Toplantılar her türlü okült konuda ve sohbet havası içinde yapılırdı. Okült konuların içinde Tarot’da çok yoğun bir alandı. Ben o sıralar Avrupa’dan kendime birkaç deste getirtmiş, destelerin kutularından çıkan Almanca kitapçıklarla bir şeyler öğrenmeye çalışıyordum. Ancak İnal Erkan konu hakkında bayağı bilgi sahibiydi. Keza Bülent Iskır’da hiç yabana atılmayacak bir Tarot araştırmacısı sayılırdı. İşte uzun lafın kısası günler günleri, aylar ayları kovaladı. Grup içinde artık iyi bir Tarot bilinci gelişmişti. Ben o zamanlar çeşitli magazin gazetelerine ve çeşitli dergilere yazılar yazıyordum ve başımı kaşıyacak zamanım da yoktu. Hatta aynı dönemde Halit Kakınç Son Havadis gazetesinde Tarot hakkında bir yazı dizisi yapmıştı. Ama gelin bakın ki, kader beni Tarot’un esrarengiz ağına düşürmekte hiç de zorluk çekmedi. O devirdeki Hürriyet topluluğunun meşhur magazin gazetesi Hafta Sonu’na rakip bir gazete çıkacaktı. Has topluluğu adına Metin Has’ın çıkartacağı gazetenin adı Haftanın Sesi olarak belirlenmişti. Genel Yayın Yönetmeni rahmetli Cahit Poyraz beni çağırdı. Bugüne kadar denenmemiş bir fal sayfası yapmak istiyordu. Kendi bu konulara hiç inanmazdı ama şunu söylemek lazım ki, magazin gazeteciliğinin büyük duayenlerinden biriydi. “Gufran” dedi. “Öyle bir fal köşesi hazırla ki, bugüne kadar bu falın türü ne başka bir gazetede olsun, ne de yapılan diğer fal köşelerine benzesin.” Hadi buradan yakın bakalım! Aklıma Tarot gelmişti. Hiç düşünmeden teklifimi patlattım: “Şöyle…şöyle…şöyle…” diye. Cahit ağabey çok beğenmişti. Gerekli çalışmalar hemen tamamlandı. Minyeti ve logosu hazırlandı. Takdim yazısı yazıldı. Vee tarihler 10 Eylül 1982’yi gösterirken haftalık magazin gazetesi Haftanın Sesi’nde Tarot, “Uzmanımız Gufrana Yazın…” başlığı altında görücüye çıktı. Böylece basında Tarot’u canlı olarak ilk gündeme getiren yazar oldum.
Kısa bir zaman sonra ise o zamanın meşhur aylık Burç dergisinde değerli araştırmacı okültist-astrolog Bülent Kısa da aynı şekilde okuyucuyla birebir Tarot sayfaları yapmaya başladı. Tarot tutmuştu. O dönemler gazeteye gittiğimde her hafta en az 20-25 kilo mektupla eve döndüğüm günleri gün gibi hatırlarım. Aman o mektuplardan neler çıkmazdı neler? Evine özel yazmam için deste deste pul gönderenler mi istersiniz? Özel randevu isteyip ücreti mukabili fal isteyenler mi? Hatta daha ileriki aşamalarda çeyrek altın gönderenlere bile rastladım desem inanın yalan değildir. Neyse sözün kısası Tarot tutmuştu ve her şey tıkırında gidiyordu. İnsanlar müstear isimlerle köşeme yazıyorlar ve bu isimler altında da fallarını okuyorlardı. Gelişmiş ve modern ülkelerde olduğu gibi bizde de artık Tarot ilerlemişti. Üstelik bundan hiç de şikayetçi olan yoktu. Bu sıralarda uyanık yayınevlerinden birkaç çeviri Tarot kitabı çıktı. (Hatta adı lazım değil bunlardan birine ben kendi yazdığım kitabı götürdüğümde adamlar benim kitabımı korsan zannetmezler mi ? Az daha başımıza iş alıyorduk.) Astrolog Metin Kiraz eşi Rezzan Kiraz’la 1992 yılında “Tarot ile Kehanet Sanatı” adlı kitabını yayınlayarak ilk yerli Tarot kitap yazarı oldu. Ben de kitap yazmakta ikinci yazar olarak 1992 de “Tarot” adlı bir kitapla kervana katıldım.
Bütün bunlar güzeldi ve Tarot efendi efendi yoluna devam ediyordu. Ancaakkkk… Her zaman olduğu gibi etrafta bazı fırsatçılar ve sahtekarlar türemekte gecikmeyene kadar. Bazı yayınevleri (benimki de dahil) kitapların yanında kartları da verdi. Hemen ardından hiç eksik olmasınlar bunlara gazetelerde katıldı. Tabii bu kartların ithallerinin de gelmesi gecikmedi. Etrafı bir anda kart enflasyonu sarmıştı. Tüm fırsatçılar artık iş başındaydı. 78 kartı yalan yanlış ezberleyen, hele hele bir de dili laf yapan kişiler piyasaya akın etti. İşte Tarot böyle başladı ve böyle yoğuzlaştı. Bu dejenerasyonun yüzünden konunun uzmanlarından Bülent Kısa bile kendi çizdiği destesini Türkiye’de basmadı ve Tarot Ansiklopedisi’ne gönderdi. Bu yoğuzlaşmalar sonunda Fal-Cafe rezaletini de beraberinde getirdi. Artık iş üç beş kuruş harçlık kazanmak isteyen üniversiteli gençlerin eline kadar düştü. Bana sorarsanız ben bu işten kendi namıma pişman değilim. Çünkü bildiğim kadarıyla Tarot konusunda bilinçli olan kişi zaten kime gideceğini biliyor. (Tabii sosyete falcılarını kastetmiyorum. Onlar ne de olsa yüksek tabakanın bülbülleri konumundalar - genellikle de bu piyasa homoseksüel eğilimli Tarotçuların tekelinde bulunuyor. Hemen her yerde olduğu gibi.) Gerçekten Tarot’u bilen ve merak eden ciddi kişileri bahsettiğim yerlerde zaten göremezsiniz.
mıyım hiç? Hemen atıldım: “…Valla benim cinlerle aram oldukça iyidir. Ama ben o medyum arkadaşlar kadar maddi durumu iyi olan biri değilim. O bakımdan Tanquary, Beafeater, Gordon gibi cinleri kırk yılda bir görüyorum. Ne yapalım biz tekelimizin yerli ciniyle idare ediyoruz ” dedim. Çekim bir anda cıvıtıverdi. Çünkü başta başta kameremanlar gülmekten yerlere yatmışlardı.