Bilim adamlarına göre kara delikler bir yıldızın yakıtını bitirmesi sonucu kendi içine çökmesiyle oluşurlar. Bu çökme işlemi sonucunda bir toplu iğne başı büyüklüğünde bir alana milyonlarca dünyanın kütlesinin sıkıştırıldığı bir yapı oluşur.Çekim sahasına giren her şeyi (ışık dahil) yutan, çok büyük çekim gücüne sahip Uzay Bölgesidir. Kara Delik’lerin, devasa kütleye sahip yıldızların, termo nükleer yakıtlarının bitmesi durumunda kendi içine çökmesiyle meydana geldiği sanılmaktadır.Kara Deliklerin mevcudiyeti, teorik ve matematiksel olarak ispatlanmıştır.Ancak bir Kara Delik doğrudan gözlenemez ,fotoğrafı çekilemez, çünkü fotoğraf çekilmesi esnasında ortaya çıkan ışık, Kara Deliğin çekim gücünü aşıp ufuk hattından dışarıya çıkamaz, fotoğraf için gerekli olan bu ışık geri dönemediği için fotoğraf oluşumu engellenir.Bu nedenle Kara Delik’lerin var olduğuna dair direkt kanıt bulunamaz, Kara Delik’ lerin varlıkları yakınlarında bulunan izlenebilir materyal (Yıldızlar, gazlar, tozlar, ışık) üzerindeki, değişim ve etkiler ( tedrici azalmalar ve yok olmalar) gözlenerek tespit edilir.Bu kütlenin ağırlığı öylesine muazzam bir boyuttadır ki, bildiğimiz evrenin ve zamanın çok büyük bir şekilde bükülmesine neden olur. Bu bükülme çok güçlübir çekim alanı oluşturur ve etkisine giren her şeyi kendisine çeker kütlesel olarak kendisinden çok büyük nesneleri bile uzaysal bir Anakonda misali yutuverir.Burada bir ayrım ortaya çıkıyor, kimi bilim adamları oluşan kütlenin bilinen zaman ve evreni delerek başka bir boyuta açılan bir kapı oluşturacağını söylüyor, diğer bir grup ise bu ortamda hayatta kalmanın mümkün olamayacağını oluşan çekim gücünün çok fazla olması nedeniyle yakalanan herşeyin yukarıda dediğim toplu iğne başı kadar bir ortamda
Yukarıda görünen resim Salvador Dali nin, Gizemli ve karmaşık fırça darbeleri gibi görünsede , Hiçte göründüğü kadar masumane bir eser olmadığını evrensel bir yokoluş’un görüntüsel güzelliÄŸinden baÅŸka birÅŸey olmadığını anlamış olacağız. Ölüm her evrimde aynı güzel sonuçlar doÄŸururmu bilinmez ama ortalama büyüklükleri güneş’imizden 4 kat büyük olan güneÅŸ görünümlü yıldız sistemlerinin yokoluÅŸu görülmeye deÄŸer figürler yaratmıştır. Büyük üstadın fırça darbelerinin, ölümün güzel yanlarını yansıtan yönleriyle galaksi ölümlerini ve bilinmeyen mistik yönleri üzerinde durmakta yarar görüyorum. Evren, sahip olduÄŸumuz güneÅŸ sistemlerine benzer milyonlarca sistem barındırmaktadır, fizik anlaşıyışımızın aksine evren sonsuz büyüklüğüne raÄŸmen büyümesine devam etmektedir. Bu büyüme kimilerine göre sonsuza kadar devam edecek, diÄŸer bir teoride ise sonu sonsuzluk duvarı olan sınırlı bir ilerlemedir. GüneÅŸ sistemimizin bile , akıl ve ilim sistemimize göre hala fiziksel sınırlarını aÅŸamıyorken bu korkunç büyüklüğe beyin ufkumuzun hayal gücüne göre ÅŸimdilik birkaç milyon daha galaksi ve yıldız sistemi ekleyerek sizleri korkutmak istemiyorum. Ancak bilinmesi gereken bir nokta varsa + bir kaç milyonluk güneÅŸ ve yıldız sistemi madalyonun sadece görünen yüzünden ibarettir insan beyninin hesaplayamayacağı olasıklarını bile algılayamayacağı bir sistem ve bu sistemin kendini yoketmeden geri dönüşümlü yaradılış imalathanelerinden bahsetmek dünün konusu olmasa bile yarının ev ödevi olacağı gerçeÄŸini unutmamak gerek. Uzmanların ve bilim insanlarının en yüksek metaryel ve gözlem deneyimleri diyorki, enerjisi tükenen bir yıldız ( 4 x güneÅŸ ) , kütlesel olarak ta küçülme göstermiÅŸ duruma gelmektedir. Hem enerjisel hemde kütlesel olarak tükenen yıldızımız son enerji kırıntısınıda ardında iz ve delil bırakmamak adına mesaj okunduktan sonra imha etme yolunu seçmektedir. Yıldızımızın kendisini yok etmesi, görüş alanı içindeki bütün yıldız ve benzeri yakın komÅŸularınında yokolmasına neden olur . yıldızımızdan geriye kalan son enerji kırıntısı , enerjinin patlama sonucu yüksek enerjiye dönüşmesi maddenin en küçük parçası olan atom ‘un gülünç olan küçüklüğüne raÄŸmen çarpışma adındaki yüksek enerjisiyle orantılı görünmektedir. Konumuza gelecek olursak yıldız patlamış çevresindeki bütün sistemi içine alarak yoketmiÅŸtir hikaye bununla sınırlı deÄŸil tabiki oluÅŸan yüksek enerji görüntüsel güzelliÄŸinin yanında yıldızımıza extra güçler vermeye devam etmektedir. Patlama yıldızımıza genleÅŸme ve görüntüsel büyüklüğün yanın sıra bilinmeyen bir yerçekim gücüde katar, öyle bir enerjisel güçtür ki, ışık bile yansıyamayacak kadar güçsüzleÅŸir, mıktanıs etkisi gibi görünen bu çekim kuvveti aslında yokolan yıldızımızın merkezine iÄŸde deliÄŸi büyüklüğünde bir yokoluÅŸ – kayboluÅŸ veya boyutsal bir yolculuk kapısı oluÅŸturur. Görüntüsel büyüklüğüne oranla muhteÅŸem bir çekim ve mıknatıs etkisine sahip olan bu minik kapı belkide kendisiyle beraber açığa çıkardığı enerji patlamasıyla uzay-duvar kapısında minik bir delik açmış olabileceÄŸi gerçeÄŸidir, Gidenin geri gelme zahmetine katlanmadığı bu olasılıklar kapısı için garip bir açıklama olsada ihtimaller dahilinde tabiki. Teorimizin gerçeklik oranı çok düşük olsada, Kara deliklere neden olacak kadar büyük yıldız sistemlerinin milyonlarca ışık yılı uzaklıklara kadar dağıtabildiÄŸi kendi yıldız sistemlerinin toplamına ait olan, gaz ve toz bulutu görüntüsel olarak bir yokoluÅŸun iÅŸaretide olsa aslında yeni bir baÅŸlangıçlar ihtimalidir. Mlyonlarca ışık yılı öteye fırlayan bu gaz ve toz bulutları hareketliliklerini evren-uzay büyümesi diye adlandırdığımız sebepleri anlaşılamayan etkiler yardımıyla hareket etmeye devam edeceklerdir. Görüntüsel olarak gaz ve toz bulutu gibi görünen bu yokoluÅŸun son toz zerrecikleri içlerinde bakteri boyutundaki bir çok yaÅŸam formlarınıda beraberinde hareket ettirmeye devam ettirmektedir. yolculuk tabiki beklenildiÄŸi kadar kısa sürmeyecektir ancak büyümeye devam eden uzay-evren bir ÅŸekilde taşıdığı toz zerreciklerini taşıdığı binlerce yıldız, gezegen aracılığıyla evrimlerini devam ettirebilecekleri bir liman bulacaktır. Unutmayınki ÅŸuan bile uzay-evrende milyonlarca galaksi ve karadelikten bahsedilmektedir, herbir galaksi ve karadelik gönüllü olarak yaÅŸam formlarının taşınmasında en büyük olasılık ihtimalleri olmaya devam edeceklerdir. —————————————⠀”————————————†”—————————- Gezegenler arası uzun süreli yolculuklar sırasında uzayın bitkiler ve canlılar üzerinde oluÅŸabilecek etkilerini inceleyen bilim adamları, bu araÅŸtırmaları sonucunda Afrika sivrisineÄŸinin uzayda canlı kalabildiÄŸini saptadı. Rusya Bilimler Akademisi BaÅŸkan Yardımcısı Anatoli Grigorev, Afrika sivrisineÄŸinin larvasının, uzay istasyonunun dış kaplamasında bir buçuk yıl, beslenmeden ve eksi 150 derece ile artı 60 derece arasındaki yüksek sıcaklık deÄŸiÅŸimlerinden etkilenmeden canlı kalmayı baÅŸardığını belirtti.