Toplam 10 sonuçtan 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Melih Cevdet Anday

  1. #1
    felidae - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eki-2006
    Mesajlar
    1.144
    Konular
    93

    Melih Cevdet Anday


    MELİH CEVDET ANDAY



    Bir çift güvercin havalansa....
    Yanık yanık koksa karanfil....


    1915'te İstanbul'da doğdu. Ankara Gazi Lisesi'ni bitirdi (1936), Sosyoloji öğrenimini yapmaya gittiği Belçika'da iki yıl kaldı. İkinci Dünya Savaşı çıkınca yurda döndü. Ankara'da Millî Eğitim Bakanlığı Yayın Müdürlüğü'nde danışmanlık, Ankara Kitaplığı'nda memurluk ve gazetecilik yaptı (1942-1951), İstanbul'a gelerek Akşam gazetesinde çalışmaya başladı (1951), deneme yazarlığını bugün Cumhuriyet'te sürdürüyor. 1954'ten sonra İstanbul Belediye Konservatuvarı Tiyatro bölümünde fonetik-diksiyon öğretmenliği yaptı, emekli oldu. İlk şiiri Varlık dergisinde çıkan (15 Kasım 1936) Melih Cevdet, derginin ertesi sayılarında, liseden arkadaşları Orhan Veli ve Oktay Rifat'la birlikte şiirler yayımlayarak Yeni Şiir'in üç öncüsünden biri oldu. Varlık, Ses, Yeditepe, Yaprak, Papirüs, Yeni Dergi, Soyut vb. dergilerde çıktı şiirleri. Özellikle 1946'dan sonra sanatını romantik öğelerden kurtararak sosyal temellere yasladı. Çeviri kitaplarının sayısı 25 kadardır.
    Şiir kitapları: Garip (1941, Orhan Veli Kanık ve Oktay Rifat'la birlikte), Rahatı Kaçan Ağaç (1946), Telgrafhane (1952), Yanyana (1956), Kolları Bağlı Odysseus (1963), Göçebe Denizin Üstünde (1970), Teknenin Ölümü (1975), Ölümsüzlük Ardında Gılgamış (1981), Tanıdık Dünya (1984) ve Güneşte (1989). 1978 yılına kadar yazdığı bütün şiirleri Sözcükler adlı kitapta topladı. Deneme kitapları: Doğu-Batı (1961), Konuşarak (1964), Gelişen Komedya (1965), Yeni Tanrılar (1974), Sosyalist Bir Dünya (1975), Dilimiz Üstüne Konuşmalar (1975), Maddecilik ve Ülkücülük (1977), Yasak (1978), Paris Yazıları (1982), Açıklığa Doğru (ilk iki kitabının ilavelerle yeniden basımı, 1984), Sevişmenin Güdüklüğü ve Yüceliği (1990) Gezi yazıları: Sovyet Rusya, Azerbaycan, Özbekistan, Bulgaristan, Macaristan (1965; genişletilmiş yeni basımı Anadolu'da ve Sosyalist Ülkelerde adıyla) Oyunları: İçerdekiler (bas. ve oyn. 1965), Mikado'nun Çöpleri (bas. ve oyn. 1967), Dört Oyun (bas. 1972, Yarın Başka Koruda, Dikkat Köpek Var, Ölüler Konuşmak İsterler ve Müfettişler adlı oyunları), Toplu Oyunları I (1987), Toplu Oyunları II (1989) Romanları: Aylaklar (1965), Gizli Emir (1970), İsa'nın Güncesi (1974), Raziye (1975), Yağmurlu Sokak (1991), Meryem Gibi (1991) Anıları: Akan Zaman Duran Zaman I (1984). Melih Cevdet, Mikado'nun Çöpleri eseriyle 1967/68 tiyatro mevsiminde en başarılı oyun yazarı seçilerek İlhan İskender Armağanı'nı aldı. Ankara Sanatseverler Derneği de 1971-1972 mevsiminde aynı eserle şairi yılın en iyi oyun yazarı seçti. TRT 1970 Sanat Ödülleri Yarışması'nda roman türünde Gizli Emir ile başarı ödülünü (Şubat 1971), Tarjei Vesaas'tan çevirdiği Buz Sarayı romanıyla Türk Dil Kurumu 1973 Çeviri Ödülü'nü, Teknenin Ölümü ile 1976 Yeditepe Şiir Armağanı'nı, Sözcükler ile 1978 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü'nü, Ölümsüzlük Ardında Gılgamış ile 1981 Türkiye İş Bankası Ödülü'nü ve Ölümsüzler ya da Bir Cinayetin Söylencesi oyunuyla 1984 Enka Sanat Mansiyon Ödülü'nü kazandı, bu oyunu Dört Oyun ile birlikte basıldı (1987). Ayşegül Yüksel'in Melih Cevdet Anday üzerine Yapısalcılık ve Bir Uygulama (1982) adlı çalışması vardır.


    Eserleri

    Garip (1941, Orhan Veli ve Oktay Rifat'la birlikte)
    Rahatı Kaçan Ağaç (1946)
    Telgrafhane (1952)
    Yanyana (1956)
    Kolları Bağlı Odysseus (1962)
    Göçebe Denizin Üstünde (1970)
    Teknenin Ölümü (1975)
    Sözcükler (1978, toplu şiirler)
    Ölümsüzlük Ardında Gılgamış (1981)
    Tanıdık Dünya (1984)
    Güneşte (1989)
    Yağmurun Altında (1995)


    Şiir Çevirileri

    Annabel Lee - Edgar Allan POE
    Atlının Türküsü - Federico Garcia LORCA
    Ben de - Langston HUGHES
    Bir Zenci Kızın Türküsü - Langston HUGHES
    Çayhane - Ezra POUND
    Gece. Şehir Uyumuş. - Aleksandr BLOK
    Hürriyet - Paul ÉLUARD
    Kanun - Wystan Hugh AUDEN
    Pan Öldü - Ezra POUND
    Şiir Sanatı - Paul VERLAINE



    Şiir Üzerine

    Anlamın Anlamı
    Çağlar Geçiyor
    Şiir Üzerine
    Şiirin Vazgeçilmez Üç Dönemi
    Şiirin Anlamı
    Uzun Şiir - Kısa Şiir
    Yarın Düşüncesi


    Ödülleri

    1976 Yeditepe Şiir Armağanı
    1978 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü
    1981 İş Bankası Büyük Ödülü
    2000 Aydın Doğan Vakfı Şiir Ödülü


    SENİ DÜŞÜNÜYORUM..

    Çocukluğunu düşünüyorum Emilia
    Deniz boyundaki ıssız yolu sabahleyin
    Hani saçların, atkın uçuşurdu rüzgarda
    Kokusunu duyuyorum bembeyaz gömleğinin
    Seni kucağıma alıyorum Emilia

    Ben büyüttüm seni, ben yetiştirdim
    Bugüne bu sevdaya
    Toprağım ekmeğim kitabım şiirim
    Sen ne varsa iyiden doğrudan yana
    Gözümün nuru, başımın tacı, efendim
    M.C.A.


    BU KIRLANGIÇLAR GİTMEMİŞLER MİYDİ?

    Giden gelen yok. Bir titreşimdir bu.
    Duragan fulyanın üstünde arı
    Bir diyapozon gibi titremekte. Kırlangıç
    Tarihsizdir. Belleğim sarsılıp duruyor denizde.
    Martı bir uçta kanat, bir uçta ses.
    Ya sabah, ya öğle. Gemici ve bulut,
    Güneş ve yağmur kıl payı bir dengede.
    Dolu bir boşluğu doldurup boşaltmak işimiz.
    Ölülerle, gecelerle, sümbüllerle.

    M.C.A.


    RAHATI KAÇAN AĞAÇ

    Tanıdığım bir ağaç var
    Etlik bağlarına yakın
    Saadetin adını bile duymamış
    Tanrının işine bakın.
    Geceyi gündüzü biliyor
    Dört mevsimi, rüzgarı, karı
    Ay ışığına bayılıyor
    Ama kötülemiyor karanlığı.
    Ona bir kitap vereceğim
    Rahatını kaçırmak için
    Bir öğrenegörsün aşkı
    Ağacı o vakit seyredin
    M.C.A.


    HER GECE BÖYLE DEĞİLİM

    Benim de öyle akşamlarım vardır.
    Kapıdan girince anama sarıldığım,
    Çocuklara karamela ve çekirdek getirdiğim,
    Meyhaneye uğramadan çakır keyif,
    Düşmanım yok,
    Gündeliğim cebimde,
    Küfretmeden
    Öyle tasasız döndüğüm akşamlar..
    Benim de öyle akşamlarım vardır.

    Her gece böyle değilim.
    M.C.A.


    Güvercin
    Pencerede kopan alkış...
    Melih Cevdet Anday





  2. #2
    Melih Cevdet Anday pithc - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ara-2006
    Bulunduğu yer
    klan savaşlarında...:)
    Mesajlar
    3.472
    Konular
    238
    braavvooo


    ellerine saglık felii böle sabah erken kalkınca geceden kim neler yapmıs derken bi yazar konseyi karsıladı...+++

  3. #3
    felidae - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eki-2006
    Mesajlar
    1.144
    Konular
    93
    daha bir sürü yazar konseyi düşünüyorum bir sabah ansızın bilinmesi tanınması gereken isimler bunlar....

  4. #4
    Melih Cevdet Anday pithc - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ara-2006
    Bulunduğu yer
    klan savaşlarında...:)
    Mesajlar
    3.472
    Konular
    238
    bence bas ucu kitaplarııı olmalııı...

  5. #5
    belfalas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Haz-2007
    Bulunduğu yer
    İzmir, Karşıyaka
    Mesajlar
    1.416
    Konular
    99
    ellerine kollarına sağlık feli...5 kişi engeli olmasa karmalara boğucam seni ama olmuyo işte

  6. #6
    schizophrana - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Kas-2007
    Mesajlar
    6.732
    Konular
    1672
    BİR İLKBAHAR ŞİİRİNE BAŞLANGIÇ

    Hava ne kadar güzel öğretmenim
    Yollar ağaçlar kuşlar ne kadar güzel
    Yeryüzü pırıl pırıl öğretmenim
    Gizlisi saklısı kalmamış dünyanın
    Nesi var nesi yoksa dökmüş ortaya
    Bütün bitkiler, bütün hayvanlar, bütün taşlar
    Sürüngenler, konglomeralar, serhaslar
    Hepsi hepsi ortada öğretmenim.
    Ne olur biz de gidelim
    Burda kalsın kitaplar
    Burda kalsın iğneli karafatmalar
    Kollarından bacaklarından gerilmiş kurbağalar
    Burda kalsın hepsi
    Bomboş kalsın hepsi
    Bomboş kalsın evler okullar
    Hapishaneler, hastaneler...
    Öğretmenim, sevgili öğretmenim
    Sırtımıza alırız hastaları
    Kim bilir ne özlemişlerdir kırları...
    Ya mahpuslar.
    Ne sevinirler kimbilir
    Sarılıp sarılıp öperler adamı.

    ÇOK GÜZEL ŞEY

    Yaşamak güzel şey doğrusu
    Üstelik hava da güzelse
    Hele gücün kuvvetin yerindeyse
    Elin ekmek tutmuşsa bir de
    Hele tertemizse gönlün
    Hele kar gibiyse alnın
    Yani kendinden korkmuyorsan
    Kimseden korkmuyorsan dğnyada
    Dostuna güveniyorsan
    İyi günler bekliyorsan hele
    İyi günlere inanıyorsan
    Üstelik hava da güzelse
    Yaşamak güzel şey
    Çok güzel şey doğrusu.

    ÇARE YOK

    Anladık ölüme çare yok
    Kazaya belaya çare yok
    Saç dökülmesine
    Yüz buruşukluğuna çare yok
    Anladık çare yok
    İşsizliğe de mi yok
    Açlığa da mı yok
    Anlamadık gitti
    Çare yok.



    FOTOĞRAF

    Dört kişi parkta çektirmişiz,
    Ben, Orhan, Oktay, bir de Şinasi...
    Anlaşılan sonbahar
    Kimimiz paltolu, kimimiz ceketli
    Yapraksız arkamızdaki ağaçlar...
    Babası daha ölmemiş Oktay'ın,
    Ben bıyıksızım,
    Orhan, Süleyman efendiyi tanımamış.

    Ama ben hiç böyle mahzun olmadım;
    Ölümü hatırlatan ne var bu resimde?
    Oysa hayattayız hepimiz.


  7. #7
    semuel - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oca-2008
    Mesajlar
    439
    Konular
    140
    DÖNECEĞİM

    Dağıtır saçlarını ve yalvarıp uzaktan
    Mavi bir iklim gibi çağırır beni sesin,
    Tertemiz göklerinde dal dal erguvan açan
    Rüyalarıma ışık ve özlem serpmektesin.

    Bir mayıs sabahını yaşayacak böcekler
    Çılgın karanfillerle dolacak yeşil saksın,
    Ve sen bir fidan gibi yeşermiş olacaksın,
    Serin, çakıl yollarda kuşlar birikecekler

    HEP SONRASI

    Akşam sona ermek üzere. Akşam değil.
    Sonra? Sonrası gece. Koylar gördüm
    Tanınmamış resuller gibi. Ama ben geceyi
    Bilirim. Sonra? Sonrası düşleri,
    Bütün düşleri. Küçük bir kuş vurdum,
    Topal kaldı Temmuz'da. Sonra?
    Sonrası sabah, dağdan indim
    Günün yamacına. Baktım o değil,
    Değil küsken tanıyan beni.
    Komşuları gördüm sonra da,
    Bir bildikleri varmış gibi
    Akşama bakıyorlar ve geceyi bekliyorlar



    ANI

    Bir çift güvercin havalansa
    Yanık yanık koksa karanfil
    Değil bu anılacak şey değil
    Apansız geliyor aklıma

    Nerdeyse gün doğacaktı
    Herkes gibi kalkacaktınız
    Belki daha uykunuz da vardı
    Geceniz geliyor aklıma

    Sevdiğim çiçek adları gibi
    Sevdiğim sokak adları gibi
    Bütün sevdiklerimin adları gibi
    Adınız geliyor aklıma

    Rahat döşeklerin utanması bundan
    Öpüşürken o dalgınlık bundan
    Tel örgünün deliğinde buluşan
    Parmaklarınız geliyor aklıma

    Nice aşklar arkadaşlıklar gördüm
    Kahramanlıklar okudum tarihte
    Çağımıza yakışan vakur, sade
    Davranışınız geliyor aklıma

    Bir çift güvercin havalansa
    Yanık yanık koksa karanfil
    Değil, unutulur şey değil
    Çaresiz geliyor aklıma



    TROYA ÖNÜNDE ATLAR
    I. koşu
    Kör bir ozan anlattı bunları,
    Atların da ruhu vardı Troya önünde,
    Ta Hades'ten duyulurdu kişnemeleri,
    Atsız bu bu kişneme ölüleri ürpertir,
    Köpeği deliye çevirirdi.
    Kimi de Troya önünde nal sesleri gezinirdi,
    Gömülmemiş bir atın erinçsiz ruhundan.

    O gün Akhalar başka biri için yarışsalardı
    İlk ödülü Akhileus götürürdü barakasına.
    Çünkü ölümsüz atları vardı,
    Onları Poseidon vermişti babası Peleus'a,
    Peleus da oğluna armağan etmişti.
    Şimdi atlar yas tutuyorlar Patroklos'a,
    Yürekleri burkuk, toprağa değiyor yeleleri.

    Diomedes Tros atlarını koştu arabasına
    O atları savaşta Aineas' tan almıştı.
    Bir tanrı kurtarmıştı Aineas'ı.
    Sarı Menelaos kalktı sonra, Atreusoğlu,
    Tanrısal yiğit koştu arabasına iki at,
    Agamemnon'un kısrağı Aithe'yi, kendi atı Podargos'u.
    Antilokhos koşum taktı Pyloslu atlarına.
    Sonra Köroğlu kalktı, koştu Kır At'ı.
    Her yanında çifte kanat
    Bilmez yakını ırağı.
    Kendini beğenmiş Tahta At'ı çıkardılar sonra,
    Yayıldı ortalığa yanık sedre kokusu.
    Huylandı öbür atlar bu büyülü kokudan.
    Sonra göründü Muhammed'in damadı Ali'ye
    Benzer iyi huylu Düldül, edep yeri kapalı,
    Dolandı çok tanrılı atlar arasında ağır ağır,

    Gözleri iyi görmüyordu.
    Başını yana eğen İskender'in Bukephalus'u
    Geldi sonra, Hint kızları gibi derin bakışlı
    Güneyden yana bakayordu ikide bir,
    Sezmiş gibi Granikos suyunun yakınlığını.
    Elcid'in Babeica'sı, derken Rocinante çıktı
    Ağlayarak.
    Anlatma bana atları!
    Bilirim, ana rahminden gelir, gece, karanlık
    Bir ahırda lamba tutar biri, ışık titrer
    Samanların üztünde, hayvanın öksürüğü ve soluğu...
    Başını döndürür bakar, "Bana benziyor mu?"
    "Sekili mi ayakları?"
    Anlatma bana atları!
    Sabahın yerden kesilmiş tarlaları ve çığlık
    Çığlığa suları gibi gök yarığından atlayan
    Kanatlı Pegassos! Gençliğim benim, oğlum!
    Delirmiş bir zamandı, yas, ölünün öcü, gövdesiz kuş,
    Kırılan yıldız, unutulmuş bir günün yarısı.
    Tohumsuz küçük göller ölüm anıtı gibi yükselen,
    Ve giysisiz boşluk, yılgın uzay, o bitmeyen
    Koşu...Atlar, atlar.Yaşlananı görmedim hiç.
    Kimi yelesiyle devirmek ister burçları,
    Kiminin eşeler toprağı hala toynakları.
    Anlatma bana atları!
    Yüreğim kaldırmıyor düşündükçe vurulup
    Vurulup yerlerde yattıklarını, anlatma,
    Anlatma bana, görmedim Troya savaşını.

    II. Ağu
    Duydun mu?
    Bursalı oto tamircisi Mehmet'in duyduğunu?
    Katran, balık ve çam tahtası kokulu,
    Yatışmamış çayırsı kadın kokulu kentin
    Önceden bildi diye yakılacağını,
    Ağulu yılan sokmuş Laokoon'u.
    Kıvranıp duruyorlarmış çoluk çocuk
    Rüzgarlı İlion kıyısında.
    Kıyılarda birikir ölümün artıkları,
    Düşüncede yitirilen ve bulunan sözcük,
    Sonsuzluk, aranan kırık bir yontu gibi
    Kıyılarda birikir ün, yücelik ve düşman.
    Çünkü deniz daha bitmemiştir, uykusuz
    Ve yarı yarıyadır, çöker delikli fıçısında
    Tortulanarak eski ölülerden.
    "İzmir fuarından otobüle dönerken
    Gördüm, bir bulut sarmıştı İlion'u."
    Bütün kitapları gaz odalarına atmışlar,
    Dresden'de, Köln'de, Münich'de.
    Über allen Gipfeln ist Ruh
    "Gökte uçaklarla kuşlar çarpışıyor,
    Kanatlar, tüyler, gagalar yağıyormuş kente."
    Duydun mu?
    Hep yabancı kızlar çalışır bizim genelevlerde
    Adları La, Li Lu...
    "Pkei,
    Dağa bırakılan çocuk ne oldu?
    Şimdi herkesin ağzında bu konu.
    Kurda kuşa yem mi oldu dersin ormanda?
    Parçalarını olsun bulamaz mıyız?
    Parçalardan bir insan çıkmaz mı ortaya?
    Hem ne olur, olmaz mı, gövdesiz olsa?
    Olur, olmaz, olsa?"

    III. Düş
    "Sabaha karşı,
    Gecenin kırıntılarını bir anda toplayıveren
    Güvercin gibi aç bir saatta,
    Doğmamış çocuklar kurar düşlerin yayını,
    Kadın düşünde gördü çocuğu ve yangını."
    "Demek çocuğu dağa bıraktılar, düş ve yangın
    Kaldı. Keşke düşü bıraksalardı."

    "Evet korktuk düşten, gereği buydu,
    Elimizde değildi düşü yorumlamamak,
    Yorumun gereğini yapmamak da öyle.
    Çocuk büyüyünceye dek bekler yangın,
    Beklesin gelecek günün kötürüm yazıtı,
    Beklesin kuş gagalarının yaraladığı ayna,
    Şarap her zaman içilir ve bekletilir,
    Çünkü kırmızıdır sıçrayan kanın rengi,
    Gidip gelen günün ve uzayan şarkının rengi.
    Bölmedik mi günü yediye geceyi beşe?
    Bu uykusuz direncin suyunu mühürlemedik mi?
    Biz atmadık mı ayı bunca uzağa doğumdan?
    Biz uzatmadık mı uykunun ağır bacasını?
    Beklesin gizemli suda bekleyen kamış,
    Ve ayın kuru eteğinden bakan göz kuşu,
    Kent kurulmadan taşı kör eden kar bıçak,
    Ah beklesin bekleyecek olan alın bekler,
    Tut gelgitin ucundan derim tutar ve bekler,
    Sürer gider su, toprak, usun arsız otu,
    Atlı karınca, örtüler, tapınak ve merdiven,
    Sürer ölümsüz mutluluk , iç sıkıntısı,
    Bekleriz bize verilmiş olanı yaşayarak."

    "Ah çok çekmiş yorumcu!
    Taşıyabilecek miyiz dersin birlikte
    Kim bilir kaç yıl sürecek kaygımızı?
    Yarınımızın ne olacağını bilmiyorduk
    Gene de bilmiyoruz, ama bir umut bu çocuk,
    Umutsuzluğumuzun umudu.
    Git bul ormanda onu."

    IV. Dönü
    Orman, çıplak yerlilerin attığı büyülü
    Bir ağdır ve sanki avlanmış, şaşkın
    Bir at gibi dağ, kurtarmak ister başını,
    Tırmandıkça tırmanır çukur sulara
    Göklerin.
    Aşağıda,
    Surlarla deniz arasında, dokuz kez yıkılmış
    Surlarla, yedi kez ıssız kalmış deniz arasında,
    Düşle yangının iki kanadı arasında,
    Hiçliğin tek kurşunu zamanı uzatan
    Ve acele söğütleri ölümün dilinden
    Konuşturan dayanıklı ırmak horonu ile
    Bitişin komşu duvarı Boğaz arasında
    Dönüyordu atlar...Yaşlananı görmedim hiç.
    Kimi yelesiyle devirmek ister burçları,
    Kiminin eşeler toprağı hala toynakları.
    Bir yanda armağanlar bekliyordu : Bir kadın,
    Kulplu bir üçayak, altı yaşında bir kısrak,
    Ateşe değmemiş bir kazan, iki kulplu bir kap.
    Bağırmalar, nal sesleri, toz duman...
    Über allen Gipfeln ist Ruh
    "Peki,
    Dağa bırakılan çocuk ne oldu?"

    V. Fal
    "Şu mavi boncuğu gördün mü? Bir deveci
    Tuttu onu geçende. Tuhaf adamdı doğrusu,
    Hem fal baktırır, hem dövüşürdü yılmadan
    Falına karşı. Anlamam ben. Boğulmuş
    Geçerken Fırat'ı. Aç bir köpektir fal,
    Kovalarsın, döner gelir, bulur seni.
    Şu önümdeki kurşun ne bileyim kimin falı?
    Macbeth'e kral olcağını söyledim,
    Ama öldüreceğini söylemedim kralı.
    Zamanı uzatmak da elimde değil,
    Kısaltnak da. Yat sat tat ksanikam.
    Bak, gözümü kırptım, her şey geçti gitti,
    Yarın dündür, dünse daha gelmed,.
    Şu bakla, tuttuğun çocuk olsun, itiyorum,
    İniyor dağdan aşağı...Ne kadar zaman geçti?
    Bilemem. O mu, değil mi bilemem gene.
    Bir lamba yak, akşam başkadır ışığı,
    Gece yarısı başka, bambaşka sabaha karşı.
    Ama lamba aynı lamba.
    Santana ksana dbarmas.İnan, inanma."

    VI. Sevi
    Orman sen elimi tutunca başlardı,
    Yarılırdı bir incir gibi ortasından.
    Koşardıkyukarı iki büklüm, soluk soluğa.
    Alabalıklarla düşe kalka, çam pürleri
    Keserdi hızımız, Elimi Bırakma, Elimi
    Bırakma...
    Sonra kayardık ta aşağılara.
    Ve alçalırdı sessizlik bir ağaç gibi
    Kök salardı sende ve bende, arayarak
    Toprağın sıraya dizilmiş suyunu.
    Ayçiçeğinden göğüslerin döner ışığa,
    Yürürdüm göğsünde öğle saatleri gibi,
    Yürürdüm bir anıt kemeri gibi iki yanında.
    Sonra gene başlardık koşmağa,
    Yukarı, daha yukarı, çukur sularına
    Göklerin. Öperdim seni, titrerdin, parçalanmış
    Anları birleştiren sevi düş görmez. Ey orman,
    Ey avlanmış atın falı, ey yeniden başlamanın
    Aç güvercini! Falımız yok bizim.

    Yaktık onu göçmen kuşların gözlerindeki
    Benek, gagalarındaki tekçil dane gibi
    Daha gün doğarken. Falımız yok bizim

  8. #8
    Seneca - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ara-2007
    Mesajlar
    136
    Konular
    1
    garip akımını sevmem pek o yüzden okumadım onu

  9. #9

    Üyelik tarihi
    Tem-2009
    Mesajlar
    2.060
    Konular
    0
    döneceğim / her gece böyle değilim.. mükemmeller..

  10. #10
    Karabuyu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Haz-2013
    Bulunduğu yer
    İstanbul-Varşova
    Mesajlar
    120
    Konular
    9
    Anadolu ırgatı'nın dilinden eksik olmayan şiiri ;

    Balıklar için deniz lazım,

    Sevişmek için işsiz olmak

    Ve geceleri yatakta

    Duymamak için tabanların sızısını

    Zengin olmak lazım.

    Halbuki ıslık çalmak için

    Birşey lazım değil.


Benzer Konular

  1. Geleceksen ; Melih Baki
    Konuyu Açan: coldhellangel, Forum: Şiir.
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 05-Nis-2008, 09:27
  2. Melih Cevdet Anday Yazıları
    Konuyu Açan: Kinyas, Forum: Not Defteri.
    Cevap: 1
    Son Mesaj : 28-Mar-2008, 20:31
  3. Müfettişler ve Melih Cevdet Anday
    Konuyu Açan: semuel, Forum: Oyun İncelemeleri.
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 16-Mar-2008, 14:13
  4. Mikadonun Çöpleri-Melih Cevdet Anday
    Konuyu Açan: semuel, Forum: Oyun İncelemeleri.
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 16-Şub-2008, 13:02