gamalı haç İnsanlığın kullanmış olduğu en eski sembollerden biridir. Kayıp kıta MU kültürünün simgesidir. Mu da yaşayanlar insanlar zamanla dejenere olunca çıkar kavgaları başladı, bu iyi (agarta) ve kötünün (şambala) savaşına dönüştü, şambala yandaşlarının uygulamış olduğu korkunç kara büyülerle doğanın dengesi bozuldu ve kıta battı, oradan kurtulabilenler MU kültürünü değişik coğrafyalara taşıdılar. Eski mısır ve tibette Mu kültürünün bilgileri titizlikle saklandı. Peki nedir bu sembolun gizemi? Bu sembol evrenin anahtarıdır kısa adıyla, yani varoluşun dört ana kuvvetidir; ruh enerjisi,zaman enerjisi, fizik enerjisi ve hayat enerjisidir. Antik bilgilerde ateş,su, toprak ve hava adıyla geçer. Bu sembolun her bir parçasının bir anlamı vardır; 1- Şeklin ortasındaki daire mükemmeliyetin sembolüdür, eski mısırda tanrı ra’yı yani güneşi sembolize eder. Dinsel metinlerde dairenin içi yaradanı dışı ise yaradılmış olanı ve her ikisinin birliğini sembolize eder.
2- Dairenin ortasındaki şekil dört kuvvetin dairenin merkezinden ilk çıkışlarını gösterir. Birlikten çokluğa geçisin ilk adımıdır. Fizik evreninin ve varoluşun başlangıcıdır.
3- Birden çıkan dört kuvveti veya dört enerjiyi ifade eder.
4- Her bir kuvvetin ortasına konulan üçgenimsi çıkıntı kuvvetlerin aktif olarak çalışmakta olduklarını ve olacaklarını yani faaliyet sembolüdür.
5- Her kuvvetin içinde bulunan basamaklı şekiller merkezinden aldıkları gücün bağlantısını sembolleştirmektedir.
Şeklin tamamı ise varolan tüm evrenin sembolü konumundadır. Kuvvetlerin soldan sağa dönüşü göstermesi aynı zamanda evrenin gezegenlerin ve galaksilerin hareket halinde olduklarının bir işaretidir.
Kısaca bu sembol bizzat varoluşun ve varoluşu meydana getiren dört büyük kuvvetin sembolü olarak MU kültüründe şifrelendirilmiştir.
Gamalı haç ve hristiyanların haç işaretinin kaynağı buradan gelir.
Bütün bu gelişmeler Nazilerin bazı sırları ele geçirdiklerini ama karanlık güç olarak kullandıklarını gösterir. Bu bilgiler sayesinde kara büyü uygulamalarıyla halk kitlelerini ideolojilerinin peşinden sürüklemeyi başarmışlardır.
Aslında her şey thule efsanesiyle başlıyordu, thule efsanesinin kökenide kayıp bir uygarlığa dayanıyordu. Bu da nazizmin temelini oluşturuyordu. Bu efsane etrafında birleşen bir gurup thule adında gizli bir tarikat kurdular. Nazi partisinin yedi kurucusundan biri olan dietrich eckardt thule tarikatının temel felsefesini şöyle açıklıyordu. ‘thulenin tüm sırları eski bir uygarlığa dayanıyor:
İnsanoğlu ile dış zekalar arasında bulunan bazı aracı varlıklar, bu sırlara erenlere büyük bir güç kaynağı oluşturmaktadır. Bu güç kaynağı almanyayı dünyaya egemen kılacaktır, yine bu güç kaynağı geleceğin üstün insanının ortaya çıkmasını sağlayacaktır’’
Bu tarikatın üyeleri arasında rudolf hess, karl haushoffer,alfred rosenberg ve Adolf hitler gibi önemli isimler bulunmaktaydı. Bu insanlar olağanüstü sezgi ve yeteneklere sahiptiler.
İkinci dünya savaşının sonunda nazi karargahına girildiğinde 12 tibetli rahip cesediyle karşılaşıldı. Bunun açıklması, Nazilerin gizli öğretilerin olduğu tibetle ilişki içinde olduğu sonraları anlaşıldı.
Mu kıtasının yok oluşuna neden olan kara güçler (şambala) Nazilerin hizmetine geçmişti. Naziler inanıyordu ki bu güç sayesinde dünya ellerine geçebilirdi. Kısmen başardılar ama sonunda kendileriyle birlikte milyonlarca insanıda yok ettiler.