. BPM ile tespit edilmiş olan dört gruptaki kuru kuyuların oranı, % 6 ile 8,5 arasında değişirken, jeofizik metodla bulunan kuyuların % 12,7'si kuru çıkmıştı.
    10 yılı aşkın bir süredir BPM araştırmaları yürüten ve bu çalışmalarıyla, Batı Dünyası'nın gösterdiği ilgiden çok daha fazlasına layık olan Sovyet jeologları, BPE'nin 'zayıf elektromanyetik alanlar' ile ilgili oldukları teorisinin, bu konudaki en araştırmaya değer fikir olduğuna inanmaktadırlar. Moskova Devlet Üniversitesi'nden Alexander Presman, bazı biyolojik sistemlerin, çevrelerindeki manyetik ve elektromanyetik alanlardaki çok küçük değişimlere karşı harikulade bir duyarlık geliştirmiş olabileceklerini öne sürmektedir.
    Peki, böyle bir teori, radyestezi fenomenini ya da Sovyet jeologlarının deyimiyle BPM'yi nasıl açıklayabilir? Maden damarları ile yeraltı su mecralarının her ikisi birden, fay hatları, çatlak ve kesme bölgeleri ve diğer jeolojik kesiklikler ile bağıntılıdırlar. Bu kesiklikler, örneğin manyetik alan şiddetinde gözlemlenen türden ufak jeofizik tedirginliklere [purturbations] sebep olurlar, ki bunlar da BPE'ye yol açabilirler.
    Sovyet bilim adamlarının, bir maden ve su arama tekniği olarak BPM'nin etkinliği hakkındaki iddiaları kaale alındığı takdirde, radyestezinin, ilgili bilim adamları arasında ortaklaşa düzenlenen bir araştırma çabasının hedefi haline gelmesi gerekir. Sovyet jeologları, sürekli olarak, özellikle BPM'nin araştırılmasına tahsis edilmiş bir Araştırma Enstitüsü'nün kurulmasını istemektedir.

    Günümüzde artık anlaşılmaktadır ki, Sovyet jeologlarının örneğini verdiği türden, bir çok değişik bilim dalından gelen bilim adamlarının oluşturacağı bir ekibin dikkatle yürüteceği deneysel çalışmaların dışında, başka hiç bir şey, radyestezi gibi bu kadar çok bilim dalını ilgilendiren bir problemin çözülmesinde herhangi bir gelişmeye yol açamaz. Peki, radyestezi'nin, çok iyi programlanan ve dikkatle yürütülen bilimsel bir araştırmaya konu olması acaba ne gibi yararlar sağlayabilir? En azından radyestezinin temelinde yatan prensipler bir kez keşfedildi mi, radyestezi hakkında iddia edildiği üzere böylesine etkili olan ucuz bir su arama tekniğinin, Üçüncü Dünya'nın su ihtiyacını ancak yeraltı sularından karşılayan bir çok bölgesinde uygulanmaması için hiç bir sebep yoktur. Dahası, radyestezinin yüzyıllardır süregelen gizeminin çözümü, ayrıntılı bir bilimsel analizle ortaya konulabilirse, bu, bilimsel metodun değerinin gözler önüne serilmesi demek olacaktır.

    Çek Cumhuriyeti, Prag'da, 1970 yılında, Uygulamalı Sibernetik Derneği'nin bir bölümü olan Psikotronik Araştırma Bölümü'nün düzenlediği bir sempozyumda, Çek mühendisleri Franti­sek ve Jiri Boleslav, radyestezistlerin manyetik ve elektromanyetik alanlar'a gösterdikleri tepkilere ilişkin bir rapor okudular. Ayrıca, radyestezistlerin yeraltı su mecralarından çıkan ve mahiyeti bilinmeyen dalgalar'a gösterdikleri tepkileri de incelemişlerdi. Boleslavlar, bu dalgalar'a Su Titreşimi (WU: Water Undu­lation) adını vermekte ve bunların tahrik edici özellikte olduklarını belirtmektedirler.
    Boleslavlar, bu dalgalara karşı radyestezistlerde oluşan radyestezik tepkiyi engellemenin yollarını aramaktadırlar. Diğer bir deyişle, radyestezistin bedenini, bu yeraltı ışınımlarına tepki göstermeyecek şekilde izole etmeye çalışmaktadırlar. Boleslavlar, tel örgü ve bakır telden yapılma çemberler kullanarak, bu izole etme işleminde başarılı olduklarını söylemektedirler.


  3. #3
    Radyestezi ilmi nevermore - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2009
    Bulunduğu yer
    Bornova
    Mesajlar
    12.266
    Konular
    2860
    Amerikan Bilim Adamları ve Radyestezi Etüdleri
    Çek mühendisleri gibi, bedenin çeşitli bölümlerini izole ederek bedendeki radyestezik hassasiyet merkez ya da merkezlerini bulmaya çalışan bir diğer araştırmacı da Amerika, Arkansas Universitesi'nden Fizik Profesörlüğü yapmış olan Dr. Zaboj V. Harvalik'tir.

    Dr. Harvalik, daha 1967 ve 1968 yıllarında, son derece etkili olan ve "Co-Netic AA Perfection Annealed Sheet" adıyla bilinen bir manyetik izolasyon malzemesi kullanarak, deneysel bir çalışma yapmıştı. Kendisi de iyi bir radyestezist olan Dr.Harvalik, yaklaşık 30 cm. genişliğinde bir parça almış ve bedeninin çevresine iki kez sarmıştı.Gevşek bıraktığı şerit biçimindeki bu izolatörü, bedenin üzerinde bir aşağı bir yukarı kaydırabiliyordu. Sonra, gözlerini bağlamış ve şeritle başının ve gövdesinin çeşitli kısımlarını izole ederek, deneyler için evinin bahçesinde oluşturduğu manyetik radyestezi bölgesi'ne girip çıkmaya başlamıştı. Bir gözlemci, Dr. Harvalik'in kullandığı köşeli çubuklar radyestezik tepki gösterdiklerinde not alıyordu.
    Dr. Harvalik, bu deneyin sonunda, genel mahiyetteki şu sonuca varmıştı: Yedinci ile onikinci kaburgalar arasındaki alan (-yaklaşık olarak, göbek ile göğüs kemiği arasındaki bölge-) izole edildiğinde, radyestezi yeteneği zayıflamakta ya da kaybolmaktadır. Bu sonuç, 'salar pleksus'un (güneş sinirağı'nın) insandaki radyestezik sezicilerden biri olabileceğini belirten çeşitli yazılarta ve isviçre'de yapılan belirli bir bilimsel araştırmayla aynı paralelde oluyordu. Bu, Manipura Şakrası'nın, biyaplazmik beden'deki radyestezik hassasiyet merkezi ya da merkezlerinden biri olması anlamına da geliyordu.
    Dr. Harvalik, daha sonra, Almanya'nın üstad radyestezisti Wilhelm de Boer ile birlikte yürüttüğü çalışmalarda, deneysel metodlarını geliştirmişti. Bu kez Dr. Harvalik gözlem yapıyor ve süje de Beor, dikkatlice yönlendirilmiş olan ve bir randomizer tarafından açılıp kapatılan, yüksek-frekanslı bir elektromanyetik ışınım alanı içerisinde" çalışıyordu (ışın, çoğunlukla, 1 watt'lık bir güçle, 58,55 megahertz üzerinden ışıyordu). Dr. Harvalik, önceki malzemenin sağladığı ve çok geniş olan izolasyonun yerine, bu kez, sadece 5 cm. genişliğinde olan alüminyum bir kuşakla ya da kenarı 5 cm. olan kare metal parçalarıyla bir izolasyon oluşturarak, manyetik ışınımların algılanmakta olduğu beden alanını tam olarak tespit edebilmeyi umuyordu.
    De Boer'in ışını çeşitli açılardan katettiği bir çok deneyden sonra, Dr. Harvalik, raporunda şu ilginç sonuçtan bahsediyordu: «Böbrek nahiyesinde, daha doğrusu belki de her böbreğir, adrenal bezi nahiyesinde iki manyetik sezici mevcuttur. Bu bôlge, 'salar pleksus' u kapsamaz ama, oraya oldukça yakındır.
    «Bu sonucu onaylıyan gibi görünen, en azından iki vaka biliyorum. Avustralya, Sydney'de yaşayan ve iyi bir radyestezisi olan bir mühendisin, 18 yaşındayken sağ böbreği alınmış, ancak adrenal bezi'ne dokunulmamıştı. Sonuç olarak, redyestezi yeteneği hiç etktilenmemişti. Fakat, isviçreli bir radyestezist, sağ böbreği ile adrenal bezi birlikte alındıktan sonra, yeteneğin tümüyle kaybetmişti. Bazı radyestezistler de, böbrek rahatsızlığı geçirdikleri zamanlar radyestezik hassasiyetlerinde bir azalma olduğunda şikayet etmişlerdir. Ben, şahsen, söz konusu nehiyenin beşeri bedendeki başlıca hassasiyet bölgelerinden bir olduğundan artık eminim»
    İlginç olan husus, Dr.Harvalik'in tespit ettiği bu nahiyenin, 'biyoplazmik beden'deki 'Svadhisthana Şakrası'na tekabül etmesidir.
    Bir çok radyestezistin, radyestezik sinyalleri almada önemli olduğuna inandıkları diğer bir alan da baş'ta yer almaktadır. Orneğin; Ingiliz radyestezisti Robert Leftwich, bu savın geçerliliğini göstermek için şöyle bir uygulama yapmaktadır: Bir yeraltı su mecrasının ya da su borusunun üzerindeyken, belirli bir açıyla ileriye doğru eğilmekte ve alın nahiyesi hedefin tam merkez hattı üzerine geldiğinde radyestezi çubuğu tepki göstermektedir. İsviçre'de yapılan bir araştırmada ise, çelik miğferini giydiği zaman radyestezi yeteneğini kaybeden bir asker-radyestezist'le ilgili bir vaka da yer almaktadır.

    Dr. Harvalik, böylece, aynı izolasyon metodlarından yararIanıp, 5 cm.lik kuşağın yanı sıra, bir de 3,5 mm.lik bir alüminyum tel kullanarak, baş'taki hassasiyet nahiyesini tam olarak tespit etmeye çalıştı. Deneyler sonucunda, söz konusu bölgenin, kulakların hemen üzerinden ve şakakların arkasından olmak üzere başın içinden geçen bir çizginin üzerindeki bir yerde bulunduğu kanısına varmıştı. Beynin bu kısmında 'hipofite rastlıyoruz ki, bu son derece önemli bölge de biyoplazmik beden üzerindeki Ajna Şakrası'na, yani Üçüncü Göz'e tekabül etmektedir.

    Dr. Harvalik'in bu araştırmalarının sonuçları henüz kesinlik kazanmış değildir. Dr. Harvalik'in bu radyestezik hassasiyet merkezlerini ne kadar sıhhatli bir şekilde teşhis ettiğini ya da daha başka merkezlerin mevcut olup olmadığını bilmiyoruz. Kendisi de, ilginç ve aynı zamanda çelişkili olan bir deney sonucuna dikkatimizi çekerek, bu konuda kesin bir karara varmadan önce ihtiyatlı olmamız gerektiğini belirtmektedir: Her iki hassasiyet bölgesinin birden izole edilmeleri halinde, bir ya da diğerinin izole edildiğinde alınan sonucun tam aksine, radyestezi tepkisi tekrar ortaya çıkıyor, üstelik bu kez, daha güçlü bir şeklide tezahür ediyordu!

    Günümüzde, Batı Dünyası'nın en ciddi ve faal radyestezi araştırmacısı olan Dr. Zaboj Harvalik'in çalışmalarının en önemli kısmını, radyestezistlerin, değişken hassasiyet dereceleri ile:

    - Frekans dizisi 1 c/sn ile 1.000.000 c/sn. arasında değişen ve yapay mahiyette olan 'dalgalı manyetik alanlara;
    - 'DC manyetik alanlara';
    - 'Polarlanmış elektromanyetik ışımaya' tepki gösterdiklerini ortaya koyan ayrıntılı deneyleri oluşturmaktadır.

    Dr. Harvalik, aradıkları hedef bir yeraltı su mecrası da olsa, yahut yeraltı su boruları, tüneller, maden damarları ya da jeolojik anomaliler de olsa, radyestezistlerin "manyetik alan değişim ölçüleri"ni zapt ettiklerinden emindir.

    Dr. Zaboj Harvalik'in bir diğer ilginç çalışması da radyestezistlerin, belirli bir mesafe öteden, bir başka şahsın haletinde, düşünce ve duygularında oluşan bir değişikliğe tepki gösterip gösteremeyeceklerini tespit etmeye yönelikti. Sonuç olarak 19 erkek ve 9 bayandan oluşan 28 süjenin tümü de, zaman zaman 6 m.ye ulaşan bir mesafe öteden, değişken güçte radyestezik tepkilere yol açmışlardı. ..

    Amerika'da, Utah Devlet Universitesi'nin Su Araştırma Laboratuvarı'nda görevli olan bilim adamları Duane Chadwick ve Larry Jensen, 1971 yılında, radyestezi ile su arama imkanlarını kapsamlı bir şekilde araştırdılar. Bu araştırmalardan asıl maksat, radyestezistlerin şans ihtimalinden belirgin bir şekilde farklı olan sonuçlar elde edip edemeyeceklerini keşfetmekti. Araştırmacılar, az miktarda tecrübeli radyestezist kullanmak yerine, çoğu Utah Devlet Üniversitesi'nin personeli ve öğrencileri arasından seçilen 150 acemi radyestezistin yeteneklerini ölçtüler. L-biçimi çubuklar kullanan radyestezistler, şuuraltından radyestezik tepkilere yol açabilecek işaretler sağlayacak türden görsel özellikleri ya da eğim değişimleri bulunmadığı için seçilmiş olan deney yolları üzerinden teker teker geçirildiler. Her bir radyestezite 30 küçük ahşap küp verilmiş ve kendilerine, bu küpleri, radyestezi tepkilerinin oluştuğu yerlere bırakmaları söylenmişti. Her deneyden sonra küplerin yerleri tespit ediliyor ve tabi, bir sonraki radyestezist deney yolu boyunca yürümezden önce küpler oradan kaldırılıyordu. Küplerin aynı noktalarda herhangi bir belirgin kümelenme oluşturup oluşturmadıklarını görmek üzere, değişik güzergahlar boyunca yapılan dört deneyin sonuçları üzerinde "chf-kare" testleri uygulandı.
    Başlangıçta kuşkucu bir tavır takınan bilim adamları, hayretler içerisinde gördüler ki, dön sonucun üç tanesi % 0.05'lik, dördüncüsü ise, % 6'lık bir ihtimal seviyesinde, oldukça anlamlıydı. Bu sonuçlar, radyestezik tepki­lerin, deney yolları boyunca sezyum buhar manyetometreleri ile ölçülmüş olan küçük manyetik alan değişimleriyle ilgili olması ihtimalinin incelenmeye değer olduğunu ortaya koyuyordu. İki olgunun arasında belirli bir bağlantı bulundu: Radyestezistler, daha büyük manyetik alan grafik değişimlerinin meydana geldiği yol bölümleri boyunca daha sık tepkiler elde ediyorlardı. Chad­wick ve Jensen, yeraltı su mecralarıyla ilgili olarak radyestezik tepkiler ile manyetik alan değişimleri arasında mevcut olan muhtemel bağlantının, gelecekteki araştırmaların temelini teşkil edebileceği sonucuna vardılar. (Bkz: Şekil-1 )



    Utah Devlet Universitesi'nin araştırmacıları, bazı radyestezik tepkilerin, çevredeki küçük değişikliklere doğrudan verilen fizyolojik yanıtlar oldukları hipotezi için iyi bir istatistiki destek sağlamalarının yanısıra, en önemlisi, üzerlerinde deney yürüttükleri kişilerin % 99'undan fazlasının radyestezik tepki elde edebildiklerini tespit etmişlerdir.



    Deniz yolu boyunca mesafe (metre)

    Noktalarla belirlenen radyestezik tepkilerin, manyetik alan grafik değişimlerinin en belirgin olduğu yol bölümlerinde yoğunlaştığı görülmektedir.
    Radyestezi ve Beden Fizyolojisi İlişkileri

    Radyestezi ile ilgili bilimsel araştırmaların önemli bir bölümü de, radyestezistlerde radyestezik faaliyet sırasında oluşan fizyolojik değişiklikleri tespit etmeye yönelik çalışmalar meydana getirmektedir.

    Alman profesörü J. Walther, radyestezik bölgeler üzerinde radyestezistlerin tansiyonları ile nabız atış hızlarını arttığını tespit etmiştir. Nitekim, geçen yüzyılın en önde gelen radyestezistlerinden biri olan William Lawrence, radyestezik tepkinin kendisi üzerinde ne gibi bir etki oluşturduğunu soran jeolog H.W. Whitaker'a, «sadece, kısa bir süre için, kalbinin çok şiddetli bir şeklide çarpmasına yol açtığı» nı söylemişti.

    Dr. Harvalik de, radyestezistlerin parmaklarındaki kılcal damarlarda kan akımının çoğaldığını ve derideki nemin arttığını gözlemlemiştir. EEG (elektroensefalograf) ile yapılan çalışmalara gelince, bu sahada Amerikalı bilim adamı Edward P. Jastram'ın gerçekleştirdiği bir deneyin önemli bir yeri olduğunu görüyoruz. Edward Jastram, 1975 yılında düzenlenen, radyestezi ile ilgili bir konferansta, radyestezist William Broadley ile yürüttüğü bu EEG deneyinin sonucunu şöyle açıklamıştı:

    William Broadley, parmaklarının ucunda tuttuğu ufak bir çatallı çubuk ile radyestezik bir soru-cevap uygulaması yaparken (-sorunun sorulmasından 5 ya da 6 saniye sonra, çubuğun aşağıya eğilmesi ile bir yanıt geli)tordu-), EEG kayıtları, net bir şekilde, sorunun sorulmasından yaklaşık 1 saniye sonra gayet belirgin bir alfa dalgaları faaliyeti periyodunun oluştuğunu gösteriyordu. (Bkz: Şekil-2)

    Jastram, American Dowser dergisinin Ağustos 1976 sayısında, bu çalışmasının yanısıra, radyestezi yeteneği ile alfa ritimleri arasındaki bir diğer bağıntıdan da bahsetmektedir. Jastram'a göre; bir çocuğun büyüyüşü sırasında, beyin dalgaları düzeni şu şekilde gelişir: .

    Rahimdeki fetus'tan 18 aylık bebeğe kadar, delta dalgaları hakimdir. Bir yaşlarında görülmeye başlayan theta dalgaları ise, 18 aydan 3 ya da 4 yaşına kadar hakim olur. Bu yaştan buluğ çağına kadar da alfa dalgaları ön plana çıkar.

    Jastram, «Böylece» diyor, «Çocuklar, 3 ile 12 yaşlan arasında daha ziyade theta ve alfa ritmindedirler. Bu da onların er yaratıcı ve en hassas oldukları ve öğrenme hızlarının en yüksek seviyede olduğu bir dönemdir. Bu dönemde, hatırı sayılı derecede psişik yetenek sahibidirler; özellikle de ebeveynlerinin bu yeteneklerini kabullenmeye ve bastırmamaya razı olmaları halinde, psişik melekeleri daha da belirginleşir.

    «Amerikan Radyestezistler Derneği, 5 ile 12 yaşları arasındaki çocuklardan oluşan bir grubu deneye tabi tutmuş ve bu çocukların % 90'nın, çok az bir eğitim görerek, oldukça iyi birer radyestezist haline gelebildiklerini ortaya koymuştur ...






    William Broadley'den alınan EEG kayıtları
    «Bizler, yetişkin kişiler olarak, bu değişik şuur halleri'ne kasten girdiğimiz zaman, ki bunu bazı belirli zihni araştırmalar ve antremanlarla yapabiliyor ve radyestezik faaliyet sırasında da gerçekleştiriyor gibiyiz, her türden [psişik] uyanıklığın ve irtibat kurma halinin kapılan da önümüzde açılmış olur ... »

    Radyestezi'de, Beden Sağlığı Üzerine Deneyler

    'Odik Güç' araştırmacısı Baran Karl von Reichenbach, radyestezi konusunu da incelemiş ve akmakta olan suyun oluşturduğu sürtünmenin, 'pozitif Od' yarattığını tespit etmişti. Birlikte çalıştığı hassas kişilerden bazılarını, Odik hassasiyete dayanarak yeraltı su mecralarını ve maden damarlarını bulacak şekilde yetiştirmişti. Bu hassas kişilerin, bir yeraltı su mecrasının ya da maden yatağının yerini tespit ettiklerinde, muzır ve nahoş hisler algıladıklarını belirtmeleri üzerine, Reichenbach, radyestezinin pozitif Od'la ilgili olduğu sonucuna varmıştı.
    Çağdaş araştırmacıların, bazı radyestezi bölgelerinin bitkilerin, hayvanların ve insanların üzerinde sağlığa zararlı etkileri olduğunu ortaya koyan raporları da, Reichenbach'ın bu gözlemlerini destekler mahiyettedir.

    Belirli yeraltı su mecralarını, bir kimsenin muntazaman ve uzun bir süre boyunca bunların etkisine maruz kalması, örneğin, böyle bir su mecrasının üzerine rastlayan bir yerde yatılması ya da oturulması halinde, mafsal iltihabı'na, kanser'e ve daha başka zararlı sonuçlara yol açabilecekleri belirtilmektedir. Amerikalı doktor Herbart Douglas, 2 yıllık bir süre boyunca muayene ettiği 55 matsal iltihabı vakasının kayıtlarını tutmuş ve şu gözlemi yapmıştı:

    Bunların her biri de, bedenin en çok ızdırap veren uzvunun tam altından geçen yeraltı su damarlarının üzerinde uyuyordu. Bir zaman sonra, bu insanlardan 25'i, yeteklerını bu yeraltı su mecralarından etkilenmeyen odalara aktarmayı kabul etti ve hepsinde de, ya ağrılarda hatırı sayılır bir azalış oldu, ya da hastalık tamamiyle qeçti»
    Ünlü radyestezist Bn. Evelyn Penrose, bazı yeraltı maden yataklarının yerlerini tespit ettiğinde, muzır, sağlığını bozucu türden hisler algıladığını açıklamıştı. Avrupa'da, özellikle Almanya'da, doktorlar, jeologlar ve fizikçiler, bir süredir, sıhhate zararlı 'toprak radyasyonları' üzerinde araştırmalar yürütmektedirier.

    İngiliz radyestezisti ve parapsikoloji araştırmacısı Francis Hitching, bu fenomen ile ilgili olarak şunları söylemektedir:

    «Alexander Presman'In elektromanyetik radyasyon araştırmaları raporu bu konuya ışık tutacak mahiyette olabilir. Eğer son derece düşük seviyedeki bazı tür radyasyonların, nispeten yüksek olanlara nazaran, beşeri beden üzerinde daha büyük etkileri olduğu hususu gerçekten kanıtlanabilirse ve radyasyona fasılalı dozlarda maruz kalmanın, sürekli maruz kalmaya nazaran, birikim yapıcı bir tarzda daha etkili olduğu ortaya konulabilirse -ki, Presmen her iki hususun da kanıtandığını ileri sürmektedir-, o zaman, nahoş etkiler oluşturan yeraltı su mecraları üzerinde ciddi bir araştırmanın başlatılması ve bu fenomenle ilgili olabilecek radyasyon türünün keşfedilmesi için er, azından bir temel mevcut demektir.
    Dr. Zaboj Harvalik, bunun, elektromanyetik spektrum'da yüksek bir frekansa sahip olan, zararlı gamma ışımanın bir biçimi olabileceğini düşünülmektedir. Bu ışınlardan, normal olarak, iyonosfer vasıtasıyla tecrit olmaktayız. Dr. Harvalik, Wilhelm de Boer ile birlikte yürüttüğü deneylerin birinde, beşeri bedenin son derece düşük radyasyon seviyelerini tespit edebildiğini kanıtlamaya çalışmıştır. Bu deneyde, saatte 3 miliröntgen oranında gamma ışınları neşreden ve radyasyonu, neredeyse, kozmik ışınların oluşturduğu fon'un seviyesine düşüren 23 cm. kalınlığında bir kurşun levha ile tecrit edilen bir Kobalt-60 şişesi kullerııtmıştır. Buna rağmen, Wil· helm de Boer, 150 cm.lik bir mesafeden, bu radyasyonu teşhis edebiImiştir. Dolayısıyla, en azından bazı radyestezi fenomenlerinin açıklanması amacıyla elektromanyetizm üzerinde yapılan araştırmalar, umut verici ilerlemeler göstermektedir.»
    Radyestezi, Maddi Tesirler Bilimi - Bilim Araştırma Merkezi