3 Sayfadan 3. İlkİlk 123
Toplam 22 sonuçtan 21 ile 22 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Kayıp Kıta MU'nun Sembolleri

  1. #21
    Kayıp Kıta MU'nun Sembolleri nevermore - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2009
    Bulunduğu yer
    Bornova
    Mesajlar
    12.235
    Konular
    2856
    Mu Sembollerine Benzeyen
    Eski Türk Sembolleri
    Sinan Meydan
    Semboller, toplumlardan geriye kalan gizemli ve anlam yüklü işaretlerdir. Binlerce yıl içinde gelişip olgunlaşan farklı toplumların kendilerine özgü sembolleri oluşmuştur. Bu semboller, zaman içinde nesilden nesile geçerek bir şekilde varlığını korumuştur. Bu nedenle, toplumsal köken ve kimlik araştırmalarında "kadim" sembollerden yararlanmak gerekir.
    Bu bölümde, Churchward'in kitaplarındaki Mu sembollerini, kadim Türk sembolleriyle karşılaştırarak toplumsal benzerliği anlamaya çalışacağız. Hemen belirtmeliyim ki, bazı Mu sembolleriyle bazı eski Türk sembolleri arasında, "Türkler gerçekten de Mu kökenli" dedirtecek kadar olağanüstü bir benzerlik vardır. Bugüne kadar, hiç kimsenin dikkatini çekmeyen bu olağanüstü benzerliğin kanıtlarını ilk kez burada göreceksiniz.
    İşte bazı benzer semboller:
    Öküz Başı
    Churchward'in, Kuzey Amerika Nevada'da bulduğu semboller arasında bir "öküz başı" formu vardır. Churchward, kitabında 41 numarayla gösterdiği bu "öküz başı" için "Bir hayvan başı, sembol değildir" ifadesini kullanmaktadır.Churchward, "Kanyon ve Kayalıklarda Yaşayan İlk Amerikan Yerlilerinin Sembolleri" diye adlandırdığı semboller arasında da bir "öküz başı" sembolüne yer vermiştir. Churchward, bu sembol hakkında ise şu değerlendirmeyi yapmaktadır:
    "Benzer başlar, Mısır'da ve başka yerlerde de bulunmuştur. Boynuzların süslü çizimi, hayvanın bir işlevi olduğunu veya tören için kullanıldığını gösterir. Çok eski bir sembol değildir."
    Kuzey Amerika'da kayalara kazınmış olan bu "öküz başı" sembolüne birebir benzeyen "öküz başları" Orta Asya'da ve Mezopotamya'da karşımıza çıkmaktadır.
    Eski Türklerin en önemli uygarlık merkezlerinden Altıntepe'de yapılan kazılarda MÖ 4000'lere tarihlendirilen "öküz başı heykelleri" bulunmuştur.
    Mezopotamya'da yapılan kazılarda da MÖ 3000, 2500 yılları arasına tarihlendirilen Sümerlere ait "öküz başı" heykelleri ele geçirilmiştir.
    Heykellerin yontu biçimi, gözlerin ve kulakların duruşu, boynuzların kıvrımı ve boyutları ve hatta ölçüleri birebir aynıdır. Türk (Altıntepe) öküz başıyla Sümer öküz başı yan yana getirildiğinde her ikisinin de aynı sanat anlayışının ürü­nü olduğu kolayca görülmektedir.
    Ayrıca, "öküze" Sümerlerde GUD, Türklerde ise UD denmesi, arada sadece sanat benzerliği değil, aynı zamanda etimolojik bir benzerlik olduğunu da gözler önüne sermektedir.
    Bilim insanları, Sümerler ve Türklerde "öküzün" kutsal bir anlamı olabileceğini düşünmektedirler. Eski Türklerin "güneş günü" kutlamalarında güneşe kurban ettikleri öküzü ateşte yakmaları, bu kutsallığa bir örnek olsa gerekir.
    Burada, J. Churchward'ın, Nevada'da tespit ettiği öküz başı sembollerini deşifre ederken kullandığı: "Benzer başlar, Mısır'da ve başka yerlerde de bulunmuştur." sözlerinin doğrulandığını görmekteyiz; çünkü Orta Asya Altıntepe'de ve Mezopotamya'da ele geçirilen "öküz başı" heykelleri Churchward'in Nevada'da bulduğu öküz başı sembolüne birebir benzemektedir. Churchward'in "öküz başı sembolü"yle, Altıntepe ve Sümer "öküz başı heykelleri" yan yana getirilince benzerlik çok açık bir şekilde görülmektedir.Kuzey Amerika'da Nevada'da görülen "öküz başı", Orta Asya'da Altıntepe'de görülen "öküz başı", Mezopotamya'da Sümerlerde görülen "öküz başı" ve hatta Mısır'da görülen "öküz başları" arasındaki benzerlik, Churchward'ın dediği gibi, bütün bu uygarlıkları Mu'ya bağlar mı bilinmez ama en azından bu uygarlıklar arasında öyle ya da böyle bir ilişki olduğunu gösterir.
    Uluumil Kin ( Güneş Ülkesi )
    Churchward, Kuzey Amerika'yı Mu'ya bağlayan Nevada sembollerinin deşifresini verirken daire içindeki bir haç sembolünü "Uluumil Kin" diye okumuş ve anlamının da "Güneş Ülkesi" olduğunu belirtmiştir. Churchward'ın ifadesiyle: "Buradaki güneşin ismi KİN'dir. RA değildir. Kin, gök cismi olan güneşin adıydı, sembolün değil."
    Eski Türklerin Güneşe KUN, KÜN veya KİN dedikleri dikkate alınacak olursa, Churchward'ın güneşi KİN diye adlandırmış olması çok daha fazla anlam kazanmaktadır. Sümerlerin de güneşi buna benzer şekilde GÜN, GİN diye adlandırdıkları bilinmektedir.
    Ayrıca, Churchward'ın "ülke" diye tercüme ettiği ULUU­MİL sözcüğü üzerinde de durmak gerekir; çünkü bu sözcük de birebir Türkçedir. ULU-UM-İL sözcüğündeki ULU ve İL sözcükleri sırasıyla "Yüce" ve "Ülke" anlamlarına gelmektedir.
    Ayrıca, Churchward, "Mu'da 'dairenin' güneşi simgelediğini" iddia etmektedir."Daire insanoğlunun ilk dininde Ra denen güneşin çizimidir." Mu kozmik diyagramındaki "daire" de güneşi simgelemektedir. "Merkezde ki daire Tanrı'nın kolektif sembolü olan Ra'nın, güneşin resmidir ve Tanrı göklerde olduğu için gök ve Tanrı bir daireyle simgelenmiştir." Bu iddia çok önemlidir; çünkü Eski Türklerde de güneş, tıpkı Mu'da olduğu gibi bir yuvarlakla, (daireyle) "O" simgelenmiştir. İç içe geçmiş iki yuvarlak, ya da ortasında nokta bulunan bir yuvarlak(Churchward, Mayaların güneş sembolünün de ortasında nokta bulunan bir yuvarlak olduğunu iddia etmektedir) Mu'nun güneş sembolüne şaşırtıcı derecede benzemektedir. Özellikle Uygur geleneklerinde güneşi simgelemek için "dairenin" kullanılması, J. Churchward'ın bu yöndeki açıklamalarıyla birebir örtüşmektedir.
    Ayrıca, Asya Şamanlarının ateş etrafında yaptıkları törenlerde ellerinde taşıdıkları "yuvarlak davulların" güneş şeklinde olması ve şaman giysileri üzerindeki güneşe benzer madeni halkalar, Türklerde güneşin bir sembol olarak görüldüğünü ortaya koyan örneklerden sadece birkaçıdır.
    Son olarak dikkat çekmek istediğimiz bir benzerlik de Churchward'ın söz ettiği "haç sembolüdür."
    Churchward'ın, daire içindeki haç sembolünü "Uluumil Kin" yani "Güneş Ükesi" diye okumuş olması dikkat çekicidir. Burada Churchward, "haçla" "güneş" arasında bir ilişki kurmaktadır.
    "(Bu sembol) daire içindeki açık bir haçtır ve Uluumil Kin diye okunur. Güneş ülkesidir. Güneş imparatorluğudur. Buradaki Güneş ismi Kin'dir Ra değildir. Kin gök cismi olan Güneşin adıydı, sembolun değil 4 no'lu haçla bunu karşılaştırın. 4 no'lu haç yekpare haçtır bu ise açıktır."
    Benzer bir ilişki Türklerde de vardır. Haç, eski Türklerin astrolojik simgelerinden biridir. Çok daha önemlisi, eski Türklerde, Churchward'ın "Uluumil Kin" diye deşifre ettiği "daire içinde haç" sembolüne de rastlanmaktadır.
    Tüm bu benzerlikler; güneşin, ortasında bir nokta bulunan daireyle simgelenmesi, güneşle Tanrımın özdeşliği, güneşe KİN, ülkeye İl denmesi ve haçla güneş arasındaki sembolik ilişki, "Uygurların (Türklerin) Mu'nun torunları olduğu" yönündeki iddiayı güçlendirmektedir.
    Atatürk'ün Dikkatini Çeken Benzerlik
    Tahsin Bey, 29 Şubat 1936'da Meksika'dan Atatürk'e gönderdiği 7. Raporda, J. Churchward'ın "Kayıp Kıta Mu" adlı kitabında rastladığı "Uluumil Kin" ifadesi hakkında bilgi ve değerlendirmelere yer vermiştir.
    "Churchward, The Continent of Mu" namındaki eserinin 106. sayfasında Mu, yani Güneş İmparatorluğu'nun Mu dilindeki adı (ULUMIL) olduğu ve aslen (U-LUM-İL) şeklinde mürekkep bir söz olup (U-O), LUUM-Erazi, İL-Devlet, Kudret anlamında olarak (O ERAZİNİN İMPARATORLUĞU) manasını ifade etmekte olduğunu izah etmesi üzerine, kulağımıza hiç yabancı gelemeyen (ULUMİL) sözünün başındaki (ULU) sözünün aynen Türkçedeki (ULU) ve aradaki (M)nin de (MU) ve sonunda bulunan (İL)in de aynı Türkçedeki devlet ve kudret manasını ifade eden bir söz olduğunu derpiş ederek (göz önünde bulundurarak) (ULUMÎL) sözünün pek eski şeklinin (ULU-MU-ÎL) tarzında olarak (Yüksek Mu İmparatorluğu) manasına gelen halis bir Türkçe söz olduğuna kanaat hasıl ettim. "
    "(Adı geçen yazarın) 'The Sacred Symbols of Mu' adındaki diğer eserinin 123. sayfasında (GÜN) yani (GÜNEŞ) sözünün Mu dilindeki karşılığının (KİN) olduğunu görünce bunun da bizim GÜN sözümüzün mana ve hatta biraz telaffuz farkıyla aynı olduğunu anlamakla Mu diline ait tesadüf ettiğim (ULU-MİL) ve (KİN) sözlerinin her ikisinin de Türkçe olmasından hareket ederek, beşeriyetin ve ilk medeniyetin zuhur ettiği Mu kıtasında konuşulan dilin Türk dili olduğuna emin ve mutmain oldum."
    Bu bilgi ve değerlendirmeler, dünyada Türk izleri arayan Atatürk'ün dikkatini çekmiştir.
    Atatürk, J. Churchward'ın "Kayıp Kıta Mu" adlı eserini okurken, 23. sayfada, güneşin daireyle simgelendiğini belirten, "Bu daire güneşin resmidir. Güneş Tanrı'nın bütün sıfatlarının ortak sembolüydü," cümlesinin başına - önemi dolayısıyla - bir "X" işareti koymuş, 167. sayfada, dairenin güneşi simgelediğinin anlatıldığı bölümde bazı yerleri işaretleyerek, bu bölümün başına "dikkat" anlamında bir "D" harfi koymuştur. Ayrıca, aynı kitabın 151. sayfasında geçen ULUUMİL sözcüğünün de altını çizmiştir."
    Lotus Çiçeği
    J. Churchward, başta Naakal tabletleri olmak üzere pek çok eski belgede karşılaştığı lotus çiçeğinin (nilüfer), Mu'nun en önemli kutsal sembollerinden biri olduğunu iddia etmektedir.
    Onun ifadesiyle: "Gelenek, lotus çiçeğinin, dünya üzerinde görülen ilk çiçek olduğunu söyler ve bundan dolayı Anayurdu (MU) temsil eden bir simge olarak benimsenmiştir."
    Churchward, lotus çiçeği ve Mu kıtasının sembolik bakımdan eş anlamlı olduğunu düşünmektedir. Şöyle ki: "Lotus yeryüzünü güzelleştiren ilk çiçekti. İlk çiçek olduğu için ve Mu'da insanın ilk ortaya çıktığı yer olduğu için doğal olarak Mu ve lotus sembolik açıdan eş anlamlıydılar. Mısırlılar, Mu'nun batışından sonra, sevgi ve yeislerinin bir nişanesi olarak lotusu bir daha asla açık olarak resmetmemişler, daima kapalı yani ölü olarak çizmişlerdi."
    Churchward, lotus çiçeğinin dünyadaki tüm eski mabetlerin oyma ve işlemelerinde en göze çarpan motiflerden biri olduğunu belirtmektedir. Lotus, Mısır hariç Süleyman mabedine kadar, açık ve konvansiyonel formuyla sergilenmiştir.
    Churchward'a göre, lotusun görüldüğü toplumlar Mu kökenlidir; çünkü "Lotus Mu için doğuştan beri oradaydı. Dünyanın başka taraflarına koloniciler tarafından getirilmişti, dolayısıyla günümüzde lotusa rastladığımız her yerde, tıpkı insan için de geçerli olduğu gibi; onun oraya ilk olarak Mu'dan geldiğini biliriz."
    Churchward'a göre Mu kökenli Uy gurlarda da lotus çiçeğine sıklıkla rastlanmaktadır.
    Peki, ama Churchward'm bu iddiasının herhangi bir temeli var mıdır?
    Eski Türklerde (Uygurlarda) gerçekten de lotus çiçeği motifine rastlamak mümkün müdür?
    Yaptığım araştırmalar sonunda, eski Türklerde, özellikle de Uygurlarda lotus çiçeği motifinin sıkça kullanıldığını gördüm. Dahası, lotus sembolünü, Cuhruchward'm MÖ 17.000Terde büyük bir felaket sonunda yok olduğunu söylediği eski Uygurlardan binlerce yıl sonra kurulmuş olan 8.yüzyıl Uygurlarının da kullanmış olması beni çok şaşırttı. Demek ki, MS 8. yy'da kurulan Uygurlar (bize kitaplarda anlatılan Uygur Devleti), binlerce yıl önceki atalarının kültürüne ait izler taşımaktadır.
    Eski Türklerde lotus çiçeği motifi, öncelikle mimari yapıda karşımıza çıkmaktadır. Türklerde sıkça lotus kubbeli yapılara rastlanmaktadır. Soğan kubbe diye de adlandırılan Lotus kubbe, Doğu Türkistan'daki Mauri - Tim stüpalarında ve birçok Uygur stüpasında görülebilmektedir.
    Esin'e göre "Lotus kubbe Orta Asya mimarisinin bir özelliğidir."
    Eski Türk mimarisinde yoğun olarak karşımıza çıkan lotus motifi, Türklerin Müslüman olmasından sonra da varlığını korumuştur. Lotus, ilk Müslüman Türklerde Mezar taşı, türbe ve cami gibi yapılarda kullanılmaya devam etmiştir.
    Maverahünnehir'de ilk camileri inşa eden Karahanlı Türkleri, Hakanlı Türkleri ve Hazar Türkleri yapılarının kubbesini "lotus" biçiminde yapmışlardır.Örneğin, 11. yüzyılda inşa edilen Hazar camiinde çok yüzeyli kasnaklar üzerine yükselen beyzi kubbe kullanılmıştır. Dört sütun üstünde yükselen ana kubbe lotus şeklindedir. Kağan Muhammed b. Süleyman Arslan Han'ın 1212/23 tarihleri arasında yaptırdığı caminin ibadet kısmının üstü lotus bir kubbeyle örtülmüştür. Karahanlı mimarisinde sıkça rastlanan lotus kubbe, Timur döneminde Türkistan'da klasik kubbe haline gelmiş ve çevreye yayılmıştır.
    Orta Asya'daki lotus kubbe geleneği Türklerle birlikte Anadolu'ya gelmiştir. Anadolu Selçukluları, Saltuk Türbesi (12. yy) gibi bazı yapılarında orijinal lotus kubbe kullanmışlardır.
    15. yüzyıla doğru lotus kubbe geleneği Anadolu mimarisinin bazı türbelerinde de görülmeye başlanmıştır. Bugün, Kırşehir'deki Hacı Bektaş-ı Veli Dergâhı içindeki değişik yapıların üzerinde (mezar taşı gibi) lotus çiçeği motiflerini görmek mümkündür.Eski Türklerde "lotus çiçeği motifi", mimari yanında, günlük yaşamda kullanılan basit aletlerden her türlü sanat yapıtına kadar pek çok alanda daha kullanılmıştır.
    İşte Eski Türklerde görülen bazı "lotus çiçeği" motiflerini Mu'daki lotus çiçeği motifleriyle karşılaştırın ve aradaki benzerliğe siz karar verin!

    4 - Batış Sembolü; Hiyeratik '' U '' Harfi
    Churchward'a göre Mu'nun batışı değişik toplumlarca sembolleştirilmiştir. Sembol şekil olarak da derin bir çukuru andıran U harfi seçilmiştir.
    Şekil yönünden U harfi gerçekten de derin bir çukura benzemektedir.
    Churchward, bu "batış sembolünün" çeşitli eski alfabelerdeki hiyeratik harfler arasında yer aldığını ileri sürmektedir. Ona göre bu sembolün kökeni, Mu alfabesindeki hiyeratik "U" harfine dayanmaktadır.
    "Anavatan Alfabesinin hiyeratik U harfi, bir uçurum, çukur, delik büyük bir derinlik ifade eden semboldür. "
    Çeşitli hiyeratik harflerin verildiği aşağıdaki tabloda (Büyük yuvarlak içine aldım) bu harf görülmektedir.

    İşte, Mu'nun batışını ifade eden bu sembol Uygur Türklerinde de görülmektedir.
    Bu sembol, genelde içi boş bir lotus çiçeği biçimindedir; fakat bazen içinde ve dışında bazı noktalar göze çarpmaktadır. İçteki nokta artık ışık saçmayan güneşi, dıştaki noktalar ise Mu ile birlikte yok olan diğer ülkeleri simgelemektedir.
    Mu'nun batışını anlatan yukarıdaki semboller, birer Maya çizimidir. Churchward, bu sembolleri şöyle deşifre etmiştir.
    Şekil 1. Bu glif üzerindeki üç sivri uç, Mu'nun sembolik sayısıdır, bu yüzden alttaki sayılar Mu'ya aittir.
    Şekil 2. Üç uçlu taç Mu'nun imparatorluk tacıdır.
    Şekil 3. Işık saçmayan güneştir; dolayısıyla Mu'nun karanlık bölgeleridir.
    Şekil 4. Bu sembol, Mu'yu batmış ve karanlıkta, yalnızca tepeleri ve uçları gözüken biçimde gösterir.
    Şekil 5. Bu bir uçurumu, derinliği veya çukuru gösteren kadim bir semboldür.
    Şekil 6. Bunlar, Mu ile birlikte 'ateş çukuruna' çekilen diğer iki batı ülkesini temsil eder.
    Churchward, bu deşifreden sonra, ortaya çıkan metni şöyle okumuştur:
    "Mu güneş imparatorluğu, bir uçurumun içine düştü. O şimdi artık güneşin asla üzerinde parlamadığı karanlık bölgededir. Diğer Batı ülkeleri de onunla birlikte silinmiştir. Tacı, artık yeryüzüne hükmetmemektedir."
    Araştırmalarım sonunda, Mu'nun batışını anlatan yukarıdaki Maya çizimi sembollerin birkaç tanesini -dağınık olarak- üzerinde barındıran Doğu Türkistan'da bulunmuş, Koço Uygur Kağanlığı'na ait, bir hükümdar (alp) figürüne (duvar resmi) ulaştım.

    Bu alp figürü dikkatle incelenecek olursa öncelikle Alp'in başının arkasında ve çevresinde tanrılara özgü bir hale (güneş) görülmektedir. Alp'in başında ve arkasındaki güneşin hemen üzerinde ise üç uçlu taç göze çarpmaktadır. Ve son olarak da sol bacağının hemen yanından sarkan ayrıntıda, "U"harfine benzeyen, uçurumu, derinliği veya çukuru gösteren sembol durmaktadır.
    Şimdi bu Türk alp figürünün üzerinde dağınık halde duran ve ilk bakışta pek bir anlam ifade etmediği düşünülebilecek bu sembolleri tekrar hatırlayalım.
    1 - Alp'in başının arkasındaki güneş,

    2 - Alp'in başında ve arkasındaki güneşin üzerinde yer alan üç uçlu taç,
    3 - Alp'in, sol bacağının yanında duran "U"

    Buradaki güneş Mu'yu, üç uçlu taç Mu'nun imparatorluk tacını, U'da Mu'nun battığı, uçurumu, derinliği veya çukuru gösteriyor olabilir mi? Ne dersiniz?
    Burada özellikle üzerinde durulması gereken sembol, şekil 5'teki "bir uçurumu, derinliği veya çukuru" gösteren "U" sembolü'dur. Bu sembolün aynısı Uygur Türklerinde de vardır.
    Türkologlara göre bu resimde görülen semboller kotuz tamgalarıdır. Fakat uzmanlar bugüne kadar, "neden Türklerin bu formda 'kotuz tamgası' kullandıkları" sorusuna doyurucu bir yanıt verememişlerdir.
    Mu'yla bir ilişkisi olabilir mi?
    5 - Kral ve Kraliçe Figürü
    Orta Asya'da Khar a Khota şehrinde yapılan kazılarda Prof. Kozloff tarafından gün ışığına çıkarılan bir mezarda bazı eski eserler ele geçirilmiştir. Bu eski eserlerden birinde, bir kral ve kraliçe resmedilmiştir. Churchward'a göre bu resimde görünenler, bir Uygur kralı ve kraliçesidir.
    Churchward, bu resmin sembolik bir anlam taşıdığım düşünerek deşifresini yapmıştır.
    "Kraliçenin başında, bir taç bulunmakta ve bu tacın orta yerinde üç ışın demeti yayan bir disk görülmektedir. Bedeninin arka tarafında da büyük bir disk biçiminde gösterilen güneş vardır. Başının arkasında ise daha küçük bir disk bulunmaktadır ki bu da ikinci derecede güneştir. Büyük disk Mu’yu, küçük disk Uygur koloni imparatorluğunu temsil etmektedir. Başındaki taç, yalnızca ışık saçan yarım güneş, onun bir koloni imparatorluğunu gösteren armadır. Sol elinde, kenarları üç çatallı formda olan bir asa vardır. Üç, anavatanın sayısıdır.Tam açmış kutsal Lotusun, Anavatan'ın çiçek sembolünün üzerinde oturmaktadır. Bu şekilde Mu tarafından kucaklandığı ve yukarıda tutulduğu tarif edilmektedir. Eşi, asa sahibi değildir, ışık saçan bir güneşi de yoktur; fakat onun yerinde bir küre yer almaktadır. Onun tacı da üçlü formuyla Anavatan'ın sayısına işaret etmektedir."
    Khara Khota şehrinde yapılan kazılarda Prof. Kozloff tarafından bulunduğu iddia edilen bu resimdeki kral ve kraliçe figürüne çok benzeyen kral ve kraliçe figürlerine Orta Asya'da rastlanmaktadır. Örneğin, Orta Asya'da Türklere ait Bezeklik tapınaklarından oyuk 13'ün tavan resmi, birçok ayrıntısıyla, Khara Khota'da bulunan kral ve kraliçe resmine benzemektedir.

    Yukarıdaki resimde, ortada "lotus tahtı" üzerinde bağdaş kurmuş halde (vitarka-mudra vaziyetinde ) oturan bir buda veya kral görülmektedir. Kralın etrafında- iki sağda iki solda olmak üzere - toplam 4 rahip veya alp bulunmaktadır. Resimde dikkat çeken bir diğer figürse "iç içe geçmiş dairelerdir." Resmin ortasında, lotus çiçeğinin üzerinde bağdaş kurmuş durumdaki kralın arkasında biri büyük biri küçük iki daire göze çarparken, onun etrafındaki 4 rahibin başlarının hemen arkasında da birer küçük daire görülmektedir. Bu dairelerden ikisi daha belirgin durumdadır.
    Şimdi bu resimde görünenleri yeniden hatırlayalım:- Lotus Tahtı.
    - Lotus Tahtı üzerinde bağdaş kurmuş bir Buda veya kral.
    - Kralın hemen arkasında iç içe geçmiş gibi duran bir büyük daire.


    - Kralın başının arkasında yine iç içe geçmiş gibi duran daha küçük bir daire.
    - Kralın çevresindeki rahip veya Alplerin başlarının arkasında duran birer küçük daire.
    Şimdi de Khara Khota'da bulunan kral ve kraliçe resmiyle Bezeklik tapınaklarından oyuk 13'ün tavan resmini karşılaştıralım:
    - Her iki resimde de insan figürlerinin yüz yapıları benzerdir (çekik ve kapalı gözler, yuvarlak yüz, dolgun yanaklar).
    - Her iki resimde de kral, kraliçe ve Buda benzer şekilde oturmaktadır.
    - Her iki resimde de kral, kraliçe ve Buda'nın giysilerinin alt bölümündeki desenler benzerdir.
    - Her iki resimde de kral, kraliçe ve Buda, lotus çiçeği tahtı üzerinde oturmaktadır.
    - Her iki resimde de kral, kraliçe ve Buda'nın arkasında bir büyük bir de küçük disk (daire) vardır.

    Şimdi de Türk resmini, Churchward'ın yaptığı gibi, sembolik olarak okumaya çalışalım:
    "Ortadaki kralın (Buda) bedeninin arka tarafında büyük bir daire (disk) biçiminde gösterilen güneştir (Kralın arkasındaki büyük ve küçük daireler "diskler", iç içe geçmiş iki daireden oluşmaktadır ki bu Uygur koloni imparatorluğunu güneş sembolüdür). Kralın başının arkasında ise daha küçük bir daire (disk) bulunmaktadır ki bu da ikinci derecede güneştir. Büyük disk Mu'yu, küçük disk Uygur koloni imparatorluğunu temsil etmektedir. Kral, tam açmış kutsal lotus çiçeğinin, yani Anavatan'ın çiçek sembolünün üzerinde oturmaktadır. Bu şekilde Mu tarafından kucaklandığı ve yukarıda tutulduğu tarif edilmektedir."
    Görüldüğü gibi Churchvvard'ın, Khara Khota'da bulunduğunu iddia ettiği Uygur resmiyle, Bezeklik tapmaklarından oyuk 13'te bulunan Uygur resmi gerçekten de şaşırtıcı biçimde birbirine benzemektedir. Bu benzerlik, yalnız başına, Türklerin Mu kökenli olduğunu kanıtlamasa da Churchward'ın verdiği bilgilerin hiç de yabana atılmaması gerektiğini kanıtlamaktadır.
    Hiyeratik '' H '' Harfi
    James Churchward, eserlerinde kadim Mu alfabesindeki hiyeratik H harfinden sözetmektedir. Churchward, hiyeratik alfabedeki H harfinin dört büyük gücü (dört yaratıcı güç) simgeleyen çok eski bir alfabetik sembol olduğunu ve Mu nun kolonisi halklarda da görüldüğünü belirtmektedir.
    J. Churchward'ın kitaplarında yer alan yukarıdaki hiyeratik H sembolleri eski Türk sembolleri arasında da vardır. Özellikle eski Türk kilimlerinde sıkça karşımıza çıkan bu sembol, Türk motif dilinde "bereket motifi" adını taşımaktadır. Eli belinde ve koç boynuzu motiflerinin bir araya gelmesinden oluşan "bereket motifinin" erkek ve dişinin birlikteliğinden doğan bereketi simgelediği düşünülmektedir. Bu motifi bugün bile Anadolu Türk kilimlerinde görmek mümkündür. Aşağıda Mu'nun hiyeratik H harfine fazlaca benzeyen Türk motifleri görülmektedir.

    Eşkenar Üçgen
    Churchward, Mu'nun en önemli kutsal sembollerinden birinin de "eşkenar üçgen" olduğunu belirtmektedir. Ona göre eşkenar üçgenin tanrısal bir anlamı vardır.
    "İlkel insana her üç kara parçasını yaratanın aynı Yaradan olduğu, fakat her parçanın ayrı ve değişik bir emirle ortaya çıktığı işaret edilmişti. O halde üç tane değil yalnızca tek bir yaradan vardı. Belli ki daha anlaşılır olsun diye her yükseliş aşamasına ayrı bir nitelik tanınmıştı. Üzerine çağlar boyu sayısız panteonların inşa edildiği ilk üçlü uluhiyet böyle doğmuştu... Eşkenar üçgen Yaradan'ı simgeliyordu ve Yaradan cennette gökte oturduğuna göre üçgenin cenneti de simgelemesi gerekirdi, çünkü Tanrı neredeyse orası cennetti."
    Churchward, Tanrı'yı simgeleyen eşkenar üçgenin Mu'nun kolonilerinde de görüldüğünü ileri sürmektedir. Örneğin eski Mısırlıların Tanrı'nın tekliğini vurgulamak için üçgen içine bir nokta koyduklarını belirtmektedir. Churchward'a göre nerede ki bîr eşkenar üçgen sembolü vardır orada mutlaka "üçlü tanrılıktan" "cennetten" veya "her ikisinden" söz edilmektedir.
    Churchward, yukarıda görülen, içinde bir daire ve onun içinde de bir nokta bulunan eşkenar üçgeni şöyle deşifre etmiştir: "İçinde Tanrının monoteistik sembolü bulunan bir eşkenar üçgende, üçgen cenneti, içteki daire de Yaradan'ı simgeler.'Yaradan, sonsuz olan cennette oturur, cennet onun mekânıdır' diye okunur!'
    Eşkenar üçgen sembolü eski Türklerde de karşımıza çıkmaktadır. Eski Uygur minyatürlerinde ve eski Türk motiflerinde bu sembole sıkça rastlamak olasıdır. Eşkenar üçgenin içindeki "nokta" işareti Türklerde de yaygın olarak kullanılmıştır. Ayrıca Türklerde eşkenar üçgen içinde daha küçük bir eşkenar üçgen sembolü kullanılmıştır.
    Özellikle Türk motiflerinde karşımıza çıkan "eşkenar üçgen içinde üçgen ve onun da içinde nokta" kompozisyonu, Mu'nun "eşkenar üçgen içinde daire ve onun da içinde nokta" kompozisyonunu çağrıştırmaktadır.
    ( Köken - Atatürk ve Kayıp Kıta Mu 2 - Sinan Meydan )





  2. #22
    Kayıp Kıta MU'nun Sembolleri AurorA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Tem-2010
    Bulunduğu yer
    Gnoxis
    Mesajlar
    11.906
    Konular
    1612
    Güzel bir paylaşım olmuş. Teşekkürler nevermore. Kayıp kıta Mu konusuna dünyanın gereken özeni göstermediğini düşünüyorum. Hala James Churchward dışında düzgün bir kaynak yok konuyla ilgili...

    Birkaç ay önce Ankara'ya iş için gittiğimde, Anıtkabir'de Atatürk'ün üzerine not aldığı kitabı da bizzat gördüm. Ancak resim çekilmesi yasak olduğundan resmini çekememişim...


3 Sayfadan 3. İlkİlk 123