İnisiye Adayının Macerası
Ezoterik bilimin esası zaten inisiyasyondur. İnisiyasyonun şimdiye kadar doğru bir tanımı yapılamamıştır. Hemen hemen her uygarlıkta kendine özgü bir inisiyasyon anlayışı vardı. İnisiyasyon, bir tür tarik'e giriş manasına gelir. Tarik, "yol" demektir. Bir öğrenim yolu. Nefsini tanımada ve terbiyede, aynı zamanda eşyayı tanımada, onun kökenini bilmede ve anlamada gereken bilgileri elde edebilmek ve uygulamaları yapabilmek için bir yol ve bir gidiş tespiti lâzımdır. İşte biz bunun, eskiden olduğu gibi, şimdi de birtakım tarikatlar aracılığıyla yapıldığını görüyoruz.Özel bir öğretim şekli yoksa da, çoğu kez, ezoterik bilgiler verildiği için, bir tür inisiyasyondur ve bizdeki inisiyasyon şekli belirli kalıplar ve kurallar içerisinde tekrar edilen bazı şartları içermez. Burada, fevkalâde geniş bir hürriyet ve serbestlik içerisinde Vakfa bağlı olan kişiler inisiyasyonu hem kendi şuurlarında hem de kendi vicdanlarında, kendi kendilerine geçirirler. Hiçbir üstat onları tutup, "Bunu şöyle yapacaksınız, bu, şu demektir, bunun sembolü budur, bundan şunu anlayacaksın..." demez. Bu tarzda hiçbir öğretide bulunulmaz. Doğrudan doğruya bilinenler, açık ve seçik olarak anlatılır. Bunun aksiyonu doğrudan doğruya üye arkadaşa aittir. Görülüyor ki, modern inisiyatik çalışmalarla, tarihsel inisiyatik çalışmalar arasında birtakım uygulama farklılıkları bulunmaktadır.
Burada her ikisine de, yeri geldikçe değinmek suretiyle "inisiyasyon"u anlatmaya çalışacağız. Vakıfta verilen eski konferanslardan birinde Eski Mısır İnisiyasyonlarındaki merasimler anlatılmıştı. Bir tanım yapmamız gerekirse, "Ruhsal bir tesirin nakledilişinde hazır olmak." diyebiliriz. Burada, spirituel (ruhsal) bir tesir söz konusudur. Bu tesirin nakledilmesi lâzım. Kişiden kişiye, toplumdan topluma bu tesir nakledilecek. Zaten bütün inisiyatik çalışmaların esası, bu tesirin bir taraftan alınıp, bir tarafa naklinden ibarettir ve bu nakli kolaylaştıracak bütün çalışmalar inisiyatik çalışmalardır.Bu hem objektif manasıyla çalışmadır, hem de sübjektif manasıyla... İnisiyatik çalışmaya giren kimse önce kendinin en kaba taraflarından (içgüdülerinden) hareketle giderek en üstün şuur hâllerine kadar geçerek "insan-ı kâmil" dedikleri olgun ve tekâmül etmiş, belirli bir seviyeye kadar çıkmış insan hâline gelir. İnisiyasyonun amacı budur. Bunun da meydana gelmesi için muhakkak ruhsal bir etkinin bizden geçmiş ve başka yere gitmiş olması lâzımdır. Bu çok önemli bir husustur. Ne vakit ki, bize gelen tesir, bizde saklı kalıyor, inisiyatik bir terbiye almıyoruz demektir. Bu bir çeşit incelmiş egoizma olabilir.
Spiritüel tesiri almak ve nakletmek için üstadın (guru, şeyh) görevi büyük kaynaktan aldığını müride nakletmektir. Büyük tesir kaynağını müride bağlamaktır. Mürit tek basma bu kontağı kuramaz. Aslında böyle bir üstada hayatımızın çeşitli devrelerinde muhtacız. İlk üstadımız da annemizdir. Doğa ile olan ilk kontağı annemiz verir bize. Sonra baba, öğretmen ve bilinmeyen üstatlarımız hayatımız boyunca bu işe devam ederler. Bu spiritüel tesire inisiyasyonda "zincir" ismi de verilir. Bu, sonsuz sayıda halkalardan meydana gelmiş bir zincirdir. Üstat, aşağı yukarı zamanın başlangıcına kadar götürülen bir başa, fiilen mevcut bir irtibat sayesinde bağlı kabul edilir. Üstat, bu şekilde çok eski, arkaik bir kaynağın halkasıdır.İnisiye olacak kişi de bu bağlantı halkalarından birini alır ve ona bir bağlanacak yer gösterilir. Bu da o büyük uzun zincirde bir yer işgal eder. Dolayısıyla devamlı olarak o spiritüel tesirin müritten geçmesi sağlanır. Talep edene (talip) bu tesir bir kontak aracılığıyla verilir. İnsanlar şüphesiz aynı zamanda da aksiyonla ilgili yaratıklardır.Hareketin, spiritüel tesiri birinden diğerine geçirmek bakımından büyük bir niteliği vardır. Bu yüzden merasimler icra edilir: Vücut hareketleri, vücut hareketlerinde kullanılan sembollerin şuurda bir tür çözümlenmesiyle meydana gelen psişik hareketler, astral dalgalanmalar... Mantal, fizik ve spiritik safhada olan her türlü hareketle bir nevi girdap meydana getirilir ve kontak temin edilir. Zaten bu kontak temin edilemezse, o kişi "inisiye" olarak kabul edilmez. Üstadın bir büyüklüğü de bunu anlamasıdır. Zaten üstadın, üstat oluşundaki hikmet budur. Müridin, yukarıda anlatıldığı şekilde objektif ve sübjektif hareketi meydana getirip getiremediğini anlar.Dışından görünen hareketle bellidir. Yani inisiyasyonun adabına uygun hareket edebilir. Hatta hareketinde de bir düzgünlük olabilir. Ama gerçekten psişik olarak da gereken olgunluğa gelmiş midir? Şuuraltıyla üstün şuuru arasında kontaktı temin edebilmiş midir? İç mücadelede kaba güçleri yenerek üstün güçleri galip mi getirmiştir? Bu önemlidir. Bütün bunların anlaşılması da üstada kalmaktadır. Burada Muhiddin Arabi'nin sözünü hatırlamak yerinde olacaktır: "Mürşit seçmekte çok dikkatli olunuz. Mürşidin bazı nitelikleri yoksa, o nitelikleri tamamlamak için, o nitelikler kendinde bulunan başka bir mürşide gidiniz." der.
Birçok inisiyatik merasimlerde üstat çırağı öper. Aslında insanların belirli zamanlarda birbirlerini (kutlamak veya saygısını, sevgisini belirtmek üzere) öpmesinin folklorik anlamı budur. Alnından öpmek, belirli şekilde iki yanağından öpmek, küçüğün büyüğünün elini öpmesi, tarzındaki hareketlerin en eski hatıraları inisiyatik merasimlerde tesirlerin soluk vasıtasıyla iletilmek istenmesinin sembolüdür. Anadolu'da "ocak" tabir edilen birtakım küçük spirituel merkezler vardır. Ruhanî merkezlerdir bunlar. "...Bana hocam (dedem, ninem) elini verdi, ben de birçok kimseyi, onun söylediği şekilde tedavi ediyorum..." der. Burada anlatılmak istenilen şey, bir kimseden diğerine geçen spirituel bir tesirdir. Ocaklar'da spirituel bir tesirin bir kimseden diğerine (lâyık olana) geçirilmesinin bir örneğini görüyoruz. Onlarda belirli bir kültür, bilgi olmayabilir. Hatta nefsaniyetleri de vardır ama, belirli bir aksiyonu gayet sadakatle ve dürüstlükle yaparlar. Onun göreceği vazifede başka bir şey istenmez. Bu kadar dürüstlük ve egoizma onun için yeterlidir.
İnisiyasyon Şartları
Merasimi tamamlayan üstat bir birey olarak hareket etmez. O bir zincir halkasıdır. Kendini aşan bir tesirin, kuvvetin aktarıcısı durumundadır. Demek ki hem üstat hem de mürit bakımından hiçbir şekilde bireylik meselesi ortaya çıkmamaktadır. İnisiyasyon için üç ana şart aranır:
1- Eksiksiz bir niteliğe sahip olacak mürit. Bulunduğu ortamdaki anlayışa uygun olmak şartıyla eksiksiz nitelikleri olacak. Hiç değilse o tarikin, o inisiyasyonun aradığı şartları içermesi lâzımdır. Örneğin Ahilerin 8 -10 kadar bu şekilde giriş şartı vardır ki, oldukça ilginçtir. Ve incelendiği zaman, gerçekten "insan-ı kâmil'i aradıkları bellidir. Mütekâmil insanın niteliklerini istemektedirler.
2- Düzenli bir şekilde bilgileri ve tesirleri kabul etme yeteneğinde olacak. Karakter ve yapı bakımından birtakım mükemmel özellikleriniz olabilir. Ama bunun yanı sıra düzenli bir şekilde alıcılık da istenir. Yani bir tür iyi nitelikte medyomluk ve psişik hassasiyet istiyorlar. Hiç değilse kendi kendine revelasyonları (derin sezgisi, vahyi) olan duyarlı kişi aranıyor. Hem kendindeki hazineden, hem doğadan, hem de icap ettiği zaman ruhsal dünyadan... Bunları gerekli kılmaktalar, çünki mürit ileride, akmakta olan spirituel tesiri başkalarına aktaracaktır. Bu tesiri yansıtacak, başka istikametlere yöneltebilecek yetenekte olmalıdır.
3 - Kişisel olarak, bir şeyi gerçekleştirmek yeteneğinin bulunması lâzımdır. Kendi iç benliğini gerçekleştirdikten soma, kişiliğinin de iyice gelişmiş olması gerekir.
Görüldüğü gibi, artık inisiyasyon günümüzde, bazı inisiyatik topluluklarda olduğu gibi, baştan savma merasimlerle yürüyen bir iş değildir. İnisiyasyona girecek olan müritte gerçekten fiziksel, ahlaksal ve zihinsel nitelikler olması gerekmektedir. Kişi ruhsal ahenk içerisinde olmalıdır. Kompleksli insanlar (her türlüsüyle) böyle bir inisiyasyona giremezler. Kişi hislerine hâkim olmalıdır. Yani "his realitesi"ni atlatmış olmalıdır. Bireyliği teşkil eden bütün unsurlarda bir denge bulunmalıdır. Çünki esasında inisiye kendi topluluğuna değil, kendi bireyliğine dayanır. Üstadına ya da hocasına değil. Kendi kendisini ne derecede geliştirmişse, o derecede iyi bir inisiyedir. Onun için bu çok önem verilen şartlardan biridir. Hastalık ve psişik eksiklikler hiç kabul edilmez.
İnisiyasyona kabul edilmek için emredici dört şart vardır. Bunların arasında her tarikata mahsus özel şartlar da öne sürülebilir.En genel olanları dört tanedir:
1- Beden Temizliği
Burada "temizlik", temizlik kelimesinden bildiğimiz olan, muntazam olarak banyo yapmak kastedilmez. Beden temizliğini asıl meydana getiren husus, bedenin beslenmesinde meydana gelen temizliktir. Kirlian metotlarıyla ortaya çıkan bedene ait tesirlerin doğru ve doğal beslenmeyle muntazam hâle getirilmesidir. Alkol, esrar, afyon gibi zehirler, aşırı ve karışık yemekler ve aşırı cinsel istek, doğal olmayan gıdalar yasaktır. Yani bedeni en iyi şekilde muhafaza etmek prensibi söz konusudur. Bildiğimiz ve hepimizin uyguladığı temizlikten başka yukarıda açıklamaya çalıştığımız anlamda bir temizliğin de bulunması şart koşulmaktadır.
2- Duygusal Bir Asalet
Duygusal asalet, insanlara karşı gerçekten insanca duygular içinde kalmaktır. Şefkatiyle, merhametiyle, onların haysiyetini kendi haysiyetiymiş gibi korumakla vs. Duygu bakımından bir kişiye karşı küçük menfaat hesapları içinde bulunmamak. Örneğin, bir kimseye bir samimiyet gösteriliyorsa, en ufak bir çıkar olmadan samimiyet göstermek. Bir kimseye açıkça, onun faydası için kusuru yüzüne vurmuyorsa, en ufak bir hissi eziklik altında kalınmaz. Büyük üstatlar bunu yaparlardı.
3- Mantal Safhada Zihin Genişliği
Bu, bir inisiye adayı için pek çok şey ifade eder. Zekâ ister, aklın belirli biçimde bazı kurallara bağlı olarak çalışmasını ister, çok iyi müşahede kabiliyeti ister, birbirine bağlanarak giden bir mantık kabiliyeti ister vs. Her şeyi belirli ve kaba açılardan görmek değil, daha seyyal ve çok değişik açılardan görmenin maharetini de ister. Bu zaten insanlara karşı "müsamahalı olmak" bakımından da gereklidir. Her şeyin bir tekâmül içerisinde mevcut olduğunu, her şeyin bir icabı bulunduğunu, tekâmül için her şeyin yapıldığını anlayabilmesi gerekir. Bunu başarabilecek yetenekte olması gerekir.
4 - Spirituel Yükseklik
Burada ruh yüksekliği değişik anlamlar içeriyor ama, esas anlatılmak istenen "olgun bir varlık" olmaktır. Yeteneksiz insan inisiye edilmez. İşte bundan dolayı da halka uygun inisiyasyonlar meydana getirilmiştir. Halk için özel sihirli kılıçlar, hayat suları vs. Bu şekilde halk da düşünülmüştür. Ama bütün bu sembollerin yüzeysel anlamını bilebilirler. Örneğin, sıradan sade bir vatandaş için "kılıç" sembolü gerçekten "yedi başlı canavar"! öldürmek için güzel bir silahtır. Ama inisiye edilmiş bir yetenekli mürit, bu sembollerle anlatılmak istenen daha kapsamlı manayı bilir. Sade insan bir sembolü olduğu gibi bilir, inisiye daha başka bilir. İşte gizli öğreti buradan ortaya çıkmaktadır. Folklorik anlamda inisiyasyonla, bilimsel anlamdaki inisiyasyon arasındaki fark bu şekilde ortaya çıkmaktadır.
Esasında Hint'te Guru, Müslümanlarda Şeyh, Lâtinlerde Jeron, gerçek spirituel babalardır. Hz. İsa'nın babası gibi... O, kendi inisiyatörüne "baba" derdi. O, İsa'nın rabbi (mürebbiî)dir aynı zamanda. Spirituel tesirleri O'ndan alıp insanlara dağıtırdı. Onun için inisiyasyondan geçmek ikinci bir doğuş anlamına gelir. İkinci doğuş belirli ham insanın ölümüyle başlar. Burada ölürsünüz, burada doğarsınız.
Örneğin, şimdiki modern inisiyasyonlarda (Roz Kruva, Tampliye, Fran Masonlar'da) bunun sembolik çalışmaları yapılır. Bunun için bir tabut kullanılır. İnisiye tabuta yatırılır. İnisiyatör gelir, ona birtakım şeyler söyler, gözlerini kapatır. Orada yarım saat kalır. Eski Mısır'da bir gün taburun içinde kalınırdı. Fakat Mısır'daki inisiyasyonda (zaten yetenekli olan) müride astral seyahat yaptırılırdı. Bu devrede rahibin rehberliği altoda mürit daha diriyken bizzat ölümü tadar. Bunun deneyini yapar. Bu, doğrudan doğruya ruh ve beden ilişkisinin gevşetilmesi dolayısıyla psişik varlığın astrale geçirilmesi suretiyle oranın varlıklarıyla irtibat kurulmasıdır. Bir dizi astral seyahatlerde mürit hayatında o zamana kadar görmediği şeyleri görür. Tekrar tabuttaki bedeniyle irtibatım kuvvetlendirir ve gözlerini açtığı zaman âdeta artık o bambaşka bir insandır. Büyük bir merasimle tabuttan çıkarılır. Ve kendisine, "artık sen dirildin," denir. Burada kendisine yardım eden inisiyatör onun "babasıdır." Biyolojik babası değil, spirituel babasıdır. Ezoterizmde Merkez ve Kalp Nedir?
Bütün spirituel etkilerin geldiği kaynağa merkez denir. Tesirler zinciri bu merkezden insanlara doğru uzanıp gelir. Hatta derler ki, spirituel bir coğrafya vardır. Bu ruhsal coğrafyanın tepeleri, dağları, ovaları da vardır. Elbette bu, görünenin ötesinde, anlaşılan, hissedilen, fakat sonradan birçok noktalarda objektifleşmiş hâldedir. Coğrafya olarak bazı öyle yerler vardır ki, yukarıda belirtilen spirituel tesirleri taşımak bakımından diğerlerine nazaran daha yeteneklidir. Kutsal coğrafya hemen hemen mabetlerin kurulma yerlerim tayin etmiş bir coğrafyadır. Fakat burada söz konusu mabet önemli mabetlerdendir. Bunlar çok ilginç, çok değişik mabetlerdir ve yeryüzünde çok az vardır. Eskinin Delf Mabedi bu merkezlerden biridir (Yunanistan'da Trakya bölgesinde).Meşhur Örfe ve Fisagorün insanları yetiştirdikleri büyük mabet Delf büyük bir merkezdi ve oradan dünyanın hemen hemen her tarafına spirituel etki yayılırdı. Böyle merkezleri daha önceleri Mısır'da da görüyoruz. Onlar daha etkili inisiyasyonlar veriyorlardı. Bizim çağımıza ait inisiyasyonlar Delfle başlar. Daha sonraları Dünya'da büyük merkez görevini Kudüs, üzerine almıştır. Kudüs gerçekten pek çok dinin ortaya çıkışında spirituel tesirlerin birikim yeri olarak çalışıyordu. Hatta Hz. Muhammed için de bir rezervuar vazifesi görmüştür. Aynı şekilde bu Kutsal Coğrafya'da Mekke, Roma, Yukatan bölgesindeki bazı yerler, Peru, Tibet'in (Himalaya'ların) güneyine bakan eteklerinde birçok yerler hâlâ vardır ve vazifelerini görmektedirler. Orta Fransa'da büyük katedrallerin vaktiyle bu görevi yürüttükleri bilinmektedir. Çünki onların yapılışında bile inisiyatik bilgiler kullanılmıştır. O devrin bilinen matematik ve geometrisiyle böyle eserleri inşa etmeye imkân yoktu.
Bu merkezlere bağlılık, oralara yönelmek, hac etmekle sembolize edilmiştir. Mürit için merkez önce şeyhidir. Hatta ilk çalışmalarda üstat müride kendi simasını yansıtır. Kendi suretini vererek, "Beni düşüneceksin." der. Mürit, bu şekilde kendini şeyhine teslim eder. Bu merkez sonraları (mürit geliştikçe) yavaş yavaş gelişir. Nihayet bu semboller de ortadan kalktıktan soma, doğrudan doğruya Tanrı'ya bağlanılır. En büyük merkez, Tanrı'ya teveccüh edilir. Bu seviyeye geldikten sonrası için Muhiddin Arabî şunları söyler: "Arif için din yoktur." Burada "Ariften maksat, kendi kişiliği üzerine tamamen oturmuş bir inisiyedir. Bu duruma gelen bir bireyin hiçbir şeriatle alâkası yoktur. O fert artık şeriatın üzerine çıkmıştır.Şeriat, henüz daha oraya ulaşamamışlar içindir. Gelişmemiş, şartlara bağlı olarak yürümek zorunda olanlar içindir. Alt benliği ile üst benliği arasındaki irtibatı kuramamış olanlar için şeriat gereklidir. Üstün şuuruyla hareket etmeye başladığı zaman bireye, onu sürçmekten, sapkınlıktan koruyan şeriate ne gerek var? Sürçmez çünki bilgisi vardır. Gelişmiştir. Şeriat, insanı belirli bir yol içerisinde takılmadan, saplanmadan, oyalanmadan, sağa sola yalpalamadan, mümkün olduğu kadar belirli bir hızla belirli bir hedefe götürmek için vasıtadır. Trafik kuralları gibi. Ama artık siz uçakla gidiyorsanız, karadaki trafiğin sizinle ne ilgisi var? Onu karadakiler kullansın. Siz artık havadaki trafiğe bağlısınız.
Hint'te bir Meru Dağı vardır. Hz. Musa'nın Sina Dağı vardır. Hz. Muhammed'in bir Hira Dağı vardır. Hz. İsa'nın bir Zeytinlik Dağı vardır. Bunlar hep ilk kurbanların, ilk spirituel temasların yapıldığı yerlerdir. Bunlar Kutsal Coğrafya'da belirli noktalardır. Kim bilir daha bilmediğimiz ne mihrak noktalan var... Delfte aynı şekilde Onfalos Dağı vardır. Orada rahibeler büyük kehanetlerde bulunurlardı. Onlar gerçekten büyük bir kütleyi yöneten kâhinelerdi; önceleri açıkta bulunan mabetler, sonraları yapma mağaralara çekildi. Şüphesiz, bu dolaylı irtibat hâli giderek geleneğin kararmasına sebep oldu. Önceleri inisiyatör, inisiye ve inisiyasyon ortadayken, sonradan bu faaliyetler kapalı hâle gelmiştir.Doğal ya da yapma mağaralara çekildiler. Bu sefer bilgi dışarıya dolaylı şekilde yansımaya başladı. Açıkça, görerek alınmıyor bilgi; örneğin mağaranın kapısında bekleyen adamdan almıyor,. Bir, iki veya üçüncü kuşaktan geldiği için bilgi gitgide kapanıyor. Nihayet, daha sonraları efsaneleşmeler ortaya çıkıyor. İçeride neler olduğundan hiç kimsenin haberi yok; dışarıda bir söylentidir gidiyor. Gizli öğreticilik bu şekilde, kelimenin tam anlamıyla, zaman geçtikçe daha da gizlileşmiştir. Aslında eskiden gizli değildi.İnsanların hamlığı, egoizması giderek arttığından, geleneğin de giderek kararmasına sebep olmuştur. İnisiyasyon yerleri, sır mahalleri hâline gelmiştir.
İlk geleneklerde çok geçen "Kutsal Topraklar", "Ulvî Topraklar", "Paradesa", "Bahçe", "Mabet", "Saray", "Kutup" kelimesi kullanılır ki, aslında Brahmanik uygulamalardan bize geçmiştir. Ayrıca inisiyasyon merkezlerine "Saf Topraklar", "Ölümsüz Topraklar", "Dirilerin Toprağı", "Güneşin Toprağı" denildiğini biliyoruz.
Yukarıdan gelen tesirin ışığını yansıtan bu ayrıcalıklı (rüçhanlı) yerlerde zıtlıklar hallolur, insanlar birleşirler. Biz bugün bu yerlerin nereleri olduğunu bilmiyoruz. Çünki bizler hâlâ "Demir Çağı"nın insanları olduğumuz için, sert ve hırçın bir tekâmül seyri içindeyiz. Bize yumuşaklık, incelik gerekmez, yaramaz. Bu devrenin atlatılmasından sonra bu kutsal yerlerin yeniden bulunacağına inanıyoruz. Eski Çin'de buna "Değişmez Muhit", İslâmda "İlâhî Durak" denir. Buralar yukarıda belirtildiği gibi zıtlıkların ortadan kalktığı yerlerdir. Hakikatin realitesi çoktur, fakat hakikatin kendisi birdir. Görünüşü çoktur, ama bilinçli olarak toplandığı zaman bir tane çıkar ortaya. Bunların ortaya çıktığı yerlerdir İlâhî Duraklar. Kabala (Yahudi Okültizmi)'da böyle yerler için "Saray" tabiri kullanılır.'
İnisiyasyonda Büyük ve Küçük Sırlar
İnisiyasyon safhaları bir mertebeler silsilesidir. Tam bir inisiyasyonda üç büyük safha vardır: Müride önce küçük sırlar, sonra büyük sırlar ve nihayet gerçek sırlar gösterilir. Küçük sırlara ermiş kişilere Eski Mısır'da "Mist" ismi verilirdi. (Mister de oradan gelmektedir.) Küçük sırlar, Mist'lere kozmolojiyi yöneten ve ilk hâli kuran oluş kanunlarını göstermeyi konu edinmiştir. Bu aynı zamanda büyük sırlar için bir hazırlık devresi olmaktadır. Bazen buna yolculuk ya da imtihanlar da denilen saflaşma merasimleri de eklenir. Mist bu bilgileri alırken, bir taraftan da kendini saflaştırmaya çalışırdı. Bu saflaşmadan maksat hem bedensel hem de ruhsal saflaşmadır. Ateş, su, şehvet, yemek, imtihanları vs. gibi... Eski Mısır'dan buna bir örnek verelim:
Sfenks heykelini gözünüzün önüne getiriniz. Onun giriş kapısı ayaklarının altındaydı. İnisiye olmak isteyen biri bu kapıdan müracaat ederdi. İçerideki öğretimin zorluğu daha kapıdayken karşılayıcı tarafından kendisine bildirilir ve içeri alınırdı. Ve belirli bir aşamadan sonra da başarılsın, başarılmasın geri dönüşün mümkün olmadığı açıklanırdı. Mürit adayı bunlara rağmen içeride kalıp inisiye olmayı isterse, birtakım koridorlardan geçirilerek içerilere doğru götürülürdü. Bu karanlık koridorlardan mürit adayı, elinde ışıkla 5-6 metre önünden giden görevliyi takip ederdi. Bu sembolik bir manzaradır aslında... Aday, önce başkasının ışığıyla aydınlanan yolda yürümektedir. Işık daha kendi elinde değildir. Kapıdan içeri girdiği andan itibaren, her iş, artık daha anlamlıdır ve mürit adayının bütün bunları kavraması lâzımdır. İleride bu hareketler kendisine sorulacaktır. Bir kapıdan geçtikten sonra kendisine özel giysiler verilir, eşyaları alınır ve orada kalması, beklemesi söylenir.
Aradan iki gün üç gün geçer, kimse yanma uğramadığı gibi doğru dürüst yiyecek bir şey de bulamaz. Beklemenin dördüncü günü kapısı çalınır, alınıp bir başka görevlinin yanma götürülür. Burada kendisi, ailesi, yaşadığı yerler hakkında sorular sorulur. Ve daha sonra verdiği cevaplar dışarıdan soruşturulur. Aslında mürit adayı, oraya adımını attığı ilk günden beri, gizli olarak gözetim altında bulundurulur. Bu sorgulama da bittikten sonra kendisine birtakım imtihanlardan geçirileceği, istediği takdirde buradan da dönmesinin mümkün olduğu, fakat imtihanlardan sonra basarsa da başarmasa da buradan bir daha çıkamayacağı tekrar kendisine söylenir. Bunlar aslında yürek/iman ve cesaret denemeleridir.Bundan soma mürit adayı (eğer içeride kalmayı kabul ediyorsa) çeşitli imtihanlara tâbi tutulur. Örneğin, eline bir mum verilir ve karşıda mihrapta yanan başka bir mumla yakması istenir. Gideceği yer aslında 50-60 metrelik bir mesafedir. Oraya kadar gitmesi için etrafında boylu boyunca ateşlerin yanmakta olduğu incecik bir yoldan geçmesi gerekir. Fakat o kadar dar ve ince hesaplı geçiş yerleri var ki, kafasını çalıştırabilirse, buralardan yolunu sürdürebilir. Bütün cesaretini ve aklını kullanmak zorundadır. Bunu başarabildiği sürece amaca ulaşacak, yoksa her an yanma tehlikesiyle karşı karşıya bulunacaktır.
Diyelim ki mürit adayımız bu ateş imtihanında başarılı olmuş olsun. Belirli bir süre dinlenme ve gerekirse tedavisi yapıldıktan sonra başka bir imtihana alınır. Örneğin, 40 sütunlu oda... Burada üzerleri işlemeli 40 sütun ve duvarlarda çeşitli hiyeroglif yazılar ve resimler vardır. Bunların her birinin ne anlama geldiğini düşünmesi ve sonradan anlatması istenir. Yine hatırlatalım ki, aday gerek imtihanlarda gerek istirahat anlarında devamlı olarak gözetim altında tutulur. İmtihanların ardı arkası kesilmez. Su imtihanı, vahşî hayvanlarla imtihan, vs. Her imtihanı başardıkça mürit adayı o uzun yeraltı koridorunda ilerlemektedir. Ve bir yerde, arkasındaki bütün kapıların artık kapandığı, geri dönmesinin olanaksız olduğu, başaramadığı takdirde ömrünün sonuna kadar hademe olarak o mabedde kalacağı, başarırsa, yetenekleri ve liyakatine göre yükseleceği kendisine tekrar hatırlatılır.Bu şekilde örneğin, 20 kişi müracaat ediyorsa, sonunda ya bir kişi kalıyor ya da iki... en sonunda bütün imtihanları, zaman zaman (tam ümidini yitirdiği anlarda) yardım alarak da başaran mürit adayı tebrik ve takdis edilerek ahundan öpülür. Özel kokular sürülür. İşte o andan itibaren o artık sıradan bir kişi değildir. Kendine has bir odası, kendisini eğitecek hocaları vardır ve derslere, asıl inisiyasyona küçük sırlardan başlanarak geçilir.Aslında yolculuk ve imtihanlar "Küçük Sırlar" döneminde geçen bölümlerdir. "Büyük Sırlar' daha soma gelinir. Soma "saflaşma" törenleri yapılır. Bütün bunlardan amaç müridi bir "çocuk kadar saflaştırmaktır".
Böylece bir mistik saflaşmaya kavuşabilecektir. Aslında bu, bildiğimiz çocuk kadar saf hâlde olmak, demek değil. Fevkalâde bir temizlik hâli ifade edilmek isteniyor. O kişide herhangi bir ahenksizlik hüküm sürüyorsa, gelen ruhsal tesiri nakletmek mümkün olamayacaktır. Tesiri polarize edecek hiçbir ahenksizliğe sahip olmamalıdır mist. Tam anlamıyla nefse hâkimiyet ve nefis mücadelesi geçirmek gerekir. Modern psikolojinin deyimiyle, şuuraltıyla dış şuuru dengede tutmak demektir. Şuuraltı problemlerini halletmiş olmak gerekir. Bu saflaşma, "kabuk"un kırılması demektir. Çünki o kabuk, içinde özü muhafaza etmektedir. Öz, kendini ancak, "kabuk"un kırılmasından sonra tezahür ettirebilecektir. Kabuk, geçmiş ruh hâllerinin psişik tortusudur. Bu psişik tortu atılınca "kabuk kırılmış" olur.
Ergün ARIKDAL
ayrıca
İnisiyasyon ve Sembolizm
Budadan İnisiyasyon
Ezoterik Toplulular ve İnisiyasyon
Yolculuk ve İnisiyasyon
İnisiyasyon Törenlerinin Nitelik ve Amaçları
başlıklarda ilginizi çekebilir.