Chudapanthaqka. 16ncı asır Tibet tangka'sı
Diğer yandan, Tibet mitolojisinde 84 Siddha Budist ve Hindu ermişler arasında "siddhi yarışmaları" nitelliğinde bir çok "karşılaşma" yapmaktadırlar. Lalitavajra, batıda Naravarma krallığında Hindular ile majikal güç yarışmasına girmektedir. "Öğretmen bir miktar zehirle birlikte iki dolu şarap kadehi cıva yutmuştur. Yine de etkilenmedi. Kral hayranlık içindeydi." Budistler bu yarışmayı kazandıysa da sonuçta Müslümanların Hint kıtasını işgal etmeleriyle Hint savaşını kaybettiler, zira on ikinci asra dek Budist Tantra ve Budizm etkin bir şekilde Hint kıtasından silinmişti. Bir bakıma mantralar, aşiret silsileleri ve ilahların birbirleriyle karışmasını içeren Tantra'nın başlarından beri erken simya geleneği sentez getiren bir eğilimi temsil etmekteydi. Simya tanrıları Hint-Budist ayrımındaki belirsiz alanda mekan etmeye başlamıştı: Onuncu asırda Hint şekli belirleneceği Tara ve Aksoobhy; Hintlilerin Sival Lokanatha ile eşleştirdikleri Avalokitesvara; Adinatha ile eşleştirdikleri Vajrasattaya-Adibuddha; Budistlerin Hinduizmden ödünç aldıkları Bhairava, Bhairavi, ve Mahakala, vs. Somut olarak Hint Budizmi belirginliğini ve dolayısıyla kral soylarından aldığı desteği kaybediyordu. Bu durum Müslüman işgaller karşısında ölümcüldü.
Tabii ki, Tantrik özellikli ithal Budizmi Tibet'te günümüze dek süregelmektedir ve Budist simya geleneğinin son halini de Tibet'te görebilmekteyiz. Tibet simyasının ilginç yanı daha erken Taocu yönetmeleri ve modern Hint erotik-mistik tekniklere, dönüşümcü ve iksir simyasının işlemleri ve amaçlarına kıyasla daha yakın olmasıdır. Dışsal simyanın Budizm'den yok olması, Budizmin Hint kıtasından çıkmasıyla aynı zamanı paylaşmaktadır. Bundan dolayı biraz önce atıftan bulunduklarımız dışında 7nci ve 12nci asır arasında Tantrik Budist yolu kuran Siddhacarya'ların herhangi bir simya uygulaması konusunda Tibet literatüründe çok az metin bulmaktayız.
11nci asır Vimalaprabba yorumuyla Kalacakra Tantra bize herhangi bir belirgin Budist simya sistemi hakkında en derin ve kapsamlı görüşü sunmaktadır. Aynı asırda ortaya çıkan Hint "dışsal" simyaya karşın, Kalacakra Tantra geleneğinde altın yapımı olarak tanımladığı metal ve cıvaların işlenmesi "dünyasal" ve alt seviyeli olarak belirtilirken, direkt aydınlamaya yol açabilen "kanal ve rüzgarların" iç simyası dünya üstü olarak tanımlanmaktadır. Vajrayana anlayışında, "simya", ("Bilgelik" tanrıçası) Prajna'nın ambrosial özü (bdud rtsi) ile Upaya (eril "Pratik Beceri") karıştırmakla bodhicitta'yı sabitleştirmek anlamına geliyor - somut olarak Tantrik Budist simyanın amacı ölümsüzlük ve bilgelik nektarını üretmektir.
Vajrayana Budist Hindu Tantralardaki gibi dünyanın açılmasını, Şiva ve Şakti'nin birleştirilmesini değil, doğum öncesi orijinal özü, prajna olan sunyata, aydınlanma, Tibet byanchud'da bodhi aramaktadır.
Kargyutpa okulundan Lama Govinda Budist Tantra ve daha cinsel yönlü Hint Tantrik yoga arasında bir ayrım yapmaktadır ve "Prima Materia" (İlksel Madde) arayışıyla Batı Simyasını ruhu serbest kılmak üzere dört elementi eritmeyi öğreten Kali-Kanon'un Kevaddha-Sutta im Digha - Nikaya'dan geldiğini yazmaktadır. Batı gelenekte sıkça görülen başka direkt doğu sembolizmi mevcuttur, örneğin, (Gül Haçlı Hermetist Fludd'da) sağ göz güneşi ve sol göz ayı simgeler. Batı simya rahminde metallerin barındığı ve doğduğu Dünyayı, Büyük Ana Tanrıçayı ululamıştır.
Çin Simyası ve Batı Simyası arasındaki temel fark, ister adi metallerin altına dönüştürmek olsun, ister ham insanın ruhsal yaşamın ve aydınlanmanın saf altınına dönüşmesi olsun, Batı Simyası hep altınla ilintiliyken, Çin simyası öncelikle ya fiziksel yaşamı uzatma, ya da kişisel ölümsüzlüğe erişme amacıyla ölümsüzlük iksiri bulmaya yönelikti.
Onuncu asır Hindistan'da üç belirgin tantrik uygulama şeklini görmekteyiz. Bir yandan, dışsal dönüşümcü ve iksir simyasını hatha yoga ve tantrik cinsel yöntemlerini içeren "içsel" simyayı bir araya getiren tantrik simyanın ortaya çıktığını görürüz. Amacı ölümsüz ama doğa yasalarını aşan somut elmas bedenini üretmektir. İkinci gelişmede, Tibet Budist simyasının amacı ruhsal bir ışık bedeni elde etme olan meditasyon ve ritüelli bir yoga şeklini almasıdır. Üçüncü gelişmede, hatha yoga ve cinsel tekniklerle amacı kutsal bir ses bedeni elde etmek olan meditasyon ve ritüelli bir sistem dönüştüren Hindu Trika Kaula gözükmektedir. Bu yine ortaya çıkan sistemlerinin her üçü, esas bir tantrik sentezin gelişmeleriydi ve ortaya çıktıkları kaynak gibi, kendini ululamayı içeren özgün bireysel yollardı.
Budizm'in Hindistan'ı terk ettiği sıralarda Hindistan birçok açıdan tantrik unsurlarla doluydu ve bir şekilde bazı Budist unsurlar Hindu tantrizme işlenmişti. Bunların arasında birkaç Budist ilah, dört Budist Pitha, bazı Budist söylev ve uygulamalar, ayrıca göreceğimiz gibi aralarında Nagarjuna'nın önemli yer işgal ettiği önemli sayıda Budist öğretmen yer alır. Diğer taraftan, bu önemli dönemde, aralarında her ne kadar husumet ve çekişme varsa da, Budist ve Hindu Tantrizm arasındaki paralellikleri, iki tradisyon arasındaki yakınlığa addedebiliriz. Bu konuda oldukça göz alıcı bir nokta da, Tibet simyasında "kaba fiziksel bedenden asli, ulu özün ayrıştırılıp çıkarılması" ve Bhavabhuti'nin sekizinci asır piyesi Malati-Madbava'da betimlenen Hint Tantrik uygulamada benzerliktir. Burada bir dişi Kapalika tantrika beş bedensel elementlerin özünü (quintessence) çıkararak uçma gücünü elde etmektedir. Burada Hint kutsal veya bilimsel literatüründe ilk kez hatha yoga uygulamasında sübtil bedenin altı enerji merkezinden söz edilir. Belki de rasayana terimin orijinal anlamı burada yatmaktadır: sıvı özün (rasa) "ortaya çıkması."
Şimdi hatha yoga uygulamalarında altı çakranın en erken gözüktüğü Hindu tantrik okullar pascimamnaya veya Batı Aktarımı ve 1000 yılında yazdığı Tantraloka eserinde her ikisine imalı atıftan bulunan Trika Kaula reformcu Abhinavagupta'dan eski olan Matsyendranath tarafından kurulan Yogini Kaula'dır.
Çakra sayısı yerine göre değişmektedir, bazı sistemler dokuz, on iki ve hatta altısının başın üzerinde bulunan yirmi yedi çakradan söz eder. (Sekoddesa ve diğer tefsirleri içeren) Gubyasamaja Tantra gibi erken dönem Budist eserler bile altı kolu (sadanga) batha yogayı tanımaktadır, ama sadece dört belirgin Budist çakradan söz ederler.
Riyazetli uygulamalarda psikolojik etkileşim için bu dört çakra sisteminin menşei Upanisad'lardaki dört bilinç şekli teorilerine dek inebilir. Samnyasa Upanisad'lardan biri Brahmopanisad erken dönem Upanisad'lar kadar eski değildir, ama bugün bildiğimiz şekliyle Tantrik edebiyatından daha eskidir. Bu Upanisad, Purusa'nın her bir dört bölgede dört farklı hal gösterdiğini yazar, göbek bölgesinde bilincin uyanık hali, boyunda uyku (rüya) hali, kalpte rüyasız uyku ve kafada dördüncü hal Turiya olduğunu yazar. Tson-kha-pa bu görüşe uyumlu olarak şöyle yazar: "İnsan uyuduğu zaman hem rüya, hem de rüyasız hal vardır. Bilincin temeli olan Bodhicitta zamanında, kalpte kalın, böyle bilinç kalpte mekan eder. Rüya halinde bu iki unsur boyunda kalır. Böylece bilinçl boyunda kalır. İnsan uyumadığı zaman, onlar göbekte kalır, böylece bilinci göbekte mekan eder. Eril ve dişil birleştiği zaman, bu ikisi kafada kalır.
Bodhicitta, dört çakranın içinden "orta" damardan aşağı doğru hareket ettiği için, üstteki üç çakra "mağara" ve alttaki çakra bodhicitta'nın düşmemesi veya sızmaması gerektiği "padma"dır. Bodhicitta aynı çakralardan ters yönde geçer, alındaki çakraya, urna-kosa denilen ufak daireye ulaştığı zaman ani bir yıldırım gibi on istikamete hareket eder. Burada Kadüs motifini, Hermetik üstadın gök kubbesini ötesine erişerek sekizinci küreye ulaşması şeklinde yineden görmekteyiz (Sahasrara, başın üstündeki "bin taç yapraklı nilüfer çiçeği (lotüs)).
Bazı tarihi kayıtlara göre Nandi adında bir Budist keşiş Tirumular ile aynı asırda yaşamış olabilir. Yedinci asırın ortalarında Nandi esas yurdu olan merkezi Hindistan'dan deniz yoluyla Sri Lanka ve Güney Doğu Asya'ya seyahat edip 655 yılında Çin'e varmıştır. Sittar geleneğine göre, Nandi'den bile önce simyager Bogar'ın Çin ile oldukça güçlü bağları vardı. Üçüncü ve beşinci asırlar arasında yaşadığı söylenen simyager Bogar, günümüzde simya uyguladığı ve öğrettiği kaydedilen Tamil Nadu'nun Palani Tepelerinde tapılmaktadır. Bogar ile ilgili gelenekler onun Madras'a yerleşmeden önce tıp öğrenmek üzere ilk önce Patna ve Bodhgaya'ya ziyaret eden Çin'den gelen bir filozof olduğunu; veya da Hindistan'a dönmeden önce Çin'e seyahat eden ve orada Kong isminde bir hükümdara simya öğreten Güney Hindistanlı bir Sittar olduğunu anlatır.
Bogar ve Nandi ile ilgili bu kayıtların tarihsel önemleri Hindistan ve Çin arasında erken dönem deniz aşırı karşılıklı alışverişleri kaydetmesindedir. Hindistan'ın Güneydoğu sahili ve Han Çini arasındaki deniz ticaret, Milattan Sonra iyice gelişmişti ve özellikle üçüncü ve sekizinci asırları arasındaki Çin-Hint alışverişin altın çağında özellikle doruk noktaya ulaştı. Bu tabii, ilk kez Budizm'in Hindistan'dan Çin'e ihraç edildiği dönemdir ve az sonra Hint din ve kültürüne belirli Taoist unsuların ilk girmeye başlamıştı.
Çinlilerin Nandi adında bir Hint simyager tarafından ziyaret edildiğine dair herhangi bir kayıtları olmamasına karşın, Hint bilgini Naray Anasvamin'in 649 yılında yakalandığını ve Hayat İksirin sırrını bildiği Çin sarayında rehin tutulduğu yazılır. 646 yılında, Çinliler, dönüşümcü ve iksir simyası hakkında bilgi karşılığında Tao te Ching'in Sanskritçe tercümesini Kamarupa kralına sundular.
Bu alışverişlere dek, Taoist simya deneyleri zaten oldukça sofistike bir seviyeye ulaşmıştı. Burada önemli bir hususa da işaret edebiliriz, Hint simyagerlerin sonra kullanacakları cıvanın neredeyse tamamı Çin'den gelmekteydi. Hint kıtasında cıva rezervlerinin hiç bulunmadığı için, Çin Hindistan'ın en yakın ve en önemli tedarikçisiydi. Dolayısıyla, bu dönemin tarihi kayıtlarının çoğunun Çin'in Hindistan'a simyasal ilaçlar ve bilgi için danışması oldukça ilginçtir. Han imparatorları Budist inancında eğitim talep ederken, ayrıca Hindistan'ın sahip olduğu varsayılan "ölümsüzlük ilacı"nı da talep ettiler.
Ancak, bir yanda Hint din ve bilimleri Çin'de rağbet gördüyse de, aynı şekilde Çin gelenekleri Hindistan'da rağbet görmekteydi. Dahası, Hindistan neyi dağlar üzerinden Çin'e ihraç ettiyse, değiştirilmiş bir şekilde geri dönüyordu ve birkaç asır sonra Hintliler tarafından geri alınıyordu. Bunun esas bir örneği Çin'in Budizm ile birlikte oldukça basit bir şekilde üçüncü asırda aldığı Hint yoga geleneğidir. Ancak o zamanki Taoist Çin çoktan beri "cenin solunumu" ve "dirilik ilkesini besleme" dediği şeyin denemelerini yapıyordu - bu uygulamalar az çok Hint yoga tekniklere eşdeğerdi, ancak Çin kapsamında simyasal sembolizmi taşımaktaydı. "Sarı Nehri ters akmasını sağlamak" denilen Çin menşeili yoga tekniği, idrar borusundan geri çekme veya içsel olarak spermi omuriliğinden yukarıya çıkarmak ilk başlarda Hint Mahayana kaynaklarında görülür, sonrada da Nath Siddha'ların erotik tekniklerde görülür. Gerçekten, Hint Tantra'sı ilk kez Taocu Çin ile irtibat noktalarda gelişti ortaya çıktı. Taoist Cin uygulamalardaki unsurlar beş bin yıl önce haneden öncesinde Sarı Nehrin kıyısında yerleşen Şamanik kabilelere dek geri inmektedir. Şamanik unsurların en bariz bir şekilde Taoculuğa işlendiği Han hanedanda görülür (M.Ö. 206-M.S. 219). Aynı Yueh Şamanları gibi Taoist majisyenler de kötü ruhları kovmak ve şifa vermek üzere sihirli nağmeler ve tılsımlar kullanırlardı. Geçmişi Yueh Şamanlara dek giden şer ve yıkıcı güçlerle savaşmak üzere kullanılan su aynalar, halen günümüzde taocu majide kullanılmaktadır. Burada "kumru" denilen bir genç kız veya oğlan durugörür görevi görür. Bu uygulama Memphis ve Misraim "Mısır Riti"ni kuran Cagliostro tarafından da uygulanırdı. Cagiostro'ya benzer bir şekilde sihirli aynalar özellikle İngilizler tarafından uygulanmıştı. Arkadaşı deniz albayı Francis George Irwin (1828-1893) ile birlikte Cagliostro'nun etkisini İngilizce konuşan dünyaya yaymakta kilit bir isim Frederick Hockley'de (1808-1885) böyle bir sistem görmekteyiz. Hockley, sihirli aynaları içeren sistemine ünlü bir medyum Emma Harding Britten (1823-1899). Britten Madam Blavatsky'nin yakın bir dostuydu, hatta 1875 yılında Teosofik Cemiyetinin kurucuları arasındaydı. Bu konuda benim "Gizli El" yazıma bakınız.
T'aishang chu-kuo chiu-min tsung-chen pi-yao (Fikri Desteklemek ve İnsanları Kurtarmak için Yüce Şahsın Hakiki Cevherleri) eserindeki Yu Adımlarında Semavi Merdivenin Basamakları denilen sağdaki motif dansçıları gökyüzüne kaldırmak için kullanılır. Burada Büyükayı (Ursa Major) yıldızların hareketleri takip edilir, dansçılar dairenin en dış halkasından başlarlar ve içe doğru spiral bir şekilde dönerler, Kuzey Kutbunun ve kuzeydeki Büyükayı yıldızlarda yolculuk yaparlar. Daha sonra bu uygulamalar simya geleneklere işlendi (modernleri dahil, örneğin Mantak Chia'nın Tayland'daki grubu da kafanın ve bedenin değişik parçalarını Büyükayı takım yıldızlarının her bir yedi yıldızlarına iliştirilir). Ayrıca, yeraltı Şamanik yolculuklar bir Han hanedanı Taocusu olan Tung-Fang Shuo'un Çin'in beş kutsal dağın köklerinde yolculuk hakkında yazdığı bir kitap ile Taocu maji ve mistisizmde merkezi bir yer alacaktı. Günümüzde, Taocu seremonilerde bu yeraltı yolculukların unsurlarını bulmaktayız: rahipler halen şer ruhlar tarafından kaçırılan ölmüş ruhları kurtarmak üzere yeraltına girmektedirler.
Sung hanedanı (M.S. 960-1279) içsel simya açısından Çin'in altın çağı sayılır. Bu dönemde içsel simya teori ve pratiği Çin ve dünya tarihinde emsali görülmemiş sofistike bir doruğa ulaştı.
Lu Tung-pin genelde içsel simyanın büyük hamisi olarak tanınır. T'ang hanedenın sonu doğru doğan ve Beş Hanedanlar ve On Krallıklar döneminden erken Sung hanedana dek yaşayan Lu Tung-pin zamanının siyasal durumlarından hayal kırıklığına uğramıştı. Siyasi arayışlarını terk ederek içsel simya sanatını öğrenmek üzere Chung-li Ch'uan adınd abir ölümsüzü dağlara kadar takip etti.
Lu Tung-pin öğretilerini her biri kendi uzun yaşam okulunun kurucusu olan öğrencilerine aktardı. Bunlardan biri Chen Hsi-yi yaratıcı çi-kung tekniklerinden dolayı ünlüydü. Chen Hsi-yi'nun içsel simya teknikleri I-Çing kosmolojisini, Konfüçyüs'ün erdem ideallerini ve enerji dönüştürmenin fiziksel tekniklerini de içeriyordu.
Sung hanedanın içsel simyagerleri arasında Wang Ch'ungyang en çok Konfüçyüsçülük'tan etkilenenlerdendi. Erdem, onur ve diğer Konfüçyüsçu değerler öğretinin önemli yerini işgal ediyordu. Chang Po-tuan, Konfüçyüs davranış kurallarından daha az etkilenmişti. Uzun ömür teknikleri konusunda daha pratikti ve bedeni geliştirmenin erken safhalarında cinsel teknikleri daha elverişli sayıyordu. Wang Ch'ung-yang, aksine cinsel simyayı geçerli saymıyordu.
Eğer Sung hanedanda içsel simyanın önde gelen teorisyen ve pratisyen olarak tanınacak biri varsa o da Chang Po-tuan'dır. Chang (987-1082), Sung hanedanın erken döneminde yaşadı ve Lu Tung-pin'in öğretilerini Liu Hai-ch'an aracılığıyla almıştır. Chang'in eserleri simya metaforları ile doludur: o ocak ve kazan, ateşleme işlevi, yin ve yang'in çiftleşmesi, kurşun ve civanın bileşimi ile altın hapın kristalleşmesinden söz ederdi. Wu-jen p'ien adındaki kitabını Chang Po-tuan yazdığı zaman Wei Po-yang'in halefi olarak görüldü.
Ancak iki simyager arasında bir fark vardır, Wei Po-yang'e göre bedenin dışında bulunan maddelerden iksiri imal etmek mümkündür, oysa Chang Po-tuan'e göre simyasal işlev için bütün gerekli madde ve araçlar bedenin içinde mevcuttur.
Chang Po-tuan'ın içsel simyasında, kurşun ve cıva bedendeki yin ve yang enerjilerin özüdür, ocak alt tant'ien'de üretilen ısıdır ve kazan içsel ısının inceltildiği yerdir, körüklemek nefesi düzenlemek ve alt tan t'ien'in ısısını kontrol etmek anlamına gelir, ölümsüz cenin uzun ömür ve ölümsüzlüğün tohumu olan rafine enerji yumağıdır ve ceninin rahimdeki on ay kuluçka dönemi içsel hapın olgunlaşması için gerekli zamanı gösterir.
Chang Po-tuan'ın içsel simyası Sung hanedan sırasında oluşan Taocu düşünceden bir devrimin parçasıydı. Bu devrimden Zen Budizm ve Konfüçyüs'dan etkilenmiş bir Taoculuk şekli ortaya çıktı. Bu sistem beden ve zihni birlikte geliştirmeyi ve içsel enerjiyi dolaştırmanın fiziksel tekniklerini zihni boşaltma yöntemleriyle birlikte öneriyordu.