Toplam 4 sonuçtan 1 ile 4 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Mitolojideki Tufanlar

  1. #1
    Mitolojideki Tufanlar nevermore - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2009
    Bulunduğu yer
    Bornova
    Mesajlar
    12.323
    Konular
    2872

    Mitolojideki Tufanlar


    Yeryüzünü sisler kapladı.
    Dünya korkunç bir karanlığa gömüldü.
    Yerin altından, ırmaklardan. denizlerden sular fışkırdı.
    Gökten sağanaklar boşandı.
    Yedi gün deprem oldu.
    Yedi gün dağlar ateş püskürdü.
    (Altay Tufan Efsanesi’nden)
    Türk Mitolojisi'nde
    Türk Mitolojisi'nde, tufan ile ilgili örnekler Altay Türkleri'nin efsanelerinde görülmektedir. Altay Türkleri'nde, tufan efsanesinin birkaç söyleyişi vardır. Bunlar arasından yaptığımız bir derlemeyi özetle aktarıyorum:
    Sel bütün yeri kapladığında, Tengiz (Deniz) yerin üzerinde efendi idi. Tenqizın yönetimi altında Nama adında iyi bir erkek yaşardı. Nama'nın Sozun Uul, Sar Uul ve Balık adlarında üç oğlu vardı. Tanrı Olgen, Nama'yo bir kerep yapmasını buyurdu.
    Nama, sandığın yapması işini üç oğluna bıraktı. Oğulları, kerepi bir dağ üzerinde yaptılar. Kerep yapıldıktan sonra Nama, onu her biri seksen kulaç olan sekiz halatla köşelerinden yere bağlamalarını söyledi. Böylece su seksen kulaç yükseldiğinde durum anlaşılacaktı. Bundan sonra Nama, ailesi ile çeşitli hayvanları, kuşları alarak kerepe girdi.
    Yeryüzünü sisler kapladı. Dünya korkunç bir karanlığa gömüldü. Yerin altından, ırmaklardan. denizlerden sular fışkırdı. Gökten sağanaklar boşandı.
    Yedi gün deprem oldu.
    Yedi gün dağlar ateş püskürdü. Yedi gün yağmur yağdı.
    Yedi gün fırtına oldu ve dolu yağdı. Yedi gün kar yağdı.
    Bundan sonra müthiş soğuk oldu ...
    Yedi gün sonra yere bağlanan halatlar koptu, kerep yüzmeğe başladı: suyun seksen kulaç yükseldiği anlaşıldı.
    80 Arşın ...
    Eğer dikkat edilmezse dikkatlerden kaçabilecek çok önemli bir ayrıntıya burada dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Kitabı yazarken ilk başta ben de bu ayrıntıya dikkat etmemiş­tim. Kitabın son kontrollerini yaparken dikkatimi çekti. Ve bu­nu son anda ilave edebildim. Yapılan bilimsel araştırmalar sonucu tufan sırasında Akdeniz'in 150 metre yükselmiş olduğunun hesap edildiğinden bahsetmiştim.
    Altay efsanesinde ise suların 80 kulaç yükseldiği söylenmektedir.
    1 Kulaç yaklaşık 1.8288 metre gelir
    80 kulaç ise yaklaşık 146.5 metreye karşılık gelir. Bilimsel ve mitolojik bilgilerin ne denli güzel örtüştüğünü gösteren çok önemli bir bilgidir bu ... Ve üzerinde düşünülmesi gereken bir sonuçtur.
    Kaldığımız yerden devam edelim ...
    Kerep Çomaday ve Tuluttu dağlarında karaya oturdu.
    7 gün daha geçti...
    Yedi gün daha geçti. Nama en büyük oğluna kerepin penceresini açmasını, çevreye bakmasını söyledi. Sozun Uul bütün yönlere baktı. Sonra şöyle dedi: "Her şey suların altına batmış. Yalnızca dağların dorukları görünüyor." Daha sonra Nama da baktı. O da "Gökyüzü ile sular dışında bir nesne görünmüyor" dedi.
    Kerep sonunda sekiz dağın birbirine yaklaştığı yerde durdu. Çomoday ve T uluttu dağlarında karaya oturdu. Nama pencereyi açtı, kuzgunu serbest bıraktı. Kuzgun geri dônmedi. ikinci gün kargayı gönderdi, üçüncü gün saksağanı gönderdi. Hiçbiri geri gelmedi.
    Dördüncü gün bir güvercin gönderdi. Güvercin, gagasında bir ince dalla geri döndü. Nama bu kuştan öteki kuşların niçin geri gelmedigini öğrendi. Onlar sırasıyla geyik, köpek ve at leşi yemek üzere gittikleri yerde kalmışlardı. Nama bunu duyunca öfkelendi. "Onlar şimdi ne yapıyorsa, dünyanın sonuna değin onu yapmaya devam etsinler" dedi.
    Mu'dan gelen Hun Türkleri'nin ataları
    Türkler'de de tufanla ilgili efsaneler olması son derece doğaldır. Çünkü Türkler'in de kökenleri, Sümerliler gibi Mu'nun göçlerine bağlıdır.
    Haritadan da görülebileceği gibi Mu'nun "Uygurlar" ismi verilen bir kolu, tufandan önce Orta Asya içlerine gelmişlerdi. Daha sonraları "Hunlular" olarak tarih sahnesine çıkan ırk, bu soyun devamıdır. 'Hun" ismi de bizzat Mu Uygurlığı'na ait bir sözcüktür ve "Bir" anlamına gelir.
    Mu'nun Batı Göç Kolları'ndan biri olan Uygurlar, Mu'nun hakim beyaz ırklarındandandı. Mu'nun beyaz ırkları arasında tenleri en açık renk olan ırktı. Diğer beyaz ırklar kısmen esmer ve siyah saçlıyken bu ırkın tenleri çok beyaz, gözleri mavi, saçları da sarıydı.
    "Uygurlar Kolu" olarak isimlendirilen bu kol Mu'nun en geniş göç hatlarından birini oluşturmuştur.
    Orta Asya Kıtası'nın Güneyi'nde yerleşen Nagalar'ın kurduğu yerleşim birimlerinin hemen Kuzeyi'nde oluşturdukları büyük merkez, daha sonraları‘’Uygur İmparatorluğu" olarak isimlendirildi. Bu göç hattımın kolları, aradan geçen uzun yıllar boyunca Orta Asya' dan bugünkü Moskova'nın bulunduğu Rusya topraklarına ve oradan da Batı Avrupa'ya kadar uzanmıştır. Bugün Avrupa'nın birçok bölgesinde hakim ırk olan Ariler, Uygurlar'ın torunlarıdır.
    Curchward'ın Tibet'teki bir mabette bulduğu eski bir haritadan uyarlanarak hazırlanmıştır.Hun Türkleri'nin ataları olan, Mu'nun Uygurlar kolunun göç yolu.
    Cerek Iames Churchward, gerek William Niven gerekse de diğer araştırmacılar:"Arizer'in tarihi Uygurlar'ın tarihinin bir uzantısıdır" diyerek bu konuyu dile getirmişlerdir.
    Avrupa'ya Uygurlar'ın haricinde farklı ırklar yoğun göçler düzenlemediği için Ari ırkı Avrupa' da günümüze dek daha etkin ırk olma özelliği göstermiştir ...
    Sarı Saçlı Mavi Gözlü Atalarımız ...
    Gelelim bu göçlerden binlerce yıl sonra ortaya çıkan Uygur Devleti'ne ... İlk dönemki Uygurlularla çok daha sonraları ortaya çıkan Uygurlular kuşkusuz ki, aynı ırk değildi.
    Mu’dan intikal etmiş olan ve Sirius’un sembollerinden biri olan Çift başlı kartal, Orta Asya Türk Kültürünün en önde gelen amblemlerinden biri olmuştur. Bu amblem çeşitli türk devletlerinin bayraklarında da kullanılmıştır.
    Ama uzak da olsa bir akrabalık söz konusuydu. Asıl yakın akrabalık, ilk dönemde Mu' dan gelen Uygur ırkıyla, Hun ırkı arasında bulunmaktaydı.
    M.S. 700'lü yıllarda ortaya çıkan ve Uygur Türkleri olarak isimlendirilen Devlet'in bu isimle anılması kuşkusuz ki bir tesadüf değildi... Mu göçlerini hesaba katmayan klasik tarih bilimciler, bu toplumun niçin Uygur ismi aldıklarına bir açıklama getiremedikleri gibi, Uygur isminin de ne anlama geldiği konusunda kesin bir bilgiye sahip değillerdir. Günümüzdeki "Klasik Tarih" kitaplarına bakarsanız, Uygur isminin asıl anlamının tam olarak bilinmediğinin yazılı olduğunu görürsünüz.
    Uygur ismi Türkçe kaynaklarda, ilk kez Orhun Yazıtla­rı'nda M.S. 716 yılındaki bir olayı anlatılırken geçer. Kaşgarlı Mahmut'a göre Uygur ismi "kendi kendine yeten" anlamına gelir. Ancak 700'lü yıllarda ortaya çıkan Uygur Devleti'nin bu isimle anılmasının ana nedeni hemen hemen tüm tarihçilerin birleştiği gibi; bunun eskilere ait bir kabile ve yine eskilere ait yöresel bir isim olmasından kaynaklanmıştır. Yani kökleri onbinlerce yıl öncesine dayanan bir kabile ve yöreye ...
    Uygurlar dan en geniş bahseden kaynakların başında Çin Kaynakları gelir. Çin kaynaklarının hemen hepsi, Uygurlar'ın Kök Türkler gibi Hunların neslinden geldiğini söyler. Bu oldukça önemli bir tespittir. Demek ki, Hunlular ile Uygurlar arasında bir devamlılık söz konusudur. Hunların fiziksel özellikleriyle ilgili Eski Çin kayıtlarında da bu görüşümüzü doğrulayan metinlere rastlanmaktadır.
    Eski Çin Kayıtları'nda Hunluların fiziksel yapıları ile ilgili yapılan tanımlamalar, tam anlamıyla bir ari ırkının özelliklerini sergilemektedir:
    Bembeyaz tenli, güzel mavi gözlü, sapsarı altın saçlı ...
    Eski tarihi kayıtlardan da çok rahat anlaşılabileceği gibi; sanılanın aksine. Eski Türk ırkı karakaşlı kara gözlü insalardan oluşmuyordu.



    ---------- Post added at 09:09 ---------- Previous post was at 09:08 ----------

    Yunan Mitoloji'sinde
    Tufan Öncesi Uygarlıklar'ın bizim devremiz uygarlıklarına göre çok daha gelişmiş bir kültüre sahip oldukları, ancak daha sonra büyük bir tufana maruz kaldıkları, Yunan Mitolojisi'nde ve Yunan Filozofisi'nde önemli bir yer tutar.
    Yunan mitolojisine göre insanlık bir zamanlar kader ve üzüntüden uzak Tanrılar gibi yaşıyorlardı. Bu. devreye "Altın çağ" ismi verilmişti. O zamanlarda Tanrılarla insanlar aynı sofraya oturur,aynı yemekten yerlerdi.
    Bu düşünce, Yunan filozoflarından Pindaos tarafından şöyle dile getirilmiştir:
    "Tanrılar ve İnsanlar hepimiz aynı ailedeniz. Hepimizi aynı ana dogurmuştur.'
    Ancak bu sonsuza dek böyle gitmeyecekti ...
    Aradan geçen yıllarla birlikte "Altın çağ" yerini "Gümüş çağı"na, sonra "Tunç çağı "na bıraktı. Her bir çağdan diğerine geçişte insanlar Tanrılar' dan biraz daha uzaklaştılar. O ilk dönemlerin mükemmelliyeti yerini karanlığa bırakmaya başladı.
    Ve sonunda Tanrı Zeus, "Tunç çağı"nın insanını yok etmek için bir taşkın göndermeye karar verir ... Böylelikle "Demir çağı "nın başlangıcının ilk adımı tufanla atılır:
    Zeus'un meydana getireceği büyük tufanı. geleceği gören 'Prometheus haber alır. Bunun' üzerine 'Prometheus oğlu Peucalion'a bir sandık yapmasını söyler. Yüksek dağlara kaçan bir kaç kişi dışında diğer herkes tufanda telef olur. Thessaly'daki dağlar parçalara ayrılır ve Isthmus ile 'Pelopones dışındaki tüm dünya su/ar la Raplanır. Veucalion ve karısı 'Pyrrha dokuz gece ve gündüz sandıkta su üstünde gittikten sonra 'Parnassos'a varırlar.
    Su ile gelen tufan bittiğinde 'Parnassos'taki bir dağa otururlar. Ve yağmur durduğunda Zeus'tan yeni insanlar yaratması için adakta bulunurlar.
    Zeus da toprağın üzerindeki taşları toplayarak arkaya atmalarını söyler. Böylece Veukalion'un attığı taşlardan erkekler, 'Pyrrha'nın attıklarından kadınlar meydana gelir. Bu oluşan yeni nesil, yeni çağın insanlarını oluşturur.
    Karanlıklar devri "Demir çağ" olarak anılacak olan yeni başlayacak devre, Yunan Mitolojisi'ndeki "Tufan Efsanesi"nde bu şekilde dile getirilmiştir.
    Ezoterik bilgiler ışığında konuyu ele aldığımızda Yunan Mitolojisi'nde anlatılan"Tufan Efsanesi" daha anlamlı bir hal almaktadır, Şimdi bu ezoterik bilgileri hatırlayalım.
    Mu’nun Beyaz Irklarından; Karyenler
    Mu kıtası'nın şu anda Paskalya Adası'nın bulunduğu doğu bölgesinden göçe başlayan Karyenler ilk başta Güne Amerika'da Amazon Denizi'nin Güneyi'ne yerleşmişler. Burada büyük bir yerleşim birimi oluşturmuş olan Karyenler'in ısmınden dolayı bugün Karayip Denızı bu ısımle anılmaktadır.
    Daha sonra yine Mu'nun doğu bölgesinden hareket eden gruplar, yan sayfadaki haritadan da görüldüğü gibi, Amazon Denizi'ni takip ederek Atlantis'in Güneyi'nden akdenize kadar uzun bir yolu katetmişler ve Akdeniz'in bitiminde iki kola ayrılarak Bır grup Yunanıstan' a diğer grup ise Anadoluya çıkmış lardır. Anadolu yu seçenler de birkaç kola ayrılmışlar: bir kısmı Akdeniz Bölgesi'ne, bir kısmı Ege Kıyıları'na, bir başka grup ise Çanakkale Boğazı'nı geçerek, Karadeniz'e kadar uzanan Anadolu topraklarına çıkmışlardır.
    Bu konuyla ilgili James Churchward eski bir Mısır tabletinde anlatılanlara dayanarak şunları söyler:
    Karyenler Atlantis' e kadar ulaştıktan sonra Akdeniz yoluyla Batı ve Orta Anadolu'ya kadar gittiler. Bir grup Karyerıli ise, Balkan'Yarımadası'nın Güneyi'ne o devirde Atheniens diye isimlendirilen bugünkü Yunanistan topraklarına çıktılar. Orada büyük bir uygarlık kurdular. Bu kurdukları uygarlık gittikleri toprakların adıyla anılmaya başlandı.Eski Mısır tabletlerinden öğrendiğimize göre bu kurulan uygarlığın başkenti bundan 17.000 yıl önce inşa edilen Eski Atina' dır. Ve bu şehir birçok depremde yıkılarak 11.500 yıl önce batmıştır. Bu tarih aynı zamanda Atlantis'in de battığı yıllara rastlar. Yunanlılar Karyenler'in torunlarıdır. Nitekim birçok Yunan filozofu kökenlerinin Karyen oluşuyla övünürdü. Bunlardan biri de ünlü Yunan tarihçisi Herodot'tur.
    Görüldüğü gibi Ege Denizi'nin hem batısına (Yunanistan'a) hem de doğusuna (Anadolu'ya) Karyenler yerleştikten sonra 5.000 yıldan fazla bir süre kalmışlardır.
    Bu bir kalemde geçilemeyecek kadar uzun bir süredir.
    Ve hem Anadolu'nun hem de Yunanistan'ın tespit edilebilen en eski kültürüdür.
    Yunanlılar'ın Karyenler'in torunları olması Yunanlılar'ın tamamen Karyenler'in devamı olduğu anlamına gelmez. çünkü göçlerden sonraki yıllarda yaşanan büyük depremler ve su baskınları sırasında, bölgede yerleşen Karyenler'in büyük bir bölümü yaşamını yitirmiştir. Ve bölgeye daha sonraki yıllarda başka uluslar da gelmiştir. Bu bakımdan arada sadece uzak bir akrabalık olduğunu söyleyebilmek mümkündür.
    Aynı şey Anadolu için de geçerlidir. çünkü Anadolu'nun en eski insanları her ne kadar Karyenler idiyse de, daha sonra Orta Asya' dan gelen atalarımızın bu bölgeye yerleşmeleriyle ve çok farklı ulusların bölgeye yaptıkları göçlerle Karyenler le olan akrabalığımız azalmıştır.
    James Curchward'ın Fiber'teki bir Mabette bulduğu eski bir haritadan uyarlanarak hazırlanmıştır. Mu'nun Doğu Göç yollarından biri olan Karyenler'in izlediği rota.
    Türkiye'nin Akdeniz bölgesi'nde bulunan Osmaniye ili'nin Kadirli İlçesi'ne bağlı Karatepe'de bulunan Anadolu'nun en eski toplumlarından olan ve kökeni Mu göçlerine bağlı olan Hititler'e ait Nuh'un Gemisi,
    Ancak bölgedeki Karyenler'in varlığı hiçbir zaman unutulmamıştır. Yunanistan ve Anadolu'nun en eski yerleşim birimlerini gösteren tüm eski haritalarda. Batı Anadolu' da "Karma" olarak adlandırılan bir bölgenin varlığı, yukarıdaki tespitlerin adeta bir belgesi gibidir. Aşağıdaki bu haritalardan bir tanesini görüyorsunuz.
    Hititler de Akdeniz’e kadar ilerleyen Karyenler'in torunlarıdır. Ve Hititler’e ait bir çok tarihi belgede, Karyenler’in tufandan kaçışlarının anıları bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi de, Akdeniz Bölgesi'ndeki Hititler'in yerleşim birimlerinden Kartepe de bulunan bir taş kabartmada günümüze kadar gelebilmiştir. .
    William R. Shepherd'in .1923 yılında hazırladığı Tarih Atlasındaki Ege Denizi ile Akdeniz'in birleştiği bölgeyi gösteren bölüm.
    Roma Efsanesinde
    Roma Mitolojisi'nde de suların yükselmesi ve ani sel baskınlarının meydana getirdiği büyük tufan efsaneleri bulunmaktadır. Tema yine aynıdır ... Bir tufan yaklaşmakta ve bir kahin bundan önceden haberdar olmaktadır ... Bu sayede de insan nesli top yekün yok olmaktan kurtulmaktadır ...
    insan ırkı tarafından başvurulan kötülüklere çok kızan .luplt er, insanlığı topyekün silme kararı alır. Önce tüm dünyayı ateşe vermeyi düşünmüşse de sonra bu kararından vazgeçerek, cenneti ateşe verirken dünyaya sel baskınına uğratma cezası verir. Neptün'ün de desteğini arkasına alarak, tüm yerleri şiddetli fırtına sel ve depremlerle cezalandırır. .
    Tanrıların bu kararını bir" kahin tarafından öğrenen bir çift yaptıkları tekneyle kurtulurlar. Dünya üzerindeki tüm insanlar yaşamlarını yitirirler. Tufan bittik­ten sonra tekneleri yüksekçe bir tepe ye oturan çiftten yeniden bir nesil meydana gelir.
    Hint Efsanesinde
    Masalların ve efsanelerin vatanı sayılan Hindistan'da bugüne dek söylenip yazılan "Satapatha", "Brahmana" ve "Mahabharata" destanlarında Manu, tufana yakalanır:
    Günlerden bir gün, Manu, yakaladığı bir balığı acıyıp bağışlar. O anda balık olağanüstü bir büyüklüğe erişir ve Manu'ya hemen bir gemi yapmasını ve boynuzlarına bağlamasını söyler.
    ( Nuhun Gemileri - Ergün Candan )





  2. #2
    10urteker 10urteker isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    -YASAKLI-
    Çok güzel paylaşım emeğine sağlık nevermore, bu payaşım yorumsuz kalmayı hak etmiyor

  3. #3
    persephone - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Tem-2007
    Mesajlar
    448
    Konular
    12
    çok hoş,gri zemin ve siyah yazı zorlasa da okumak keyifli oldu.

  4. #4
    chosniel1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Şub-2012
    Bulunduğu yer
    ist
    Mesajlar
    42
    Konular
    1
    bizim ders kitabında yazdığına göre çıkış noktası mezopotamyaymış ve sözedilen sel fıratın taşkınlarıymış bu açıklama bana mantıklı gelmişti