11 Sayfadan 4. İlkİlk ... 23456 ... SonSon
Toplam 109 sonuçtan 31 ile 40 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Nazım Hikmet Ran Şiirleri

  1. #31
    hebefrenik - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şub-2007
    Mesajlar
    46
    Konular
    10
    güneşi içenlerin türküsü

    Bu bir türkü:-
    toprak çanaklarda
    güneşi içenlerin türküsü!
    Bu bir örgü:-
    alev bir saç örgüsü!
    kıvranıyor;
    kanlı; kızıl bir meş'ale gibi yanıyor
    esmer alınlarında
    bakır ayakları çıplak kahramanların!
    Ben de gördüm o kahramanları,
    ben de sardım o örgüyü,
    ben de onlarla
    güneşe giden
    köprüden
    geçtim!
    Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi.
    Ben de söyledim o türküyü!

    Yüreğimiz topraktan aldı hızını;
    altın yeleli aslanların ağzını
    yırtarak
    gerindik!
    Sıçradık;
    şimşekli rüzgâra bindik!.
    Kayalardan
    kayalarla kopan kartallar
    çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını.
    Alev bilekli süvariler kamçılıyor
    şaha kalkan atlarını!

    Akın var
    güneşe akın!
    Güneşi zaptedeceğiz
    güneşin zaptı yakın!

    Düşmesin bizimle yola:
    evinde ağlayanların
    göz yaşlarını
    boynunda ağır bir
    zincir
    gibi taşıyanlar!
    Bıraksın peşimizi
    kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!

    İşte:
    şu güneşten
    düşen
    ateşte
    milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!

    Sen de çıkar
    göğsünün kafesinden yüreğini;
    şu güneşten
    düşen
    ateşe fırlat;
    yüreğini yüreklerimizin yanına at!

    Akın var
    güneşe akın!
    Güneşi zaaptedeceğiz
    güneşin zaptı yakın!

    Biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk!
    Güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız,
    toprak kokuyor bakır sakallarımız!
    Neş'emiz sıcak!
    kan kadar sıcak,
    delikanlıların rüyalarında yanan
    o «an»
    kadar sıcak!
    Merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak,
    ölülerimizin başlarına basarak
    yükseliyoruz
    güneşe doğru!

    Ölenler
    döğüşerek öldüler;
    güneşe gömüldüler.
    Vaktimiz yok onların matemini tutmaya!

    Akın var
    güneşe akın!
    Güneşi zaaaptedeceğiz
    güneşin zaptı yakın!

    Üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor!
    Kalın tuğla bacalar
    kıvranarak
    ötüyor!
    Haykırdı en önde giden,
    emreden!
    Bu ses!
    Bu sesin kuvveti,
    bu kuvvet
    yaralı aç kurtların gözlerine perde
    vuran,
    onları oldukları yerde
    durduran
    kuvvet!
    Emret ki ölelim
    emret!
    Güneşi içiyoruz sesinde!
    Coşuyoruz,
    coşuyor!..
    Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde
    mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor!

    Akın var
    güneşe akın!
    Güneşi zaaaaptedeceğiz
    güneşin zaptı yakın!

    Toprak bakır
    gök bakır.
    Haykır güneşi içenlerin türküsünü,
    Hay-kır
    Haykıralım!





  2. #32
    sensizim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eki-2006
    Mesajlar
    782
    Konular
    30
    Alıntı nihtwish Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
    hattâ sevda yüzünden
    ölmek de ayıp değil,
    bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
    yani yürekte.

    Meselâ bir barikatta dövüşerek
    meselâ kuzey
    kutbunu keşfe giderken
    meselâ denerken damarlarında bir serumu
    ölmek ayıp olur mu?

    Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
    hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

    Seversin dünyayı doludizgin
    ama o bunun farkında değildir
    ayrılmak istemezsin dünyadan
    ama o senden ayrılacak
    yani sen elmayı seviyorsun diye
    elmanın da seni sevmesi şart mı?
    Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık
    yahut hiç sevmeseydi
    Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?

    Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
    hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

    o hayatta iken gereken saygıyı goremeyen vatanını cok sevdıgı halde vatan haını ılan edılen bana gore en buyuk şairdir .... NAZIM HİKMET RAN

    Kesinlikle Katılıyorum sana gelmiş gecmiş en büyük en iyi şairlerdendir...

  3. #33
    hebefrenik - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şub-2007
    Mesajlar
    46
    Konular
    10
    Alıntı dipp Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Dayanamam Nazım'a
    SALKIM SÖĞÜT
    Akıyordu su
    gösterip aynasında söğüt ağaçlarını.
    Salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını!
    Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere
    koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!
    Birden
    bire kuş gibi
    vurulmuş gibi
    kanadından
    yaralı bir atlı yuvarlandı atından!
    Bağırmadı,
    gidenleri geri çağırmadı,
    baktı yalnız dolu gözlerle
    uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına!

    Ah ne yazık!
    Ne yazık ki ona
    dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak,
    beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak!

    Nal sesleri sönüyor perde perde,
    atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde!

    Atlılar atlılar kızıl atlılar,
    atları rüzgâr kanatlılar!
    Atları rüzgâr kanat...
    Atları rüzgâr...
    Atları...
    At...

    Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat!

    Akar suyun sesi dindi.
    Gölgeler gölgelendi
    renkler silindi.
    Siyah örtüler indi
    mavi gözlerine,
    sarktı salkımsöğütler
    sarı saçlarının
    üzerine!

    Ağlama salkımsöğüt
    ağlama,
    Kara suyun aynasında el bağlama!
    el bağlama!
    ağlama!

    1928



    Not: "Salkımsöğüt" ile "Bahri Hazer" Nâzım Hikmet'in ününün sanat
    çevrelerini aşmasını ilk sağlayan şiirleridir. Odeon firmasının şairin
    kendi sesinden plağa aldığı bu şiirler kahvelerde çalınıp dinlenmeye
    başlamıştı. Nâzım Hikmet yazarken düşündüğü bir ahenge uyarak
    şiirlerini çok güzel okurdu. Okunup dinlenmelerine herhangi bir yasal
    engel bulunmayan bu şiirlerin şairin adını çok yaygınlaştırdığı
    düşünülerek Odeon firması plağa yeni basımlar yapmaması için
    uyarılmıştı.

    Şiiri Nazım Hikmet'in kendi sesinden dinlemek için:
    http://www.unix-shells.com/~yolgezer/mp3/Nazim Hikmet - Salkim Sogut.mp3
    paylaşım için teşekkürler ama acamıyorum. adrestemi yoksa erişimimde mi bir sorun var anlayamadım...

  4. #34
    faust faust isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Meşin Kaplı Kitap



    Yaldızlı meşin kabı
    Parçalanmış kitabı
    Ay altında dün gece
    Deli bir derviş gibi
    Mumu sönmüş rahlesi yere devrilmiş gibi
    Okudum saatlerce

    Yaldızlı meşin kabın
    Parçalanmış koynunda uyuklayan kitabın
    Çevirdikçe küf kokan her sarı yaprağını
    Sandımki eşiyorum bir mezar toprağını
    İnce el yazıları canlandı birer birer

    Masallarda çizilen yüzleri gösterdiler
    İblis bir yılan oldu Adem Havvaya kandı
    Kardeşini öldüren lanetli ruhu gördüm
    Koca yahta bir gemi ummanlarda çalkandı
    Ufuklardan güvercin bekleyen Nuh'u gördüm
    İsmaili'in topuğu kumdan çıkardı zemzem
    Tur-u Sina da Musa kaldırdı kollarını
    Asasını vurunca yarıdı bahr-i kulzem
    Buldu ben-i İsrail Kudüs'ün yollarını
    Zekeriya zikrini
    Bir sonsuz aha verdi
    Doğdu İsa bikrini
    Meryem Allah'a verdi
    Kureyş-i Muhammed'e kucak açtı Medine
    Bir ateş mezar oldu kerbela Hüseyin'e

    Sayıfalar döndükçe bunlar hep birer birer
    Doğrulup devrildiler
    Ay battı güneş doğdu
    Kalbimde ateş doğdu
    Yaldızlı meşin kabı
    Parçalanmış kitabı
    Varsın gömülsün diye bir ebedi uykuya
    Attım kör bir kuyuya

    Yazık yazık bizeki asırlarca aldandık
    Karanlıkta çizilen izleri görmek için
    Görüp yüz sürmek için
    Yazık yazık bizeki bir çırağ gibi yandık
    Ne gökten necat geldi ne bir parça merhamet
    Çlışan esirlere İsa, Musa, Muhammet
    Sade bir satır dua bir tütsü buhur verdi
    Masal cennetlerinin yollarını gösterdi
    Ne beş vaktin ezanı ne anjelüs çanları
    Zincirden kurtarmadı yoksul çalışanları
    Yine biz köleleriz efendilerimiz var
    Yine her melun taşı yosunlanmış bir duvar
    Esir efendi diye koymuş da adlarını
    İki bahta ayırmış arzın evlatlarını

    Efendi işletiyor esir işliyor gene
    Yine efendilerin gümüşlü sofrasından
    Kar gibi ekmeğinden şarap dolu tasından
    Kırıntı artık bile düşmüyor işleyene
    Yine biz esir geçen her günün akşamında
    Eve sade bir lokma ekmek getiriyoruz
    Gece yağmur inlerken evimizin damında
    Isınabilmek için güneşi bekler gibi
    Birbirine sokulan hasta köpekler gibi
    Yırtık yorganımızın altında titriyoruz
    Çiftimiz balyozumuz sonsuz çalışmamızla
    Asırlardır bağrında inleyen kazmamızla
    Heyecana geldide kara toprağın kalbi
    Kendini teslim eden taze bir kadın gibi
    Çiçeklerle donandı dünya isimli ağaç
    Biz bu ağacımızın dibinde ölürken aç
    Efendiler gösterip sırıtan dişlerini
    Birer birer topluyor bütün yemişlerini

    Efendiler ağalar evliyalar keşişler
    Ebedi karanlığın boğulsun kollarında
    Artık temiz ruhların aydınlık yollarında
    Sade bir din bir hak bir kanun varsa
    O da işleyen dişliler
    .

    Nazım Hikmet Ran

  5. #35
    ruhsuz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2007
    Bulunduğu yer
    istanbuL
    Mesajlar
    20
    Konular
    1
    basit yaşayacaksın. basit
    mesela susayınca su içecek kadar basit...
    dört çıkacak, ikiyi ikiyle çarptığında.
    tek düğmesi olacak elindeki cihazın;
    tek bir düğme, tek bir cümle gibi...
    sevince lafı dolandırmadan söylediğin
    ’seni seviyorum’ gibi.
    basit bir öpücük yetecek sana...
    basit, sıcak bir öpücük;
    ve o öpücükle dolacak tüm günlerin,
    tüm düşlerin.
    o öpücük için yapacaksın hayatının kavgasını,
    öpücük için yiyeceksin hayatının dayağını.
    kabak çekirdeği verecek sana
    rakamların veremediği mutluluğu.
    el yazısıyla yazılmış eğri büğrü bir mektup olacak
    en değerli kağıdın -hep yanında taşıdığın, atmaya kıyamadığın.
    iki harekette giyiniverecek,
    iki harekette soyunuvereceksin.
    kısacık olacak uyanman,
    ve yola çıkman arasında geçen süre;
    kısacık olacak sıcacık kollara dolanman ve
    yolculuklara çıkman arasında geçen süre.
    kendin bile anlayabileceksin yazdıklarını;
    bakışların bile anlatabilecek kendini.
    beklentilerin de basit olacak:
    kaf dağı’nın önünde bekleyecek mutluluklar.
    bir ıslıkta bulabileceksin en uzun dostluk romanını;
    ya da bir damla gözyaşı yaşatacak sana en ucuz
    aşk romanını.
    pankreasının sağlığına dua edeceksin
    kapatırken gözlerini.
    zafer işareti yapacaksın tuvaletten çıkarken.
    bir kaşarlı tost olacak aradığın
    nasıl oturacağını
    bilemediğin sofrada,
    parmakların en kıymetli çatalın.
    yine, aynı parmaklar çözecek en karmaşık
    denklemleri.
    iskender’in kılıcı duracak avukat rehberinin yanında.
    bir filarmoni orkestrası veremeyecek sana
    kontrplak bir gitarda doğru basılmış bir ’fa diyez’in
    mutluluğunu.
    makyajı ilk ’a’ sına kadar bilmen yetecek.
    temizlik kokacak en pahalı parfümün.
    ’bilmiyorum’ diyebileceksin bilmediğinde ve
    çok normal olacak ’onu da’ bilemeyişin.
    tek dereden su getirmen yetecek,
    bir ’istemiyorum’ diyebilmeye,
    ne durduğu fark etmeyecek abanın altında.
    saatin, sadece saati gösterecek,
    telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın,
    küçük bir not defteri olacak ’bilgini’ en hızlı ’sayan’.
    basit yaşayacaksın, basit.
    sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi
    basit...

  6. #36
    luciferian - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2007
    Bulunduğu yer
    sana ne?
    Mesajlar
    599
    Konular
    36

    Salute!!!


    Bir elmanın yarısı biz
    yarısı bu koskoca dünya.
    Bir elmanın yarısı biz
    yarısı insanlarımız.
    Bir elmanın yarısı sen
    yarısı ben
    ikimiz...

    Kısa oldu ama aklımda kalan en hafif ,kısa ve en anlam yüklü şiirlerinden biri bu...umarım beyenirsiniz...

  7. #37
    mephisto - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2007
    Bulunduğu yer
    tokat
    Mesajlar
    1
    Konular
    0
    insan ya hayrandır sana ya düşman
    ya hiç yokmuşsun gibi unutulursun
    ya da çıkmazsın bi dakka bile akıldan

  8. #38
    Rimmon-ex Rimmon-ex isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    -YASAKLI-
    Çok yorgunum beni bekleme kaptan
    Seyir defterini başkası yazsın
    Çınarlı kubbeli mavi bir liman
    Beni o limana çıkaramazsın.....

  9. #39
    faust faust isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    ELLERİNİZE VE YALANA DAİR

    Bütün taşlar gibi vekarlı,
    hapiste söylenen bütün türküler gibi kederli,
    bütün yük hayvanları gibi battal, ağır
    ve aç çocukların dargın yüzlerine benziyen elleriniz.

    Arılar gibi hünerli, hafif,
    sütlü memeler gibi yüklü,
    tabiat gibi cesur
    ve dost yumuşaklıklarını haşin derilerinin altında gizliyen elleriniz.

    Bu dünya öküzün boynuzunda değil,
    bu dünya ellerinizin üstünde duruyor.

    Ve insanlar, ah, benim insanlarım,
    yalanla besliyorlar sizi,
    halbuki açsınız,
    etle, ekmekle beslenmeğe muhtaçsınız.
    Ve beyaz bir sofrada bir kere bile yemek yemeden doyasıya,
    göçüp gidersiniz bu her dalı yemiş dolu dünyadan.

    İnsanlar, ah, benim insanlarım,
    hele Asya'dakiler, Afrika'dakiler,
    Yakın Doğu, Orta Doğu, Pasifik adaları
    ve benim memleketlilerim,
    yani bütün insanların yüzde yetmişinden çoğu,
    elleriniz gibi ihtiyar ve dalgınsınız,
    elleriniz gibi meraklı, hayran ve gençsiniz.

    İnsanlarım, ah, benim insanlarım,
    Avrupalım, Amerikalım benim,
    uyanık, atak ve unutkansın ellerin gibi,
    ellerin gibi tez kandırılır,
    kolay atlatılırsın...


    İnsanlarım, ah, benim insanlarım,
    antenler yalan söylüyorsa,
    yalan söylüyorsa rotatifler,
    kitaplar yalan söylüyorsa,
    duvarda afiş, sütunda ilan yalan söylüyorsa,
    beyaz perdede yalan söylüyorsa çıplak baldırları kızların,
    dua yalan söylüyorsa,
    ninni yalan söylüyorsa,
    rüya yalan söylüyorsa,
    meyhanede keman çalan yalan söylüyorsa,
    yalan söylüyorsa umutsuz günlerin gecelerinde ayışığı,
    söz yalan söylüyorsa,
    renk yalan söylüyorsa,
    ses yalan söylüyorsa,
    ellerinizden geçinen
    ve ellerinizden başka her şey
    herkes yalan söylüyorsa,
    elleriniz balçık gibi itaatli,
    elleriniz karanlık gibi kör,
    elleriniz çoban köpekleri gibi aptal olsun,
    elleriniz isyan etmesin diyedir.
    Ve zaten bu kadar az misafir kaldığımız
    bu ölümlü, bu yaşanası dünyada
    bu bezirgân saltanatı, bu zulüm bitmesin diyedir.

    [1949]

  10. #40
    nightmore - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ağu-2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    157
    Konular
    89

    Nazım Hikmet Ran - Ellerinize ve Yalana Dair


    Bütün taşlar gibi vekarlı,
    hapiste söylenen bütün türküler gibi kederli,
    bütün yük hayvanları gibi battal, ağır
    ve aç çocukların dargın yüzlerine benziyen elleriniz.

    Arılar gibi hünerli, hafif,
    sütlü memeler gibi yüklü,
    tabiat gibi cesur
    ve dost yumuşaklıklarını haşin derilerinin altında gizliyen elleriniz.

    Bu dünya öküzün boynuzunda değil,
    bu dünya ellerinizin üstünde duruyor.

    Ve insanlar, ah, benim insanlarım,
    yalanla besliyorlar sizi,
    halbuki açsınız,
    etle, ekmekle beslenmeğe muhtaçsınız.
    Ve beyaz bir sofrada bir kere bile yemek yemeden doyasıya,
    göçüp gidersiniz bu her dalı yemiş dolu dünyadan.

    İnsanlar, ah, benim insanlarım,
    hele Asya'dakiler, Afrika'dakiler,
    Yakın Doğu, Orta Doğu, Pasifik adaları
    ve benim memleketlilerim,
    yani bütün insanların yüzde yetmişinden çoğu,
    elleriniz gibi ihtiyar ve dalgınsınız,
    elleriniz gibi meraklı, hayran ve gençsiniz.

    İnsanlarım, ah, benim insanlarım,
    Avrupalım, Amerikalım benim,
    uyanık, atak ve unutkansın ellerin gibi,
    ellerin gibi tez kandırılır,
    kolay atlatılırsın...


    İnsanlarım, ah, benim insanlarım,
    antenler yalan söylüyorsa,
    yalan söylüyorsa rotatifler,
    kitaplar yalan söylüyorsa,
    duvarda afiş, sütunda ilan yalan söylüyorsa,
    beyaz perdede yalan söylüyorsa çıplak baldırları kızların,
    dua yalan söylüyorsa,
    ninni yalan söylüyorsa,
    rüya yalan söylüyorsa,
    meyhanede keman çalan yalan söylüyorsa,
    yalan söylüyorsa umutsuz günlerin gecelerinde ayışığı,
    söz yalan söylüyorsa,
    renk yalan söylüyorsa,
    ses yalan söylüyorsa,
    ellerinizden geçinen
    ve ellerinizden başka her şey
    herkes yalan söylüyorsa,
    elleriniz balçık gibi itaatli,
    elleriniz karanlık gibi kör,
    elleriniz çoban köpekleri gibi aptal olsun,
    elleriniz isyan etmesin diyedir.
    Ve zaten bu kadar az misafir kaldığımız
    bu ölümlü, bu yaşanası dünyada
    bu bezirgân saltanatı, bu zulüm bitmesin diyedir.


11 Sayfadan 4. İlkİlk ... 23456 ... SonSon

Benzer Konular

  1. Nazım Hikmet RAN
    Konuyu Açan: Sepia, Forum: Yazarlar.
    Cevap: 12
    Son Mesaj : 08-Mar-2018, 09:24
  2. Öz Türkçe Düşünceler - Nazım Hikmet...
    Konuyu Açan: raskolnikov, Forum: Not Defteri.
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 25-Tem-2008, 00:11
  3. Oyunlarım Üstüne-Nazım Hikmet..
    Konuyu Açan: pithc, Forum: Tiyatro ve Sahne Sanatları.
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 15-Şub-2008, 11:46
  4. Nazım Hikmet
    Konuyu Açan: Düş Sokağı Sakini, Forum: İlginç ve Komik Resimler.
    Cevap: 12
    Son Mesaj : 11-Eki-2006, 20:49