Toplam 1 sonuçtan 1 ile 1 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Ortaçağ İspanya’sında Büyü, Büyücülük ve Cadılık

  1. #1
    Ortaçağ İspanya’sında Büyü, Büyücülük ve Cadılık nevermore - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2009
    Bulunduğu yer
    Bornova
    Mesajlar
    12.358
    Konular
    2878

    Ortaçağ İspanya’sında Büyü, Büyücülük ve Cadılık


    İspanya’nın en eski yerli topluluklarından biri olan İberlerin, uzunca bir zaman önce Afrika’dan geldikleri düşünülmektedir.

    İberler ve sonrasında gelen Keltlerin Duero ırmağı vadisine yerleşmelerinden Keltiberler ortaya çıkar. Fakat Roma M.Ö. III. yüzyıldan itibaren bu melez toplumun sonunu hazırlar. Dönemin iki güçlü ismi Kartacalılar ve Romalılar İber Yarımadası’na doğru ilerlerler. Kartacalılar, Romalıların etkin gücü karşısında geri çekilir. İki yüzyılın sonunda Romalılar yarımadayı ele geçirirler, böylelikle yarımada giderek Romalılardan etkilenmeye başlar,onları benimser. 409 yılında Cermen toplulukları yarımadayı istila eder. Bu istila üç yüzyıl sürer ve 711 yılında Müslümanlar yarımadaya gelirler .

    Müslümanların gelmesiyle sona erecek olan çok karanlık bir dönemin de başlangıcını oluşturacaktır.(…)çünkü Vizigot monarşisi Eski çağ’dan Ortaçağ’a geçişi simgelediği gibi, ulusal siyasette de bir birliğin kurulması ile eş anlamlıdır

    Vizigotlar döneminde önce Barcelona daha sonra Toledo başkenttir.Taht kavgaları ve karmaşa nedeniyle güçsüzleşen Vizigotlar VII. yüzyılın başlarında devrilir. 711 yılında İspanya yarımadaya Müslümanların gelmesiyle yeni bir döneme girer. Müslüman Araplar kuzey bölgesi haricinde tüm İspanya’yı dört yıl içinde ele geçirirler. Bazı Hıristiyanlar İslamiyeti kabul eder. Bazıları da mozárabe‡olarak kalırlar. Mozárabe dili ve kültürü İspanya’nın çeşitli bölgelerinde etkinliğini sürdürmüştür “X. Yüzyıl ortalarında İber yarımadası çoğunluğu Müslüman bir ülkedir

    İlerleyen dönemlerde Hıristiyan krallıklarının beraber hareket etmesi ve Endülüs’e doğru yol almalarıyla birlikte “XII. yüzyıldan başlayarak “Haçlı ruhu” yavaş yavaş ortaya çıktı; çatışmalarda dinsel öğe büyük ağırlık kazandı. Reconquista ideali doğdu.”

    Aragón krallığının Katalanlarla işbirliği, Müslüman Arapları bir nebze de olsa geri adım atmak durumunda bıraktı. İlerleyen dönemlerde Müslümanlardan alınan topraklara ile halk toplulukları görkemli günlerini yaşadılar.

    Müslümanlar yavaş yavaş gerilemeye başladılar. Diğer bir tarafta yüzyıllardır yarımada da bulunan Musevilerin de durumu pek iç açıcı değildi. Para piyasasına hakim olduklarından ve farklı bir dini inanca sahip olmalarından dolayı Musevilere karşı hoşgörüsüzlük hakimdi. Gerilim giderek artmaya başladı.Kitlelerin ilk tepkisi Musevilere karşı patlak verdi. 14.yüzyıl ortalarında kendini duyuran Musevi düşmanlığı aynı yüzyılın sonunda şiddetli bastırma hareketine dönüştü. Bir bölüm Musevi’nin Katolikliği benimsemesi bile gerilimi arttırmaktan başka bir işe yaramadı.

    Müslüman Arapların idaresindeki topraklarda yaşayan Hıristiyanlar Yüzyıl ortalarında Kastilya’da Musevilere karşı Engizisyon başlatıldı. 1492 yılında topluluk yarımadadan kitle halinde göçe zorlandı. Müslümanlar ise 13. Yüzyılın ortalarına doğru İber’de bir tehdit oluşturmaktan çıktılar, çünkü o koca Endülüs’ten geriye ancak Gırnata Sultanlığı kalmıştı .

    31 Mart 1492’de Musevileri İspanya’dan göndermek için bir ferman çıkarıldı. Granada’da imzalanan bu ferman 29 Nisan’da yürürlüğe kondu.Museviler ya vaftiz olmayı kabul edeceklerdi ya da yarımadadan ayrılmak zorunda kalacaklardı.

    Kastilya ve Aragón krallıklarının birleşmesiyle Hıristiyan kesimin Müslüman Araplara karşı yürüttükleri Reconquista hareketi başarılı oldu ve böylece İspanya’da Ortaçağ kapandı,Yeniçağ başladı. Hıristiyanlığı, Museviliği ve İslamiyeti içinde barındıran üç kültürlü İspanya tahmin edilenin aksine diğer Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında en az cadı yakma olaylarının, büyücülük suçlamalarının yaşandığı Avrupa ülkeleri arasındadır.Büyü sanatlarının sosyo kültürel hayatı oldukça etkilemesine rağmen İspanya Avrupa’nın bu durumundan en az etkilenen ülkelerinden biri olmuştur. Özellikle Galicia, Salamanca, Toledo, Cuenca Cantabria ve Bask bölgesi büyü pratiklerinin uygulandığı ve cadı davalarının görüldüğü önemli yerler arasında sayılabilir.İspanyol engizisyonu mücadelesini cadılardan çok Müslümanlar, Yahudiler heretikler ve daha geç dönemde Protestanlar gibi, gerçek kafirler ve inançsızlar olarak tanınan gruplara karşı sürdürmüştür .

    İlk dönem engizisyon mahkemeleri temel Hıristiyanlık öğretisinin karşında yer alan heretik akımlar için kurulduğu bilinmektedir.Mahkemelerin ikinci kuruluş safhasında ise İspanya’da kurulan mahkemeler bulunmaktadır. Bu bağlamda mahkemelerin kurulmasında öncelikle etkin unsur da Yahudilik ve buna bağlı olarak İspanya’da yaygınlaşmaya başlayan din değiştirmelerdir .

    İspanya cadılardan ve büyücülerden önce engizisyonu kendi içinde düşman olarak gördüğü gruplar için uygulamıştır..

    İspanyol engizisyonunda suçlulara yönelik uygulanan cezalar hakkında kesin kayıtlar yoktur. 1481 yılında kurulan İspanyol engizisyonunun bu tarihten önce de varlığı bilinmektedir. 1481 yılından itibaren on binlerce kişi suçlanarak öldürülmüştür. 1481 yılından sonra verilen cezalarda, Sevilla’da 21.000 kişi, 1482 yılında yine Sevilla’ da toplam 757 kişi mahkum edilmiştir, 1483 yılında ise engizisyon mahkemeleri Cordoba, Jaen, Toledo şehirlerinde kurulmuş, toplamda 7057 kişi cezalandırılmıştır.

    Görüldüğü gibi kayıt altına alınan birçok veri bulunmaktadır.İspanya diğer Avrupa ülkelerine nazaran cadı infazlarından en az etkilenen ülkelerdendir. Cadı avının ve soruşturmaların başladığı yıllar Ortaçağ’ın sonu Rönesans’ın başlangıcına denk gelmektedir. Bu dönemde Bask bölgesi ve Navarra’daki olaylar dikkat çekicidir. Bahsedilen olaylara örnek vermek gerekirse; 1466’da Guipuzcoa bölgesi, IV. Enrique’ye bu bölgedeki cadıların yol açtığı hasardan şikayet eden ve bir an önce köklerinin kazınmasını isteyen bir dilekçe gönderir. Söz konusu belge yerel yöneticilerin bu sorunun üzerine yeterince eğilmediklerini ve suçlularla yeterince sert bir şekilde ilgilenilmediğini kabul eder. Bu yöneticilerden bir kısmı çekimserdi, bir kısmı cadılardan korkuyordu ve bir kısmı da hızlı bir karar vermek istemiyordu. Çünkü kendi akrabaları, arkadaşları ya da sosyal bağlantıları olaya dahil olabilirdi.Dahası, kanun ve nizam hükümleriyle ilgili yerel düzenlemeler cadılara,işledikleri suçlara ya da uygun cezalara hiçbir atıfta bulunmuyordu.

    Bunedenle onlarla ilgili daha yüksek bir otoriteye başvurmadan herhangi bir işlem yapmak imkansızdı .Bu nedenle bu bölge, kraldan yerel başkanlara cadılık vakalarında sanığa temyiz hakkı tanınmadan hüküm verme ve idam etme yetkisi vermesini istedi. IV. Enrique aynı yılın on beş Ağustos’unda Valladolid’de imzalanan bir Kraliyet Fermanında beklendiği şekilde bu hakkı verdi.

    Bundan otuz dört yıl sonra 1500’te Vizcaya’daki Amboto dağlık alanında cadılara karşı açılan bir davaya dair kaynakların mevcut olması da aynı derecede önemlidir. Çünkü bu bölge günümüzde hala yerel halkın sıklıkla “Amboto’nun Leydisi” olarak andığı bir çeşit ilahenin yuvası olarak ünlüdür.

    Amboto cadılarının baştan itibaren Şeytan’a tapanların tüm özelliklerine sahip oldukları ve büyü sanatlarında da uzman oldukları bilinmekteydi.Teke, katır veya insan görünümündeki Şeytan’a tapmaları ile ilgili kayıtlar mevcuttur. Kastettiğimiz Durango bölgesinin (hatta bazı metinler cadılardan Durangolu kadın anlamında ‘Durangalar’ olarak bahseder) daha önceleri Fraticelli gibi dini bir hareketin yuvası olduğunu belirtmek uygun olacaktır.Bu hareket Burgos’un ünlü psikoposu Fray Alonso de Cartagena gibi zamanın alimleri tarafından pagan ya da putperestlik ile bağdaştırılmıştır. Bu nedenle Bask bölgesindeki cadılığın baştan itibaren bölgenin özel sosyal yapısına yakından bağlı olduğu açıktır ve bölgenin pagan geleneklerinin de rolü vardır. İlerleyen yıllarda 1507’de Bask bölgesinde belirsiz diğer bir cadılık merkezi daha ortaya çıkarılır ve bu durumdan mütevellit engizisyon oldukça fazla sayıda kadını cadılıkla suçlamış ve yakmıştır. Bu sayı Llorenteve Lea’ya göre otuzdan fazla, Menendez y Pelayo’ya göre yirmi dokuzdur.

    Bu tarihten itibaren özellikle XVI. ve XVII. yüzyıllarda soruşturmalar ve cadı davaları Avrupa’nın genelindeki hareketlilik kadar olmasa da kendi dinamiği içinde doruk noktasına ulaşmıştır.







Bu Konu İçin Etiketler