6 Sayfadan 1. 123 ... SonSon
Toplam 53 sonuçtan 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Küçük İskender Şiirleri

  1. #1
    vhercle - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ağu-2006
    Bulunduğu yer
    dünyadan
    Mesajlar
    2.838
    Konular
    210

    Küçük İskender Şiirleri


    28 Mayıs 1964’te İstanbul’da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi’ni bitirdi. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde beş yıl okuduktan sonra ayrıldı. Bir süre de İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde öğrenim gördü. 1985 yılından itibaren çeşitli edebiyat dergilerinde şiir ve yazıları yayımlanmaya başladı. İlk ve uzun şiirleri Adam Sanat Dergisi'nin hemen her sayısında yer aldı. Temalarında alışılagelmişin kimi kez tam karşısında yer alan, polemikçi, başkaldırıcı şiiriyle sadece 1980'li yılların değil tüm Türk şiirinin en gözüpek şairi. Fazlaca karışık ve yer yer fazlaca uzun ve çoğaltımcı şiiri özgün çarpıcı başarı düzeylerine de ulaşabiliyor. Geleneksel yöntemler kullanarak yazdığı divan tarzı şiirleri, gazelleriyle de dikkat çekiyor.



    ARTIK KALBİM YOK

    artık kalbim yok ağladığımda sana
    düşündüğümde seni artık kalbim yok
    seni anlatırken birilerine, atmıyor kalbim
    atmıyor kalbim seni gördüğümde rüyalarımda
    istediğin gibi yaptım; artık kalbim yok !
    küçük bir velede verdim onu, oyuncak niyetine
    fırlattım attım doyursun karnını diye bir sokak
    köpeğine
    suda sektirdim bir kiremit parçası gibi
    ve bekledim batmasını
    bekledim batmasını yanan bir gemi
    nasıl ağlayarak denize dökülürse

    istediğin gibi yaptım; artık kalbim yok!
    artık kalbim yok baktığımda eski resimlere
    özlediğimde seni
    arta kalmış bir kalbim yok!
    YOK!


    DE GÜLÜM

    de gülüm! De ki: ela bir günde geleceğim
    istanbul darmadağın olacak, saçlarım
    darmadağın. Hepsi, darmadağın!
    üzülme gülüm! Toparlanacağız, birlikte,
    ayağa da kalkacağız, yürüyeceğiz de gülüm
    hem de çelikten toprağını dele dele hayatın!

    de gülüm! De ki: bitmiştir umut, bitmiştir
    sevgi, bitmiştir güven!
    güven bana gülüm!
    sana bitmemişliği öğretecek, tattıracaktır
    hasretten-hakikaten-ten değiştiren yüzüm!

    göreceksin gülüm! Bekle!
    hırslarımız, acılarımız gitgide ihanetlere
    hainlere, ezilmelere alışacak..
    göreceksin-sevinçten ağlayacaksın gülüm-ki
    işte o vakit bana-doğrudur!-
    şair olmak, seni sevmek pek çok yakışacak!

    bak! şiirler var, mektuplar var, çocuklar var,
    sokaklar var, kediler!
    inan bana gülüm, ölüm yok bir tek! ölüm yok bize!
    ölüm inananlar için sessizce
    kara kapli kitaplardan çıkartılacak..
    göreceksin gülüm! Bekle! Göreceksin!
    artık hiçbir insan, hiçbir kavga ve hiçbirimiz
    bu dünyada, yapayalnız, umarsız kalmayacak!

    ÇÜRÜK KRAL DEPOSUNDAN 194

    Sırtını ova ova yarım bakraç balgam
    çıkarttık ejderin ciğerlerinden; ipek'ten
    değil
    baharat yolu'ndan gelen bir illet
    gibi, tertibi tastamam
    hepsi de alnının göbeğinden vurulmuş
    on beşinde gangster bozuntusu çocuk
    ağız kenarında bir sahil kasabası gibi duran gitanes
    yüzünde bir bıçak yarası gibi duran buz siyahı gözler
    esrarengiz, meraklı ve defans ağırlıklı hayatlara düşkün
    herşeyin durduğu yerde hareket halinde muzaffer
    ve intikam hırsıyla dolu şaheser hikayeler!

    O çocuklarla sabahlarken terkedilmiş bir senaryonun
    kötü adam karakterlerinde
    herkes seçtiği rolün repliğiyle boğuşurken
    kostümler bol gelirken, dar gelirken bedenlere
    kim "kamera!" dedi, kim "stop!" dedi bilinmezken
    binlerce bobin kutusu içinde ararken kendi karakutumuzu
    hepimizin bir asistanı var sonunda vurduğumuz
    aşk ile çekememezlik arasında hep ihtiyaç duyduğumuz!




    Konu Kinyas tarafından (27-Nis-2008 Saat 21:05 ) değiştirilmiştir. Sebep: Ardarda Atılan Mesajlar Birleştirildi

  2. #2
    losteirosss - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Tem-2007
    Bulunduğu yer
    cehennemdeki lethe ırmagında.....
    Mesajlar
    2.604
    Konular
    42
    Taptığım yazar sair..Sanatcı tam anlamıyla....bu arada sinir oldum sana bu konuyu ben vercektim..Neyse eline sağlık üzerine bol bol ekleme yapıcam actıın bu konunun
    Konu schizophrana tarafından (26-Eyl-2008 Saat 21:59 ) değiştirilmiştir.

  3. #3
    ensiferum13 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Haz-2007
    Bulunduğu yer
    İSTANBUL
    Mesajlar
    3.725
    Konular
    334
    bir martıyı aglattın sen adlı sıırını cok seviorum tesekkrler vhercle...

  4. #4
    Depressive Depressive isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    -YASAKLI-
    ufak bir şizofren havası seziyorum.. nede olsa kalp kalbe karşıdır

  5. #5
    losteirosss - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Tem-2007
    Bulunduğu yer
    cehennemdeki lethe ırmagında.....
    Mesajlar
    2.604
    Konular
    42
    Bundeslade

    bir atlıkarınca yangını sonrası
    isli, sıcak kemikleri çocukların.
    -- çok tanrılı yalızlıkların
    son akşam yemeği sofrası -- Toy siyah!

    evcil kinler evcil hırslar besle bedeninde
    ve körpe dakikalarda zor cinayetlerinin
    ağzını kanla sil ağzını mor yakamozla yıka!

    gözlerinde ve özlemlerinde bir yabacılaşma,
    (oyuncak dudaklarımız plastik anılarımız var bizim
    öyle hatırlıyorum)
    kör paslı testereyle budadığım yüzün
    dökülüyor avuçlarıma prizmatik
    dökülüyor lunaparklarıyla senden. Neden
    billur bir cinayetin her yerinde seksek oynardık?
    yıldırım intiharlara paratoner ayyaşlıklarımız
    kiremit dil parçaları kaydırırdık tükürüklerde
    ve neden ipek tülbentlere örtülürdük sebepsizce?
    kimdi o karakalem resmini yapan belleklerimizin
    bastırılmış kağıttan yelkenlilere?

    Ölümü De Kusacağım

    çınar ağaçları ölüm orucunda
    haşarat ayaklarımla geldim geceye
    bu şehir şimdilik şurda unutulsun
    uzun bir bıçak vardı ya avucumda
    kendi kendini kanatırdı sessizce

    sevdiğim adamın adı: sokak adları
    sokak atları ve sokaksız yalnızlığım
    içimde tuzlu bir mağma taşırmışçasına
    yüzüme geldim yüzümde kuru çam yaprakları
    çamlar dediysem inanmanız da gerekmez
    pencerelerden sarkıtılan
    kaçık erkek çorapları.. aaah! ölüm!
    zulmettikçe hicvedeceğim seni
    içeceğim anasını satayım
    kusacağım da! her yere bakan gözlerimle..
    tut elimden istanbul!
    tut elimden pis ******!
    tut ki elim sana bir mektup gibi kanasın
    tut ki elim bir an olsun sıcak
    bir an olsun bir sübyan ağlayışı gibi
    imzasız kalsın!


    Son Sen

    şiddetle ihtiyacım var beni öpmene
    dudakların dudaklarımı hacize gelsin
    dokun! dokun! dokun etime,
    etimle süslensin ardıç gözlerin
    akşam olup da delikanlılar siyah giydiler mi
    (dışavurumcu zifir ve seni seviyorum)
    turuncu soyundu mu ****** karılar ve dönmeler
    bir şelale çalarım en yakın vitrin camını kırıp
    ceplerimde bahar şiirleri ve ilkokul öğretmenleri
    en güzel sesleri çizip anahtarımın kenarıyla
    ağlarım! ağlarım ulan sana ne, sen
    soyun -mumları söndür- yatağına uzan!
    süte aşkı üfle!(*)

    bıyıklarımı kestim, kravatımı taktım, suyumu içtim
    gittim(**)
    gidiyorum(***)


    (*) : sevda kafiyeleri arasındaki kıvamlı stoplazmik uzantılar değil miydi
    saçlarını kızartıp da seni gövdeni boşaltıp çekip uzaklaşmaya mecbur
    eden çekiç uğultusu ve kil buketleri--ki benim şahmerdanım senin
    çocuk karanlığında yaşlı bir alice'di ve harikalar diyarında iskambil
    adamlara poker borcum, sen, nasıl, fakat
    (**) : yağmur kadardın, prezervatiflerimizden kan emdi mesut yaşayan
    meşhur yalnızlar ve meddah kronolojiler. Ağzında kanarya lekesi.
    (***): muradım yanıyor. Sen oyna hayatımı ey Robert De Niro. Sen söyle
    şarkımı ey hüzün: Newyork! Newyork!


    İstediğin Gibi Yaptım; Artık Kalbim Yok!

    artık kalbim yok ağladığımda sana
    düşündüğümde seni artık kalbim yok
    seni anlatırken birilerine, atmıyor kalbim
    atmıyor kalbim seni gördüğümde rüyalarımda
    istediğin gibi yaptım; artık kalbim yok !
    küçük bir velede verdim onu, oyuncak niyetine
    fırlattım attım doyursun karnını diye bir sokak
    köpeğine
    suda sektirdim bir kiremit parçası gibi
    ve bekledim batmasını
    bekledim batmasını yanan bir gemi
    nasıl ağlayarak denize dökülürse

    istediğin gibi yaptım; artık kalbim yok!
    artık kalbim yok baktığımda eski resimlere
    özlediğimde seni
    arta kalmış bir kalbim yok!
    YOK!
    ...

    Bir Martıyı Ağlattın Sen

    bir martıyı ağlattın işte
    bir çocuk garanti intihar eder artık
    kütür kütür küfrediyor gece imanıma
    bir yaprak kırılıp suya düşüyor
    su yaralanıyor su kanıyor şelale!

    ah nasıl titredim tensiz
    bir piyanist büküldü sanki
    kesişen ayrışık doğrular gibi
    çarpışıverdim yüzünle. Yüzün
    öyle düzgün suna bir elyazısı
    yüzün yüzüme aksedince
    yüzün ayna alnımda
    yüzün uzun hüzünlü bir alınyazısı!

    bitmemiş bir ömrün yalanısın
    sen: kabuslarımın tabiri
    çocukluğumun arta kalanısın!
    öldüreceğim kendimi dudaklarınla
    dudakların etle, şehvetle seferber
    sen! bana inen son kutsal kitap
    son fakir yatır
    son aciz peygamber!

    bir martıyı ağlattın işte
    bir çocuk garanti intihar eder artık


    Ne Çok?

    seni ne çok kedi tırmalamış anne
    camlara baktım orda mısın hala
    dün akşam haydutlar bıçaklamış bir karanfil
    kaçamamış vurmuşlar ölmemiş solmuş
    seni ne çok iğfal etmişler anne
    her yerin delik deşik
    ağlayışın bile yamuk yumuk
    bakışların kısık
    ve bilhassa değişik
    ne çok isyanlanmışım ne çok gitmişim meğer
    bağırdıkça etlenmiş sesim
    etlendikçe sesim, kanamış elmas liğme liğme
    seni ne çok öldürmüşler anne
    beni ne çok dövmüşler
    artık evlenelim anne hayata karşı
    ve gel, beraber kaybedelim bu mor savaşı

    benimle birlikte intihar et anne

  6. #6
    losteirosss - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Tem-2007
    Bulunduğu yer
    cehennemdeki lethe ırmagında.....
    Mesajlar
    2.604
    Konular
    42
    Şehsuvar

    I.

    gece saçlarına kadar sokulur, güzelliğine
    atılan ilmiklere kadar ulaşır. Koltukaltına
    kaç takım yıldız, burç saklar. Şehsuvar
    sığ sıkıntılar ardında derin bir havuz..
    dikdörtgen dudaklarda çok yuvarlak
    sözcükler var! Herhangi birine selam versen
    dağılmaya mecbur oluyor yüzün. Uzaklara
    gideceğim ben diyor delikanlı, gobi çölüne..
    Tarih atlaslarında yitireceğim her zerremi
    anlık bir yanılgıdır diyor suçüstü alttarafı
    anahtarlıkların hüznü üstüne
    çift kişilik yataklar için yazdığım senaryolar
    yollar: derisiz ceninler gibi çirkindir
    yollar: tanrının çocuk oyuncağı olduğu çağda
    işlenmiş günah-kırılmış ikona
    yollar: insanın kendi cenazesine
    geç gitmesi gibi bir şey! Özellikle!

    şimdi saatbaşı
    satranç oynayan sabıkalı beyoğlu kaldırımları
    utanca doğru atılan serinkanlı
    serseri adımları turfanda-radyodan ajans ve hava durumu
    ve muhallebiciler, daima kalabalıktır, daima terli
    içerde tavuk göğsü gözleriyle sevgililerimiz! Simli!
    ve öpüşenler oğullaşan, sıklaşan zenci elleriyle
    o tekerlemeler söylenmeyecek! o bilmeceler sorulmaz!
    kaç parmağı çatırdar ki hüsranımın
    kaç ciğeri şişer ki rakı şişelerinde gömdüğüm
    aşklarımın. Aşkı geçelim. Onu geçelim,
    onu unut şehsuvar!
    ya da kımıltısız bir kuş ölüsü dünya müzelerinde
    beton bağlayan aromalı kanatlarıyla kımıltısız
    kımıldar bir gün! Onu umut
    kımıldatır değil mi
    kımıldatır değil mi şehsuvar!
    saçmalıyorsun! Evine dön, o vıcık vıcık
    koynuna annenin, sabahlığın arkasında haydi!
    sırılsıklam memeler, ucu mantarla tıkanmış memeler
    ve şato zindanı dolaplarda boğdurulur
    porno dergilerinin şahsi derbederliği.. Direniş
    bir bakıma
    - Haklısın de! - imparatorluk ahlağı,
    doyum seferberliği! Ve emilmiş
    bir dili andıran dilsiz adı usancın
    bende gizlenen bedensiz bir ölümdü varsay
    ki fazlaca huysuz
    ki fazlaca havadar
    ah! Neden sütyen takmaz acaba uzamış adamlar,
    ayaklarına,
    yürümedikçe sarkmasın diye bacakları!

    evet! üstüne üstüne yüklendikçe kaçar
    kaçar ha kaçar
    sevda katillerinin otellerdeki
    kilometrelerce kadınlardan çalıp da
    başlarına geçirdikleri
    ten rengi külotlu çoraplar!

    kimsen de kalmaz birdenbire! Açtıkları yaradan
    kan bile akmayacak. Çoğu küstah! Çoğu şımarık!
    vahşi bir at almış altmış dağı aramıza taşır
    vahşi bir at almış altmış dağı aramıza taşır
    şehsuvar! Sınırlara mayın döşer bakışların
    vahşı bir at almış altmış dağı aramıza taşır
    şık bir omuz devrimiyle baharı getir
    tavlalar kırılır, iskambil kağıtları savrulur
    görücüye çıkan büyücü bir kız oluverirsin
    patlamış yirmi ikilik ampul gibi
    patlamış mısır seven
    mısırlı esmer çocukların
    tokluğa açlığı gibisindir
    vahşi bir at almış altmış dağı aramıza taşır
    yuvanı, anneni bugün terkettin tırnakların arap
    ses duvarını aşamaz sesin
    ışık kırılır mı hiç
    birleşir yeniden adeta
    - kardeş duası çeker
    muskalar tutar -
    senin merceklerinde şehsuvar!
    Baksana sultan!
    dikdörtgen dudaklarda
    daha ne çok
    yuvarlak sözcükler filan var. Gülsen
    ağızın düşüverecek ve kenarından biraz
    çatlayıverecek kahkahan. Ve vahşi bir at
    alıp bir altmış dağı daha
    aramıza taşıyacak! Ve vahşi bir atın
    bir hayat boyu süren
    saltanatına dönüşecek birden
    hasretlerle gitgide
    gitgide ağırlaşan zaman..

    II.

    maviden öğreneceği çok şey olmalıdır denizin
    yakışıklı bir kadındır şehsuvar. Titredi mi
    gökyüzü de titrer, toprak da, deprem de titrer,
    onunla beraber umulmadık gülden fışkıran renk de!
    aynalar be şehsuvar, rujla boyanmış kırık aynalar
    zahiri görüntüler de sayılabilir, ahenk de!
    kasıklarında kasım gibi çoğalan
    susam ahırlara kilitlenir o atlar bilhassa
    meydanlar sevdanla, ağrınla cilalıdır. Olmasın mı?
    simit satan kimi çocuklarsa
    kördür, topaldır, mavidir
    bakirdir daha oysa!

    anne diye seslenir ölümlü çınarların
    dışa vurmuş toy köklerine şehsuvar, anne!
    kimsin sen?

    kimim ben der anne
    tekillikle kalaylanırken yüreği adamakıllı
    kıllı erkek kollarında. En zayıf sesiyle
    ağlar mı hiç! En karambol sesiyle
    ağlar mı hiç! En matem
    sesiyle ağlar anne!
    maviden kapacağı çok şey olmalıdır denizin
    bir kere: anneler öncelikli diri kalsın, anneler
    ****** olmasın efendiler..

    nerede yaşadığını bilmeyen bir vapur sıyrılır
    uykularında şehsuvar'ın. Bütün shakespeare'ler
    bütün hamlet'leri düşünür. Balerin bir sabahtır,
    damlarında ayakparmaklarının uçlarında yürür güneş..
    tüyler, taç yaprakları, aman gürültü etmeyin!
    her anın
    hep bir susan insanıdır şehsuvar.
    - şehrin surlarına, cemre olur
    düşüverir at cesetleri, bıçaklarda festival var -
    henüz büyüyememiş isyan
    henüz planları yarım bir katliamdır şehsuvar!
    söndürülememiş orman yangını gözlerinde
    sosyolojinin lümpenliği!
    söndürülememiş kireç kuyusu gözlerinde
    erken uyanışın yaşlı ergenliği!
    iniltinin
    suya yansıyan gövdesidir şehsuvar
    hey! anlasana sultan!
    dikdörtgen dudaklarda
    daha ne çok
    acısız iftiralar falan var..
    şehsuvar kurtulmak da ister
    kurtuluşu neye bağımlıdır;
    - cevap şıkları -

    a) "30 nisanda hitler intihar etti. 7 mayısta almanya teslim
    oldu!"
    intihar
    alnımı açtı, beynime gerdi beyazperdesini
    kafatasımda bir kabile buldum sonra buzuldan
    okyanuslar buldum damağıma açılan gözoyuklarında
    östakimde birtakım kanun taksimleri
    birtakım kanun kaçakları gibi esrarengiz iş sonra
    - esrarlı sigara içen bukalemunlarla küstük o sıra -
    hangi birini bölsem ötekine
    diğeri masasına çağıracak beni
    bardağımı doldurup ensemdeki tüyleri çekiştirecek
    beni kambur burunlu şairlerle tanıştıracak alelacele
    alelacele el sıkışılacak, memleket meselelerinden
    söz edilecek alelacele ayaküstü, ayaküstü sarhoş olunacak
    kusulacak ayaküstü alelacele
    yedi heceliler veya yedi uyurlar / uydurulacaklar
    uydurulacağız alelacele! Vazgeçmem gerekecek belli
    omurlarımdan, omurgamın içine tramvay hattı döşenecek
    kızlık adını işleyeceğim bekaretin tığla
    rönesansın kızlık zarına.. Leonardo! Leonardo!
    haminnem mona lisa'nın ta kendisi çıkacak. Zorla şehsuvar
    atlar yine karşıma çıkacak, karşı çıkacak aşk
    hanım hanımcık! Aşkı geçelim. Onu geçelim.
    Onu unut şehsuvar!

    onaylansın lütfen
    uzay boşluğunun karın boşluğuma doluşması..
    sen! ruhumun organik hali!
    sen! gençliğimin gergin bırakılmış tek kası.. Arkası,
    şekilsiz bir dudak oldun yüzüme ikinci yeni
    metal bir şafak oldun göğüme sorgusuz sualsiz
    siz! şehsuvar'ı ve beni liflere ayıran
    kirpik diplerinden oluk oluk sperm gelen
    korkuluklar!
    milleti gerdanıma toplayıp
    parlak cesaretlere, oğlancıl ihmallere yürüdünüz
    peşinizden tükürecektim bir ihtimal, peşinizden,
    pencereme pencelerinizin hayasızlığını sürdünüz
    kapılar sürgülendi, kapı önlerinde
    evde biriktirilmiş kız kuruları süngülendi
    allah kahretsin, kahrettiniz beni, cani ettiniz
    kendi bedenimde kendi kendime tecavüz ettim
    deli oldum, kül oldum, ıslıklaşıp durdum
    aruz vezni serçelerle
    romen rakamı gerçeklerle
    dedim: bendim
    böcekler gibi sevişen o dostlarla
    tanıdınız mı?
    - Hayır! Pek çıkaramadık!
    - Ama tanımanız şart!
    Ah sultan! Ah şehsuvar!
    intihar
    alnımı açtı, aklımı buldu, sana selam söyledi..
    ardından, ne olabilir ki başka, işte birkaç
    çiyli sardunya, birkaç yarım kitap, sevilmesi
    okşanması eksik
    birkaç ölü kedi işte!.

    b) "Hiç sabahattin ali okudunuz muydu?"
    enteresan bir soru
    biraz düşününüz / biraz düşününüz / az
    istiridyelerden söz edin bana / ince çerçeveli
    gözlüklerden / piyer loti'den / amerikan barlarda
    ardıardına içilen dublelerin biyografisinden,
    örneğin bürokrasiden, geleneksel aydın
    terbiyesizliğinin kronolojisinden, lobilerden,
    ortalarda bir yerden, farzımuhal katolik
    alkoliklerden / hadi! piyonlardan, paslı piyanolardan
    ispiyonlardan, kara şapkalı sivillerden
    ya da durup dururken beliren
    sivilcelerden söz edin bana. Siz hiç
    sabahattin ali okudunuz muydu tan vakti
    okumadıysanız, tam vakti dedi şehsuvar!.

    - sahi, tanımadınız mı?!
    - hayır, pek çıkaramadık!

    ne çok yuvarlak sözcük..
    ne çok artistik..

    c) "bir cüce ile çocuk arasındaki farkı bana söyleyin hele,
    neden size düşman olsunlar ki?"
    şehsuvar! çabuk! yaşlanıyorsun. Yaşlandın mı
    Ölüler sevindirilmek isterler lacivert mezarlarında
    hastahane köşelerinde septik
    ellenmek filan hani eskaza
    kaç fırsat vardır ki artık
    göz ilişsin, silah kalksın, kulak duysun
    bir de ikide bir hortlarsa davalar ansızın
    avukat tırnaklar kemirilirken ceviziçi odalarda
    tek başına doğmanın
    bir başına kırlaşmanın
    kendi kendini kırbaçlamanın acımasız acımasızlığı
    (ah! sultan! bir ceylan sizi-ezik büzük-üç büklüm)
    bu şehirde ya sen de vahşi bir at
    ya da olsan olsan
    kabuk bağlayamayan
    dinsiz bir yara olursun!

    - sahi, tanımadınız mı hala?
    - gene çıkaramadık

    d) "Once there was a boy. He had no friends to help him.."
    - isminiz nedir, efendim?
    - gizlemek istiyorum. Söylemesem..
    - kaç yaşındasınız?
    - yirmi iki..
    - Nerelisiniz?
    - İstanbul'lu..
    - ne iş yapıyorsunuz?
    - insanım..
    - evli misiniz?
    - hiç denemedim..
    - çocuklarınız var mı?
    - olabilir!
    - isimlerini söyler misiniz?
    - gizlemek istiyorum. Söylemesem..
    - burasi neresi.
    - psikiatri.
    - ben kimim?
    - bilmem. Siz bu yaşa kadar bunu öğrenemediniz mi?
    - hangi yıldayız?
    - bu hangi gezegen? Tabii sizi üzmezsem ve yormazsam..
    - Hangi ay?
    - hangi sevgi, değil mi ama. İlkin bu. Öncelik bu
    sorunun..
    - ayın kaçı bugün?
    - hepsini adlandıralım, bunu mu istiyorsunuz?!
    - evet efendim, son dünya harbine katılan devletleri bana
    söyler misiniz?
    - savaşları ülkeler ilan eder, insanlar yapar!
    - biz o harbe iştirak ettik mi?
    - ben hiçbirine katılamayacak kadar, canlıyı-cansızı
    seviyorum. Siz, katılmış mıydınız?

    şehsuvar! çabuk! kandırılıyorsun. Kandırıldın mı?

    III.

    "sizler!
    hayatta yaşamaktan başka gayesi kalmayanlar
    coğrafya bilmeden öpüşmeye çalışanlar
    sizler!
    yapısalcılar, ruhsalcılar, masalcılar,
    halciler, falcılar
    parmak izleri sıfır, duruşları italik olanlar
    artık değeri cinine tonik yapanlar
    muhtelif muhterem darbeler
    heveslerde, tutkularda pür ihtilal.. geçinenler!
    sizler!
    geçinemeyenler, neme gerekçiler, emekçiler,
    emzikçiler, hainler, halidler, oğlanlar!
    yolda saati başkasına sorup
    sigarasına ateş alıp
    sendikaların apışarasında elle doyuma ulaşanlar! Sizler!
    aydınlar! aydıngerler, kolay gelsinciler,
    asimetrik esinciler
    ******cuklar, osurukcular,
    üfürükçüler, geri zekalı çocuklar! - ki şehsuvar'ın
    anayasası..
    mayistler, septemberistler!
    sizler!
    free gitaristler, peace veletleri, makinistler!
    din sülükleri! varoluşçular: kapı komşularım!
    sloganın, olağanın şairleri!
    sosyal yanları kapitalleri, kapitalleri
    yalnızca soğan-ekmek-sosyalizm olanlar!
    otuz yaşına kadar solcu
    otuz-elli arası sosyal adaletçi
    ellisinden sonra bunayıp, otobüslerde
    bayanlara arkadan yaslanarak mutlu olabilen
    fevkalade entellektüellerimiz!
    captain black'çiler, bafra'cılar
    bir afra bir tafracılar, taşralılar
    vay gülüm doğu diyenler, yesinler seni müstehcen bantını
    mantığına yapıştıranlar!
    piyanist-şantörlerim: hormonlarım benim!
    marxist-şantörlerim: kabaetimin kenarları!
    sizler!
    liberaller, helaller, haramlar, sadrazamlar
    hamlar, hamcık ağızlılar, popodan bacaklılar
    omuriliklerini testislerinde saklayan delikanlılar!
    amcalarım, teyzelerim; siz, homoseksüeller!
    feministler, androsantrikler, sosyal demokratlar,
    teokratlar, aristokratlar, sen sümüklü burjuvazi!
    oportünistler, optimistler!
    bir teselli ver'ciler, allah vergisi takılanlar,
    öğrenciler, saygın öğretim üyeleri, seks yıldızları,
    heyy! Sizler!
    arkadaşlarım, alışamadıklarım; ellerim, ayaklarım!
    sizler!
    idealistler, egoistler, ütopistler, narşistler!
    Ben
    şehsuvar!."
    sığ sıkıntılar ardınca yükselen havuz
    kırmızı balık, bozuk abajur, kullanılmış jilet
    sınırlara mayın döşeyen bakışlarıyla
    siz olan şehsuvar!
    Ben
    şehsuvar!
    sığ sıkıntılar ardınca yükselen buhar
    çocukluğunu yaşayamadan büyümüş bir tümör
    kandırılmış, tanınmamış kretuvar; unutulmuş
    bir tornavida, hiçbir işe yaramayan çivi,
    sınırlara mayın döşeyen bakışlarıyla
    siz olan şehsuvar! O sınırlar
    sizin sınırlarınız. Ben
    şehsuvar!
    sığ sıkıntılar ardınca yükselen belediye otobüsü
    abonman biletlerimi sizler mi çaldınız?!

    - daha önce karşılaştığımıza
    eminsiniz, değil mi?

    IV.

    gece
    saçlarına kadar sokulur
    güzelliğine atılan
    ilmiklere kadar ulaşır!

    aşkı geçelim. Onu geçelim. Onu unutun!
    onu unut şehsuvar!

    ya da kımıltısız bir kuş oluşu
    istiklal caddesi boyunca yatar!

    ah sultan!
    bir vahşi at almış altmış dağı aramıza taşır!

    gece
    saçlarına kadar sokuldu da
    güzelliğine atılan
    ilmiklere kadar ulaştı.
    biz
    şehsuvar
    ulaşamadık!

    - heyhat! şehsuvar öldü de gitti bile
    hala onu filan tanıyamadık!

    ah! sultan! ah! şehsuvar!
    dikdörtgen dudaklarda
    ne çok
    yuvarlak sözcükler vardı.
    hangi birini böldüm ötekine
    diğeri beni kalabalık masasına çağırdı!


    Sacrifice

    Sana bugün bir abajur aldım:
    Birşeyin ucunda durur da yeşil chevrolet
    Kapıları açık, baltimor plakalı, usta işi
    Teybinde elton john'dan sacrifice
    Biz sahile doğru yürümüşüz
    Ayakizlerimizde ölüp erimiş peri pelerinleri
    Periler birbirine düşman, pelerinler birbirine küs

    Sana bugün bir mektup yazdım:
    En çok
    En çok güllerden söz ettim
    Saydam, renksiz, özgür güllerden
    Bir gül olmak korkusundan
    nedenini hatırlamıyorum ama ağladım
    Sağda solda yakılıp unutulmuş sönmüş sigaralar
    'Canım...' diye başlanılıp
    Yarım bırakılmış bir sürü kâğıt parçası
    ruh parçası
    aşk parçası
    buğu parçası
    haz parçası
    paramparça içime paramparça bir kış gelmiş
    biliyor musun ben daima
    Kışları saklanırım kan

    Kan ödüldür açıkçası
    Sana bugün bir kurban kestim
    Hala ağrıyor ve akıyor bileklerim
    Gelip geçici bir seyahat
    Üzerinde konuşulmamış bir sevgi
    Karşılıklı hoyrat kullanılmış bedenler
    Aydı dalda karşılaşan iki çocuk sincap
    Dal, ağacına düşman, sincaplar birbirine küs
    Dudaklarda müstehzi bir hal
    Yani bir yere vurup kaybolan far ışığı gibi
    Bir an aklıma vurup kaybolan o fevkalade hayal
    Vurup kaybolan ruh ve aşk parçaları
    Beyaz ve terli alnımda belirip dolaşan
    Delikanlı tanrının eli
    Usulca düzeltirken ıslak kâkülümü
    Otuz yıllık ömrümde ilk kez düşledim ölümü
    Bugün sana abajur aldım, bir mektup yazdım
    Sana, diyorum, bugün bir abajur ve mektup
    Ben bugün sana öldüm başkasına değil
    Sana, diyorum, bugün bir abajur ve mektup
    Ben bugün sana öldüm başkasına değil
    Hani o chevrolet yeşil, kapıları açık
    Teybinde elton john'dan sacrifice
    Avcumda, pembe, ziftli bir alyans
    Vurup kaybolan buğu ve haz parçaları,
    Biriktirdiğimiz
    Zamanla biriktirenle biriktirilenin
    Birbirine karıştığı

    Ben de bir eşya mıyım diye düşündüğü
    Üzüldüğü şey
    Bir tüy gibi yanınıza gelip
    Bir tüy gibi dokunup ürpertip
    Sonra
    Sonra geri çekildiği... sacrifice...

    Koskoca bir aralık ayını müzikle geçirmiştik
    Sokaklarda elimizde şarap şişeleri
    Adlarımızın yanyana olduğu
    Kalpler kazımıştık ağaçlara
    Modern çağın gereklerine inat,
    biz romantiktik biz birbirimizi seviyorduk
    biz ayrılmayacaktık biz arabesktik biz...
    Bugün bir abajur aldım sana
    eve geldim
    yatağın hep sol tarafında yatardın
    sol taraftaki başucu sehpasına yerleştirdim onu
    bir ampul taktım sarı soft hep istediğin gibi
    ışığında bir mektup yazdım sana
    teypte elton john'dan sacrifice
    Beni terkettiğini bildirdiğin o telefon konuşması
    Gözlerinin gencecik mavisi
    birden başlayan, o telaşla, bütün gece yağan
    Yağmur geldi hatırıma
    Nedenini hatırlamıyorum ama ağladım
    Yüzüme kapanan ellerin
    Yüzümü yeryüzüne karşı perdeleyen ellerin
    O okyanus ellerin geldi hatırıma
    Kaset sustu kapandı yeşil chevrolet'nin kapıları

    Tuvalette sarıldım jilete hasretle öptüm
    Ampul patladı bir anda alev aldı abajur
    Kan ödüldür
    Kanımı bu gece dışarı gezmeye çıkarttım
    tenler birbirine düşman, aşıklar birbirine küs
    nedenini hatırlamıyorum ama utandım
    utandım


    TÜRKİYE

    Oğlanlardan ve alkolden vaktim arttıkça seni düşü-
    nüyorum Türkiye, inan doğru bir kere yanılmasam
    ve ruhumun yavşak zıpırlığı, hiç değilse ayık
    dolaşmayacak kadar dürüstüm,

    Türkiye, Tarkan öleli çok oldu, artık onu unut; bunadı kurt.
    playboy'a annemin çıplak resimlerini
    satarak Beyaz Saray'a sırnaşmayı düşlüyorum
    spermi biraz fazla kaçırdığımda,

    Bes parasız paraladığım sokaklarında embesillerini
    ve taşak kalpli aydınlarının sidik yarışlarını
    görüp bol bol osuruyorum, başbakanı dinlerken
    televizyon karşısında ekrana ekmek teknemi açmak
    ya da esrar içmek, geğirmek en büyük mutluluk bana verdiğin

    Otuz bir çekmediğim günlerde düşler kuruyorum senin
    hakkında, hür hülyalarımda sana zerre kadar
    yer vermiyorum ama, maalesef ayakta kalıyorsun

    Sosyal demokrat idiotlarini, ****** tavukların
    uğrak yeri sanat galerilerini, festival sarkaçlarını,
    ölüsevici kültürünün uyanık tezgahtarlarını
    ve tezgahın altında neler döndüğünü
    farkedecek kadar sosyalistim

    Hapsine düşmedim henüz, o yüzden tam solcu
    sayılmam köle pazarı piyasasında, kıçına cop
    girdiği için şair olanlardan da değilim; eli
    kulağındadır tımarhanelerinden birinde tescilli
    manyak olmamın ve koynuna girmediğinden dorukta sıçanların,
    o yüzden ipneliğim de test edilip onaylanmadı,

    Uyuşukluklarıyla iktidara peşkeş çekip
    çaktırmadan, sonnet'leriyle, balad'larıyla
    köçekleşen, raconları kıyak geçme üzerine kurulu
    mason-ulema tayfanı da tanırım, sen de bilirsin ki
    havlayan it ısırmaz Türkiye, bak, bizbizeyiz,
    çekinme, şu azınlıkların ne zaman kesip
    kızartacağız, cok acıktım Türkiye,

    Nazım'ı severim, buna kızabilirsin, ama bazı
    -ne demekse- naif şairlerin, devlet sanatçısı
    olmasına ve adının iktidar şakşakçısı
    starlarla bir anılmasına dair çabalarına izin
    verdiğinden, sana korkunç müteşekkirim, intiharımı
    hızlandırıyorsun böylelikle, böylelikle artıyor kirim ve
    seninle kirimiz, ne gam? iyi akşamlar. Persil Supra.

    Mustafa Suphi, artık hamsi mi türkiye, dikkat et,
    balıklar örgütlemesin,

    Allah'a inanmıyorum, Osmanlı'yım velhasıl, akın
    edip Avrupa'ya, toplayıp getirmesem de cillop
    gibi veletleri, n'apalım, burdaki lumpen
    teen-ager'larla idare ediyorum,

    Türkiye, ayıptır sorması ne zaman akıllanacağız;
    Türkiye, Kıbrıs'ın yakasını ne zaman bırakacağız
    ve ne zaman yaraşır olacağız devrim şehitlerimize,

    Türkiye, hiç terbiye edinemedim, yeteneğim bu kadar;
    çük kadarken okudum Sabahattin Ali'yi,
    Kafka'yı, Dostoyevski'yi, London'ı, Kapital'e başlayışım
    babamla aramızda çıkan küçük bir harçlık sorununa dayanır,

    IQ'larımızın düşük olduğunu sanmıyorum, peki
    bir eşşek şakası mı bu; köy enstitüleri,
    halk eğitimler, halkevleri ne ayak; Behice Boran,
    iyi ki unutuldu; iyi oldu, eline sağlık türkiye,

    Hasbelkaderbir önerim var: CIA, Eurovision'u
    kazanmamızı, AET'na girmemizi sağlayamaz mı acaba, şüphesiz,
    eh benimki de salaklık, haklısın Türkiye,

    Bizi milletçe sevmeyenlere ayar oluyorum; ağızlarını
    burunlarını kırarak onlara medeniyet öğretmek istiyorum
    Türkiye,

    Ben, sex-shop'ların, komünist partinin, müslüman
    demokrat partinin, rock partinin, çeşit çeşit
    gay barların açılmasını, askerliğin kaldırılmasını
    istiyorum Türkiye; bu topraklarda Nobel, Oscar, LSD,
    Özgürlük ve sik anıtlarını görmek istiyorum: kişi başına
    düşen milli gelirden bana ait payı iade ediyorum bütün
    bu harcamalar adına sana; hapishaneler, hayvanat
    bahçeleri, kamplar, tımarhaneler boşaltılsın derhal;
    ben bütün kentlerinde barışla, erdemle, insanlık haklarımla
    keyiften gebere gebere, ıslık calarak dolaşan bir seyyah olmak
    istiyorum; Mandela kötü adam, döv onu Türkiye,

    'Uzak Asya'dan gelip Akdeniz'e bir kısrak başı gibi
    uzanan bu memleket..sizin! afiyet olsun efendiler'
    demekten bıktım, bıktık,
    anlıyor musun, orda mısın Türkiye,

    Ama yine de memnun olmuyorsan bu tavırdan ve kızıyorsan
    ve sinirleniyorsan, olsun, biz yine geliriz; yine yazar,
    söyleriz; ölürüz; biz yine gideriz; sen, rahatını bozma
    o zaman, güzel bir çocuk gibi bu şık dünya yatağında,
    böyle masum böyle mazlum uyu Türkiye.

  7. #7
    vhercle - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ağu-2006
    Bulunduğu yer
    dünyadan
    Mesajlar
    2.838
    Konular
    210
    Dudaklarım gerisin geriye çekildi; ağdalı bir sıvının ağır ağır örttüğü, korkunun biçim kazanıp ayağa kalktığı ve �hey bana bir şeyler söylemenin vakti geldi� dediği zamanlarda bekledim seni; gözlerimi kapadım. Bekledim.

    Beklerken, özlemenin hangi geçitleri geçilmez kıldığını, hangi duyguların insanı hayata kazandırdığını, basite indirgenmiş hüzünlerin geceleri dinlenmeye müsait şarkılarla şahlandığını anlatamadım. Evet, bilmiyordum. Bilmiyordum, kelimelerden arınmış bir cümle kurar gibi sevişmeyi.

    Sevişirken sözlük kullanıyordum hala. Ama, seni seviyordum. Ve sevdiğimi, sevgimi anlatma telaşıyla hata üstüne hata yapıyordum sana. Sana yaklaşamıyordum. Yasaklanmıştın adeta. Çiğnemeye çalıştığım yasak olsan da, uzak dursan da, o korkunç şeklini korusan da, farketmiyordu hiçbir şey.

    Küçük bir ateş. Küçücük bir ateştin sen. Sönmekten ürken bir ateş. Bir su damlasıyla bütün görkemini kaybedebilecek bir ateş. Aşkın mecali kalmamıştı. Sessizce sokuldum yanına. Acıyla irkildin. Gülümsedim. Gülümsememe anlam veremedin elbette. Kimdi bu? Ne istiyordu? Tanımadığın biri. Hatıralarını darmadağın etmeyi planlamış bir yabancı. Fuzuli bir beden, karşındaki. Usulca uzandım,

    Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm


    Kimi geceler penceremden uzayı seyrederim. Uzayın adını ben koymadım. Uzayın adını yıldızlar, gezegenler kendi aralarında kararlaştırmışlar. Rahatlatır beni o. Bütün yağmurlar, uzayın derinliklerinden gelip yağar diye düşünürüm. Yağmurlar başka galaksilerden gelip yağar. Romantizme uyum sağlamak için de değil. Öyle. İşin gerçeği budur. Yağmurlar, bu dünyaya ait sanma.

    Bembeyaz bir yalnızlığın olmalı senin de. Lekesiz bir yalnızlık. Lekelenmeye müsait bir yalnızlık. Tedirginliğini buna bağlıyorum seni seyrederken. Pişmansın. Pişmansın kapıp koyveremediğin için sanki. Elinde olsa, avaz avaz bağıracaksın sokaklarda. “Neyim ben?” diye haykıracaksın. Olmuyor tabii. Olmuyor. Sıyrılır gibi lüzumsuz bir yerden, sıyrılıp kendi affına sığınıyorsun. Beni anlayacağın günler gelecek. Beni de göreceksin. Benimle tamamlanacak bir şeye benziyorsun çünkü. Korkma lütfen,

    Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.



    Çocukluğumdan söz etmek isterim sana, eğer sıkılmazsan. Bir gün otururuz evde, ben sana hayatımı anlatırım dakika dakika. Kaç yaşımdaysam, o kadar yıl sürer konuşmam. Çay pişiririz. Çaydanlığa su yerine votka koyarız sen dilersen.

    Sonra da sen anlatırsın: Sevdiğin filmleri, sevdiğin parçaları, sevdiğin canlıları, sevdiğin... Hep sevdiğin şeylerden konu açarsın. Ben sıkılmam. Ben seninle sıkılmamayı seni ararken öğrendim. Seni hayal ederken keşfettim sıkılmamanın azametini. Bir insan, bir insanı sıkamaz. Bir insan canı isterse sıkılır.

    Hacimler açarım sana içimde, dolman için, oraya akman için. Hacimler açarsın bana; çağlayarak gelirim. Endişelenmen gereksiz,

    Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.



    Olması gerektiği kadar fedakar biriyim aslında; daha fazlasını umma açıkçası. Endişelerim, ideallerim, halletmeye çalıştığım meselelerim var. Başkalaşmaya çalışıyorum. Gözardı edilmiş tutumlar edinmek hoş. Değişmek, hiç de zor değil. Yalnızca özgür olabilsem, sorun kalmayacakmış gibi sanki.

    Anlaşılmak istiyorum: sevdiğim bir şarkıyı herhangi biriyle paylaşırken aynı duyguları hissetmek arzusu bu. Evet, tıpkı bu. Sese, ahenge kapılırken, kendini müziğin ritmine verirken yanında bir diğerinin olabilmesi; görkemli bir anda birlikte sadeleşebilmek. Birlikte dansedebilmek gibi. Sen hastayken başucunda birinin sabaha kadar oturması gibi. Arada bir alnındaki teri silmesi, üstünün açılmamasına dikkat etmesi gibi. Bir başkası için hayatta kalma çabası gibi sanki. Ölmek için değil, yaşamak için uğraşmak gibi. Ummadan, hayal etmeden, sıradan, olduğu gibi. Doğal ve ciddi. Ciddi ciddi hayatla mücadele edebilme gücü. Bu gücü yanyanayken yaratabilme yeteneği. Ben bu yeteneğin bir parçası olarak sokuluyorum sana.

    Masallarla geliyorum. Efsanelerle geliyorum. Herhangi bir insanın birikimiyle geliyorum aslında. Artniyetsizim. İnan,

    Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.


    Bazı sorulara cevap bulamadım; kuşkusuz gerekli de değildi bu. Soruyu soru halinde bırakıp sahici yanını korumaya çalışmam, cehalet mi sanıldı acaba?

    Bedenlerin bedenlerden istedikleri, ruhların, ruhlardan çıkarttıkları, karşılıklı acıların birbirlerinin etkisini arttırdıkları vakitlerde düştün aklıma. Aklıma yayıldın. Ne kaybedebilir, ne kazanabilirdim ki artık: Ortadaydım işte!

    Bir başkasının mal varlığına dönüşmeden yaşayabilmenin yalnızlığıydı bu. Hayır! Melankoli diye adlandırma bu durumu; ortak bir açı yakalayamama sorunu galiba. Her kadın gibi doğurmak hevesi, her erkek gibi dağların doruklarında biraz gözden ırak hüzünlenme denemeleri aslında.

    Kusura bakma, kafam biraz dağınık,

    Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.



    İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar da yapabilir. Kızmamalısın. Darılmamalısın eğer bir kardeşlik varsa aranızda. Sevgi, hoşgörü takıntıları da değil. Bir elmanın kırmızı olması, bir gülün öyle kokması, bir derdin halledilmesinin ardından gelen ferahlık kadar sıradan ve güzeldir hata yapmak da.

    Aşka çılgınlığın yakıştığı çağları neden unutalım? Neden tarihin çuvalına tıkalım tatlı serseriliği, az biraz sergüzeşt olmayı? ! Ilımlılık mı kurtaracak insanlığı? Alttan alma mı örtecek bunca çirkefi, zorluğu, belayı?

    Demokrasi, senin saçlarından güzel olamaz. Senin yüzünden daha güzel olamaz krediler, faizler, repolar, tahviller. Dünyanın en uzun gecesi 21 Aralık değil, beni terkettiğin gecedir. Beni üzdüğün, yorduğun, yıprattığın gecedir.

    Bir kabahat mi gerçekten kendi dışında birine hayranlık beslemek? Gerçekten kırıyorsun beni,

    Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.


    Birinin peşindeyim ben; tanımsız bıraktığım birinin. Sessizliğin doyurduğu, biçimli ve endişeli birinin. Düşüncelerimi zapteden, kelimelerimi korkutan birinin. Yanında huzurlu uyuduğum, mutlu uyandığım birinin. Onunla olmakla, onunla birlikte yaşamakla gizli bir gurur duyduğum, asla kıskançlığa ya da sahiplenmeye dönüşmeyen bir tutkuyla bağlandığım birinin. Onu arıyorum göğe her baktığımda; bir melek gibi uzanıp yüzüme dokunacağını tasarlıyorum.

    Bütün aşkların payına düşen şiddetten arınmış, başkalarına aynı/ birbirimize farklı koktuğumuz bir sevginin yolu bu. Cesaretimi ondan alıyorum pervasızca ve yine ona ben cesaret veriyorum mücadele ruhunda. Bir sır gibi saklıyoruz misafirliğimizi. Hüzün bitince geri döneceğiz çağımıza. İnsanlığa karışmaya hazır yapışık kalpler taşıyoruz aşkımızda. Bizim aşkımız hakikaten beden gücü gerektiriyor akıl kadar.

    Yapacak çok işimiz var. Dövüşecek çok düşmanımız var. Kucaklayacak çok arkadaşımız var. Bizim sebebimiz bu. Bizim fazlalığımız bu. Belki de iksirimiz. Kanayan yüzlerle çevrili bir gezegende, fırtınaya karışan bellek tozlarımızla, erdemlerimizle, ideallerimizle ayaktayız.

    Yalan söylemiyorum

    Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

    Evet, sen de isterdin sanırım huzurlu yaşayabileceğin bir hayatın planlarını yapabilmeyi; kolaya indirgenmiş, biraz fazlayı aşırılıkta aramayan, ölçülü bir heyecanla kritersiz bir maceraya aday kahraman olmayı. “Rüzgara dur, yağmura yağma, mevsime değiş” demeyi; doğru, hepimizde biraz tanrıyı kıskanmak var galiba. Bütün günahlar da buradan kaynaklanıyor adeta. Hırslarımızın, çekincelerimizin odağı burası. Kazanmaktan çok, kaybetmeyi göze alabiliyoruz. Çikolata bile kurtlanabilir. Dondurma erir. Çiçek solar. Galiba önemli olan, onları yerinde yaşamak, yerinde korumak! Birer hatıraya dönüşseler bile! Kaç ölüme kaç doğuma şahit olduğunu hatırlayabiliyor musun? Sevmek, ifade edebilmek kadar, ifadeyi unutmamaktır da.

    Şimdi sessizce uzaklaşmalıyım. Çünkü beni anlamadığını, anlamak için uğraşmadığını, hatta bunu önemsemediğini biliyorum. Aynı otobandaydık ve birimiz birimizin yanından geçip gitti. Hafızasızlığı, gurur saymanın adil yanı! Hangimiz süratliydik; önemi kalmadı. Hangimiz daha özveriliydik; bunun da...

    Umarım mutlu olursun. Bunu bir çöküntü anında da söylemiyorum. Hiç kimse aldatmadı ötekini; yalnızca böyleydik işte! . Yüzüme öyle bakma nefretle,

    Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.


    Benden uzaklaştıkça, bana ait olandan yakanı sıyırdıkça rahatlayacağını, her şeye yeniden başlayabileceğini sanıyorsun. Kim bilir? Doğrudur belki de! . Adımın yaşamadığı, adımın özlemle anılmadığı yerlerde kime umut verebilirim ki zaten? Romantizmin tehlikesi büyük! Romantizmin tehlikesi büyük! Romantizmin esrarı büyüleyici! Romantizmin kanına girdiği insanlar bencil ve hırslı!

    Ben seninle birlikte yaşlanabilecek kadar erken yola çıkmayı istemiştim; maceramız uzundu çünkü. Maceramızın tahakküm altına alınamayacak kadar mükemmel olması, donanımımızla ilişkiliydi. Yani, sen ne kadar sevecensen, ben ne kadar yıpratıcıysam, o da o kadar mükemmeldi.

    Özveri denebilir buna. Evet, buna özveri demek beni mutlu ediyor. İnsan, özverinin çocuklara ad olarak verilebileceği bir dünyada tanımını kaybediyor. Bu kaybedişteki kaosun ritmiyle çekiliyorum sana. Sen bir mıknatıssın şeffaf ve ben, çekilirken sana içimdeki alelade metal parçalarıyla, kan şekerim düşüyor, ağzım düşüyor. Ellerim, en çok da ellerim düşüyor!

    Sakın ha üstüne alınma,

    Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.

    Ben seni kırmak için yaratılmadım. Uzun zamandır seni planlıyorum haksızca; cezalandırılacak kadar mı yabancı, tanınmaz ve suç yüklüydüm? Belki; seni çok yıprattığımın, bıraktığımın elbette farkına vardım, ama her şey mi benim aleyhte varoluşumla açıklanabilir?

    Beni, başta sana olmak üzere kimliklere karşı saldırganlaştıran koşulları tek başıma ben mi oluşturdum? Seni kaybettim. Bunu biliyorum. Seni kaybettiğimi sen çekip gitmeden önce de biliyordum. Ortadaydı. Bedel ve kefalet ortadaydı...

    Senin hakkında bir satır yazmamaya çalışmamın nedenini hiç düşündün mü? ! Sana ait olanları içten içe koruma uğraşı mıydı sanki bu: kuşkusuz. Hala da saygıyla ağlıyorum. Büyük bir tesadüfe yenildim, büyük bir eksen kaymasıyla, sihirbazın şapkasında sıkışıp kalan tavşan gibi,

    Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.


    Elbette kızıyorsun bana; belki en çok da bu zayıflığıma kızıyorsun: Tedirginliğime, seni kaybetme endişeme, telaşıma, şaşkınlığıma, titreyişime, ürpermem, anlamlarını anlamamış kelimelerle yetinmeme, müzakerelerde bulunmama, buhranların yorduğu bir gençlik yaşamama, bilincimi sana yönlendirmeme, sürekli sürekli içmeme, kelimlerin kifayetsiz olma durumuna, vesaireye vesaireye..

    İnadıma öfkeleniyorsun. Seni bırakmama, seni özgürlüğüne salmama hiddetleniyorsun. Bu da aşk işte! Bu da entrika! Bu da soysuzlaşmanın, aşkın getirdiği dalaveralarla kendine kilitlenmenin başka bir çeşidi! Peki anahtar nerede sevgilim? Peki anahtarın üzerindeki yivler kimin eseri?

    Dur, dur, bağırma,

    Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm



    Bunlar da geçecek şüphesiz. Seni unutmama kaç yüzyıl kaldı ki... Bir küsme, bir burulma biçimiyle gidişinin ardından şehrin gri cephelerine fevkalade ağır bir el bombası gibi düşen bunaltının bıraktığı korkunç acının unutulmasına kaç yüzyıl kaldı ki...

    Yaralandım. Bütün noktalarımdaki nöbetçiler de yaralandı. Çığrından çıkmış bir ayaklanma gibi ağlamakta yalnızlığım. Bir gerçek aramıyorum felakete. Bir bahane göremiyorum arkadaşlarımın beni teselli etmek için söyledikleri kelimelerin hanesinde. Ama yokluğunu doldurmuyor sevda siyasetinin hançerleri. Ama bilemiyorum yağmurun ardından artık hangimiz suçlanacak...

    Eğer hissediyorsan,

    Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm



    Ben sende ardı arkası kesilmeyen bir korku sevdim. Ben bir cüce çocuk sevdim sende sıska. Şiddetli ve hayret uyandıran manevralarla kendi kanına olan saplantılı aşkını sevdim. O rutubet kokan loş yüzündeki kanalizasyonları, az kelimeyle kurduğun cümlelerdeki gizli soru işaretlerini, barlardan çatlak bardak gibi atılmayı beklemeni, serserice patlamalarını, yuttuğun toplu iğneleri ve bir film hilesi hissi uyandıran utangaç hasret pozlarını sevdim.

    Dokunamadım sana. Parmak uçlarım neşterdi çünkü.

    Kırılan bir kemiğin sesiyle veda ederken,

    Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.



    DERMAN İSKENDER ÖVER
    --------------------
    Sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: Örneğin beni dövmene müsaade edeceğim. Bir gözümü de çıkartabilirsin. Yalnız, kemik kırma konusunda kararsızım. Kemiklerim bana lazım

    Sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: Örneğin evi yakabilirsin. Yangın, mahalleye yayılmadan kaçmayı başarabilirsek, sana o istediğin uyduyu alacağım.

    Sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: Örneğin içip içip dağıtabilirsin. Ama kustuğun küvette kusmuğunla yıkanmam için ısrar etmeyeceksin.

    Sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: Örneğin içkine buz yerine eskimo da atabilirsin.

    Sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: Dilediğin kadar bağırarak şarkı da söylebilirsin. Bütün apartmanı silah zoruyla koroya almamak şartıyla.

    Sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: Canının çektiği yemeği de pişirebilirsin bana. Yalvarırım, baharat olarak kepeklerini kullanma!

    Sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: Çılgınlar gibi sevişebiliriz de. Ancak seyretmeleri için aileni çağırmaman koşuluyla. ( Bilet kesmen de cabası! )

    Sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: Gribal enfeksiyonumuz esnasında aynı kâğıt mendili, aynı ilaçları ve aynı doktor tacizini kullanacağız.

    Sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: Ev sahibine kira karşılığında sümük koleksiyonunu, bakkaldaki veresiye karşılığında dolmuş elektrik süpürgesi torbalarını, telefon borcu karşılığında kafaderini, diğer faturalar karşılığında ise istikbalini elden çıkartabilirsin! Benim kirli iç çamaşırı portföyüme dokunma sakın!

    Sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: İdrar ve kan tahlilleri için, öpüştüğümüz ağızlarımızı kullanacağız. Evimize misafirliğe gelen en yakın arkadaşımı doğrayıp leğen yapmana da kızmayacağım. Ama eski sevgilimi çamaşır makinesinde yıkama fikrine şiddetle karşıyım.

    Sana söz veriyorum; bu gece herşey çok farklı olacak: Beni hecelerime ayıracaksın.

    Sana söz veriyorum, bu gece herşey çok farklı olacak: Maça iyi hazırlandım.

    Sana söz veriyorum, bu gece herşey çok farklı olacak: Aşırı pozitifim; bütün her yer A-Rh(+), dekoratif bir renkle şenlenecek. Bıçakları, makasları, törpüleri ve salata kepçelerini bileylettim.

    Bugün seninle yıldönümümüz sevgilim! Söktüğüm bir ayak tırnağımı armağan edeceğim sana ve senden alt dudağını kesip, bana armağan etmeni bekleyeceğim. Mutlu yıllar sevgilim!. Az önce kötü vurmuş olabilirim, evet!. Ona kadar sayıyorum şimdi ve kalkmazsan eğer kendime yeni bir sevgili bulmak için gardiyana sesleneceğim:

    -"Heey! Görüşme bitti!. Bir geceliğine sevgilim benim yerime delirebilir mi?!"


    -"Yüzünün yarısını bana vereceksin!"
    Yüzümün bir yarısı intihar eden sevgilimin peşinden gitti. Öte yarısı film artisti olmak için evden kaçtı.

    -"Ellerinden biri benim olsun!"
    Ellerimden biri en büyük aşkımın saçları arasında kayboldu. Ötekisi hapse girdi.

    -"Çocukluğunun en güzel günlerini bana armağan et!"
    Çocukluğumun en güzel günlerinden bazılarını kurtlar yedi. Geri kalan kısmını ise çocuk esirgeme kurumuna bağışladım.

    -"Umutlarının aynısından bana da ısmarla!"
    Umutlarımın bir kısmından hüznüme şahane bir sos hazırladım. Arta kalan kısmını evlatlıktan reddettim.

    -"Hiç kimsenin bilmediği yerlere gidelim!"
    Hiç kimsenin bilmediği yerlerin bir bölümü düşler altında kaldı. Diğer bölümlerin inşası sürmekte.

    -"Herşeyini bana anlat!"
    Herşeyimin bir parçasından trajedi imal ettiler. Boşta kalanlarını da sucuk yaptılar.

    -"Kalbinin temizliği için gündelikçi olabilirim!"
    Kalbimin temizliğinin bir katıyla uzayın sonsuzluğu ilgileniyor. Öte katlarında zaten belalı yalnızlıklar yaşamakta.

    -"Hiç ayrılmayalım!"
    Ayrılıkların çoğunluğu ruhun iklim şartlarından: Sen karasalsın, ben ılıman. Ayrılıkların azınlığı bitki örtüsünden: Sende kaktüsler var, bende plastik vazo çiçekleri.

    -"Saçmalıyorsun artık!"
    Saçmalıklarımdan kimisini hayattan aldım. Kimisini alkol sanıp içtim.

    Sen iyisi mi üstüne basacağın bir mayın bul ve beni unut!



    Suçu benim üstüme at: Zamanlama hatası derim.
    Suçu benim üstüme at: Batık gemilerin de bir rotası olduğunu saklarım.
    Suçu benim üstüme at: Taşa inanan bir tanrı parçasıydı derim.
    Suçu benim üstüme at: Aşk değildi o; yalnızca bir isim benzerliğiydi diye söylenirim.
    Suçu benim üstüme at: Örgütlü kalp ağrılarıydı derim. Geceleyin arkadaş evine sığınan ağır yaralı bir militan kadar güzeldi derim.
    Suçu benim üstüme at: Yaz sıcağında kasıklarından yükselen ter kokusunu parfüm niyetine kullanacaktım, demem.


    jilette pusu kurmuş yılandı. ( galiba infilak etti. )
    yılanın kirpiklerine bulaşmış asitti. ( galiba punk. )
    horizantaldi. ( şüphesiz prozac efsanesiydi. )
    bütün anlamları bataklıktı. ( tut ki, boşlukta dinozordu. )
    kâh çokluktu, kâh eksiklikti. ( aritmatiği zayıf. )
    ucuz atlattığım bir cinayet girişimiydi. ( ahlakı pekiyi. )
    saçma sarı mdı. ( her renk bir diğerini gölgede bırakır. )
    marjinal ela mdı. ( sırra kadem basan hatıralarla avunurdu. )
    piercing prensi mdi. ( çoğu kere, uzak gemi lodosu.



    Hayatın zaman zaman patakladığı âşıklardık biz: Ölen sevgilimizin arkasından mutlaka bir hayvan edinir ya da çiçek yetiştirirdik onun adını verdiğimiz.
    Tembellik hakkını kullanan özgürlüğü anarşizm, kıskançlık kisvesindeki hiddeti karasevda, dostlarımızı aramamayı hasret sanırdık. Uzak tatil kasabalarında akşamüstleri güzel kızların kalçalarına bakarken devrim yapma planları kurardık; şahaneydik! Herkes uyuduktan sonra girdiğimiz chat te, olmak istediğimiz lakap ve yaşla, fazlasıyla derin ve ahlaksız arkadaşlıklar peşinde, sahte kimliğimizin coşkusuna da kapılırdık. Yalanlardan oluşmuş, devasa bir doğru abidesiydik hepimiz teker teker.

    Ağaçtaki elmadan daha mutsuzduk! Ağaçtaki elmadan daha da mutsuzduk aslında! Kin tutmak, bir duygudan bir efsane yaratmaktır.



    Bu gece bol esrarlı bir uzay misafir ediyorum
    şehrin itina gösterilmesi lazım tüm kızlarında, mamafih,
    anlaşılan
    sefaletin saltanatında tahta çıkan hiçbir serseri
    beş dakika bile hayatta kalamayacak!



    çelişkili kuvvete dönen yapışkan bir ölü var
    korkulan otobanın ortasında viraj yaratan.
    bir dedektif hissiyle yaklaşırken dünyaya ay
    toprak tutarken elini cetvelle çizilmiş suyun
    gözlerini düşürmüş bir genç kız gibi mağrur
    ve diken diken; arabanın bagajında bir ölü
    var
    direksiyondaki cesetle hayatı tartışan.

    Ter içinde uyanıyorum. Ne ailem, ne Re, ne de o...pu burada! Hepsi düşmüş! Her şeyi yarım bırakmayı seviyorsunuz. İnsanları, sevgileri, ihanetleri, yaşanılan memleketleri, umutları, kavgaları, onurları!.. Hepsini eksik bırakmayı seviyorsunuz. Bir yağmuru, bir intiharı, bir sevişmeyi ortasında kesmekten çekinmiyorsunuz. Tamamlayarak tamamlanmak ürkütüyor sizleri! Kimselere hesap vermeyeceğinizi bilmenin rahatlığı, boşvermişliği olsa gerek bu! Ama beni, yanlışlarımla bütünlemeye çalışmak: İşte size zevk veren BU! Bunu yapabilecek gücü hissetmeniz, bu gücü depolamış olmanız, doyum için yetiyor! Yeniliyoruz. Önümde duran zamanlardan bir zaman bile seçemiyorum. Hep sizin sunduğunuz duyumsamalarla, savlarla, sıfatlarla yaşamak biçiminde bir piyes oynatıyorsunuz bana. İtiraf ediyorum. Ben de oyuncuyum. Ben en mükemmel Shakespeare karakteriyim. Yaşadığı trajediler karşılığında yüklüce para kazanan bir oyuncu! Ama sahneye çıkma, tiradımı atma sırası bana geldiğinde bütün seyirciler gitmiş olacaklar! Sıkıyönetim, tekste el koyacak! Bir grup köktendinci, kulisteki kostüm dolabımda centilmenliğimi becerecek! Fildişi Kıyıları çok uzak! Artık Japonlar da kola içebiliyorlar!

    Alnına spermle gamalıhaç çizilmiş görevlilerle elim sende’cilik meselesine sürüklüyorsunuz beni; ebe, devamlı benim! Sizler gizleniyorsunuz. Elma da desem, armut da desem, dut da desem çıkmıyorsunuz! Sizi bulmak, arkasında durduğunuz anlamı yakalamak için geceyarılarına kadar sokaklarda dolaşıyor, herkese sizi soruyorum. Vizyondan kaldırılmışsınız. Omuzlar silkiliyor, dudaklar bükülüyor, ‘bilemeyiz’ türünden garip el işaretleri yapılıyor!. Sancılarımla başbaşayım. Cezalıyım. Suçumu, bitmeyeceğini hemen algıladığım heyecanlı bir filmi seyrettirerek, kucağıma uzanmış kızın, kopacağını, elimde kalacağını sezdiğim saçlarını sevdirerek ödetiyorsunuz bana. Ödüyorum ödemesine de, yine de çaresizliğime, yalnızlığıma bir başıma sahip çıkamıyorum. İrlandalılar, dünyaca ünlü rock grubu U2 ile özgürlük şarkıları söylerlerken grubun solisti Bono, adımı anmaktan kaçınıyor!
    Konu vhercle tarafından (23-Ağu-2007 Saat 22:44 ) değiştirilmiştir. Sebep: Ardarda Atılan Mesajlar Birleştirildi

  8. #8
    felidae - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eki-2006
    Mesajlar
    1.144
    Konular
    93
    vhercle süper bir başlık olmuş ellerine sağlık

  9. #9
    Küçük İskender Şiirleri Nora - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Tem-2006
    Mesajlar
    3.007
    Konular
    115
    Ellerinize sağlııık

  10. #10
    vhercle - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ağu-2006
    Bulunduğu yer
    dünyadan
    Mesajlar
    2.838
    Konular
    210
    teşekkürler nora...


6 Sayfadan 1. 123 ... SonSon

Benzer Konular

  1. Küçük İskender Söyleşilerinden Seçmeler
    Konuyu Açan: raskolnikov, Forum: Yazarlar.
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 02-Ağu-2008, 09:32
  2. Pesimist;Küçük İskender
    Konuyu Açan: Lorelei, Forum: Not Defteri.
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 19-Tem-2008, 00:31
  3. Küçük İskender Kitaplığı
    Konuyu Açan: birunsatan, Forum: Kitap Tanıtımları ve Eleştirileri.
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 05-Mar-2008, 02:10
  4. Küçük İskender
    Konuyu Açan: sacrifice, Forum: Yazarlar.
    Cevap: 3
    Son Mesaj : 26-Eyl-2007, 05:08
  5. Poetika / İskender PALA
    Konuyu Açan: KATA, Forum: Not Defteri.
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 16-Ağu-2007, 00:43