Toplam 2 sonuçtan 1 ile 2 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Kabala ve Sufizm

  1. #1
    Kabala ve Sufizm nevermore - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2009
    Bulunduğu yer
    Bornova
    Mesajlar
    12.230
    Konular
    2856

    Kabala ve Sufizm


    d8133fe8b5933594698b20331fea7c64_L.jpg

    Amerikalı Musevî araştırmacı Thomas Block’un şok tezi: “Kabalistler 12. ve 13. yüzyılda sûfîlerin düşüncelerini aldılar ve bunları kendi mistisizmlerine yerleştirdiler. Daha sonraki asırların Musevîleriyse bunları kendi geleneksel düşünceleri olarak benimsediler.”
    Thomas Block’un Amerika ve Türkiye’de aynı anda yayımlanan kitabı beraberinde büyük tartışmaları da getirecek gibi görünüyor. “Şalom-Selam: Gizemli Bir Kardeşliğin Öyküsü” kitabının kendisi de Musevî olan yazarı Thomas Block’a göre Musevî Kabala mistisizmi Müslüman sûfîlerin öğretileri üzerine kuruldu. 10 yıl önce giriştiği araştırmanın sonunda Thomas Block karşılaştığı tarihi realiteyi kitabında şu sözlerle anlatıyor: “Ortaçağ’daki bir iki münferit etkileşiminden ziyade çok az bilinen akademik yayınlarda İslam mutasavvıflarını ve düşünürlerini inceleyip onların fikirlerini benimsemiş Musevî gizemcileri ve düşünürleri içeren tozlanmaya yüz tutmuş birçok makaleyle karşılaştım. Solmaya yüz tutmuş sayfalarda yazılı son okumaları da bitirip notlarıma baktığımda İslam’ın başlangıcından bugünkü Musevi ayinleri ve tefekkür uygulamalarına kadarki süreçte İslam tasavvufunun Musevi düşüncesi ve uygulamalarının gelişimine hiç aralıksız etki ettiğini buldum.” Block’un deyişiyle “Kabalistler 12. ve 13. yüzyılda sûfîlerin düşüncelerini aldılar ve bunları kendi mistisizmlerine yerleştirdiler. Daha sonraki asırların Musevîleriyse bunları kendi geleneksel düşünceleri olarak benimsediler”. Block’un şu satırları bir anlamda araştırmasını da özetliyor: “Kabala’nın temel nazariyatı bile İslam tasavvufunun ilk dönemlerinden ilham almıştır.” Thomas Block’u İstanbul’da yakaladık ve olay yaratacak kitabını konuştuk.

    *Kitabınızın temel tezi nedir? Sizi böyle bir konuyu araştırmaya sürükleyen ne oldu?

    Henüz 11 yıl öncesine kadar sûfîzm hakkında hiçbir şey bilmiyordum. O dönemde İdris Şah’ın “Sûfîler” kitabını okudum. Bu kitapta İslam tasavvufunun yanı sıra Orta Çağ’daki Musevî mistisizminden de bahsediyordu. Bir Musevî olarak bu kitap oldukça ilgimi çekti. Bu kitapta diğer alanlarla beraber Musevî ve Müslümanların mistik alanlarda da birlikte çalışmalarına örnekler veriliyordu. Neticede bu benim için inanılmaz bir şeydi zira benim bildiğim kadarıyla bu iki topluluk arasındaki ilişkiler 1300 yıldır oldukça kötü bir durum arz ediyordu. Bu konuda daha çok okumaya, daha fazla bilgi bulmaya karar verdim. Başlangıçta bu konuda bilgi toplamak oldukça zor oldu. Amerikan Kongre Kütüphanesi gibi yayınlanan bütün ciddi kitapların bulunduğu muazzam bir kaynaktaki eski çalışmaları taradım. Böylelikle Musevîlerin 1000 yıl boyunca sûfî düşünceleriyle çalışıp dinimizi ve mistik düşüncemizi yenilediklerini gördüm. Orta Doğu’da uzun zamandır yaşanan çatışmayı gördüğüm zaman bu durum bana inanılmaz çarpıcı ve önemli göründü. Böylece 10 yıl önce bu kitabı yazmaya başladım ve ancak bitirdim.


    *Kişisel inancınızı öğrenebilir miyim?

    Ben Musevîyim ve maneviyatçı yollara inancım oldukça güçlü. Kurumsallaşmış inançlardan pek hoşlanmıyorum ama insan kalbini öne çıkaran, mistik yolları tercih ediyorum.

    *Kitabınızda Musevî sûfîlerden bahsediyorsunuz. Müslümanlarla Musevîler arasındaki bu dini ve mistik etkileşimin tarihi içerisinde size en çarpıcı gelen ne oldu?

    Büyük Musevî düşünürü Abraham Meymunides’in, mükemmel bir “Musevî sûfîsi” olduğunu söyleyebilirim. Pek çok görüşünü İslam sûfîlerinden almıştı ve sinagoglarda sûfîler gibi ibadet ederdi. Üstelik Meymunides, Arap dünyasındaki en büyük Musevî’ydi. Onun gibi Musevîlerin yüzde 90’ı yüzlerce yıl Müslüman hâkimiyetinde yaşadılar. Bu coğrafyada adeta “Musevîliğin büyük müftüsü” idi. Benim tabirimle Musevî bir sûfîydi. Üstelik bu görüşlerini yazdığı mektuplarla bütün dünyaya da yaydı. Abraham kendi çağdaş Musevi geleneğini hayata geçirmek için yüzünü Sûfî modeline döndü. Onun bu durumu maalesef tarihlerde gözden kaçırılmış çok önemli bir noktadır. Bugün Ortaçağ’daki Musevî mistisizmini okuyan bir insan, kitaplarda Müslümanlardan bahseden tek kelimeye rastlamaz. Bence bu resmen bir suçtur. Çünkü durumun öyle olmadığı tarihte çok açıktır. Bir başka Kabalisti daha örnek verebilirim. 13. yy Kabalacısı Abraham Abulafia da sûfîlerden çok derin ve rafine düşünceler aldı. Bunlar Musevî mistisizminde günümüzde de geçerli olan düşüncelerdir ancak Musevîler bunları Müslümanlardan aldıklarını kabul etmez, kendilerine mal ederler. Oysa tanrı ve ibadetlere yaklaşımla ilgili bu fikirler 13. yüzyılda benimsendikleri zaman Musevîler için tamamen yeni şeylerdi. Şimdi insanlar tarihe başka gözlüklerle, günümüzün gözüyle ve politik baktıkları için bunları görmek istemiyorlar.

    *Kabala o yüzyıllarda İslam’dan çok şey aldı diyorsunuz? Kabala mistisizmi daha önce var mıydı?

    Kabala geleneği 12. yüzyıldan beri mevcut. İslam’dan önce Talmud geleneğinin olduğu daha önceki dönemlerde de bazı fikirler vardı ancak bunlar zamanla kaybolmuştu. Ancak 7. ve 8. yüzyıllarda da Müslüman sûfîler eski peygamberlerden, İbrani gelenekten de beslenmişlerdi. Yani karşılıklı bir etkileşim oldu. Ama Kabala asıl 12. ve 13. yüzyıllarda oluşmaya başladı.

    *Mutasavvıfların fikirlerinden beslenen başka Musevî din adamlarından da bahsedebilir misiniz?
    Örneğin Musevîlik mistisizminin son büyük üstadı Baal Şem Tov’un 1700’lerde Doğu Avrupa’da Hasidi ibadeti geliştirdiği sıralarda İslam bu yeni Musevi gizemci hareketin oluşumunda oldukça etkili oldu. Ama o cazibesine kapıldığı kendinden önceki asır Kabalistlerinin düşüncelerinin İslam’dan alındığını bilmiyordu. Bir diğer örnekse Sabetay Sevi… Sabetay Sevi’nin düşünceleri Avrupa’da pek çok haham üzerinde etkili oldu. Baal Shem Tov üzerinde doğrudan etkisi olan Sabetay Sevi, din değiştirmiş Sebatay Sevi’dir. Sevi, tamamen Musevi bir sûfîdir. Bir elinde Kur’an, diğerinde Tevrat olduğu ifade edilir. 12. yüzyılın tanınmış Sefarad şair ve düşünürlerinden Judah Halevi de rehberlik için yüzünü sûfîlere dönenlerden. Endülüslü Moses İbn Ezra da Arap dilinden ve İslami düşünceden etkilenenlerden.
    Musevî mistiklerinin İslam tasavvufundan hareketle Kabala’yı oluşturdukları tezi biraz fazla iddialı görünmüyor mu? Etkileşim demek daha doğru olmaz mı?
    Tabii ki karşılıklı etkileşimler oldu. Örneğin Meymunides, İslam düşüncesinden aldığı gibi onu etkiledi de. Aşırı iddialı bulmuyorum zira Musevîler üzerinde Yunan felsefesi gibi başka pek çok etkiler de oldu. Ben sadece İslam tasavvufunun etkileri kısmından bahsediyorum. Bu yaklaşım günümüzdeki siyasi sebeplerden doğan uzlaşmazlıklar içinden bir kapı aralayabilir. Sadece Musevî mistisizminden bahsetsem binlerce sayfa yazmam gerekir. Benimki bu tarihin sûfîler ve Musevîler arasında geçen bir parçası ama çok önemli bir parçası…

    *Peki bu durumda araştırmanızın yarattığı yankılara bakarak Kabala mistisizmi İslam tasavvufunun bir yan ürünüdür diyebilir miyiz?

    Evet bu etki çok güçlü. Bazı Musevîler ve hahamlar da sizin gibi tezimin fazla iddialı olduğunu söylediler. Evet ben diyorum ki Kabala ve sûfîzm özünde aynı şeyler ve Kabalistler sûfîlere çok şey borçlular ama her şeyi değil. Kitabım sadece bu ilişkiyi ele alıyor.

    *Yani, Kabala İslam tasavvufu üzerine inşa edilmiştir diyebilir miyiz?

    Hayır, bunu değil ama tasavvufun Kabala’ya günümüzde söylendiğinden çok daha güçlü bir etkisi olduğunu vurgulamak istiyorum.

    *Müslüman sûfîlerin Yahudi mistikleri üzerindeki etkisi nasıl gerçekleşti?

    Öncelikle o dönemin Musevî âlimlerinin sûfîlerle dostlukları ve iletişimleri vardı. Musevîlerin kütüphanelerinde mutasavvıflara ait metinler, Arapça metinler bulunduruluyordu. Kabala’nın temel nazariyatı bile İslam tasavvufunun ilk dönemlerinden ilham almıştır. Bu noktada Kahire’de bir sinagog odasında bulunan “Cairo Geniza” denilen Ortaçağ metinleri çok önemlidir. Buralarda Gazali, Hallac-ı Mansur gibi pek çok sûfîye ait metinler bulundu. Musevi kütüphaneler İbranice harflere dökülmüş İslami metinlerle doluydu. Ortaçağ’ın Mısır Musevî kütüphanesi Musevî metinleri kadar tasavvufçuların da eserleriyle de doluydu. David ben Joshua Meymunides’in Halep’te oluşturduğu Batı Akdeniz’in en büyük kütüphanelerinden birinde Musevi kitaplarının yanında tüm tanınmış sûfî yazarların eserleri bulunuyordu. Bunların dışında 15. ve 16. yüzyılın Kabalistleri de Müslüman tasavvufların fikirlerini Musevî düşünceleri sanarak benimsiyorlardı. Yani 12. ve 13. yüzyılda Kabalistler sûfîlerin düşüncelerini aldılar ve bunları kendi geleneklerinin içine yerleştirdiler. 15., 16. ve 17. yüzyıldakilerse bunları kendi geleneksel düşünceleri olarak benimsediler.

    *Peki, geçmişte İslam tasavvufunun bu etkisinden bahseden araştırmacılar olmadı mı?

    Tabii ki, bu ilişkiden bahseden yüzün üzerinde kitap mevcut. Ancak bugün bu ilişkiye değinilmek istenmiyor. Bu etki büyük kamuoyuna duyurulmuyor. Benim istediğimse bu durumu değiştirmek. 100-150 yıldır Müslümanlarla Musevîler arasında devam eden sorunlar, Pan-arabizm, sömürgecilik, Avrupa’da Musevîlerin başına gelenler gibi pek çok sebep yüzünden tarihin bu gerçeği yeterince bilinemedi. Politik sebepler de bunun önüne geçti.


    *Hem Amerika’da hem de Türkiye’de hahambaşılarla görüştünüz. Onların ve diğer Yahudilerin tepkileri nasıl oldu?

    Oldukça nazik, oldukça ilgili ve açık görüşlüydüler. Mesela Musevi Türk Cemaati hahambaşılığı Genel Sekreteri Yusuf Altuntaş bana “Tabii ki bunları biz de biliyoruz, yazmana bile gerek yoktu!” dedi. Ama Amerika’daki haham gibi bana “Sen ne diyorsun, bunları nasıl söyleyebilirsin” diyen de oldu.

    *Peki ya memnun olmayanlar?
    Tabii ki memnun olmayanlar da olacaktır. Ama ben her şeyden önce Orta Doğu’da süren bu uzlaşmazlığa bir köprü oluşturmak istiyorum.


    BİROL BİÇER





  2. #2
    adamKadmon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nis-2018
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    78
    Konular
    1
    bu ruhsal tekamül yollarında genel olarak(Kadere razı olma, sevmek &sevilmek, her olayın yaratıcının planı dahilinde bizim iyiliğimiz için tasarladığını kabul etmek, herşeyin bir olması, benim sen-senin ben olmam) gibi ana temalar var. Ama
    1) her olay onun iradesinde diyerek kabullenen biri neden tutup kariyer planlaması yapsın ki belki gelecek düşünmediği başka olasılıkların gerçekleşmesi ile onu istediği yerden bambaşka bir yere götürebilir ?
    2)Bir-iki yaşındaki çocuklara dahi şehvet duyan aşağılık varlıkları nasıl bütünün parçası olarak kabul ederiz?
    3)Ben x şeyi istiyorsam birkaç yıl süren çabalarım boşa gittiğinde kader yada benim için iyisi buymuş diyerek benim emeklerimin boşa gitmesini izleyen yaratıcıyı nasıl sevebilirim 3 sene evvel beni uyarsa olmuyor muydu?
    4)Tüm bu sevme sevilme herşey bir düzende hikayelerini taylandaki 18 yaşındaki sex işçilerine nasıl anlatalım? kader bu mu diyelim? yaratıcı senin burada geceliği 20-30 euroya deneyim point kazanmanı mı istiyor diyelim?
    5)Müteahhit'in alıntıda bmw si olan oğluda yaratıcının kullu değil mi ? O ömür boyu tatil yapmak için doğarken, biz niye okullu işi yabancı dili kariyeri evliliği ve sonrasında tonla şeyi yüksek stress ve çabalarla elde ediyoruz? hatta elde dahi edemiyoruz?

    Kısacası psikolojik varlık olan insan kafayı yemesin, sisteme hizmet etmeye devam etsin diye söylenmiş şeyler.
    Cennet cehennem yok, ömrün boyuncada yorucu bir işte çalışıp yoksul ve stressli bir hayat süreceksin deseler belki çoğunluk bir süre sonra dayanamaz intihar eder.