3 Sayfadan 2. İlkİlk 123 SonSon
Toplam 22 sonuçtan 11 ile 20 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Kayıp Kıta MU'nun Sembolleri

  1. #11
    chris  - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2008
    Mesajlar
    965
    Konular
    27
    Sık önerdiğim kitaplardan birisi olan "Ergun Candan-Gizli sırlar öğretisi" kitabında bu konuyla ilgili oldukça geniş bilgiler bulunmakta...
    Ezoterizm konularına bu kitapla atıldığımı belirtmek isterim.Anlatımında detaylardan kaçınmış.Sakıncası yoksa kitaptakiyle aşağı yukarı benzer semboller kullanan bir e-kitap linki vermek istiyorum:
    Lost continent of Mu

    Ancak kitabın yabancı dilde olduğunu da belirtmek isterim."Türkçe istiyom lan ben!..." diyenlere,biraz sabretmelerini rica eder ve müsait olduğum bir vakitte,yazara saygısızlık etmeden,kitaptan konuyla ilgili bölümü özet olarak konu başlığına ekleyeceğimi söylemek isterim.
    Eğer derseniz ki "ben şimdi istiyom layn!...";o halde bir kitabevinden merakınızı giderecek olan bu kitabı temin etmenizi ya da elinde bu kitaptan mevcut olan kimselerden istemenizi rica ediyorum.









  2. #12
    Kayıp Kıta MU'nun Sembolleri AurorA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Tem-2010
    Bulunduğu yer
    Gnoxis
    Mesajlar
    11.906
    Konular
    1612
    BASİT SEMBOLLER

    İlkel insanlar, genel olarak kültürden yoksun bir zihin durumunda oldukları için, özel bir öğretim biçimi olmaksızın örneğin “sonsuz”, “ebedi”, “mutlak” gibi sözcüklerin manalarını anlamaları sağlanamazdı. İnsanın bu tipte anlamları kavrayabilmesi ve anlayabilmesi için ona ilk olarak Yaradan’ın varlığı ve buradan sonra gidilecek bir cennetin olduğu öğretilmişti. Ayrıca hiç ölmeyen ebedi ruha sahip olduğu; Yaradan’ın birçok nitelikleri bulunduğu; Kadir ve ebedi olduğu v.s. Sonra Tanrı’nın ve göğün her bir niteliğini temsil etmek üzere ilkel insanın anlayabileceği semboller seçilmişti. İşte farklı sembolik anlamlarıyla modern Hristiyanlık da dahil tüm dinlerin içine sızan ve nüfuz eden birçok panteonun temelleri böyle atılmıştı.

    İlk sembollerin en ilkelleri çizgi ve basit geometrik şekillerden ibarettir. Başlangıçta bunların sayısı birkaç taneyi geçmiyordu, fakat zaman ilerledikçe sayıları arttı ve karmaşıklaştılar. Bu şekilde Mısır dönemine, Mısırlı rahiplerin yarısının bile hiçbir şekilde içlerinden çıkamadığı denli kompleks ve sayısız bir hal aldıkları devire ulaşıldı.

    Musa, Osiris dininin doğal bir sonucu olarak tek tanrıcı doktirini kurmuştu, ancak öğretilerinde hala bazı orijinal sembolleri kullanmayı sürdürmüştü. Hatta bu sembollerin bazıları bugün bile Yahudi sinagoglarında göze çarpmaktadır.

    İsa’nın öğretileri ise daima bir mesajı olan, kısa alegorik hikayeler eşliğinde sunulmuştu. Kendisinin açıkça belirttiği gibi vaazlarında bu hikayeleri kullanıyordu, çünkü insanların anlamalarını sağlamanın yegane yolu buydu. İbret verici hikayeler sembollerin sözlü şeklidir.

    İlkel insan bir sembol kullandığı zaman, gaye görünürdeki o obje değil, objenin zihninde temsil ettiği şeydi. Bu ilkel ve kadim gelenek bizim de yabancımız değildir; sembolleri hala daha kullanmaktayız ve bunun en benimsediğimiz örneği de Mesih’i simgeleyen haçtır.

    Bu bakımdan Uxmal, Yukatan’daki Kutsal Sırlar Mabedi’nin duvarlarındaki semboller bizim için son derece değerlidir, çünkü mabet duvarlarındaki yazmalar bize onların çeşmenin başından – Batı ülkeleri ya da Anavatan’dan geldiklerini söylemektedir. Dolayısıyla bu sembollerin insanoğlunun ilk dininde kullanılan sembollerin eşi olduğunu güvenle öngörebiliyoruz ki bu tespitimiz onların çoğunun Güney Denizi Adalarındaki harabelerin üzerine de kazınmış olduğu gerçeğiyle bir kere daha doğrulanmaktadır. Bu semboller dünyanın her tarafındaki insanları Anavatan’a “Kui Ülkesi denen topraklara” Mu’ya bağlamaktadır.

    Bu kutsal sembollere dünyanın her tarafında yaşayan insanlar arasında rastlanmıştır. Bununla, gerek vahşi kabileler gerekse uygarlaşmış toplumlarda, onların hepsine rastlandığını kastetmiyorum, fakat bazılarının her yerde, hatta vahşi ve yarı vahşi insanlar arasında bile bulunduğunu söylemek istiyorum.

    Bu sembollerin bu derece geniş bir yelpazeye yayılmış olmaları ve ortak anlamlar taşımaları onların tek bir ortak kökenden geldiklerini kanıtlamaktadır. Yucatan’daki kayıtlar onların Mu topraklarından geldiğini göstermektedir. Mısır belgeleri onların Batı Ülkeleri çıkışlı olduğunu ve Hindu belgeleri de Doğu’daki Anavatandan geldiklerini söylemektedir.

    Bu şekilde okuyucunun zihnine şu çarpıcı ve baskın tespitin yer etmesini sağladığımı düşünüyorum: Mu toprakları, Batı Ülkeleri, Kui Ülkesi denen ülke ve Tevrat’taki Aden Bahçesi hep aynı yerdir.

    Şimdi insanlığın dinsel öğretilerindeki ilk sembollerden başlayarak bazı kadim sembolleri gözden geçireceğim.



    Şekil 1a. Daire: Daire, insanoğlunun ilk dininde kullanılan üç sembolden biridir. Tüm sembollerin en kutsalı gözüyle bakılmıştır. Ra denen güneşin çizimiydi ve Yaradan’ın bütün niteliklerini kendinde toplayan kolektif bir semboldür. Ra yani güneşe, Yaradan’ın kendisi olarak değil, yalnızca bir sembol gözüyle bakılıyordu. İbadet edilen Yaradan’dı, sembol ise sadece onu temsil etmek üzere kullanılıyordu.

    Yaradan’a öyle büyük bir saygı ve edeple yaklaşılıyordu ki, O’nun ismi asla ağza alınmıyordu. Hindular ve Mayalar Tanrı’dan Adsız diye söz ederlerdi. Dairenin başlangıcı olmadığı gibi, sonu da yoktur. Kültürden nasiplenmemiş bir zihni sonlu olmaktan münezzeh ve ölümsüz, hep var olanın anlamını öğretmen için seçilebilecek daha kusursuz bir sembol başka ne olabilirdi?

    Belli ki Tanrılığın amblemi olarak güneşin seçilmiş olması onun ilkel insanın görüşü ve akıl yürütme kabiliyeti çerçevesi içine giren en kadir ve en yetkin nesne olmasından kaynaklanmaktaydı. Kadir-i Mutlak’ı gerçekten de en iyi şekilde simgeler.

    Daire, Polinezya’daki harabelerin taşlarında ve Kutsal Sırlar Mabedi’nin duvarlarında görülmektedir.

    Şekil 1c. Kırmızı Küreler: Paskalya Adası’ndaki heykellerin başlarındaki kırmızı küreler güneşi temsilen konulmuşlardı ve o çağlarda bizim bugün ölen kişiyle haçı ilişkilendirdiğimiz anlamda kullanılıyorlardı.

    Mısır sembollerinin Yaradan’la bağlantılı olanlarının hepsinde tasvirlerin başını güneşi simgeleyen kırmızı bir disk süsler 1b.

    Mısır Papirüsü Anana – M.Ö. 1320 tarihli bir Mısır papirüsünden ilginç bir pasaj aktarmak istiyorum:
    “Ebediyette son yoktur, dolayısıyla başlangıç da yoktur; bunun sonucu olarak ebediyet bir dairedir.

    Eğer yaşıyorsak bu sonsuza dek sürmek zorundadır ve eğer buna sonsuza kadar devam ediyorsak, tıpkı daire ve ebediyet gibi insanın da başlangıcı yok demektir.”

    “İnsan birçok kereler doğar, ama geçmiş hayatları hakkında hiçbir şey bilmez; yalnız bazen bir gündüz düşü ya da aniden zihnine gelen bir düşünce onu geçmiş yaşamlarındaki bir sahneye götürebilir. Bu sahne ona tanıdık gelse de, onun ne zaman ya da nerede yaşandığını zihninde belirleyemez. Buna karşılık sonunda, tüm geçmiş hayatları kendilerini ifşa edeceklerdir.”

    “Bir enkarnasyonda bir arada olan ruhların bir diğer enkarnasyonda tekrar bir araya gelmeleri ve bir mıknatıs tarafından çekilircesine birbirlerine yaklaştırılmaları çok muhtemeldir, fakat bunun nedenini bilmezler.”

    İse şöyle demişti: “Tekrar doğmadıkça göklerin krallığına giremezsiniz.”

    Şekil 2. Eşkenar Üçgen: Eşkenar üçgenin kökeni ve anlamları olağanüstü ilginçtir. Eşkenar üçgen ilk insanların dinsel öğretileri için tasarlanan ilk üç sembolden birisidir. 50.000 yıl öncesindeki bir tarihe aittir. Üçleme (trinite) ve Cenneti/Gökleri temsil etmek üzere tasarlanmıştı.

    Bu tasarım için üç ayrı kara parçasından oluşan ve coğrafi olarak Batı Ülkeleri diye anılan Anavatanın (Mu’nun) coğrafi yapısından esinlenilmişti. Farklı zamanlarda, birbiri ardına oluştuklarını varsayıyoruz. Bunu o zamanki insanlığın büyük kısmını teşkil eden gelişmemiş zihinlere açıklamak için, bu üç ayrı kara parçasının oluşumunda Yaratıcı’nın üç ayrı niteliğinin etkili olduğu öğretiliyordu, fakat üçünü de içerek Yaratıcı tekti.

    Eşkenar üçgen insanın Birde Üç Olan Tanrı (Triune) kavramını görebilmesi ve anlayabilmesini sağlayabilecek bir şekil olduğu için seçilmişti. Bu üç nitelik İlk Üçlemeyi (Trinite) oluşturdu ve Orijinal Üçleme kavramı böyle doğdu. Bu, her ne kadar çağdan çağa çeşitli görünümlere bürünse ve çeşitli topluluklarda farklı kelimeler ve kisveler adı altında bilinse de asla ölmeyen ve muazzam zaman dilimlerini aşıp günümüze süzülen bir kavramdır.
    Üçgen üçleme sembolizmine bağlı olarak Cenneti temsil etmek için de kullanılıyordu. Üçgen Üçlü Uluhiyeti simgelediği ve Tanrı’nın mekanı da cennet olduğu için doğal olarak bunu Tanrı neredeyse Cennet de oradadır düşüncesi izliyordu.

    Birde Üç Olan Uluhiyet kavramı bize 50.000 yıl öncesinde atalarımızdan mirastır ve bugün birçokları için hala kutsaldır.

    Şekil 3. Dört Kenarlı Kare: Dört kenarlı kare, ilkel insanın dinsel öğretilerinde kullanıldığına inanılan en eski üç sembolün üçüncüsüdür. Yeri, dünyayı simgeliyordu. Dört köşe de dört ana yönü; Kuzey, Güney, Doğu ve Batı’yı simgeliyordu. Her köşe ayrı bir görevliye emanet edilmişti.

    Zaman zaman kullandığınız “Dünyanın dört bir köşesi” terimini düşünecek olursak, bunun da bize ilk insandan bu yana gelen kavramlardan biri olduğunu söylemek hatalı olmaz sanırım.

    Bütün bu kutsal sembolleri Güney Denizi Adaları’ndaki harabelerin taşları üzerine kazınmış olarak ve ayrıca Yucatan, Uxmal’daki Kutsal Sırlar Mabedi’nin duvarları üzerinde görebilirsiniz.

    Basit kutsal sembollerin sıralaması bu kadardır. Diğerleri bu üçünden birinin veya ikisinin temel alınması suretiyle elde edilen bileşik sembollerdir. Zaman içinde ilerledikçe giderek kompleks olmakta, çözümü güçleşmekte ve bugün de aynen muhafaza edilen, dinsel kavramları bir bütün olarak simgeleyen Kozmogonik Diyagramlara ulaşılmaktadır.

    Şekil 4. Üç Yıldızlı Üçgen: İçinde üç yıldız bulunan eşkenar üçgen, Birde Üç Olan Uluhiyeti barındıran cenneti veya göğü simgeler.

    Uluhiyetin birde üç olması farklı toplumlarda kendi dillerine göre değişik isimler almıştır.

    Şekil 5. Beş Yıldızlı Üçgen: İçinde beş tane yıldız bulunan eşkenar üçgen, üç yıldızlı üçgenin bir uzantısıdır. Beş yıldız, beş elemandan oluşan tam Uluhiyeti simgeler. Tam Tanrılığın beş ismini ve simgelediklrei nitelikleri belirten birden fazla kaynak buldum ve bu Mısır kültüründeydi. Buna karşın bu sembol tüm kadim halklar arasında geçerli, oldukça ortak bir semboldür ve birçok örneklerde isim verilmeksizin manaları verilmiştir.

    Şekil 6. Karenin Üzerindeki Üçgen: Bu, şekil 2 ve 3’ün birleştirilmesiyle elde edilmiş bir semboldür ve çok eski ancak hala bizimle olan bir kavramı simgeler: “Yeryüzünün üzerindeki Cennet”. Buradaki “üzerinde” terimi elbet fiziki yükseklik anlamına gelmemektedir. Cennetin/Göklerin kusursuzluğu yeryüzünün üstündedir (aşkındır) anlamındadır.

    Şekil 7. Karenin Üzerindeki Üç Yıldızlı Üçgen: Bu çizim 3 ve 4 no.lu şekillerin bileşimidir. Kutsal Sırlar Mabedi’nin kuzey odasında bulunur. Burası inisiyasyon odasıydı.

    Şekil 8. Karenin Üzerindeki Beş Yıldızlı Üçgen: Bu, 3 ve 5. Şekillerin bileşimidir. Kutsal Sırlar Mabedi’nin güney odasının nihayetinde bulunur. Burası inisiyenin yetiştirildiği yerdi. Yetişme odasından merkezdeki odaya geçiş yapılırdı ki, bu onun bir üstat olduğu anlamına gelirdi. Kuzey odasında üçlü Tanrı’nın sırlarını öğrenir, güney odasında da Birde Beş Olan tam Tanrılığın sırlarına vakıf olurdu.


    Kayıp Kıta Mu - James Churcward'dan alıntıdır.

  3. #13

    Üyelik tarihi
    Haz-2008
    Bulunduğu yer
    Bursa
    Mesajlar
    228
    Konular
    6
    chris in paylaştığı kaynak J.Churchward ın 4 cilt lik bir Mu serisinden ismi verilen eserinden alıntı. Kitabın türkçe çevirilerine malsefki ben daha ulasamadım ama kayıp kıta mu alfabesi,konusalan dil ile türkçe sözcüklerde ki benzeşme ve Uygur Türklerinin yasadıgı bölgelerin Kutsal mu uygarlıgının en büyük kolonial kısmı olmasından doalyı bizim kökenlerimizin oraya dayandıgından söz ediliyor. Bense bu düşüncede değilim. Okudugum kitaplardan öğrendiğim kadarıyla Mu 4 ana kabile nin yada Churchward'ın değimi ile halkın birleşmesi ile oluşan bir nüfus. NakaaL ve meksika tabletleri ayrıca maya kalıntılarında rastlanan bilgilere göre batmadan önce yaklasık 64 milyona ulasan bu toplumun gelişmiş bilimi ve yüksek yasamı ile kıta battıktan sonra yapılan göçler dolayısıyla Kendilerine göre daha geri uygarlıklara karısarak bugünkü ırkların olusmasında rol oynadıgını düsünmekteyim. Fakat Churchward'ın kitabında bahsedilen ari ırklar arasında batı uygarlıkları yerine Türklerin olması da şaşırtıcı bir durum. Kitabın yazıldıgı döneme bakılacak olrsa eğer BAtının savundugu uygarlıgın batıdan tüm dünyaya yayıldıgını savunan bati kökenli tarih tezine karsı büyük bir aksi kanıttır ve bu bahsettiğimiz dönem adına sadece bir kitap için ortaya atılacak bir konu değldir.( konuyu birden dagıttıgım için üzgünüm sadece elimdeki bilgileri paylaşmak istedim)

  4. #14
    KemStruo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ara-2009
    Bulunduğu yer
    Zirveye bir adım daha yakın...
    Mesajlar
    922
    Konular
    18
    25777_335255837205_601822205_3455641_1465308_n.jpg
    Mu , Mısır , Maya ve latin alfabesi karşılaştırmalı
    bilgiler için herkese teşekkürler
    ...

  5. #15

    Üyelik tarihi
    Kas-2010
    Mesajlar
    191
    Konular
    0
    bu başlığı takip için.

  6. #16
    KemStruo - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ara-2009
    Bulunduğu yer
    Zirveye bir adım daha yakın...
    Mesajlar
    922
    Konular
    18
    sitede mısır mu veya maya alfebesini okuyabilen biri var mı . . .

  7. #17

    Üyelik tarihi
    Tem-2011
    Mesajlar
    1
    Konular
    0
    Alıntı emirhancan Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    bu sembolü daha önce biryerdede görmüştüm ama nerede :/
    jonh saul - şeytanın labirenti. olabilir mi ?

  8. #18
    any any isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    -YASAKLI-
    [QUOTE=Logii;447053]Mu uygarlığına ait semboller.


    1. sembol latus: lotus çiçeği mu kıtasında yayğın olarak yetiştirilirmiş. ilk yaratılan çicek olduğuna inanılırmış. her bir yaprağının çok büyük önemi varmı. Mu'dan sonra Mısır. Hindistan , Japonya gibi pek çok ülkede önemini korumaya devam etmiştir. latus dünyayı güzeleştirmek için yaratılmıştır. dünyaya sevgi vermek içindir. Solomon da bile karşımıza çıkmaktadır. tapınaklara kitaplara gündelik eşyalara her şeye işlenmiştir.


    Lotus: Çamurda yetişen ve beyazlığını kaybetmeyen tek çiçek oluşu, bu yüzden arınmışlığı temsil ettiğini biryerlerde okumuştum..




    20. sembol ağaç: [COLOR=DarkOrange]ağaç ve yılan sembolü. yılan tanrıları ağaç yeryüzünü anlatır. tanrı dünyayı sarmıştır.


    Yılan ve Ağaç: Mukaddes Kitabın eski ahit bölümlerinin ilahiyat yorumlarına göre ,ve hala yaradılışın tek gerçeği olarak görülen Adem ve Havvanın günahıyla ilişkili konusunu çağrıştırdı bana.Burada yasak meyvenin bulunduğu ağaç daki şeytanı simgeleyen yılanın,ilk günahı simgeleyen meyveyi Havva aracılığiyle Ademe verip dünyaya ve insanlığa yayılışı gösteriliyor...Eh, buyrun birde burdan yiyelim Bunu bir de şöyle alırsak ele,şeytan dünyayı sarmış...Eh bu bana daha mantıklı geliyor:geliyor da kadının hep şeytan olarak ele alınmasına ne demeli?..Bu bizi daha farklı kapılara götürür!..İsterseniz buyrun bu kapıları da açıp biraz pandoracılık oynayalım,ne dersiniz?..

  9. #19
    Melanie - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Eyl-2011
    Mesajlar
    7
    Konular
    2
    Bu olaylla mu adasıyla ilgilenen arkadaşlara şu kitapları öneririm :
    Gülten Dayıoğlu
    Mo'nun Gizemi 1
    Mo'nun gizemi 2 özellikle 2 mu bilginlerinden falan bahediliyor ama kitaplar başlıca ilginizi çekecektir

  10. #20
    Kafir Kafir isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    -YASAKLI-
    Paylaşım güzel tebrik ederim.


3 Sayfadan 2. İlkİlk 123 SonSon