Eğer insan yaşamında doğru yolu tutmuş ve iyi niyetle hareket etmişse henüz gelişmemiş bir varlığı cezbetmeyecek, kendinin ve insanlığın yararına olan görevleri gerçekleştirmesine zemin hazırlayacak uygun bir varlıkla temas kuracaktır.
Eğer tesirler doğrudan doğruya ruh varlığından geliyorsa bu ayrı bir konudur. Bu tür kötü tesirler karşısında insanlar da doktorlar da aciz kalırlar. Aslına bakarsanız bunlar tesir değil, varlığın doğasından gelen iradi hareketlerdir.
Kötülük eğiliminden sadece söz edip geçemeyiz. Bilinmelidir ki kötü bir kimsenin içinde herkes gibi daha yüksek bir düzeye çıkma eğilimi de vardır. Ona sevgiyle yol gösterilmesi gerekir, cezalandırılıp aşağılanması değil. Bir insanın ceza ve yaptırımlardan korktuğu için suç işlemiyor olması aslında bir gelişme değildir, gerçek gelişme ve değişim ancak mental düzeyde gerçekleşir.
Akıl hastalıkları ise sıklıkla organların gelişmesi sırasında oluşan bir hatadan kaynaklanır. Eğer beyin uygun şekilde gelişmemişse, ruh varlıklarının en sağlıklısı bile iradesini uygulayamaz, çünkü uyarılar yeterince güçlü bir şekilde cana ulaştırılamaz, can da kusurlu bir beynin etkisi altındaki organları aktive edemez. Şunu da belirtelim ki hasta şekilde enkarne olan hiçbir ruh varlığı yoktur. Öte alemde hastalık, anormallik diye bir şey yoktur, sadece az evrimleşmiş ve çok evrimleşmiş ruhlar vardır. Demek ki, akıl hastası diye bilinen bir kimsede tamamiyle sağlıklı ruhsal bir varlık bulunmaktadır.
Tıbbın akıl hastası olduğunu söylediği kişilerin aslında normal şekilde gelişmiş bir beyni olabilir. Elbette bu sadece ölümden sonra teşhis edilebilir. Burada esrarlı bir olayla karşı karşıyayız, ama akıl hastalıklarının temelinde yabancı tesirlerin bulunabileceğini kabul edecek cesarete sahip değiliz.