2 Sayfadan 1. 12 SonSon
Toplam 11 sonuçtan 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Paulo Coelho

  1. #1
    vhercle - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ağu-2006
    Bulunduğu yer
    dünyadan
    Mesajlar
    2.838
    Konular
    210

    Paulo Coelho


    Paulo Coelho (Rio de Janerio-Brezilya, 1947). Yazar.
    Paulo Coelho gençliğinde bir hippiydi. Yazarlığa başlamadan önce ülkesinde tanınan bir şarkı sözü yazarıydı. Bir süre gazetecilik de yapan Paulo Coelho, 1986 yılında Hıristiyanların Batı Avrupa'dan başlayıp İspanya'da Santiago de Compostela kentinde sona eren geleneksel hac yolculuğunu yaptı. Bu deneyimini Hac (özgün adı: "The Pilgrimage") adlı kitabında anlattı. 1988 yılında yayınlanan romanı Simyacı, Coelho'yu en çok okunan çağdaş yazarlardan biri yaptı. 42 ülkede yayınlanan, 26 dile çevrilen Simyacı, benzersiz bir başarıya ulaştı ve bu kitap sayesinde Gabriel Garcia Marquez'den sonra en çok okunan Latin Amerikalı yazar oldu. Paulo Coelho'nun kurduğu Paulo Coelho Enstitüsü, ülkesindeki yoksul çocuk ve yaşlılara yardım etmektedir. Coelho, UNESCO'nun Kültürlerarası Diyaloglar programında danışman olarak görev yapmaktadır. Aynı zamanda İsviçre'nin Davos kentindeki Dünya Ekonomik Forumu'nu düzenleyen Schwab Vakfı'nın yönetim kurulundadır. Paulo Coelho pek çok saygın ödülün sahibi oldu; bunlar arasında Dünya Ekonomik Forumu'nun verdiği Crystal Award ve Fransız Légion d'Honneur nişanı da vardır. Yazar 2002 yılında Brezilya Edebiyat Akademisi'ne kabul edildi. Coelho, ayrıca pek çok saygın basın kuruluşu için haftalık köşe yazıları yazmaktadır. Paulo Coelho Rio de Janerio'da yaşamaktadır.

    Türkçeye çevrilmiş eserleri






  2. #2
    KATA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ara-2006
    Bulunduğu yer
    AnI-Kara
    Mesajlar
    7.969
    Konular
    299
    kısa ve öz olmus..hoş olmustşk ler

  3. #3
    vhercle - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ağu-2006
    Bulunduğu yer
    dünyadan
    Mesajlar
    2.838
    Konular
    210
    yorum için tşk.

  4. #4
    Dolunay - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Kas-2006
    Mesajlar
    1.604
    Konular
    158


    Kitap Özeti

    SİMYACI
    Romanın kahramanı Santiago’nun anne ve babası rahip olması için onu papaz okuluna göndermiştir. Santiago, okuldan arta kalan zamanlarında babasına ait koyun sürüsünü otlatmaya götürür, bu sayede dağ, taş, tepe demeden Endülüs’ü gezerdi. 16 yaşına geldiğinde rahip olmak istemediğini, okuldan ayrılmayı ve gezginci olmak istediğini babasına söyler. Bunun üzerine babası da, oğluna içinde üç adet altın İspanyol parası olan bir kese vererek oğluna “git, kendine bir sürü al ve en iyi şatonun bizim şatomuz ve en güzel kadınların bizim kadınlarımız olduğunu öğreninceye kadar dünyayı dolaş” der ve oğlunu kutsar.

    Santiago’nun sırtında bir heybesi ve içinde de yatarken yastık olarak başının altına koyduğu bir kitabı ve yamçası vardı. Önce, babasının vermiş olduğu parayla bir koyun sürüsü alır ve yaşamının büyük düşünü gerçekleştirmeye başlar; artık geziyordur. Bazen “Papaz okuluna Tanrı’yı aramak için nasıl gidebilirdim? ” diye düşünüp bunun kendisini sıktığını düşleyip tekrar kendi yazıgısı doğrultusunda bir başka yolculuğa çıkıyordu. Ancak dünya çok büyüktü, sonu gelmiyordu. Kısa bir süre de olsa koyunlarının kendisine yol göstermesine izin verse de sonunda bir yığın ilginç şeyler keşfederek tekrar onların peşinde sürüklenmekteydi. Her gün yeni bir yere gittikleri otlaklar değiştiği halde bazen mevsimlerin bile birbirine benzemediğini dahi anlamıyorlardı. Koyunların yiyecek ve sudan başka bir kaygıları yoktu. Dağ, taş, köy kasaba geçip akşam hava karardığında koyunları kurtlara karşı emniyete alacak müsait bir yer bulduklarında yatıyor ve sabah hava aydınlanıncada tekrar aynı şekilde gezmeye başlıyordu.

    Ancak akşam yattığında uykusunda gördüğü rüyaların da etkisinde kalarak; gördüğü bir düşün gerçekleşme olasılığının yaşamını ilginçleştireceğini düşünüyor ve o şekilde hareket ediyordu. Romanın ana konusunu teşkil eden Mısır Piramitleri’ne gitmesi ve orada hazine bulacağı ona rüyasında söylenmişti. Romanın kahramanı, rüyasını gerçekleştirmek için önce bir falcı kadına rüyasını anlatır. Falcı kadın, kendisine tatmin edici bir cevap veremez, ancak bulacağı hazinenin onda birini kendisine vermesini ister. Bunun üzerine bir daha düşlere inanmamaya karar vererek oradan ayrılır ve yine koyunlarıyla dolaşmaya devam eder. Ancak daha sonra geldiği kasabada karşılaştığı ve kendisini Salem kralı olarak tanıtan yaşlı adamla konuşur, kendi amaçlarını anlatır. Yaşlı adam, hayatın gizemleri hakkındaki bilgiye karşılık Santiago’dan sürüsünün onda birini vermesini ister. Sarayına davet eder ve çobanı bir teste tabi tutar. Bir yemek kaşığının içine sıvı yağ koyarak kaşığı ağzında tutarak sarayını gezmesini ister. Bu testin amacı, “mutluluğun gizi dünyanın bütün harikalarını görmektir ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan” der. Çoban, mesajı almıştır. Yaşlı adam, Santiago’ya biri beyaz diğeri siyah olmak üzere iki adet gizemli taş verir ve siyah olanı “evet”, beyaz olanı “hayır” anlamını taşıyan bu taşları “zora düştüğün zamanlarda kullanırsın ancak kendi kararını kendin vermeye çalış” der.

    Santiago, falcı kadından ve yaşlı adamdan aldığı işaretlerden sonra Mısır’a gitmek için önce koyun sürüsünü satar ve parasını cebine koyarak yola çıkar. Afrika’nın bir liman şehri olan Tanca’da kendisinin turizm danışmanı olduğunu söyleyen bir Arap çocuğu ile tanışır, Mısıra gidebilmek için sahranın geçilmesinin gerektiği bunun içinde deve almak üzere Arap çocuk ile beraber pazara giderler. Fakat Arap paralarla birlikte kaçarak Santiago’yu bu şehirde parasız pulsuz bırakır. Bunun üzerine Santiago para kazanmak için bir billuriyeci dükkanında çalışmaya başlar. Billuriyeci ile ilişkilerini geliştirdikçe ikisinin de hayallerinin benzer olduğunu farkeder. Ancak billuriyecinin yıllardır kutsal yolculuğa (hacca) gidişini gerçekleştiremediğini öğrenir ve hayallerine ulaşmak için daha değişik yöntemlerle para kazanmalarının gerektiğini anlatır.6 ay kadar burada çalıştıktan sonra Santiago yeterli parayı kazanarak tekrar yola koyulur. Yolda bir İngiliz’le karşılaşır. İngiliz de aslında simyacıyı aramak için çölü geçmek istemektedir. Birlikte bir deve kervanıyla çölü geçmek üzere yola çıkarlar.

    Santiago, çölden de daha birçok şey öğrenebileceğini düşünerek dikkatli gözlemler yapmaktadır. Fakat İngiliz arkadaşı ise elindeki kitapları okumakla meşguldür. Yolda karşılaştıkları güçlüklerde kendi kişisel menkıbelerini aramak üzere yola çıktıklarını söylüyorlardı. Kendi kişisel menkıbesini yaşayan kimse, “her şey bir ve tek şeydir” sonucuna varır ve neye ihtiyacı varsa onu elde edebileceğini bilirdi. Simyacı, evrendeki sonsuz yolculuğunda en büyük sorunun her şeyin bir ve tek olduğunu anlamak ve bu biricik şeyin kendi gerçek görevini yerine getirmesiyle her şeyin mümkün olacağını bilirdi.

    Santiago, yüreğinin söylediklerini dikkatle dinleyerek çölde ilerlemesine devam etti.Karşılaştıkları güçlükler karşısında hep kendi kişisel menkıbesine güvendi ve sonunda kumullar tepesine ulaştı. Piramitler, bütün görkemiyle karşısında yükseliyordu. Dizüstü düşüp ağladı ve kişisel menkıbesine ulaşırken rastladığı insanlar için Tanrı’ya şükretti. Hazineye ulaşmak için kumulu bütün gece boyunca kazdı. Sabah gün doğarken doğruldu ve piramitlere baktı. “Gerçekte kendi kişisel menkıbesini yaşayan kimseye karşı hayat cömerttir” diye düşündü. Piramitlerin de ona gülümsediğini hissederek yüreği neşeyle dolu olarak o da piramitlere gülümsedi. Sonunda hazinesini bulmuştu.

    Sonuç olarak; Romanın kahramanı Santiago babasının verdiği parayla aldığı koyun sürüsü ile birlikte geceyi geçirdiği eski, yıkık bir kilise bahçesindeki incir ağacı altındadır. Sabah uyandığında gerçekten bulunduğu yeri kazmış ve içi mücevher dolu bir sandık bularak rüyasında gördüğü ve Mısır’a piramitlere kadar gidip bulmayı arzuladığı hazineye kavuşmuştur.

    Kitaplar hakkında...

    Beşinci Dağ
    Beşinci Dağ, İlyas Peygamberin romanlaştırılmış öyküsü. İ.Ö. 870 yılında İsrail'den ve bu ülkenin korkunç kraliçesi Yezavel'den kaçıp Fenike'ye sığınan İlyas, orada, Tanrının İsrail'e yeniden dönmesine izin vereceği günü beklerken, ona kucak açan, evinde ağırlayan dul kadına ve oğluna büyük bir sevgiyle bağlanır. Ne var ki, Asurluların saldırısıyla yerle bir olan Akbar kentinde, sevdiği ve hiçbir zaman açılamadığı bu güzel kadın yıkıntılar altında kalarak can verir. İlyas, sevgisinin gücüyle, ona verdiği sözü yerine getirmek için, Akbarlılara önderlik edip kentin yeniden kurulmasını sağlar. Tanrının çağrısı üzerine, sevdiği kadının, sonradan kenti yönetecek olan oğlunu orada bırakarak İsrail'e geri döner. Beşinci Dağın doruğunda, başımıza gelen felâketlerin birer ceza değil, aşmamız gereken bir meydan okuma olduğunun bilincine varır. Paulo Coelho'ya göre, yaşamımızda karşılaştığımız engellerin, acıların, hüzünlerin hepsi, erince ve mutluluğa açılan birer kapı. Bu erince ve mutluluğa ulaşmanın giziyse, `hiçbir zaman vazgeçmemek'. Yazdığı kitaplarla bugüne kadar dünyada yirmi milyondan fazla okurla buluşan Paulo Coelho, sıcak ve usta anlatımıyla bir kez daha büyülüyor okurlarını.

    Hac
    "Kente dün geldim. El Cebrero yakınlarındaki Pedrafita'dan Compostela'ya giden otobüsü yakaladım. Otobüs iki kent arasındaki 150 kilometreyi dört saatte aldı; bu da bana Petrus'la yaptığım yolculuğu hatırlattı. Bazen aynı mesafeyi iki haftada yürüdüğümüz olmuştu. Biraz sonra San Tiago'nun mezarına gidip Meryem Anamızın deniz kabukları üstüne işlemiş suretine bırakacağım. Sonra da en kısa zamanda Brezilya'ya giden bir uçağa atlayacağım, yapacağım o kadar çok iş var ki. Başımdan geçen her şeyi anlatacağım bir kitap yazmayı düşünüyorum. Ama hemen değil.. Paulo Coelho 1986'da bir hac yolculuğuna çıktı: Piraneler'den Santiago de Compostela'ya uzanan 700 kilometrelik ortaçağ yolunu yürüdü. Hac, yazarın, hacıların Santiago Katedrali'ne varmak için bin yıldır yürüdükleri bu yolda yaşadığı heyecan dolu serüvenlerin öyküsü. Yalnızca Simyacı romanının yolunu açan ilk önemli romanı olduğu için değil, yazarın felsefesindeki insan sevgisini eksiksizce dile getirdiği için de Hac'ın Coelho'nun yapıtları arasında onsuz edilemez bir yeri var. Hac, sıradışının sıradan insanlarının yolu üstünde olduğunu anlatan büyüleyici bir roman.

    Işığın Savaşçısı'nın El Kitabı
    Işığın Savaşçısı, başkalarının kendisine biçtiği rolü oynamaya çalışarak zaman harcamaz.

    Işığın Savaşçısı; kışkırtmalara kulak asmaz; onun, gerçekleştirmesi gereken bir yazgısı vardır.

    Işığın Savaşçısı, kendi kusurlarının farkındadır, ama erdemlerini de bilir.

    Işığın Savaşçısı, her zaman elinden gelenin en iyisini yapar ve başkalarından da aynı şeyi bekler.

    Işığın Savaşçısı, evrenin en uzak köşesinde bulunan yıldızın kendini Savaşçı'nın çevresindeki şeylerde belli ettiğini bilir.

    On Bir Dakika
    On Bir Dakika, dünyanın en eski mesleği üzerine kurulu bir aşk masalı. Paulo Coelho'nun kahramanı güzeller güzeli Maria, pek çok genç kız gibi iyi bir eş, sakin bir yuva değil, serüvenler, aşklar, zenginlikler hayal etmektedir. Bu hayallerin peşine takılıp ülkesinden çok uzaklara, İsviçre'ye sürüklenir. Dilini bilmediği yabancı bir dünyada, hayallerini gerçekleştirmek uğruna garip serüvenlere karışan genç kadının cesareti yanında ilkeleri de sınanır. Maria, birçok kadının ömür boyu adımını atamadığı bir eşikten geçmektedir: kendini, bedenini, ruhunu ve cinselliğini tanıma. Aşk ve cinsel özgürlük, zenginlik ve yoksulluk, utanç ve cesaret, çıkar ve özveri, söz simyacısı Paulo Coelho'nun Maria için katı gerçeklerle dokuduğu düşler dünyasının çelişkileri. Maria'nın serüveni nasıl biterse bitsin, her şeye rağmen 'Dünya yalnızca on bir dakika süren bir şeyin çevresinde dönüyor.'

    Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum Ağladım
    Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum, Ağladım, yazarın Türkçe'deki ikinci kitabı. Bu kitap, bir tutkunun, bir aşkın öyküsü. Öyle bir aşk ki, bir kadınla bir erkek arasındaki tutkunun, giderek bir sonsuzluk tutkusuna dönüştüğünü görüyoruz. Paulo Coelho, gerçekle gerçeküstünü, ülkesinin mitolojisinden yararlanarak bütünleştirebilen ilginç bir yazar; bu romanında, dünyanın gizlerini içinde taşıyan bir aşkın öyküsünü dile getiriyor. Yirmi üç dile çevrilen ve dünyada 2,5 milyon okurla buluşan bu romanın da Simyacı gibi sevilerek okunacağını umuyoruz.

    [COLMR="red"]Şeytan ve Genç Kadın[/COLOR]
    Gözlerden uzak, kuytu bir dağ köyü ve bu köyün dış dünyadan soyutlanmış, kendi halinde, çoğunluğu yaşlı, zamanın dışında bir yaşam süren insanları. Köydeki tek genç kadın, küçük otelin barında çalışan güzel Chantal'dır. Gelip geçen avcılarla ya da turistlerle gönül eğlendiren genç kadının tek dileği bu sıkıcı yerden kurtulmaktır. Beklenmedik bir anda köye gelen ve gerçek kimliğini gizleyen bir yabancı, köy halkına, hepsinin yaşamını alt üst edecek, onları kışkırtacak, değer yargılarını tersine çevirtecek, hatta kökünden değiştirtecek bir öneride bulunur. Yabancı, köy halkına yedi gün süre tanımıştır. Bu süre içinde bu insanların her biri yaşam, ölüm, adalet ve dürüstlükle ilgili temel sorunlarla yüzleşecek, bir yol ayrımında durup kendi yaşam çizgilerini değiştirecek bir karar almak zorunda kalacaklardır. Yabancıya kucak açan köy halkı, onun tehlikeli oyununa alet olurken, Adem'le Havva'dan bu yana insanoğlunun ruhunu ele geçirme mücadelesi veren İyi ile Kötü'nün ikilemi, bu basit insanların örneğinde evrensel boyutlara açılıyor. İyi ile Kötü arasındaki savaşı ve insanın Tanrı ile karşılıklı ilişkisini konu alan Şeytan ve Genç Kadın, usta anlatıcı Paulo Coelho'nun yayınlandığından bu yana toplam bir buçuk milyon okurla buluşan son romanı.

    Veronika Ölmek İstiyor
    Veronika Ölmek İstiyor, Brezilyalı yazar Paulo Coelho'nun yeni romanı. Yayınladığımız öbür romanlarında, olaylar hep geçmiş dönemlerde geçiyordu, oysa bu romanda olaylar günümüzde geçiyor, hem de oldukça yakınımızda: Bosna ile sınır komşusu olan Slovenya'da. Veronika, görünüşte, her istediğine sahip bir genç kadındır; renkli bir yaşam sürer, yakışıklı erkeklerle gezip tozar, ama mutlu değildir. Yaşamında bir şeylerin eksikliğini hissetmektedir. Bir gün ölmeye karar verir. Aşırı dozda ilaç alınca hastaneye kaldırılır. Orada kendisine birkaç günlük ömrü kaldığı söylenir. Akıl hastanesinde kaldığı sürece çeşitli insanlarla, çeşitli dünyalarla tanışan Veronika, yabancısı olduğu yeni duyguları keşfeder.

    Zahir
    'Seni kendimden bile daha çok seviyorum.' Eğer bunu söyleyebilirsem kendimle barış içinde yaşamayı sürdürebilirim, çünkü bu aşk beni rehin aldı. Ünlü, başarılı, zengin bir yazarın savaş muhabirliği yapan karısı Esther bir gün ansızın ortadan kaybolur. Esther kaçırılmış mıdır, öldürülmüş müdür, yoksa kocasını mı terk etmiştir? Çok sevdiği karısını bulmak için yanıp tutuşan yazar, Esther'in en son birlikte görüldüğü Kazak genci Mikhail'le birlikte Fransa'dan İspanya'ya, Hırvatistan'dan Orta Asya steplerine uzanan bir yolculukta bulur kendini. Bu büyülü yolculuk giderek bir 'iç yolculuğa' dönüşecek, yazar yazgının gücü ve aşkın doğasını yeniden keşfedecek, yaşamına yeni değerler biçecektir... Günümüzün en çok okunan yazarlarından Paulo Coelho, daha önce yayınladığımız Simyacı, On Bir Dakika, Veronika Ölmek İstiyor gibi romanlarından sonra Zahir'de de, okurlarına yine belleklerden silinmeyecek bir hikaye anlatıyor. Zahir'i okuduğunuzda kader, ün ve evlilik hakkında yeniden düşünmeye başlayacaksınız.

  5. #5
    Paulo Coelho nevermore - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2009
    Bulunduğu yer
    Bornova
    Mesajlar
    12.315
    Konular
    2871
    Hippilikten Mistik Büyücülüğe

    Paulo Coelho

    1947 Rio de Janerio doğumlu Paulo Coelho, yazdıklarıyla bizleri büyülemeye devam ediyor. Yazarın romanlarında kendi yaşamışlığının izlerini buluyorsunuz. Bu duyguyu okuyucuya verebilecek kadar inandırıcı olmak acaba kaç yazara nasip olmuştur, diye düşünmeden edemiyor insan.

    Simyacı’yı okuyalı yıllar oldu, ama tadı hâlâ damağımda kalmış. Bizim dünyamızdan izler taşıması mıydı beni böyle cezp etmesi, yoksa şiirsel dilinin tadı mı? Kim bilir, belki de birilerinin iddia ettikleri gibi Mevlana Celalettin Rumî’den alınan hikâyesi mi? Simyacı sahneye de uyarlandı. Onu da izledim Kocaeli Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde. O haliyle de çok uzak değildi bize vermek istediklerinden. Simyacı, İspanya'dan kalkıp Mısır Piramitlerinin eteklerinde hazinesini aramaya giden Endülüslü çoban Santiago'nun masalsı yaşamının felsefi öyküsü. Sanki bir 'nasihatname: Yazgına nasıl egemen olacaksın, mutluluğunu nasıl kuracaksın? Sorularına yanıt arayan bir hayat ve ahlak kılavuzu. Mistik bir peri masalına benzeyen romanın altı yılda, yedi milyondan fazla okur bulmasının gizi, kuşkusuz, onun bu kılavuzluk niteliğinden kaynaklanıyor. 'Simyacı'yı okumak, herkes daha uykudayken, güneşin doğuşunu seyretmek için şafak vakti uyanmaya benziyor. ”Kitabın arka kapağına böyle yazmışlar kitabı tanıtırken. Hâlâ okumayan varsa, bir el atsınlar bakalım gerçekten dedikleri / dediklerim gibi mi?

    Gençliğinde bir hippi olan Coelho, yazarlık serüvenine atılmadan önce bolca güfte yazmış ve bir ara gazetecilik de yapmış. O’nu bize ve tüm dünyaya tanıtan ise1986’da yılında Hıristiyanların Batı Avrupa'dan başlayıp İspanya'da Santiago de Compostela kentinde sona eren geleneksel hac yolculuğunu olmuş. Yazar bu kutsal yolculuğu The Pilgrimage (Hac) adlı kitabında anlatınca yazarlık serüveni de başlamış oldu. Yazarı, bütün dünyada en çok okunanlardan yapan romanı ise, yukarıdaki satırlarda söz ettiğim, 1988 yılında yayınlanan Simyacı romanı oldu. 42 ülkede yayınlandı ve 26 dile çevrildi.

    Ben burada size Hac romanından birkaç söz edeceğim. Roman gerçek bir yaşantıya dayalı, derin bir mistisizmle örülü bir yolculuk hikâyesi. Mevlana’yı okuduğum zamanlarda Hac’ı da okumam iyi bir tevafuk oldu sanıyorum. Roman, yazarın Havari San Tiago’nun, İber Yarımadası’ndaki gömülü olduğu yere yani San Tiago de Compostela’ya yaptığı yolculuğu anlatıyor. Hıristiyan dünyasınca üç kutsal yoldan biri kabul edilen bu Hac Yolculuğu sonunda yazar, değişmiş, olgunlaşmış, bambaşka bir insan olmuş, bilgeleşmiştir.

    Kahramanımız, yolculuk boyunca rehberi Petrus’un kendisine öğrettiği çeşitli egzersizleri (tohum egzersizi, zalimlik egzersizi, su egzersizi, diri diri gömülme egzersizi …) yaparak ve karşısına birçok kez köpek suretinde çıkan şeytanını alt ederek bu yolculuğu, bütün zorluklarına rağmen, başarıyla tamamlar ve San Tiago Şövalyeleri’nden biri olur.

    Yazarın “yürekten verilen savaş” diye sözünü ettiği “nefis terbiyesi” semavi bütün dinlerin ortak bir eğitim yöntemi olarak dikkat çekicidir.

    Yazar, bilgelik yolunu şöyle tanımlamakta: “Bilgeliğin gerçek yolu üç şeyle tanımlanabilir. Birincisi, sevgiyi içermeli; ikincisi, hayatına uygulanabilmeli. Yoksa bilgelik, hiç kullanılmayan bir kılıç gibi paslanıp işe yaramaz hale gelebilir. Son olarak da, herkesin izleyebileceği bir yol olmalı. Şu anda yürümekte olduğun yol gibi, San Tiago Yolu gibi…”



    Yazar, üç tür sevgiden söz ediyor bu yolculuk boyunca. İki insan arasında olan Eros’tan, gönül dostluğuna dönüşen Philos’tan ve tepeden tırnağa aşk olan, O’nu yaşayanı yakıp kül eden Agape’den. Santiago de Compostela yolcuğunun bir amacı da Agape’ye ulaşmaktır. Agape, içimizdeki her boşluğu kaplayıp dolduran, saldırganlığımızı un ufak eden aşktır.

    Coelho’nun, Türkiye’den Seren Coşkun için yazdığı "Martıların kanadında Yolculuk: Madagaskar" isimli kitabı 25 Ağustos 2010'da Hayalperest Yayınlarından tek kopya olarak basılarak Seren Coşkun'a hediye edilecek olması ve bu kopya dışında çoğaltımı ve satımının kesinlikle yapılmayacak olması Agape’yle izah edilebilir mi? Ne dersiniz?


    KAYNAK

  6. #6
    Geceyuruyen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oca-2008
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    1.552
    Konular
    284
    Eğer bir gün yolunuzu kaybederseniz bir çocuğun gözlerinin içine bakın. Çünkü bir çocuğun bir yetişkine her zaman öğreteceği üç şey vardır; Nedensiz yere mutlu olmak.Her zaman meşgul olabilecek bir uğraş bulmak.Elde etmek istediği şey için var gücüyle dayatmak....

  7. #7
    calliopeia - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eki-2013
    Bulunduğu yer
    eskişehir
    Mesajlar
    58
    Konular
    3
    Portobello cadısı, Brida, Elif, Kazanan Yalnızdır'da Türkçe'ye çevrilmiş kitapları arasındadır ekleyeyim dedim.

  8. #8

    Üyelik tarihi
    Nis-2014
    Bulunduğu yer
    nowhere to go -
    Mesajlar
    3.682
    Konular
    109

  9. #9

    Üyelik tarihi
    Ağu-2015
    Mesajlar
    45
    Konular
    3
    Simyacı çok güzeldi gerçekten.

    Müthişti.

  10. #10

    Üyelik tarihi
    Ağu-2015
    Mesajlar
    45
    Konular
    3
    Alıntı nevermore Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Hippilikten Mistik Büyücülüğe

    Paulo Coelho

    1947 Rio de Janerio doğumlu Paulo Coelho, yazdıklarıyla bizleri büyülemeye devam ediyor. Yazarın romanlarında kendi yaşamışlığının izlerini buluyorsunuz. Bu duyguyu okuyucuya verebilecek kadar inandırıcı olmak acaba kaç yazara nasip olmuştur, diye düşünmeden edemiyor insan.

    Simyacı’yı okuyalı yıllar oldu, ama tadı hâlâ damağımda kalmış. Bizim dünyamızdan izler taşıması mıydı beni böyle cezp etmesi, yoksa şiirsel dilinin tadı mı? Kim bilir, belki de birilerinin iddia ettikleri gibi Mevlana Celalettin Rumî’den alınan hikâyesi mi? Simyacı sahneye de uyarlandı. Onu da izledim Kocaeli Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde. O haliyle de çok uzak değildi bize vermek istediklerinden. Simyacı, İspanya'dan kalkıp Mısır Piramitlerinin eteklerinde hazinesini aramaya giden Endülüslü çoban Santiago'nun masalsı yaşamının felsefi öyküsü. Sanki bir 'nasihatname: Yazgına nasıl egemen olacaksın, mutluluğunu nasıl kuracaksın? Sorularına yanıt arayan bir hayat ve ahlak kılavuzu. Mistik bir peri masalına benzeyen romanın altı yılda, yedi milyondan fazla okur bulmasının gizi, kuşkusuz, onun bu kılavuzluk niteliğinden kaynaklanıyor. 'Simyacı'yı okumak, herkes daha uykudayken, güneşin doğuşunu seyretmek için şafak vakti uyanmaya benziyor. ”Kitabın arka kapağına böyle yazmışlar kitabı tanıtırken. Hâlâ okumayan varsa, bir el atsınlar bakalım gerçekten dedikleri / dediklerim gibi mi?

    Gençliğinde bir hippi olan Coelho, yazarlık serüvenine atılmadan önce bolca güfte yazmış ve bir ara gazetecilik de yapmış. O’nu bize ve tüm dünyaya tanıtan ise1986’da yılında Hıristiyanların Batı Avrupa'dan başlayıp İspanya'da Santiago de Compostela kentinde sona eren geleneksel hac yolculuğunu olmuş. Yazar bu kutsal yolculuğu The Pilgrimage (Hac) adlı kitabında anlatınca yazarlık serüveni de başlamış oldu. Yazarı, bütün dünyada en çok okunanlardan yapan romanı ise, yukarıdaki satırlarda söz ettiğim, 1988 yılında yayınlanan Simyacı romanı oldu. 42 ülkede yayınlandı ve 26 dile çevrildi.

    Ben burada size Hac romanından birkaç söz edeceğim. Roman gerçek bir yaşantıya dayalı, derin bir mistisizmle örülü bir yolculuk hikâyesi. Mevlana’yı okuduğum zamanlarda Hac’ı da okumam iyi bir tevafuk oldu sanıyorum. Roman, yazarın Havari San Tiago’nun, İber Yarımadası’ndaki gömülü olduğu yere yani San Tiago de Compostela’ya yaptığı yolculuğu anlatıyor. Hıristiyan dünyasınca üç kutsal yoldan biri kabul edilen bu Hac Yolculuğu sonunda yazar, değişmiş, olgunlaşmış, bambaşka bir insan olmuş, bilgeleşmiştir.

    Kahramanımız, yolculuk boyunca rehberi Petrus’un kendisine öğrettiği çeşitli egzersizleri (tohum egzersizi, zalimlik egzersizi, su egzersizi, diri diri gömülme egzersizi …) yaparak ve karşısına birçok kez köpek suretinde çıkan şeytanını alt ederek bu yolculuğu, bütün zorluklarına rağmen, başarıyla tamamlar ve San Tiago Şövalyeleri’nden biri olur.

    Yazarın “yürekten verilen savaş” diye sözünü ettiği “nefis terbiyesi” semavi bütün dinlerin ortak bir eğitim yöntemi olarak dikkat çekicidir.

    Yazar, bilgelik yolunu şöyle tanımlamakta: “Bilgeliğin gerçek yolu üç şeyle tanımlanabilir. Birincisi, sevgiyi içermeli; ikincisi, hayatına uygulanabilmeli. Yoksa bilgelik, hiç kullanılmayan bir kılıç gibi paslanıp işe yaramaz hale gelebilir. Son olarak da, herkesin izleyebileceği bir yol olmalı. Şu anda yürümekte olduğun yol gibi, San Tiago Yolu gibi…”



    Yazar, üç tür sevgiden söz ediyor bu yolculuk boyunca. İki insan arasında olan Eros’tan, gönül dostluğuna dönüşen Philos’tan ve tepeden tırnağa aşk olan, O’nu yaşayanı yakıp kül eden Agape’den. Santiago de Compostela yolcuğunun bir amacı da Agape’ye ulaşmaktır. Agape, içimizdeki her boşluğu kaplayıp dolduran, saldırganlığımızı un ufak eden aşktır.

    Coelho’nun, Türkiye’den Seren Coşkun için yazdığı "Martıların kanadında Yolculuk: Madagaskar" isimli kitabı 25 Ağustos 2010'da Hayalperest Yayınlarından tek kopya olarak basılarak Seren Coşkun'a hediye edilecek olması ve bu kopya dışında çoğaltımı ve satımının kesinlikle yapılmayacak olması Agape’yle izah edilebilir mi? Ne dersiniz?


    KAYNAK
    Mistik büyücü?Coelho büyücü müydü?


2 Sayfadan 1. 12 SonSon

Benzer Konular

  1. Hac / Paulo COELHO
    Konuyu Açan: KATA, Forum: Kitap Tanıtımları ve Eleştirileri.
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 08-Ağu-2007, 01:17
  2. Paulo Coelho'dan Öyküler
    Konuyu Açan: KATA, Forum: Not Defteri.
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 02-Şub-2007, 00:06