6 Sayfadan 3. İlkİlk 12345 ... SonSon
Toplam 53 sonuçtan 21 ile 30 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Küçük İskender Şiirleri

  1. #21
    felidae - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eki-2006
    Mesajlar
    1.144
    Konular
    93


    Sokak Bir Kim Bilir Oyun

    ucuz şarap ve kokoreç.-sofistik-
    trenlerin gece yarısı tılsımı.
    onları bulamamışım.
    küçük ejderham ve ben, sokakta duruyoruz.
    çetem dağılmış.
    ellerimizden kan akıyor.-bir tür yağma-
    dövüşmüşüz ve kırılmış köstekli saatimiz.
    an.
    paltomun yakaları ve çürük eldiven.
    tipi.-sabit,yabancı-
    mastürbasyon yapıyoruz.
    spermlerimizi mercedes'lerin ön camlarına sürüyoruz.
    artık sözü edilmiyor annelerin.testere zırıltısı.
    walk-man'imizde def leppard.
    namaza duran anneanneme,çıkartıp gösterdiğim çük.
    kızkardeşime sevişme pozisyonlarını öğretişim.
    ve küçük ejderham ozzy ile gizlendiğimiz asansör.
    sprey boyalarla duvarlarına yazı yazdığımız kilise.
    ozzy bir karikatür çiziyor:
    "oryantal meryem,kerhaneye düşmüş,malum varlık ilk denemesinde acaip başarısız!"
    ozzy'nin en büyük zevki, on altısındaki oğlanlara takılmak.
    bir de mason olabilsek,diyor.
    parkta uyuyoruz. ben rüyamda gitar çalıyorum.
    ozzy,sürekli,kıçım kıçım diye inliyor.
    geçen gece ir polis öldürdük.
    ozzy,gırtlağına falçata soktu herifin.
    sonra soyduk;makatına tıkadık tabancasını.
    ben buna çok güldüm.kaçtık.şarap aldık yine.
    ozzy,ezbere,allan ginsberg'in
    "amerika" adlı şiirini okudu.
    -ozzy, dedim, bu bir serüven mi?
    -evde oturup televizyon mu seyretmek isterdin, dedi.
    yürüdük.tren yolundaki sinyalizasyon ışıklarını taşa tuttuk.
    sonra yuvarlandık kar içinde.
    tırmaladık birbirimizi.bu çok sürecek.

    bu sonsuza kadar sürecek.
    biliyorum.bileklerimizi doğrayana kadar.
    bıçaklanana kadar.
    ahududu likörüyle birileri bizi zehirleyinceye kadar.
    herkes dışarı çıkıncaya kadar.biliyorum.

    ozzy, ağlıyor bazen.bir köşe.bir çukur.
    açık kanalizastonda yüzünü yıkıyor ardından.
    -gidelim, diyor, haklamamız gereken bir burjuva piçi var.
    arabaları çiziyoruz.tamponları söküyoruz.

    süpermarketlerden konserve çalıyoruz.ben en çok
    yaprak dolması seviyorum. ozzy ise, sardalye.
    bir apartmanın üçüncü katına tırmanarak
    balkondaki fesleğen saksısını ele geçirdik.
    harekat başarılı.bu çok sürecek.
    gündüzleri bir oto tamircisinin yanında çalışıyorum.
    ozzy'yi özlüyorum. o ise, bütün gün nietzsche okuyor.
    notlar alıyor, esrarlı sigara içiyor.
    örgüt planları yapıyor, şemalar.krokiler.
    kedimiz "skinhead",uyuyor.bu çok sürecek.

    bu sonsuza dek sürecek.
    biliyorum. biz kravat takıncaya kadar.
    devlet devrilinceye kadar

    kim bilir belki bir oyun.
    ebe, öldürülünceye kadar.

    küçük ejderham ve ben
    sokakta duruyoruz.

    L.

    Girit adasının egemeni kral minos'un eşi pasifae'nin bir boğayla ilişkisi olmuş.
    bu ilişkiden, yarı boğa, yarısı insan olan minotaurus dünyaya gelmiş...Kral,bu utancını gizlemek için saray mimarını çağırarak buna bir çözüm bulmasını, bu yaratığı içinden bir daha çıkamayacağı bir yere kapatmasını, yine bu yaratığa yaklaşacak olanada yine aynı biçimde kaybolacağı bir yer yapmasını istemiş.Ve saray mimarı daidalos, insanın kaygılarından kaynaklanan karmaşıklığı taştani topraktan işleyerek yeryüzündeki ilk labirenti yapmış.



    Siyah Prömiyer'O, anlar! 'a

    İnanma, geçitin sonunda çıkış yokk
    O iki çıplak adam da seni orada beklemiyorr
    Sessizlik farklı bir anamnezdii
    Son konuşan, ilk sözü etmiş demektirr

    Bundan sonra yüzümde facia beslemeyeceğimm
    Kalbimi blues zindanlarında boğdurdumm
    Uzun bir yazıda gözden kaçan bir firari harfimm
    Ne benle başlıyor kelime ne de benle bitiyorr

    Bu gezegenin tozuyum kendimi yine sileceğimm
    Sana gelmiyorum bu yara başka hastalıktann
    Bir hatıra bile değilsin ben içeri girerkenn
    Ben dışarı çıkarken fil mezarlığı artık yüzünn

    Yüzümü yüzüne yeni yıkanmış kefenn
    şeklinde seriyorum boyunca, iyii
    Aşktan bana her mevsim çığ düşüyorr
    Aşkın mı? böyle bir şarkı dinlemiştimm
    Ne kimse söylüyordu ne de ben eşlik ediyordumm

    Damdan dama atlarken düşen bir kedinin gözlerii
    var işte şimdi kana batan yüzümdee
    Yüzümü ellerinin arasına all
    Hani tutarmış gibi bir sincap, cevizinii
    İnanma, geçitin sonunda çıkış yokk
    Ve dönme geri, arkadaki giriş de kapalıı
    Senin yüzün benim yüzüme şüphesiz gizligeçitt
    Benim yüzüm senin yüzünle paketlii
    Bedenimi değil, bir tımarhaneyi sunuyorum sanaa
    İçim cıvıl cıvıl deli çocuklar bahçesii
    Kan falıma baktırdım bir vakte kadar ölüm görünüyorr
    Ve deli gömleği gibi duruyor yüzüm kafatasımdaa
    Hiç tanığım olmuyor hiç yaşadıkçaa
    Ve içimdeki dava düşüyor sen içeri girerkenn
    Ben dışarı çıkarken, anla, bambaşka bir inzivaa


    Ante Mortem ŞarkısıBilinçsizce şekilleri birleştiriyorsun
    yalnızca kesici bir alet edineceksin belki de..
    Korkuyorum..
    korkularım, geceyarıları uyanıp aya bakıyor
    Ay, tanrının bıraktığı parmakizi gökyüzünde!

    Ben, bu aşkta uzaya açılacağım yekpare,
    diyorsun. giyinmişsin. kararlısın anlaşılan.
    Sınırını izinsiz geçen kaç düşman askeri vardı ki sanki
    Dur! Yabancı! Parola!
    Hiçbir vahşi kurt
    insana sığınmaz yaralandığında!
    Parola: suskun kalakalan dudaklarda
    vurularak yakalanmış firari bir sevgili..
    hani
    ecelle aramda gerili sestelleri
    içinden süzülür ya
    rüzgar gibi bir melankoli
    diye yazmıştın, bilmem hatırlar mısın,
    tanıştığımız gün çakıltaşlarını kaydırarak
    bir ebru ustası edasıyla yalıçapkını denize..
    İşte tam bu esnada, şimdi, ayrılırken
    casus hatıra uçakları beliriyor ardı ardına
    radar ekranı yeşil nemli gözlerinde!

    Sonbahara takılmış bir ağaç
    çığlık çığlığa nasıl düşürürse yapraklarını
    Bir kelebek
    nasıl saklarsa ruhunda meleklerin öldürdüğü bir tırtılı
    öyle bir trajediyle
    Öyle bir dönüşümle kabulleniyorum
    kendi doğana sırnaşmanı!

    Mutluluklar diliyorum sana yavrum
    yalnızca kesici bir alet edineceksin belki de..
    Bekliyorum..
    bekleyişlerim, geceyarıları uyanıp aya bakıyor
    Ay, suçlu bir tanrının robot resmi gökyüzünde!


    Ben Seni Seviyorum Bunda Bir Kasıt Yokacınası tesadüflerle ayrılıyorsun molekülden,
    hüzün hastası bir hayvansın
    şiddetli baş ağrılarıyla çalkalanan
    çok kurak iklimlerde, büyük sinir krizlerinde
    ağır işkence görmüş şehirlerde
    saadetin zarif, adaletin ince.

    bir miktar alkol ve ürperti alıyorsun
    kelimelerin karardığı peşin hükümlerde.
    şahsi sevişiyorsun şiddetin bütün bitki örtüsüyle.
    gözlerin ucuz, tutkun ucuz, direncin ucuz
    tehlikeli bir yalan gibi duruyorsun
    ruh yoksulluğunun harikulade iskeleti üzerinde.

    tutulamayacak yeminsin, yemin ederim,
    her insana gerçek aşkı öğretecek bir külfetin var
    ve
    alelacele asılmış bir çocuk militan
    gibi şaşkın ama onurlu bakıyorsun
    yükseldiğin gökyüzüne.

    ben seni ayakta alkışlıyorum
    hep ayakta alkışlıyorum seni ben
    yollarda yürürken alkışlıyorum
    sinemalarda, üçüncü sınıf oyuncularda alkışlıyorum
    afrika'nın içlerine doğru alkışlıyorum
    vuruşurken alkışlıyorum seni ben
    evet, hüzün hastası bir hayvansın
    acınası tesadüflerle ayrılıyorsun
    kainata gösterdiğin sahte hüviyetinden.

    o nasıl bir hale
    bana cimri, başkalarına bonkör bedeninde;
    bir acı votka tadı yakalıyorum dilenen bakışlarında
    'suçsuzum' diyorsun, 'tarzım bu' diyorsun
    aç bir kurt gibi iniyor yüzüne hüzün
    kirpiklerin alnına deyiyor
    bende deyiyorum alnına cevapsız sorularımla
    uykum geldi diyorum
    seni sevmekten uykum geldi
    jilete abanıyorum
    korkuya abanıyorum
    tek arkadaşım yok öbür tarafta çünkü!

    çek perdeleri, kapat ışıkları
    bu telaşlı yokoluşun fosforu aydınlatır bizi
    uykum geldi diyorum
    tutulamayacak yeminsin, yemin ederim
    heryeri keserim, herkesi, herşeyi keserim
    bıçağımı taşıyan elde kader çizgim de gizli!
    bitiyor
    sancıda safları sıklaştıran o garip haz bitiyor
    bir kez olsun samimi bak
    bak! gecenin eteklerine eşkiya ayrılıklar siniyor!

    acınası tesadüflerle ayrılıyorsun molekülden
    ateşler içinde bırakıyorsun sana biriktirdiğim suyu
    oysa hiç sansım kalmadı
    yeniden doğmak için, bana ait olduğu belirtilen külden.

    al bu külü de götür
    al bu külü de götür, diğer taraflara üfle
    muzaffer bir hain gibi ayrıl
    tertemiz hayal hikayemden.



    Aşk, Teknolojik Bir Kelime
    I.

    Bu gece sana uğramayı düşünmüyorum.
    Saadet diyorsun çünkü.
    Saadet: Bir kilide sokulan anahtar.

    Ya açarsın ya da kapatırsın.


    Bir Organ Nakli Gibi Sevmiştim SeniBir organ nakli gibi sevmiştim seni;
    Çürük gözlerine bağışlanan ellerim,
    Yırtık dudaklarına bağışlanan şiirlerim..
    Darmadağın kadınların,darmadağın ettiği erkekler gibi
    Sevmiştim seni...
    Çok eskitilmiş bir aşkın hatırlanması,
    Sevgilinin resmi karşısında çocuksu bir iç kanaması
    Aslında işin açıkçası;
    Rüzgarın fırtınaya dönüşmesi gibi
    Hayatına yönelik bombalı bir saldırı gibi
    Geriye çekilirken herkesi öldürmek gibi

    Sevmiştim seni...
    Ruhum kan kaybederken nasıl tutarım seni şimdi deniz gibi,
    Neticesi olmayan herhangi bir sebep gibi
    Ortalık yerde durup dururken
    Sevmiştim seni...
    Atlara kalırsa çoktan kaybettik savaşı,
    Mızraklar kırıldı,kalkanlar delindi,ganimetler paylaşıldı.
    Kasaba meydanında birbirini dövmekten
    Yorulan iki kovboy gibi,
    Bir tabancanın namlusuyla tetiğiyle,
    Kendisinden farklı,
    Kendisinden ayrı,
    Bir silahın şarjöründe tanışan iki soğuk mermi gibi,
    Aynı bedene sıkılan iki el kurşun gibi,
    Katille kurban arasında o birkaç saniyelik telaşla
    Sevmiştim Seni...


    Anneler Oğullarını AffetmezAnnemin elini öper gibi öptüm seni dudaklarından
    Annemin cenazesinde kılmadığım namaz kadar masum
    Annemin mezartaşındaki imla hataları kadar sarhoş
    Annemin vasiyetindeki,
    'Oğlumu benim yanıma gömmeyin sakın' maddesi kadar sevecendin.

    Bazı eski romanlar
    'Yıl bin dokuz yüz bilmem kaç' diye başlardı,
    ben çocukluğuma, çocukluğumun çocuk romanına,
    senin oyuncaklarını kırarak başladım.
    Ben her sonbahara hep yaz'ı kırarak başladım.
    Yazları kırarak sonbaharlara başlamak...
    Bunlar benim sevişirken kaybettiğim savaşlardı!

    Firari bir aşka saklanacak kalp bulmak
    Anneme talip olan yalnızlığın sorumluluğundaydı.
    Belki o kadının ölüm nedeniyle ısınan gözlerinin,
    uzak şehirleri hatırlatan soğukluğunda
    bir kalp bulmak
    bir kalbe çevrilmeyeek bir teklif sunmak
    okyanusları birleştiren hayali aradenizlerin sonundaydı!

    Ah, nasıl unuturum,
    Ah ben nasıl unuturum ki
    annem lohusayken karnına bir gül koymuştu!
    Gül bu
    durur mu hiç yerinde
    annemin karnına yepyeni bir rahim oymuştu!
    Benim çıktığım rahim, cehennem
    gülün oyduğu rahim, cennet!
    Bütün bu mağaraların demir zemberek kapılarında
    babamın spermlerinin yazdığı metinler
    kutsal ihanet metinleri, kutsal cehalet yeminleri,
    ölü kardeşlerim
    doğmamış kardeşlerim
    doğmamış melek kardeşlerim, peygamber kardeşlerim, cin kardeşlerim
    hepsi,
    ama hepsi, karanlığın serseriliğinde pervasızca donmuştu!
    Annemin öldüğü gece kazıdım kafamı!
    Kazıdım kafamı kafatasıma kadar! ,
    Siyah bir tişört giydim, siyah bir pantolon
    siyah çoraplar ve siyah botlar
    simsiyah bir palto giydim! Simsiyah bir gece giydim yüzüme!
    Sana geldim yas tutar gibi
    Sana geldim yağmur altında, bütün atları yaralı bir posta arabası gibi
    Annemin elini öper gibi öptüm seni dudaklarından
    'Beni annemin yanına gömme sakın' dedim sana
    'Beni hiç gömme, ben hep burda kalayım'
    'Bu evde çürüyeyim seni ıhlamur kokan yatağında'
    'bu evde dökülsün etlerim
    yaz'ı kırarak sonbahara başlayan bir ağacın döktüğü yapraklar misali'
    Annemin elini öper gibi öptüm yine seni dudaklarından
    sonra alnıma götürdüm dudaklarını ince ince, kibarca
    'Affet beni anne' dedim
    'Affet, tüm bunlar bir ölünün hayatta kalma heyecanından! '


    İnsan Telefon Defterini Temize Çekerken Bazı İsimleri Eski Defterinde BırakırOnlar artık birdaha asla aranmayacaktır.Garip bir hüznü barındıran bu
    silik isimlere bakılır bakılır.Kimi okuldan sınıf arkadaşınızdır, kimi
    çok çabuk unutuverdiğiniz bir sevgili, kimi bir cafede aylarca herşeyi
    ama herşeyi paylaştığınız birisi; yada istifa ettiğiniz bir yerden bir
    arkadaşınız! Soyadları sorulmamış birsürü hatırlanmayan isimde vardır
    defterde; ve şüphesiz üstünde isim olmayan telefon numaraları korkunç
    bir operasyonla onlarca hayat, onlarca güzellik bir çırpıda ortadan
    kaldırılır.

    İNSAN TELEFON DEFTERİNİ TEMİZE ÇEKERKEN BAZI İSİMLER ÜZERİNDE DURUR.

    Onca zaman sonra birkez arasanız, sesini duysanız... Ona edilebilecek
    bir çift sözünüz yoktur! Birlikte gittiğiniz filmler, meyhaneler, evler
    birbirinizi yıllar sonra özlemenizi sağlayacak sevgiyi aşılamamıştır
    size.Yalnızca bir isİmdir şimdi o.Temize çekerken atlarsınız
    hemen.Derhal çevirirsiniz sayfayı telaşla, alalacele.Oh, isim geçmişte
    kalmıştır.

    İNSAN TELEFON DEFTERİNİ TEMİZE ÇEKERKEN HAYATINIDA SORGULAR!

    Hangisi ihanet etmiştir, hangisi yalvarmıştır kendisini bırakmamanız
    için; hangisinin birsüre sonra arkanızdan konuştuğunu duymuşsunuzdur;
    hangisi sizi en güzel öpmüştür; hangisi rüyalarınıza girmiştir, hangisinin
    ayak parmakları ilginizi çekmiştir, hangisine hediye alırken zorlanmışsınızdır, hangisiyle en hararetli tartışmalara girip kavga etmişsinizdir, hangisi için
    sabahlara kadar içip içip ağlamışsınızdır? ! ...

    Doğrular, yanlışlar, hatalar, tutkular!

    Birlikte EDİP CANSEVER okuduğunuz o insanlar, solmuşlardır.

    İNSAN TELEFON DEFTERİNİ TEMİZE ÇEKERKEN YALNIZLIĞINIDA KANITLAR.

    Bütün bu insanlar şimdi nerede, ne yapmaktadırlar? Saat elbette
    dört'tür! Paradoks, labirent, koni, tüm bilimsel ifadeler ve mentalite tersine
    dönmüştür. Ters dönmüşüzdür. Bu tekbaşınalık ve bu isim katliamı
    aslında size ters gelir... Çalan telefona bakarsınız.Acaba? Acaba telefon
    defterini temize çeken bir arkadaşınızın son anda kurtarma çabası mıdır?

    Bir iki kırık sözcük, yarım yamalak bir buluşma, belki...

    Bilemezsiniz...

    LÜTFEN, AMA LÜTFEN TELEFON DEFTERLERİNİZİ KAYBETMEYİNİZ...











  2. #22
    Manje_Loa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Haz-2007
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    1.889
    Konular
    318
    HİKAYE

    anladık, uzakta bir parıltı var ve lirler de kırık
    hüzün ve ölüm eşittir hırs oluyor orada
    metrelerce geceye sarkıtılıyoruz
    eski birer ölü gibi
    şakaklarda mor damarlar
    yetmiyor zaman dağınık düşleri
    köreltilmiş gözleri sahiplenmeye
    ve devam ediyor hayat
    en lazım yerinden hızla incelmeye

    --------------------
    WORK'ES'TRA'VMA

    benimle biraz ilgilenir miydiniz
    dedi tarihin aortu, çekip çıkardım
    bütün damarları sevgilimin etinden
    biraz kezzap biraz ömrüm
    yakarak unuttum yüzümü
    aşk ve frijit fitolojisinde

    - Ah temayüllerim!

    ah nasıl da sıcacık kaldı
    ortasında ölümle seviştiğimiz yatak
    bir din duydum içime hatırladım
    kocasını aldattığı için kovulmamış mıydı
    sanki-o'rdan (ilk musiki: organon)
    aslen dişi olan şeytan denen mor kaltak!
    ben de tanrıyım işte (ünlemle, yenmiş tırnaklarımı)
    karartmalar, karafatmalar tanrısı
    göğsümde tanrılığın verdiği şirret
    bir şirret yürek bir de laf-ü güzaf ağrısı!

    - Ah mutfaklarım!

    arkasından, monologia: homo-logos:

    yıl 1987.87 türlü hüznün serpiştirdiği füsun.
    Çok zenci bakışlar ve bilmem kaçıncı kaçışlar
    acılar acılanmalar fuarı
    Boynumda huyumdan bir ilmik
    (ilik açın ağlayışlarınızla gecenin urbanına)
    maceracı çöküşler - çüküşler (Bak: kavafis ansiklopedisi)
    vay ve külrengi panik fotoromanlar
    - ateşe tut, ateş et deccal britomartis'e -
    bir şişe bir endişe rakı malum
    bisikletle geçip giden çıplak on beş iskeleti oğlan
    bir erkeğin çok yalınayakları ayak çırpar
    irice burun delikleri bir deli kadının
    masanın üstündeki insan tüyü - Yok! Kıl değil! -
    solda ağzı akvaryum yaşlı adam yortusu
    partisinde okyanus taşıyan kedi -ki adı Jack London
    adını gri cenazem koydu. Çat! kırıldık kibarlıktan
    sezgi - dürtü! kaygı - tutku! gün: böcek gibi...
    bedenimle ezdim nergisleri (sevdaya açı'm: tam nergis radyan)
    ve aynı yapıtlardan kala kath auta
    avcumda cumaya çevirmen bir sütliman daniel defoe
    anlamsız mıydı! Yahu sorun muydu
    HEY! ŞİŞMAN BİR ŞARKI YAŞANMALI ARTIK!
    yere düşük yapmış sadakatler, sakat sedalar, saatler
    bu götkubbenin altında bir mecmua basılmalı
    hitchcock ile nietzsche birlikte olan
    iki eşcinseldi diye yazılmalı hüzmeye ve korkuya!
    açlık! midede sonbahar - yağmurun kristalleşmiş alkol!

    (İstifrağ, Op.: 13101987)

    - Benimle biraz ilgilenir miydiniz
    Domino taşlarından inşa edilmiş manastırda
    ihanet krokileri çizer kendi'm, cinsiyetsiz küfürler eder,
    bir şey: kuşbakışı işlenmemiş çocukluk babında
    - gaz lambalarında yangın yak anne yine karanlık -
    fanatik iç çamaşırları kirlettim, dudaklarımın tadı yok
    fişledi beni şiir, işletti
    milli takımı tutan ona tutunan sivil sarmaşıklar
    afişledi beni fiil filmler ve
    cahide sonku'lar, ayhan ışık'lar!
    istiare telefon numaraları (Türkçesi: PTTTTTTT..)
    sonra isterik sokak araları isterim: hokkabaz
    ve dişlerimi kamaştıran yedi canerik heyecan
    kanım paslanıyor, kanım! Kanım: şükre paspas
    kanım paslanıyor ilahi ilelebetlerde!

    (falan festekiz, Op.: 14101987)

    Lütfen çarp bana eminönü - cehennem hattı otobüsü
    - lailah
    afacan cinler, la majör sömürü, ürküntü ve şevkat!
    pink floyd - dire straits - cisimsiz miydiniz ayyuk
    dumana rahim döşeyen k'ahrım, atlarım ve zortay
    zehircibaşım! kılcalım benim sanduka aya'lım
    mefailü faili meçhul İstanbul bencileyin oyalım
    gir koynum / müsait, gir koynum / sana ait
    gir koynum / sabit bir tabut gibi istikrarlı
    gir koynum / tali haki! Tali muteber
    izninizle ben kalkayım kafi ekber
    bir halka takayım kulağıma
    gayrıizafi!

    (pi-yasa, Op.: 22/7)

    ve mah'keme kararı: tutı müzeyyen-i guyem
    ne desem Adolf
    ve divan şairi Raki: lütfe panflüt elzemse emanet
    onca fantaziye şadolsun hıyanet
    ve pamuk prenses: uç uç uçuş böceği
    annem sana F-16 alacak
    bombalayacaksın pompei'yi
    truva atı ırzına sulanacak paris'in
    paris'in aleti de maşallah eyfel
    ve göya kaçıracak goya mona'yı
    bir ışık sürükleyecek o sıra tuna'yı
    sonra mesela
    fingir fingir nazırı darb-i mesel efendi
    lethe'ye, ananeye - anneannelere mümessil
    diyecek ki: papirüse tuğra olsun orpheus uzvum
    diyecek ki: tutuk kurbağa haydi, hep beraber
    "om mani padme hum!"
    "om mani padme hum!"
    bugün'e gelirsek
    çerçeveletip astım astımlı tınımı suya
    velayetimi versem mi sana: sarı sardunya
    alıp götürebilecek misin külümü oralara
    oralara! ta oralara!

    oralar az minur nurettin az frank sinatra
    az cenk, telesine travma!


    --------------------
    Kamera stop!
    Yalnızlığıma kapalı gişeyim..
    Konu Manje_Loa tarafından (07-Tem-2008 Saat 09:12 ) değiştirilmiştir. Sebep: Ardarda Atılan Mesajlar Birleştirildi

  3. #23
    Kinyas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Haz-2007
    Mesajlar
    1.676
    Konular
    265
    Düşük

    Yasak kartların çevrildiği
    beyaz dillerin çemberinde
    alkışlanan kara haber

    Bir filmin sonunu önceden bilmek
    gibi bir boşluğu gerisin geri
    dönmek

    başımı dayayacağım omuzlara mayın döşemişler


    Ağır Bir Parfüm Reveransı

    Senden Sonraydı..

    hayvansız kalmış bir orman
    gibi ağlamaklıydı kainat;
    Senden Sonraydı..

    hangi dağda ateş yansa
    o yana ağlardı atlar,
    ve bir kartal
    bir kartala dayıyorsa başını
    aşk
    çağrıldığı her randevuya
    geç kalmış demekti!

    Senden Sonraydı..
    gökyüzüne teslim oluyordu ayışığı
    ah onun zarif parmaklarına dolanmış kuğular,
    ve kalbi delik bir melek sabahlıyordu
    yeryüzünde,
    ümit: kurugül çocuk! ümit: aksigül çocuk!
    hayat! beni ılık ılık esir al!
    diye bağırıyordum çakal karasında
    hançer nefesinde!

    çünkü
    bir insan ne sır verebilirdi ki gölgesine
    aşağı gölde kıyıya vuran genç nilüfer
    ağzında bir başka genç nilüferle
    ölmekteyse, ve akşamüstü
    bir annenin çocuğunun üstünü örtüşü gibi
    örtüyorsa sancıyı ve ölümü,
    bir insan ne sır verebilirdi ki gölgesine!
    çünkü
    uyuyacak kurt soyunur
    üstünden dağları çıkartırdı!
    dağlar, kokarcalarına alevcesine sokulurdu
    dağlar, sularına alev içercesine dokunurdu
    dağlar, dağlarına dürüsttü
    dağların namluya sürülü
    kurşunu yoktu!
    dağların mor avı çoktu dağların zor avcısı çoktu
    dağlar, dağlara bir kez daldı mı
    kendi doruklarından mahşeri vurgunlar yerdi
    dağların grevi borandı, çıyandı, yabanıl ottu

    dağlara sinsi bulutlarla inen eşkıya baruta
    kuytu, postal niyetine haysiyet giydirirdi!

    hele mermi bir kez müstehzi bir ifadeyle
    savurduysa tunç buhardan yelelerini,
    atların toynaklarına kan gibi menzil
    bakışlarına menzil gibi kan otururdu!

    atlara dağ kaldırmışlığı karanlığın
    o şen nallarda rakseden yosma şavkın gerdanı
    altına batırılmış isyanın şakırtısıyla tutuşurdu!
    tutuş benim yağız yılanımı puşi gibi sarıp da
    tutuş benim delioğlan fırtınamı
    ağzında ağıt gibi yakıp da
    dumanıyla
    isiyle,
    dermanıyla
    iniyle,
    inlenen ismine nakış gibi işlenen kahpe fermanıyla
    kapına dayanan tanrı misafiri sevdam, aşkımla
    belalanan dağım! belalı dağlım!
    dağlara adak adamış bir toprağın yangınıyım ben de!

    bakma! dağını emziremedim
    siyah sütümde zehir şıngırdar!
    kızma! dağına bir taş da ben koyamadım
    kumumda tuz var!

    ama senin kulağına eğilip
    DAĞ diye fısıldayan bu dudak
    bir gün ya elinden ya ayağından
    ya eteğimden ya da alnından
    öfkelenme, öpmeyecek,
    sadece şehit düşmüş bir hayalet nehir gibi fışkırıp
    başka
    bambaşka dağlara at sırtında dörtnala kan olup akacak!


    Çalıntı Bir Aşktan Alıntı

    hacivat adamlar zülfikar kemiğiyle lades tutuşurdu
    denize kusarlardı; yosun tutuşur, karides tutuşurdu
    elele tutuşurduk, kimse susmazdı, susmak olmazdı
    istanbul’da bir asit şişesi kırılırdı
    bir çocuk kapıyı açıp laciverde girerdi
    dudaklarından öperdim, başım derde girerdi
    ve bir ayna şarkı söylemeye başlardı olduğu yerde
    örneğin sarıyer’de: Bir börekçi aniden küçümsenirdi
    çay bardaklarıyla asya’nın en eski haritası çizilirdi
    seni düşlerdik tüm belleğimizle
    acı çizilirdi, et çizilirdi, kafatası çizilirdi!

    bir vapura binerdik, yüzümüz üstümüz limon ağacı
    her iskele biraz daha uzak, her aşk biraz daha latince
    iki parmak daktilo yazar gibi kopuk kopuk
    iki sözcükle gözlerine yazardım kendimi
    acemice!

    ve bayram harçlıklarımı, açlıklarımı düşürmüş olurdum böylece!

    sen ise
    gençliğini, hep çocukluğunu düşürmüşsün
    diyelim gece, diyelim alelacele yalnızsın
    diyelim ki oturup beni düşünmüşsün
    ağlamışsın gride biraz siyah, biraz beyaz arar gibi
    yeşilde mavi yok oysa, sarı hiç yok!
    beni düşünmüşsün saçlarını akordeonlarla tarar gibi
    küçücük bir kız gibi
    küçücük bir delikanlı gibi
    küçük bir yaradaki büyük bir kabuk gibi
    büyük bir yaradaki küçük bir kabuk gibi
    kanar gibi, kanatır gibi, birlikte kanar gibi beni düşünmüşsün!

    ecel olur gelirim sana artık adressiz bir zarf gibi
    zarfı yalayıp kapatırken dudaklarımı kağıtla keser gibi
    çünkü ben orda celladım, biraz katil
    seri haldeyim sana, paralel haldeyim
    bütün suçlar üstüme yıkıldı, hataların altında kaldım
    hayatım hayatına düşüp patlamayan
    hayali bir bomba gibi!


    Konu Kinyas tarafından (14-Ağu-2008 Saat 22:17 ) değiştirilmiştir.

  4. #24
    Kinyas - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Haz-2007
    Mesajlar
    1.676
    Konular
    265
    Ahlaksızlık

    Artık zamanın da üstünde şık bir şehirde
    mazgallara kapatılmış, büyüyemeyen çocuklar için
    kafatasları çelikten adamların şarkılarını
    ya da rahibe pelerini altına gizlenmiş,
    gözleri irin torbalarıyla kanlı şeytanları
    bir ruhun turuncu mihrabına getirip
    ordan aşağı atmalı..
    sisle örtülü bir tanrı yüzünde ortalık
    henüz
    güpegündüz bir şalla sarıldıysa dörtnala
    karanlık bir an
    çirkin bir vincin organik çengelinde
    çağdışı bir cadı gibi kusarken kanlı
    asılı kaldıysa
    delikanlılarla yatıp kalkan ivedi bir caddenin
    dedeleri, dişsiz oratoryolar gibi embriyo ise
    rahmine sıçarım böyle anaların diye
    küfrederek dua adına açılıyorsa engerek yuvası avuçları
    peygamber develerinin
    artık zamanın da üstünde şahsiyetsiz bir şık şehirde
    mazgallara kapatılmış, büyüyemeyen çocuklar için
    kutsal kabahatleri ve mecazi kerhaneleri
    bir ruhun turuncu mihrabına getirip
    ordan aşağı atmalı..
    ve bu sülalenin bütün arsız, ağızsız ağıtlı kapılarını
    o sisli yüzlerin yüzüne kapatmalı..


    An Düşmesi

    Büyük yavanlığın zaman
    kazandığı susuz gezegenlerin
    arazisi! tarifsiz lanetlenişlerin
    kuvvetli masumiyetiyle alay
    eden merhale! talan
    edilmiş yalnızlıkların tersyüz
    çevrilerek bekletilmesiyle anlamlanmış
    sahte mukaddes, sahte susayış, sahte
    sabrediş izi!
    toprak ve tüllerin kralı! zehrin bilgisi!
    sen rüzgara uzat kalbinin mimarını ve
    çöz suyu deryadan, kat mermere,

    acıt yeryüzünü!


    Bıraktın Beni


    şeytanın beline sardığı kuşakla bağlayıp gözlerimi
    bu korkunç tuzlu yutkunmanın orta yerine bıraktılar beni
    bıraktın beni
    o tahta balerinin yırtık bacaklarında benim tebliğimden
    bir yansıma bir sıçrayış
    gece üçte uyanıp başladım alkışlamaya,bıraktın beni;

    yazı sorguya aldılar
    işkencede kısa kalbim
    dolaşıyorum yeni yanmış lisenin koridorlarında
    da sözlüye kaldırılıyor ilk sevgilim intihar
    ben hiç ders çalışmadım senden başka, bıraktın beni;



    kibar bir ******yum ben, bunu da yazdım kumsala,
    tırnaklarına gözyaşı ojeleri süren

    artmayacağım, eksilmekti sevişmelerimiz
    bunun için her gün bir çocuk öldürüyorum
    parmaklarım bir ferman gibi açılıyor gırtlağında
    bir güle saati sormak değil mi çekip gitmenin öncesi
    eğilip bir kediyi okşamak olmasın
    geri gelmek istemenin en büyük delili;
    bıraktın beni.
    yanıtım: anlayacaktık zaten sıkıldığımızı ve bunun
    böyle bungun, kırışık sürmeyeceğini
    kahverengiye çevirdi yaşadığım sevdalar beni
    türkçeler yetmedi karardıkça parlayan şarkıma
    girdiğim bahçede yitti sidikli ömrüm
    sanki
    bir tren raydan çıktı vücudumda
    bıraktın beni.

    yıkandım ateşin suyunda
    gümüşlendim kurşunlandım
    neşter perisiyim şimdilerdeyse
    yüksek sesle güldüm buna
    bunu da- bunu da yazdım kumsala
    kendi çevremi
    üçyüz altmış beş günde döndüm sana döndüm dön bana

    kurtarılmaz ayrılıklar mı yaşıyoruz çarparak söğütlere
    uğrunda ölünecekleri mi gömüyoruz güneşin battığı yere!
    aşk, çekim eki almıyor,başka uyaklarla kalıyor ayakta bıraktın beni
    aşk, artık korkak bir zamir gibi
    sabah akşam sağına soluna jilet atmakta
    bu bir lisan-ı hafidir ki ruha dolmakta
    yalnızlık okuma-yazma bilmiyor
    siz sürdürün kentinizi
    komik sarhoşluklarınızı- sahte öpüşmelerinizi
    girin kalabalığa pazaryerlerine otobüslere bıraktın beni;

    kaybolun yüzünüzde
    siz sürdürün kentinizi
    yangınınızı ben alıyorum, depremlerinizi
    sel baskınlarınızı, salgınlarınızı
    afetleri götürüyorum muazzam aşklarınızdan

    şeytanın beline sardığı kuşakla bağlayıp gözlerimi
    bu korkunç tuzlu yutkunmanın orta yerine bıraktınız beni!
    içime beton bir martı döktünüz
    içime batırdınız ceylan kemiğini!

    sevgi kubilay'ıydım ben
    keserek bileklerimi nankör bir testereyle
    kopuk ellerimi dolaştırdınız bir sopa ucunda tüm yeryüzünde
    şiir yazdırmadınız bana şiirime döndüm sana döndüm
    dön bana

    siz sürdürün kentinizi
    ben sizin payınıza nasıl olsa
    yaşıyorum trajedilerinizi
    muazzam aşklarınızdaki!


    Su Su Lütfen Biraz Su

    Saklı kan satar sana
    acemi kalçalarıyla plastik *****lar,
    darmadağın bir vücut taşır kutsal suçun da
    ve takılır kalır ilk ve son mutluluğun
    uzun çubuklar arasında bıçaklanan yataklarda.

    dön bak çıkageldiğin ömre,
    eski sevgililerin elyazılarıdır tenindeki kırışıklıklar,
    açılır, geçmişin dalgalarına boyun eğip boğulan aklın
    ölüm, hayata orada ant içirtir
    ve kapanır sahte, parlak ışıklar!

    belki de
    tam uzanıp öpecekken gerçeğin yaralı, bedbaht yüzünü
    süslerin gerisinde ansızın beliren karanlık delikleriyle
    reddedilmesi imkânsız, bir teklif olur artık intihar!


    .......

  5. #25
    Firdevs - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ağu-2006
    Bulunduğu yer
    Hüzün Cenneti
    Mesajlar
    1.786
    Konular
    62
    Küçük İskenderi severim... Flu'es le başladı yazar yanını keşfetmem şiir ve denemeleriyle devam etti... Paylaşım için teşekkürler

  6. #26
    schizophrana - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Kas-2007
    Mesajlar
    6.732
    Konular
    1672
    ben de bir taklidiyim hüznün

    ben de bir taklidiyim hüznün,
    isyanım,sakladığım sabrı tutamamaya.
    her insan sevdiğine eceldir gün be gün,
    her insan ağzında bir giyotun taşır
    sevgilisinin dili için.Ancak,
    hakikat anlaşıldığında
    kimse hayatta kalamayacak.


    Farzedelim ki hepimiz delirdik
    eşyalarda delirdi, tabiat da,
    din de delirdi, sinai atılımlar da.
    Böyle bir delirmenin tam ortasında
    su bitti, ekmek bitti, hatta kalmadı takat
    beynim nerde, gözlerimi gören oldu mu
    ellerim çalınmış, gövdem tozlanıyor rafta
    benden ne köy olur ne de kasaba
    ben artk bir şehrim
    böyle bir delirmenin tam ortasında !

    göçen sırlarla yaşlandı aklım
    şeytan huzura gelsin, etek öpsün
    af dilesin!

    seni sevmiştim hayat
    faretmedin anlamadın
    şimdi ölüyorum

    bilesin!


    Küçük İskender

  7. #27
    theangelofdeath theangelofdeath isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    -YASAKLI-
    Bis
    Gelmeyeceksin..
    beklemiyorum da..
    telefon etme sakın..

    Baskalarını oku..
    beni degil..
    artık siir yazmıyorum..

    Kapıma dayanan postacıları, öldürerek geciriyorum vaktimi

  8. #28
    schizophrana - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Kas-2007
    Mesajlar
    6.732
    Konular
    1672
    çatlamış bir alın kemiği
    gibi duruyor limanda gri gemi,
    yağmur, hüviyetini kaybetmiş potansiyel suçlu
    rüzgarın kimsesi yok tabiattan başka
    zanlıyım, kendimce haklıyım, bu kış ellerime
    eksi sonsuz uçlu
    upuzun kapalı müzelerin
    hep bir çığlıkla hareketlenecek heykellerinin
    mermer bronz karışımı
    soğuk beyaz karışımı
    aldatıcı, göz bebeksiz bakışları bulaştı, evet, harika,
    sis çoktan ulaştı denizin sinirlerini bozan
    geç dalgasının korku tabirlerine,
    baudelaire aldım yanıma okurum diye
    felsefe ağaç olsaydı hangi meyveyi verirdi ve
    onu anlarım belki, onunla avunurum, hevesiyle;
    şimdilik
    gecenin esrara
    sevgilinin ihanete aç teşekkül mertebesinde
    belki gemide, belki sessizliğin güvertesinde
    bir takım adamlar gülüşüyor
    bir takım adamlar yalan yanlış örgütleniyor
    halka ait bir manayı hayasızca aralarında bölüşüyor
    hayır, yere düşmüş yalnız bir biletin önünde;
    aslında tedirgin ve sıkılganlar
    aslında cahil ve saldırganlar
    herkes kadar bir gemiye binip gitmekle
    şiddetin kendisiyle uzlaşmakla
    uzaklaşmakla
    uzaklaşmanın hayat paydasıyla çatışmaktalar
    evet,
    çocukken aynı sınavda çözemedikleri tek soruyla
    o tek sorunun cevabıyla boğuşmaktalar: onca
    ağırlığına rağmen neden batmaz bir gemi
    her gemi batmak için son bir yolcu mu bekler
    son yolcunun darmadağın beyni, kalbi mi
    indirecektir şalteri; gemi
    öyle mi çekilecektir içeri, hayır, örneğin, gerisin geri,
    toprağın da olsa kaldırma kuvveti
    öyle kolay gömülemezdi hiçbir ölü, hiçbir hüzün neferi;
    toprak
    iterdi, tutardı, çırpınırdı
    istemezdi gövdesine bir şeyin ansızın girmesini;
    gemi
    çatlamış bir alın kemiği
    gibi duruyor limanda gri;
    toprak da duruyor
    zaman da, adamlar da. önemli bir aşk şahaseri
    edasıyla çözülüyorum iskeletimden
    etlerimle uçuşuyoruz yapışmak üzere
    bir başka iskeletten ufka açılan
    yeni
    varoluştan oluşmuş hallerden hallere seviyeli;
    belki de çok oldu gemi limandan ayrılalı ve gideli;
    başlamış bir yolculuğun arkasından karada yazılan seyir defteri
    tarih mi demeli buna, günce mi daha doğru, bellek mi,
    hoş, ben ellerimi hep yıpranmış çımalara benzetirim
    parmaklarım salkım salkım çımadan sarkar sarkar sarkar
    kaç gemiyi bağlamak için limana fırlatılmış ellerim
    çımacılar mı hain, eldivenler mi kaygan, deneyler mi uğultulu,
    ufukta kaybolmaya yüz tutmuş bu büyük yüzen sedyeye
    kimi zaman mabet de demeli, nazar da demeli, büyü de demeli
    çatlamış bir alın kemiği
    gibi kafatasında beyne doğru ilerliyor gemi;
    ya çok bildik aynı bir sima var dümende, kazan dairesinde, radarda
    ya da
    kıyıdayız, hayaller kurarken ölüme dair, erdeme dair; anlıyoruz:
    terk edildik,
    diğerlerini kurtarırken telaşla o,
    tufanda biz geride bırakılanlar, anlıyoruz,
    meğer nuh, asla sevmemiş hiçbirimizi.

    k.İskender


    Gemi

    küçük İskender'den

    http://www.vimeo.com/2698748

  9. #29
    F5uck - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Haz-2007
    Mesajlar
    175
    Konular
    11
    Sana İyi Geceler

    ben jiletin öteki yanına yatıyorum sana iyi geceler
    pusuların üstünden gece vardiyaları ve rıhtım görülüyor
    üstündeki kan kokusu bütün cesetleri buraya çekecek
    öyle şehvetli ki dudaklarını saran atmosfer
    diplerine kömür çökmüş tırnaklarıyla küçük serseriler
    senin ellerinden kabusun matarasını kapacak ve
    içindeki sessizliği içecekler

    ben hüznün öteki yanına yatıyorum sana iyi geceler
    son tartışmamız olsun bu yoksa beni öldürecekler
    usulca akan bir gözyaşı gibi sevişelim de biraz, eğer istersen,
    çok uzun yolları aydınlatan benzin istasyonları gibi
    uykusuzluğumuzu gölgelesin alkolün dövdüğü saatler
    bak, yatakta ikimiz de ağlıyoruz; meselemiz malum, aşk
    üst kattaki komşu yine çocuklara su veriyordur
    haplar da kayboldu, esrar da, bileklerimizdeki kesikler de
    havaya bir kuş at, ben onu yerdeki gözlerimle vuracağım
    dudakların ne ki, olsa olsa şurdan üç beş adım
    ben mezarın öteki yanına yatacağım sana iyi geceler
    aramıza bir hançer bırakacağım, belki küflü bir hançer
    onun küfüyle paslanırken gizli saklı yalnızlığımız
    rüyamıza giren periler
    içimizdeki mutsuzluğu içecekler

    ben intiharın öteki yanına yatıyorum sana iyi geceler.

    Küçük İskender

  10. #30
    Manje_Loa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Haz-2007
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    1.889
    Konular
    318
    Kahretsin! Dün gece yatarken çıkardığım inançlarımı bulamıyorum.
    huzurlu yaşama savaşının insanı iğrendiren kolaycılığı
    Yürü gölgem kaybolup gitmeyi göze aldığın karanlığa. Or'da beyazlaşırdın.
    Elimde hiç kullanılmamış taze bir ruh var.
    Hangi vücuda soksam onu,
    özgürlük baki kalır,
    sonsuzluk yeryüzüne düşer!
    Biz, cinnetin üzerinde. Etraf acayip ekselans! Muhitimiz, imzasız mektuplar postanesi. Fikir Hürriyeti Cereyanı'na kapılan bedenlerimiz, fareli köye beyaz peynir kamyonları sürmekte!
    VÜCUTLARIMIZA SIĞMIYORUZ. Herkes cebinde yüz elli gram intihar taşıyor bu dünyada.
    Affedilen, vazgeçilendir.
    Yaşadığıma dair hiçbir ipucu bulamıyorlar.
    İçeri doğru eklenmek, dışarı doğru parçalanmaktan iyidir.
    Umudun teklif ettiği ortaklığı reddettik.
    Kuvvetli ihtimal darmadağınığım.
    Tehlikeliyim.
    Tehlikedeyim.
    İçtim mi ölmek istiyorum.
    Teşekkürler..
    Tam zamanında öldünüz / öldürüldünüz!
    Birer sokak arayla camii ve kilise..
    Uzanıp birbirine deymeye çalışan çan kulesi ve minare!
    Şimdilik ölümüne kadar hayattasın!
    Yuvarlak kareler ve üçgen bir SON
    İnsanlar dünyada elma yemeye devam ettiler
    herkes kapasitesi kadar şizofren
    Ey ölüm, saatin kaç olduğunu söyle!
    Artık yoksun!
    Bu yokluk, hiçbir varlığın karşılığı değil!
    hiçbir kutsal kitapta geçmiyoruz!
    Onlar kültablasında unutulmuş,
    kendi kendine yanıp sönen birer sigara..
    Dumandan rahatsız olanların başbelaları!
    Çocuktu henüz, dudaklarımızı aşındıran sözcükler
    Yaralı bir hayvanın intiharı sayılmaz mı uzaklara bakmak


    Küçük İskender - Cehenneme gitme yöntemleri kitabından sevdiğim mısralar


6 Sayfadan 3. İlkİlk 12345 ... SonSon

Benzer Konular

  1. Küçük İskender Söyleşilerinden Seçmeler
    Konuyu Açan: raskolnikov, Forum: Yazarlar.
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 02-Ağu-2008, 09:32
  2. Pesimist;Küçük İskender
    Konuyu Açan: Lorelei, Forum: Not Defteri.
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 19-Tem-2008, 00:31
  3. Küçük İskender Kitaplığı
    Konuyu Açan: birunsatan, Forum: Kitap Tanıtımları ve Eleştirileri.
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 05-Mar-2008, 02:10
  4. Küçük İskender
    Konuyu Açan: sacrifice, Forum: Yazarlar.
    Cevap: 3
    Son Mesaj : 26-Eyl-2007, 05:08
  5. Poetika / İskender PALA
    Konuyu Açan: KATA, Forum: Not Defteri.
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 16-Ağu-2007, 00:43