Çok güzel bir yazıydı. İçerdiği hiçbir şeye itirazım yok. Ama... bir aması var işte. Yazıyı yazan ve okuyan kişiler yazarın tanrısız olduğunu göremiyor. Ben de kısa zamana önce böyle bir yazı ile hiç çelişmezdim. Ancak biraz geliştirilmesi, biraz düzeltilmesi gereken çok güzel bir yazı olarak görürdüm onu.
Şimdi denklem yanlış. Bu denkleme göre sadece kendi ruhsal gelişimimiz ve buna koşut olan eylemlerimizle ölümümüzden sonraki yaşamımızı belirleyeceğimize inanılıyor. Bu durumda Tanrı ya da İyi veya kötü yardımcı ruhlar hiçbir rol oynamıyor. Oysa ağırlık tam ters tarafta: Benim için ölüm sonrasını belirlemede tek rolü ben oynamadığım gibi başrolü de ben oynamıyorum. Başrolü Tanrı oynuyor ve benim gerçek yaşamımı belirlemede pek çok ruhla girdiğim iletişim de yer alıyor. Yani hem Tanrı hem de başka ruhlarla etkileşimim gerçek yaşamımı belirliyor. Bakın şimdi, eğer değilse, eğer yanılıyorsam bu durumda Tanrı'nın kişiliği, öznelliği olması gerekmezdi -ne de başka ruhların. Bu durumda Tanrı... bir doğa yasaları kitabı olurdu ki ben de sadece bu kitabı iyi çalışıp, kitapta yeralanları iyi uygulamaya çalışan biri olurdum. Ve yalnız biri de olurdum: Çünkü bu dandik dünyevi hayatımda iyi işler de yapsam, iyi işler sayesinde etkileşim gösterdiğim diğer tüm insanlar benim yazgıma görelenmiş nesneler olurdu. Onları çok sevsem de farketmez. Mp3 player ımı da severdim, ama bana haz verdiği için, estetik etkinliğime katkıda bulunduğu için; onu da kendim gibi kişiliği olan bir şey, ruhani bir varlık, dilerseniz birey olarak gördüğüm için değil. Eğer yanılyorsam yazgım için en üsün belirleyici Ahlak alanı olurdu, ne Estetik, ne Metafizik/Teoloji. Tüm insanlar, giderek Tanrı dahil tüm ruhlar da bana, benim Ahlak ve sadece Ahlak alanındaki gelişimime nesne olurdu. Eğer şimdi biri benimle iletişime girmek istiyorsa ben onu örneğin iş, aşk... nesnesi olarak kullanıyorsam gündelik yaşamımda; bu kez de ahlak nesnesi olarak kullanırdım. Örneğin: Para verilecek yoksul, saygılı davranılacak yaşlı, sadakat österilecek bilgi birikimi üstün bir eğitmen... Kim oldukları umurumda bile olmazdı. Ne onlara benzerdim ne de bir benzerlik, hatta ne de küçücük de olsa bir yakınlık kurmaya çalışırdım onlarla. Ben, yalandan yüce ben, bir başıma cennetimi de cehennemi mi de belirleyen benim. İnsanların dinlerden, mitolojik, mistik anlatılardan derin bir biçimde etkilendiğini görüyorum. Bu yüzden tekrar yazıyorum. Sonuç şu olurdu: Ben, yalandan yüce ben, bir başıma cennetimi de cehennemi mi de belirleyen benim. Ve bu bene benzeyenler...