10 Sayfadan 2. İlkİlk 1234 ... SonSon
Toplam 99 sonuçtan 11 ile 20 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Kitaplardan Beğendiğimiz Bölümler

  1. #11
    juniper - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan-2012
    Mesajlar
    673
    Konular
    52
    "Şu beğenmediğimiz akılsızlığa misal olarak zikrettiğimiz eseklerin içinde ne filozof kafalılar vardır bilir misin evlât?... Yedikleri sopanın sayısı ne olursa olsun yürüyüslerini değistirmezler. Hızlı gitmenin sopadan kurtulmak için çare olmadığını çünkü sahiplerinin büsbütün hırslarını artırarak kendilerini atlarla yarıstırmaya sevkedeceğini biliyorlar.."

    Acımak - Reşat Nuri Güntekin





  2. #12
    nakreb nakreb isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    -YASAKLI-
    istediğin her şeyi alabilirsin yeter ki karşılığını ödemeye razı ol
    (Benzerlik)

  3. #13
    Mistero - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul-2011
    Mesajlar
    24
    Konular
    0
    Bir Atatürk heykeli düşünüyorum: Bir ağaç dalına asılı salıncakta oturmuş, gülümsüyor... Tıpkı, 28 Kasım 1930'da, Ege vapurunun güvertesinde çekilen fotoğrafındaki gibi...
    Salıncaktaki Atatürk'ü sallamak için ağacın ve dolayısıyla heykelin bulunduğu alana yalnızca çocuklar girebilir.
    Çocuklaın salladığı bir Atatürk heykeli...
    Çocuklar dedim; çünkü bir onların elleri kaldı kirlenmemiş!

    Sunay Akın__Kırdığımız Oyuncaklar

  4. #14
    juniper - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan-2012
    Mesajlar
    673
    Konular
    52
    '' Ne güzel gülüyorsun Andre! Oysa çok gülenlerin yüreğinde keskin bir acı saklıdır... ''

    Maksim Gorki / Ana


    ---------

    Büyükanne. Aklaşmış saçlarını toplamış, yüzü ince. Sıska bacakları. Hep
    mutfakta, midesine bir bıçak dayamış olarak yakaladığım büyükanne, hareketsiz.
    Ne kendi kıpırdıyor, ne de bıçağı kıpırdatıyor.

    - Ne yapıyorsun burada? diye soruyor çocuk.
    - Kendimi öldürmeye çalışıyorum.

    Anıların tüm görüntülerini vermeyeceğim. Sonsuz gerideler. Bu
    görüntülerin renkleri soldu. Ama kaybolmadılar. Benim sönüp gitmemi
    bekliyorlar. Bu kadar hain bu görüntüler. Sen sonsuz gecelerce sevişmiş,
    sonsuz zamanlar sindirmiş olabilirsin içine. Böylesine hain bu görüntüler, yok
    olmuyorlar. Seni söndürüyorlar yavaş yavaş. Yeşil yayla rengi bugün gri yeşile
    dönüştü. Çok uzakta hafif dağ tepeleriyle çevrili. Kızkardeşim olması gereken
    bir kızın elini tutuyorum. Doğa ölmüş. Çocuklar ölmüş. Onlarla birlikte her
    şey. Küçük kentin göl kıyısında son bulduğu yerde büyük otlar bitiyor.
    Otların arasında dolaşıyor ve büyükanneyi arıyoruz. İnce bacakları
    olan. Kentten çok uzaklaştık. Herhangi bir çukurda kafasını görüyoruz.
    Gözlüklerini takmış. Uçları rüzgarda uçuşan başörtüsü var. Onu bu büyük otlar
    arasındaki çukurda nasıl tanıdığımızı bilemiyorum. Yaz rüzgarı esiyor.

    - Burada ne yapıyorsun büyükanne, biz seni arıyoruz.
    - Bu dağların ardında yitip gitmek istiyorum. Yitip gitmek..
    - Dağların ardında yitip gitmek ne demek büyükanne?
    Bulduk mu onu
    Eve getirdik mi?
    (..)

    Çocuk ben beşikte yatıyor. Bir beşik çocuğundan daha büyüğüm oysa. Ama
    beş yaşında da değilim. Beni beşiğe koyan büyüklere kızıyorum. Yoksa iki
    yaşında mıyım? Konuşabiliyor muyum? Neden bağırmıyorum? Neden beşikte
    fenalaşmayı, kusmayı bekliyorum? Beni kaldırmaları için neden bağırmıyorum?
    Yoksa konuşamıyor muyum? Konuşma yaşına henüz gelmedim mi? Peki, beşik
    çocuğunu, beni saran can sıkıcı atmosferi nasıl kavrayabiliyorum? Şimdi konuşabiliyor muyum?

    Kırk yaşında konuşabiliyor muyum?

    (..)

    Otobüs dağ yamaçlarının virajlarında ilerliyor. Ağaçlar gri. Gri
    ağaçların gerisindeki göl gri. Gri su durgun duruyor. Sıcaklık da gri. Gölden
    beyaz, bembeyaz bir ceset çıkartılıyor. Bir gencin ceseti. Bu bir yazın
    başlangıcı. Ve ben sonraları çocuk olarak elma ağaçlarının üzerinde olacağım.



    Tezer Özlü - Kalanlar

  5. #15
    juniper - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan-2012
    Mesajlar
    673
    Konular
    52

    Biliyorum. Bana tutku verecek herhangi bir şeye ya da kimseye artık rastlamayacağımı biliyorum. Birisini sevmeye kalkışmak, önemli bir işe girişmek gibidir, bilirsin. Enerji, kendini veriş, körlük ister. Hatta başlangıçta bir uçurumun üzerinden sıçramanın gerektiği bir an vardır. Düşünmeye kalkarsa atlayamaz insan. Bundan böyle artık bu gerekli sıçrayışı yapamayacağımı biliyorum.


    "Geleceği görüyorum. işte orada, sokakta. şimdiden daha silikçe. daha ne bekliyor gerçekleşmek için sanki? gelecek, bu ihtiyar kadına daha fazla ne sağlayabilir ki? ihtiyar kadın topallayarak uzaklaşıyor. aniden duruyor. başörtüsünden sarkan aklaşmış bir tutam saçı yana doğru itiyor. yeniden yürümeye koyuluyor. demin oradaydı, simdi ise burada... hiç anlayamıyorum içinde bulunduğum durumu: hareketlerini gerçekten görebiliyor muyum, yoksa onları tahmin mi ediyorum?

    Şimdiyi gelecekten hiç ayırt etmiyorum artık. çünkü, sürüp gidiyor bu, yavaş da olsa gerçekleşiyor; ihtiyar, koskocaman erkek ayakkabılarını sürüye sürüye ilerliyor ıssız sokakta. budur işte zaman, hem de çırılçıplak zaman, yavaşça var oluyor. kendini beklettirir ve geldiğinde de tiksinti verir. çünkü zaten, uzun süredir onunla birlikte bulunulduğunun farkına varılır."

    Jean Paul Sartre/Bulantı

  6. #16
    Kitaplardan Beğendiğimiz Bölümler
    Üyelik tarihi
    Oct-2006
    Bulunduğu yer
    ankara
    Mesajlar
    10.178
    Konular
    797
    Tembeller için, ''gerçek dünyanın dışında yaşıyorlar'' denir. Peki, gerçek dünya nedir? Bütün gün didinip durmak ve insanları daha mutsuz ve daha yoksul bir hale düşürmek için gereksiz şeyler üretmek mi? Gerçek dünya kurallar, yaşam sigortası, emeklilik planları, borç harç, hesap kitap, yağcılık mı demek? Aklı başında olmak, zamanında işine gitmek ve keyifsiz bir yaşam sürmek mi? Bütün bunlarla aslında ''sahte'' bir dünya yaratmıyor muyuz? Gerçek olan ve kendi içimizde yaşattığımız dünyadan bizi koparan bir oyalamaca değil mi hepsi? Evet, her iki dünya da hayal gücünün ürünü aslında. O halde, neden birinin öbüründen daha iyi olduğu işleniyor beyinlerimize?

    Çözüm, bu iki dünyayı uyum içinde yürütmektir; tembellerin işi de budur aslında! Onlar gündelik yaşamla düşlerini dengede tutarak yaşamayı bilir. Bir tembel ağır görünse de, canlı ve hayat doludur ve her an harekete hazırdır.

    ---------------

    On yedinci yüzyıl tembellerinden , Rene Descartes, Felsefesini kendi yaşantısından geliştirmiştir.Gençliğinde Cizvit okulunda , sabahları asla kalkamayan bir öğrenciydi.Papazlar kovalarca buz gibi su dökerek onu uyandırmayı denedikleri halde , Descartes tekrar öbür tarafına dönüp uyumuştur.Ancak, o yaşlarda bile dehası fark edildiği için kendisine geç kalkma ayrıcalığı tanınmıştır.Yatakta yatıp keyif çatarken matematik problemleri çözen Descartes için düşünmek insan olmanın temeliydi.''Düşünüyorum , öyleyse varım'' ifadesi bunun bir sonucudur.cogito ergo sum - yani , yatakta yatıp düşünüyorum , öyleyse varım.


    TEMBEL AYAKLANMASI / VE YAN GELİP YATMANIN MANİFESTOSU


  7. #17
    Sphynxinator - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct-2011
    Bulunduğu yer
    The Onion Router
    Mesajlar
    649
    Konular
    9
    "Hoşlandım; o iğrenç düzüşmeden, onun her yanımı okşamasından keyif aldım!"

    Carrie'nin annesi - Carrie.


  8. #18
    Kitaplardan Beğendiğimiz Bölümler
    Üyelik tarihi
    Oct-2006
    Bulunduğu yer
    ankara
    Mesajlar
    10.178
    Konular
    797
    Tembel düşmanı bie isim de Thomas Edison'dur.İnsanlar gece gündüz demeden çalışsın diye ampulü bulan adam tam bir iş manyağı değil de nedir.Edison yüzünden ''vardia'' sistemi doğmuştur.Ondan sonra makineler hiç durmadı.Kendi adına gece dört saat uykunun yeterli söyleyerek övünmesine karşın, Stanley Coren onun gün boyunca fırsat buldukça kestirdiğini bildirmiştir.Elektrik mühendisi Nikola Tesla da Edison ile çalıştığı uzun yıllar , ''gece üç dört saat uykuyla yetinirdi ama günde iki kezüç saat uyurdu'' diye anlatmıştır.Coren, bir diğer tembel düşmanı Herry Ford'un bir gün Thomas Edison'u ziyaret ettiğini ve onun gün ortasında uyuduğunu görerek çok şaşırdığını anlatır.Ford , Edison'un asistanlarından birine bu ikiyüzlülüğü açıklamasını istemiş ve asistan şöyle demiştir: ''fazla uyumaz aslında ama sık sık böyle kesti
    rir.''
    -------------------------------------------------------------

    Ne yapacağınıza karar veremediğiniz bir an gelirse , uyuklama zamanıdır.
    ----------------------------------------------------------


    Her şey nasıl bu hale geldi?Eh, anti-tembeller iş başında!Fazla uykunun zararları üzerine atıp tutmalar ikibin yıl öncesine dayanıyor İncil'de bu konu işlenmiş:

    Karıncaları izle, tembel de olsanonların nasıl çalıştıklarını gör ve akıllan.
    Bir rehberi , bir yol göstereni olmayan o karıncalar
    Yazları et , hasat zamanı tahılını toplar.
    Sen daha ne kadar uyuyacaksın, ey miski! Bu uykundan ne zaman uyanacaksın?
    Biraz uyku biraz tembellik derken
    Yoksulluk ve açlık seni bulacak...

    Burada , her şeyden önce insanlara karıncaları örnek gösteren bir dini sorgulamakgerekir diye düşünüyorum.Karınca örneği, milyonlarca işçi arının çalışıp didinmesine karşın hiçbir iş yapmadan oturan kraliçe arıyla parazit erkek arılardan oluşan bir sistemde görebileceğimiz aristokrasi sömürüsüne dayanır.Kutsal Kitap'ta Tanrı Tembel kullarının kulağını çekerek aç ve yoksul kalacaklarına dair onları uyarıyor.Tembelliğin bir günah olduğu açık, günahın cezası da ölüm.İngiltere'de çalışkanlığın bedeli ise , yılda 22.585 sterlin!


    Tembel Ayaklanması / Yan Gelip Yatmanın Manifestosu

  9. #19
    mksubzero349 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan-2010
    Bulunduğu yer
    Evren
    Mesajlar
    964
    Konular
    119
    "Her birimizin içinde, kendi kaderimizi şekillendirme yeteneği vardır. Bu kadarını biliyoruz. Ama, daha da önemlisi, her birimizde, evrenin kaderini şekillendirecek aynı yetenek vardır. Ah, buna inanmayı daha güç buluyorsunuz. Ama ben size bunun böyle olduğunu söylüyorum. Yediler Konseyi'nin önderi olmanıza gerek yok. Çevrenizdeki dünya üzerinde önemli bir etkiniz olması için elf kralı, insan hükümdarı, cüce kralının başı olmanız gerekmiyor.
    Okyanusun enginliği içinde herhangi bir damla diğerlerinden daha büyük müdür?
    'Hayır' diyorsunuz, 've tek bir damla bir dalga da oluşturmaz.'
    'Ama' diye itiraz ediyorum size, 'eğer okyanusa tek bir damla düşerse, dalgacıklar yaratır. Ve bu dalgacıklar yayılır. Ve belki -kim bilir- bu dalgacıklar büyüyebilir, yükselebilir ve bir süre sonra köpüklenerek kıyıya vurabilir.'

    Engin okyanustaki bir damla gibi, her birimiz, kendi yaşamlarımızda hareket ederken dalgacıklar yaratırız. Yaptıklarımızın etkileri -ne kadar önemsiz görünse de - bizden öteye yayılır. En basit eylemimizin bile diğer ölümlüler üzerinde ne kadar etkili olabileceğini hiç bilemeyebiliriz. Okyanustaki yerimizin, dünyadaki yerimizin, diğer yaratıklar arasındaki yerimizin bilincinde olmalıyız. Çünkü eğer yeteri kadarımız güçlerini birleştirirse, olay dalgaları yaratabiliriz -iyilik ve kötülük yolunda."

    Ölüm Kapısı Serisi - Yedinci Kapı - EK 1: Su Damlaları

  10. #20
    juniper - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan-2012
    Mesajlar
    673
    Konular
    52
    "..sonra da hayatı boyunca kurmuş olduğu bütün hayalleri düşündü. içlerinden sadece biri gerçek olmuştu.
    O da gerçekleşmemesi gerektiği için hayal olarak kurulmuştu.
    Sadece hayalde kalacağı için kurmaya cesaret ettiği tek hayali gerçek olmuştu.
    Sonra başka bir şey düşündü: kim seçiyor acaba, dedi içinden. Hangi hayalin gerçek olacağını? o hayali kuran mı, yoksa o hayali kurduran mı?"

    -Hakan Günday // Az-


10 Sayfadan 2. İlkİlk 1234 ... SonSon

Benzer Konular

  1. İlginç Ölümler
    Konuyu Açan: dangerousangel, Forum: Gnoxis Cafe.
    Cevap: 23
    Son Mesaj : 30-Apr-2009, 10:52