Churchward, Kuzey Amerika'yı Mu'ya bağlayan Nevada sembollerinin deşifresini verirken daire içindeki bir haç sembolünü "Uluumil Kin" diye okumuş ve anlamının da "Güneş Ülkesi" olduğunu belirtmiştir. Churchward'ın ifadesiyle:
"Buradaki güneşin ismi KİN'dir. RA değildir. Kin, gök cismi olan güneşin adıydı, sembolün değil."
Eski Türklerin Güneşe KUN, KÜN veya KİN dedikleri dikkate alınacak olursa, Churchward'ın güneşi KİN diye adlandırmış olması çok daha fazla anlam kazanmaktadır. Sümerlerin de güneşi buna benzer şekilde GÜN, GİN diye adlandırdıkları bilinmektedir.
Ayrıca, Churchward'ın "ülke" diye tercüme ettiği ULUUMİL sözcüğü üzerinde de durmak gerekir; çünkü bu sözcük de birebir Türkçedir. ULU-UM-İL sözcüğündeki ULU ve İL sözcükleri sırasıyla "Yüce" ve "Ülke" anlamlarına gelmektedir.
Ayrıca, Churchward, "Mu'da 'dairenin' güneşi simgelediğini" iddia etmektedir.
"Daire insanoğlunun ilk dininde Ra denen güneşin çizimidir." Mu kozmik diyagramındaki "daire" de güneşi simgelemektedir.
"Merkezde ki daire Tanrı'nın kolektif sembolü olan Ra'nın, güneşin resmidir ve Tanrı göklerde olduğu için gök ve Tanrı bir daireyle simgelenmiştir." Bu iddia çok önemlidir; çünkü Eski Türklerde de güneş, tıpkı Mu'da olduğu gibi bir yuvarlakla, (daireyle) "O" simgelenmiştir. İç içe geçmiş iki yuvarlak, ya da ortasında nokta bulunan bir yuvarlak(Churchward, Mayaların güneş sembolünün de ortasında nokta bulunan bir yuvarlak olduğunu iddia etmektedir) Mu'nun güneş sembolüne şaşırtıcı derecede benzemektedir. Özellikle Uygur geleneklerinde güneşi simgelemek için "dairenin" kullanılması, J. Churchward'ın bu yöndeki açıklamalarıyla birebir örtüşmektedir.

Ayrıca, Asya Şamanlarının ateş etrafında yaptıkları törenlerde ellerinde taşıdıkları "yuvarlak davulların" güneş şeklinde olması ve şaman giysileri üzerindeki güneşe benzer madeni halkalar, Türklerde güneşin bir sembol olarak görüldüğünü ortaya koyan örneklerden sadece birkaçıdır.
Son olarak dikkat çekmek istediğimiz bir benzerlik de Churchward'ın söz ettiği "haç sembolüdür."
Churchward'ın, daire içindeki haç sembolünü "Uluumil Kin" yani "Güneş Ükesi" diye okumuş olması dikkat çekicidir. Burada Churchward, "haçla" "güneş" arasında bir ilişki kurmaktadır.
"(Bu sembol) daire içindeki açık bir haçtır ve Uluumil Kin diye okunur. Güneş ülkesidir. Güneş imparatorluğudur. Buradaki Güneş ismi Kin'dir Ra değildir. Kin gök cismi olan Güneşin adıydı, sembolun değil 4 no'lu haçla bunu karşılaştırın. 4 no'lu haç yekpare haçtır bu ise açıktır."
Benzer bir ilişki Türklerde de vardır. Haç, eski Türklerin astrolojik simgelerinden biridir. Çok daha önemlisi, eski Türklerde, Churchward'ın "Uluumil Kin" diye deşifre ettiği "daire içinde haç" sembolüne de rastlanmaktadır.

Tüm bu benzerlikler; güneşin, ortasında bir nokta bulunan daireyle simgelenmesi, güneşle Tanrımın özdeşliği, güneşe KİN, ülkeye İl denmesi ve haçla güneş arasındaki sembolik ilişki, "Uygurların (Türklerin) Mu'nun torunları olduğu" yönündeki iddiayı güçlendirmektedir.
Atatürk'ün Dikkatini Çeken Benzerlik
Tahsin Bey, 29 Şubat 1936'da Meksika'dan Atatürk'e gönderdiği 7. Raporda, J. Churchward'ın "
Kayıp Kıta Mu" adlı kitabında rastladığı
"Uluumil Kin" ifadesi hakkında bilgi ve değerlendirmelere yer vermiştir.
"Churchward, The Continent of Mu" namındaki eserinin 106. sayfasında Mu, yani Güneş İmparatorluğu'nun Mu dilindeki adı (ULUMIL) olduğu ve aslen (U-LUM-İL) şeklinde mürekkep bir söz olup (U-O), LUUM-Erazi, İL-Devlet, Kudret anlamında olarak (O ERAZİNİN İMPARATORLUĞU) manasını ifade etmekte olduğunu izah etmesi üzerine, kulağımıza hiç yabancı gelemeyen (ULUMİL) sözünün başındaki (ULU) sözünün aynen Türkçedeki (ULU) ve aradaki (M)nin de (MU) ve sonunda bulunan (İL)in de aynı Türkçedeki devlet ve kudret manasını ifade eden bir söz olduğunu derpiş ederek (göz önünde bulundurarak) (ULUMÎL) sözünün pek eski şeklinin (ULU-MU-ÎL) tarzında olarak (Yüksek Mu İmparatorluğu) manasına gelen halis bir Türkçe söz olduğuna kanaat hasıl ettim. " "(Adı geçen yazarın) 'The Sacred Symbols of Mu' adındaki diğer eserinin 123. sayfasında (GÜN) yani (GÜNEŞ) sözünün Mu dilindeki karşılığının (KİN) olduğunu görünce bunun da bizim GÜN sözümüzün mana ve hatta biraz telaffuz farkıyla aynı olduğunu anlamakla Mu diline ait tesadüf ettiğim (ULU-MİL) ve (KİN) sözlerinin her ikisinin de Türkçe olmasından hareket ederek, beşeriyetin ve ilk medeniyetin zuhur ettiği Mu kıtasında konuşulan dilin Türk dili olduğuna emin ve mutmain oldum."
Bu bilgi ve değerlendirmeler, dünyada Türk izleri arayan Atatürk'ün dikkatini çekmiştir.
Atatürk, J. Churchward'ın "Kayıp Kıta Mu" adlı eserini okurken, 23. sayfada, güneşin daireyle simgelendiğini belirten, "Bu daire güneşin resmidir. Güneş Tanrı'nın bütün sıfatlarının ortak sembolüydü," cümlesinin başına - önemi dolayısıyla - bir "X" işareti koymuş, 167. sayfada, dairenin güneşi simgelediğinin anlatıldığı bölümde bazı yerleri işaretleyerek, bu bölümün başına "dikkat" anlamında bir "D" harfi koymuştur. Ayrıca, aynı kitabın 151. sayfasında geçen ULUUMİL sözcüğünün de altını çizmiştir."
Lotus Çiçeği
J. Churchward, başta Naakal tabletleri olmak üzere pek çok eski belgede karşılaştığı lotus çiçeğinin (nilüfer), Mu'nun en önemli kutsal sembollerinden biri olduğunu iddia etmektedir.
Onun ifadesiyle:
"Gelenek, lotus çiçeğinin, dünya üzerinde görülen ilk çiçek olduğunu söyler ve bundan dolayı Anayurdu (MU) temsil eden bir simge olarak benimsenmiştir."
Churchward, lotus çiçeği ve Mu kıtasının sembolik bakımdan eş anlamlı olduğunu düşünmektedir. Şöyle ki:
"Lotus yeryüzünü güzelleştiren ilk çiçekti. İlk çiçek olduğu için ve Mu'da insanın ilk ortaya çıktığı yer olduğu için doğal olarak Mu ve lotus sembolik açıdan eş anlamlıydılar. Mısırlılar, Mu'nun batışından sonra, sevgi ve yeislerinin bir nişanesi olarak lotusu bir daha asla açık olarak resmetmemişler, daima kapalı yani ölü olarak çizmişlerdi."
Churchward, lotus çiçeğinin dünyadaki tüm eski mabetlerin oyma ve işlemelerinde en göze çarpan motiflerden biri olduğunu belirtmektedir. Lotus, Mısır hariç Süleyman mabedine kadar, açık ve konvansiyonel formuyla sergilenmiştir.
Churchward'a göre, lotusun görüldüğü toplumlar Mu kökenlidir; çünkü
"Lotus Mu için doğuştan beri oradaydı. Dünyanın başka taraflarına koloniciler tarafından getirilmişti, dolayısıyla günümüzde lotusa rastladığımız her yerde, tıpkı insan için de geçerli olduğu gibi; onun oraya ilk olarak Mu'dan geldiğini biliriz."
Churchward'a göre Mu kökenli Uy gurlarda da lotus çiçeğine sıklıkla rastlanmaktadır.
Peki, ama Churchward'm bu iddiasının herhangi bir temeli var mıdır?
Eski Türklerde (Uygurlarda) gerçekten de lotus çiçeği motifine rastlamak mümkün müdür?
Yaptığım araştırmalar sonunda, eski Türklerde, özellikle de Uygurlarda lotus çiçeği motifinin sıkça kullanıldığını gördüm. Dahası, lotus sembolünü, Cuhruchward'm MÖ 17.000Terde büyük bir felaket sonunda yok olduğunu söylediği eski Uygurlardan binlerce yıl sonra kurulmuş olan 8.yüzyıl Uygurlarının da kullanmış olması beni çok şaşırttı. Demek ki, MS 8. yy'da kurulan Uygurlar (bize kitaplarda anlatılan Uygur Devleti), binlerce yıl önceki atalarının kültürüne ait izler taşımaktadır.
Eski Türklerde lotus çiçeği motifi, öncelikle mimari yapıda karşımıza çıkmaktadır. Türklerde sıkça lotus kubbeli yapılara rastlanmaktadır. Soğan kubbe diye de adlandırılan Lotus kubbe, Doğu Türkistan'daki Mauri - Tim stüpalarında ve birçok Uygur stüpasında görülebilmektedir.
Esin'e göre
"Lotus kubbe Orta Asya mimarisinin bir özelliğidir."
Eski Türk mimarisinde yoğun olarak karşımıza çıkan lotus motifi, Türklerin Müslüman olmasından sonra da varlığını korumuştur. Lotus, ilk Müslüman Türklerde Mezar taşı, türbe ve cami gibi yapılarda kullanılmaya devam etmiştir.
Maverahünnehir'de ilk camileri inşa eden Karahanlı Türkleri, Hakanlı Türkleri ve Hazar Türkleri yapılarının kubbesini "lotus" biçiminde yapmışlardır.Örneğin, 11. yüzyılda inşa edilen Hazar camiinde çok yüzeyli kasnaklar üzerine yükselen beyzi kubbe kullanılmıştır. Dört sütun üstünde yükselen ana kubbe lotus şeklindedir. Kağan Muhammed b. Süleyman Arslan Han'ın 1212/23 tarihleri arasında yaptırdığı caminin ibadet kısmının üstü lotus bir kubbeyle örtülmüştür. Karahanlı mimarisinde sıkça rastlanan lotus kubbe, Timur döneminde Türkistan'da klasik kubbe haline gelmiş ve çevreye yayılmıştır.
Orta Asya'daki lotus kubbe geleneği Türklerle birlikte Anadolu'ya gelmiştir. Anadolu Selçukluları, Saltuk Türbesi (12. yy) gibi bazı yapılarında orijinal lotus kubbe kullanmışlardır.
15. yüzyıla doğru lotus kubbe geleneği Anadolu mimarisinin bazı türbelerinde de görülmeye başlanmıştır. Bugün, Kırşehir'deki Hacı Bektaş-ı Veli Dergâhı içindeki değişik yapıların üzerinde (mezar taşı gibi) lotus çiçeği motiflerini görmek mümkündür.


Eski Türklerde "lotus çiçeği motifi", mimari yanında, günlük yaşamda kullanılan basit aletlerden her türlü sanat yapıtına kadar pek çok alanda daha kullanılmıştır.
İşte Eski Türklerde görülen bazı "lotus çiçeği" motiflerini Mu'daki lotus çiçeği motifleriyle karşılaştırın ve aradaki benzerliğe siz karar verin!




4 - Batış Sembolü; Hiyeratik '' U '' Harfi
Churchward'a göre Mu'nun batışı değişik toplumlarca sembolleştirilmiştir. Sembol şekil olarak da derin bir çukuru andıran U harfi seçilmiştir.

Şekil yönünden U harfi gerçekten de derin bir çukura benzemektedir.
Churchward, bu "batış sembolünün" çeşitli eski alfabelerdeki hiyeratik harfler arasında yer aldığını ileri sürmektedir. Ona göre bu sembolün kökeni, Mu alfabesindeki hiyeratik "U" harfine dayanmaktadır.
"Anavatan Alfabesinin hiyeratik U harfi, bir uçurum, çukur, delik büyük bir derinlik ifade eden semboldür. "
Çeşitli hiyeratik harflerin verildiği aşağıdaki tabloda (Büyük yuvarlak içine aldım) bu harf görülmektedir.

İşte, Mu'nun batışını ifade eden bu sembol Uygur Türklerinde de görülmektedir.
Bu sembol, genelde içi boş bir lotus çiçeği biçimindedir; fakat bazen içinde ve dışında bazı noktalar göze çarpmaktadır. İçteki nokta artık ışık saçmayan güneşi, dıştaki noktalar ise Mu ile birlikte yok olan diğer ülkeleri simgelemektedir.

Mu'nun batışını anlatan yukarıdaki semboller, birer Maya çizimidir. Churchward, bu sembolleri şöyle deşifre etmiştir.
Şekil 1. Bu glif üzerindeki üç sivri uç, Mu'nun sembolik sayısıdır, bu yüzden alttaki sayılar Mu'ya aittir.
Şekil 2. Üç uçlu taç Mu'nun imparatorluk tacıdır.
Şekil 3. Işık saçmayan güneştir; dolayısıyla Mu'nun karanlık bölgeleridir.
Şekil 4. Bu sembol, Mu'yu batmış ve karanlıkta, yalnızca tepeleri ve uçları gözüken biçimde gösterir.
Şekil 5. Bu bir uçurumu, derinliği veya çukuru gösteren kadim bir semboldür.
Şekil 6. Bunlar, Mu ile birlikte 'ateş çukuruna' çekilen diğer iki batı ülkesini temsil eder.
Churchward, bu deşifreden sonra, ortaya çıkan metni şöyle okumuştur:
"Mu güneş imparatorluğu, bir uçurumun içine düştü. O şimdi artık güneşin asla üzerinde parlamadığı karanlık bölgededir. Diğer Batı ülkeleri de onunla birlikte silinmiştir. Tacı, artık yeryüzüne hükmetmemektedir."
Araştırmalarım sonunda, Mu'nun batışını anlatan yukarıdaki Maya çizimi sembollerin birkaç tanesini -dağınık olarak- üzerinde barındıran Doğu Türkistan'da bulunmuş, Koço Uygur Kağanlığı'na ait, bir hükümdar (alp) figürüne (duvar resmi) ulaştım.

Bu alp figürü dikkatle incelenecek olursa öncelikle Alp'in başının arkasında ve çevresinde tanrılara özgü bir hale (güneş) görülmektedir. Alp'in başında ve arkasındaki güneşin hemen üzerinde ise üç uçlu taç göze çarpmaktadır. Ve son olarak da sol bacağının hemen yanından sarkan ayrıntıda, "U"harfine benzeyen, uçurumu, derinliği veya çukuru gösteren sembol durmaktadır.
Şimdi bu Türk alp figürünün üzerinde dağınık halde duran ve ilk bakışta pek bir anlam ifade etmediği düşünülebilecek bu sembolleri tekrar hatırlayalım.