229 Sayfadan 229. İlkİlk ... 227228229
Toplam 2290 sonuçtan 2.281 ile 2.290 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Karalama Defteri

  1. #2281

    Üyelik tarihi
    Nis-2016
    Mesajlar
    2.680
    Konular
    5
    Kendimi her pazar sabahı binanın çatısının tepesinde buluyorum. Dün akşamdan beri durmadan anlattığım yıldızları yolcu ediyor, günün geri kalan kısmında bana eşlik edecek olanı bekliyordum elimde sigaram.





  2. #2282

    Üyelik tarihi
    Nis-2016
    Mesajlar
    2.680
    Konular
    5
    Sonunda ezan sesi ile birlikte horozlar ötmeye, arabaların sesi daha sık gelmeye başlamıştı. Uyanıyordu şehir. Eğer koca bir şehirseniz öyle pattadanak uyanamazsınız. Bize göre çok yavaştır uykusunun açılma süresi. Hatta bazı şehirlerin hiç uyumadukları filan rivayet edilir. Eğer uyurlarsa geri uyanamazlarmış ve o an ölürlermiş artık. Hayaletleri hep kalırmış ama, asla terk etmezlermiş yerlerini.
    Sokaklarında yürürken kaldırım taşlarının çizgilerine, ayak tabanım ve topuğumun arasına denk getirmeye çalışıyorum. Etrafımda bulunan plakalara bakıp, sayıların arasında bir bağlantı kuruyorum, anlam katıyorum falan. En büyük derdim bu. O sebepten olacak, dalgınlığıma gelmiş. Sağ kenarında ufak bir kısmını kullandığım şeridin ortasına doğru kaymaya başlamışım. Farkına varmam öncesinde, uzun bir klakson sesi zıplattı beni içerden. Hemen toparlayıp kenara çekildim. El kol hareketleri yaparak bir insanımsı hızlıca geçti yanımdan. Epey İlerde ışık yeşil yanıyordu. Varana kadar nasılsa kırmızı olurdu. Normal seyrimde devam ettim yoluma. Işıklara vardığımda bekliyordu az önceki elli kollu şey. Biraz arkasında bisikleti yolun kenarına bıraktım ve aracına yaklaştım. Arka kapıyı yokladım, açılmıştı. İçeri girerken çok şaşırmış bir halde bir şeyler gevelerken, tek kelime etmeden elimi cebime atıp bisiklet telini çıkarmış ve boynuna dolamıştım çoktan, koltuğun başlığı ile birlikte. Önce can havliyle karşı koymaya çalıştı. Bir süre debelendi durdu koltukta. Çok hızlı nefes alıp veriyor bunun başına bela olacağını bilmiyordu. Birden nefesi kesilmişti. Zaten sayılı olan nefeslerini bir çırpıda kullanmıştı. Oysa ilk gördüğü anda soğukkanlı ve aklı başında biri gibi görünmüştü. Hatta aracında tedbir amaçlı, elinin altında bir silah veya benzeri bir şey bulundurduğundan emindi. O yönde bahis oynamıştı ve tam şu anda kaybetmişti. Kendiyle girdiği bu tür iddiaları kaybetmekten hiç hoşlanmazdı. Şimdi yine bütün gün susmazdı. Araç milim milim geriye doğru kaymaya başladığında, ne yapacağını bilemedi önce. 2 saniye sonra el frenini çekmek için hamle yapmıştı. Aferin. Bazı kontrolsüz zamanlarda kontrollü davranabiliyordu. Bugün onun günü olmalıydı. Aracın içinden etrafı kontrol edip kapıyı açtım. Kimse görünmüyordu. Dışarı çıkıp ne yapsam diye geçirdim kafamdan. El frenini indirsem, o gerisini hallederdi. Araç geri doğru kaymaya başladığında ben bisikletime doğru yol alıyordum. Yattığı yerden kaldırdığımda araç bayağı bayağı gidiyordu. Artık bariyerlere mutlaka çarpardı. Peki çarpıp durur muydu? Yoksa aşabilir miydi? Onun aksi yönüne giderken bunu düşündü. Bir kaç saniye sonra o alışık olmadığı seslerden bir grup rahatsız edici sesler topluluğu kulaklarımı tırmalamaya başladı. Uzanıp kulaklıkların sesini açtım ve sürmeye devam ettim. Pixies, where is my mind? söylüyordu. Bense her zaman olduğu gibi soruların yanıtlarını arıyordum. Eğer bir soru işareti varsa, cevabın sonuna konan noktadan yükselen, dolambaçlı bir şey olmalıydı. Ve ben nerede olduğu bilinmeyen bir akıl arıyordum. Belki de çoktan hastalanmış bir akıl. Bir akıl hastasında, hemde bir hastanede. Kim bilir?

  3. #2283
    Heretik - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Tem-2013
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    1.759
    Konular
    42
    topuklu botlar ve dar pantolonlu kabusların arasında ezilip kuyruğundan diş fırçası yapan minik bir fare gibiydi gökkuşağının ucundaki kırmızı burunlu palyaçolar. tozlu bir tofaş şahin'inin içinden eski bir iskandinav tanrısı inmiş ve lanetli anamur sıcağında bir muz yemek için pantolonunun altın işlemeli kemerini satacak bir otantik antikacı aramaya çıkmıştı. gel gelelim örümcek tanrıçası ağlarını kader adı altında ilmek ilmek örmeye devam ediyordu. insan böbreklerinden yapılma asasını her vuruşunda orgazmla fışkıran vajinal sıvılar dünyanın dört bir yanında uğursuzca döllenip yabani ucubelerin doğuşuna sebep oluyor ve batıni satanik ritüellerde bu yeni doğan kafasız dört kollu ucubeler için insan kanıyla şaraplardan festivaller düzenleniyordu. yükselen ve yüksekliğin zirvelerinde hızla çürüyen konverse tipli ankara içinse metrolarda postane görevlileri sarı zarflara iğrenç kokulu pullar yapıştırarak üzerine tükürüyor ve ters takla atarak raylarda kendi ölümlerini bekliyordu. gnoxis hala bulunamıyordu ve kayıp serverın içinde yüzlerce üyenin ezoterik reenkarnasyon şifreleri saklı halde eski okyanusyanın derinliklerine gömülmüştü. kayıplar bile kayıplara karışmıştı. yemekte tavuk dürüm vardı ve eskişehir yolundaki tırların çıkardığı lastik izlerinde sümüklü bücüklerin parçalanmış vücutlarından akan irinler uzay boşluğundaki yapış yapış boşluğu bir rahim gibi döllüyordu. elektronların orbitallerindeki minik heretik ise tüm bu olan biteni alaycı bir dudak kıvırmasıyla izlerken birasını yudumluyor ve kafasını kestiği kozmik şakacının zilli şapkasını kafasına geçirmiş halde sonsuzluğun içinde döne döne yuvarlanıyordu.

  4. #2284
    Heretik - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Tem-2013
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    1.759
    Konular
    42
    acaba diyorum şimdi bugün sınıfa girer girmez tüm "öğrenci"leri kılıçtan geçirip kazığa oturtup bağırsaklarını çıkarıp dillerini söküp gözlerini oyup anüslerine sopa sokup pipilerinin içerisinden dikenli teller geçirip iç organlarını fare zehiriyle soslayıp profesör adı altındaki sperm kokulu yürüyen akademik penislere mi yedirsem. onların keçi sakallarını yakıp dev yengeçler sahiline bağlayıp suların çekilmesiyle dev yengeçlerin onları kıtır kıtır yemesini mi izlesem. hmm fena fikir değil hani. yaşasın baphomet. sonra mesela okulu ateşe veriririm ve yanan etlerle birlikte çığlıklar eşliğinde açığa çıkan vahşet ve korku enerjisini içime emip Lucifer'e meditasyon yapsam bak bu daha da iyi olur. zihin dalgalarımı alfa seviyesine getirip üçüncü gözümü olanca karanlık yasaklı bilgilerin irin kokusuyla yıkasam paklasam eminim ki o iğrenç metasal çamaşır makinesi reklamlarından daha iyi bir sinerji yaratıp kendimden bir tane daha bastırılmış kişilik dünyaya getirebilir ve dünyayı biraz daha rahatsız bir yer haline getirebilirim. acaba acaba yolda giderken kampüsün koruluklarını yakıp ölen kuş ve böcekleri yemekhanedeki mercimek çorbalarının içine ince ince rendeleyip o adi sürüngenlere layık bir organik et aroması mı hazırlasam böylece doğal yemeğin ne olduğunu anlarlar. melek tavusun izinde luciferin kanatlarında iblislerin boynuzlarında mantığın ve rasyonelitenin dışında köşeli zihinlerin ve bir önceki nesilin, kendi ailemin de dahil olduğu bir türlü ölmeyen AHMAK ötesi iğrenç nesilin kabuslarında görüp altını ıslatarak uyanacakları egoları ve ünvanları kibirleri yerle bir eden felaketi beklerken ıslak rüyalar görüyor ve ağzımın sulanmasını izliyorum. bir gün gelmeli öyle değil mi. birileri bunca yıl sahip oldukları domine etmenin ve ezmenin cezasını çekmeli. tabi güzel hayaller bunlar. eski bir pagan tanrısının bir anda okulun erkekler tuvaletindeki klozet deliğinden çıkıp gelmesi kadar abzürd olasılıklar. ama zaten mantıklı olmam gerektiğini kim diyor ki. diyen varsa eğer dilini titanların topraklı elinin içindeki devasa tırnaklarının siyah mikropları yesin.

  5. #2285

    Üyelik tarihi
    Nis-2016
    Mesajlar
    2.680
    Konular
    5
    Bu hayatta, bu insan olmaktan sıkılmak. Yapacak bir şey olmaması. Bir duş almak, soyunmak ve uyumak.

  6. #2286

    Üyelik tarihi
    Nis-2016
    Mesajlar
    2.680
    Konular
    5
    Bazen, kuyu mu derin, duvar mı yüksek? diye soruyorum kendime.
    Kuyunun dibine inip,etrafımı çevreleyen, aşılması imkansız duvarlara bakıyorum. Sonra yüzeye çıkıp derin çukura bakıyorum. dibi görünmüyor, karanlık. Ses ediyorum ve ettiğim sesle cevap geliyor. Birden umutsuzluğa kapılıyorum. Sesim bile aşamıyorsa duvarları, ben nasıl üstesinden gelebilirim ki?

  7. #2287

    Üyelik tarihi
    Nis-2016
    Mesajlar
    2.680
    Konular
    5
    Büyük bir su birikintisinin ufacık bir üyesiymiş önce. Sonra sıcaklık çok artmış olacak ki, sıvı formundan kurtulup gaz oluvermiş birden, yükselmiş ve yükselmiş sonra. Daha fazla yükselemeyeceğini anladığında, kendinden olanlara doğru ilerlemeye başlamış. Bir şekilde yol alıyorlarmış işte, rüzgar ne tarafa doğru eserse. Yeryüzüne hiç olmadığı kadar tepeden bakıyor, daha önce devasa görünen şeyler birden minnacık oluvermiş. Şehirler ve ülkeler arası sınırlar yokmuş buradan bakınca. Aptal insanların uydurduğu saçma bir kandırmacaymış bu. Günler ve geceler boyu gezinip duruyorlarmış hep birlikte. Zaman zaman birileri katılıyor, zaman zaman ayrılanlar oluyormuş gruptan. Ne kimseye bir çift laf etmiş, ne de kimse ona. Bir gün iyice koşar adım temposuna yükseldiklerinde garip biçimde bir üşüme hissetmiş. Yoksa hasta mı oluyormuş aniden. Birden bir ağırlık çöküvermiş ve karşı koyamamış buna. Yeryüzü git gide büyüyor, süratı de doğru orantılı olarak artıyormuş. Yere çakılmasına ramak kala durduruvermiş kendini. Çarpmamış o kızgın çöl kumlarına. Burada ne arıyormuş ki? Serap bile yokmuş etrafta. Yanlış gönderdiler herhalde deyip bir ağacın gövdesinde beklemeye başlamış. Bir karınca gelmiş yanına söylene söylene. O da arkadaşlarını kaybetmiş. Şu sayı sayma işini bir türlü öğrenememiş. Sonra mecbur olmuşlar birbirlerine. Birbirlerinden bihaber. Oradan oraya birlikte savrulup durmuşlar. Bir daha izlerine rastlayan hiç olmamış.

  8. #2288
    Heretik - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Tem-2013
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Mesajlar
    1.759
    Konular
    42
    gerçekten de olmayınca olmuyor. bir kez yenik başladıysan öyle gidiyor.

  9. #2289

    Üyelik tarihi
    Nis-2016
    Mesajlar
    2.680
    Konular
    5
    Hayat denen şarkının temposu göğsümüzde tikliyor aslında. Oysa herkes ritmi yakalayamamaktan şikayet ediyor. Aslında hızlı başlayıp git gide yavaşlayan bir şarkı bu. Yavaşladığı anlarda arada sırada kimi zaman doğal, kimi zaman doğal olmayan yollarla hızlandırdığımız bir şarkı. Günü geldiğinde yavaş yavaş sesi kısılıp sona eren şarkılar gibi değilde, böyle normal temposunda ilerlerken, birden pat diye sona ersin. Saçma sapan ritimlere bağlayıp şarkının sonunu hiç de etmesin, güzel bir son olsun. En azından o kısmı güzel olsun. Ayakta alkışlansın, şapka çıkarılsın. Beni götürüp gömmeyin, atıverin yakın bir ormana. Kurtlar kuşlar yesin. Afiyet olur. Hem şarkıya da yakışır bir son olur.
    Sen de öyle mi düşünüyorsun?
    Bilmem. Dinlemedim aslında.
    Eyvallah madem.

  10. #2290

    Üyelik tarihi
    Nis-2016
    Mesajlar
    2.680
    Konular
    5
    Karanlığın içinden çıkmışsanız, aydınlanmışmısınızdır?


229 Sayfadan 229. İlkİlk ... 227228229

Benzer Konular

  1. Rüya Defteri
    Konuyu Açan: naturewitch, Forum: Rüyalar.
    Cevap: 21
    Son Mesaj : 22-Ağu-2014, 00:06
  2. Memento / Akıl Defteri
    Konuyu Açan: schizophrana, Forum: Filmler.
    Cevap: 6
    Son Mesaj : 21-May-2011, 00:14
  3. Dedektiflik Defteri
    Konuyu Açan: fcuk the life, Forum: Gnoxis Cafe.
    Cevap: 9
    Son Mesaj : 24-Mar-2008, 18:15
  4. Anıtkabir Özel Defteri
    Konuyu Açan: izuchiring, Forum: Atatürk'çü Düşünce Kulübü.
    Cevap: 8
    Son Mesaj : 22-Eki-2007, 16:00