Toplam 1 sonuçtan 1 ile 1 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Keltler Yeraltında Bakire Bir Tanrıçaya Tapınır

  1. #1
    Keltler Yeraltında Bakire Bir Tanrıçaya Tapınır nevermore - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2009
    Bulunduğu yer
    Bornova
    Mesajlar
    12.247
    Konular
    2858

    Keltler Yeraltında Bakire Bir Tanrıçaya Tapınır


    Danae babası kral Akrisios tarafından bilinçdışı olarak sembolize edilebilecek yeraltında demirden/tunçtan bir eve hapsedilir. Amaç genç kızın kralın iktidarına son vererek bir erkek çocuk dünyaya getirmesine ve kehanetin gerçekleşmesine engel olmaktır. Mağara ve yer altı Jung’a göre bilinçdışının henüz hiçbir ayrıma yer vermeyen bir katmanıdır.

    Mağara yeniden doğuşun gerçekleştiği yer, insanın kuluçkaya yatıp yenilenmek üzere kapatıldığı gizli bir oyuktur. Her kim mağaraya, yani herkesin kendi içinde taşıdığı mağaraya ya da bilincin dışındaki karanlığa girerse, kendini önce bilinçdışı bir dönüşüm süreci içinde bulur. Bu ona, bilinci ve bilinçdışının içerikleri arasında bir bağ kurmasını sağlar (Jung,2000),( Jung,2005).

    Burada Danae kendi isteği ile değil babasının zoruyla hapsedilmektedir. ”Yeraltında tunçtan bir oda” kralın bilinçdışına giden yola koyduğu bir engel olabileceğini ima ettiği düşünülebilir. Burada mitin işaret ettiği sembol; hiçbir şeyin içeri girmesine izin vermeyecek kadar sağlam yapılmış bir odaya kapatılan bakire bir kadındır. Nitekim anaerkil düzenin değişmesiyle birlikte erkeğin kadının cinselliğini denetim altına alması, tarih öncesi dönem yazıtlarında geçmektedir (Thomson,1995).

    Demirden oda sembolü toplumsal bir kırılmaya da işaret etmektedir. Erkek ve onun ataerkil düzeni kadını, ilkçağın köklü tapınılan “ana tanrıça”etkisi nedeniyle tümüyle ortadan kaldırmamıştır ama bilinçdışının yer altı hapishanesine kapatmıştır. Jung(2000)’da eski zamanlarda yeraltında bakire bir tanrıçaya gizlice tapınıldığından söz eder. Bu Keltlerin bir tanrıçasıdır ve yeraltında saklanmaktadır.

    Efsaneler genellikle kahramanın dünyaya gelişi için olağandışı doğumu uygun görmektedir. Perseus, Zeus’un altın bir yağmur olarak yeraltındaki odaya inerek Danae ile birleşmesi sonucunda ana rahmine düşer. Campbell(2000), bakire doğum imgelerine mitlerde, halk hikâyelerinde sıklıkla rastlandığına değinir. Bu bir boğa, bir kuğu ya da altın yağmuru olarak karşımıza çıkar. Yaratıcı güç her yerdedir, hatta bir nefes bile hazır olan rahmi döllemeye yetebilir. Zamanın yazgısına göre, bir kurtarıcı kahraman ya da dünyayı yok edecek bir şey bu şekilde ortaya mucizelerle çıkar.

    Zeus’un sözcük anlamı “yağmur yağdırandır”(Erhat,2001). En ilkel kaynağında ise Zeus’un parlak gökyüzünü temsil ettiği söylenir(Fiske,2006). Danae ile Zeus’un birleşmesi çok eski bir motifi çağrıştırır; gök ve yerin birleşmesidir bu. Jung(1991), her erkeğin bilinçdışında ebedi bir kadın hayali taşıdığını söyler. Bu hayalin, erkeğin yaşayan organik sistemine kazılmış, ta başlangıçtan beri var olan, kuşaktan kuşağa taşınan bir öğe olduğunu ve dişinin arketipi (ilk örneği) olduğunu söyler.

    Perseus aynı zamanda Zeus’un oğlu olan bir kahraman mitidir. Jung(2001), kahramanların doğuşunun sembolik değerlerini inceler. Örneğin; sıradan bir ortamda doğan çocuğun yavaş yavaş sıradanlıktan çıkarak, olağandışı tehlikelerden geçerek bir kahramana dönüşmesi gibi. Kahramanın doğuşu mistik olmalı çünkü o, doğası gereği zaten sıradan alelade bir ölümlü değil, tersine anne-zevcenin yeniden doğuşudur.

    Jung, O.Rank’ın “Kahramanın Doğuşu Miti”nden yaptığı aktarmada; kahramanların bir kısmının gerçek ailelerinden ayrılmış veya kopartılmış olduğunu diğer bir kısmının da doğrudan tanrıların oğulları ve aile ağaçları kahraman veya tanrılara dayanan asil soylardan türemiş olduklarını söyler. Rank(2001), doğuş mitinde kahramanın anne tarafından kurtarıldığını söyler.

    Burada kurtarılmak, çocuğun anne bedeninde saklanması ve sosyal-ahlaki reformlarla kültürel gelişmeyi babaların egemenliğine rağmen gerçekleştirmesidir.
    alıntı