2 Sayfadan 1. Sayfa 12 SonuncuSonuncu
Toplam 15 sonuçtan 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Hipnoz ve Hipnoz Yöntemleri

  1. #1
    mescalin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Haz-2006
    Mesajlar
    864
    Konular
    143
    Hipnoz ve Hipnoz Yöntemleri

    Hipnoz, yapay hareketlerle meydana getirilen bir ruh halidir. Başlıca karakteri, sadece, bu hal sırasında arzu edilen herhangi bir telkinin yerine getirilmesidir. Bu fikir yavaş yavaş hazırlanıp ortaya çıkmıştır. Dupau, Durand (de Gros), Joly gibi araştırıcılar, deneklerin uykudaki görünen irade azlığını, taklit ve baş eğmeyi ve kendilerinde oluşturulmuş fikirlere göre hareket eden denekleri tanımladılar. Diğer taraftan, kelime anlamının uyku olması sebebiyle hipnoz, genelde uyku ile özdeşleştirilmiştir. Aslında uyku, şuurumuzun nasıl değişik bir hali ise hipnoz da şuurumuzun daha değişik başka bir halidir.


    Uyanık halde, herkesin bildiği ve farkında olduğumuzu sandığımız bir şuur hali yaşamaktayız. Uykuda geçirdiğimiz zaman içinde ise pek farkına varmamakla beraber değişik şuur hali yaşadığımızı hissederiz. En azından rüyalarını hatırlayanlar, rüyaların, gerçek olarak kabul ettiğimiz kavramlardan hiç de farklı olmadığını kolaylıkla kavrayabilirler. Uyanık yaşam ile rüya arasında gerçeklik açısından hiçbir fark yoktur. Hipnoz, uyku hali olmadığı gibi bir uyanıklık hali de değildir. Ancak, her iki hali de kapsayan komple bir kavramdır.



    Hipnozun Şartları


    1- Yetenek ve durum: Uyutulmak istenen kişinin sinir sistemi ve düşünme yetisinin özel bir haline, deneğin ani yetenek ve durumuna bağlıdır. Ani yetenek ve durumlara ters olan nevrastenikler, ruhsal çöküntüye uğramışlar, sararlılar, hipnotize edilemezler.

    2- Yorgunluk: Ruhsal gerilimin düşmesi ile beliren bu hal, dikkatin devamlılığından doğar. Parlak noktalara baktırmak, derin dalma halleri, monoton sesler gibi uzun bir dinleme, dikkat çabasını sağlar. Dikkatin bir noktada toplanması ve devamlı oluşu ani zihin yorgunluklarını doğurur.

    3- Heyecan: Heyecan çok defa büyük bir karışıklığı meydana getiren aksaklıklardan doğmuş doğal uyurgezer hallerinin çoğuna karışır. Başı şiddetle geriye çevirmek, enseye tokat atmak, başı sertçe sağa sola döndürmek suretiyle sersemletmek, bilinen heyecanlandırma ve zihinsel dengeyi bozma yollarıdır.

    4- Eğilimlerin gelişmesi: Hipnozun meydana gelmesi için çökme anında, hipnotizmle terslik oluşturmayacak olan, her şeyi konuşmakta rahat bırakan ve kendisini hipnotize eden kişiyi dinleyen ve onunla konuşmaya izin veren eğilimlerin olması gereklidir. Önceden hipnotize edilmiş deneğin sonraki hipnozlarının kolay olması, bu durumun gelişmesiyle sıkı sıkıya bağlıdır.

    5- Çökme: Hipnotik halin en gerçek nedeni çökmedir, bu ise normal kişisel şuurun, yani uyanıklıkta göz önüne aldığımız ama bu deneklerde kararsız dengeler halinde çökebilen ve heyecanla yorgunluğun etkisi altında kaybolan özel zihin halinin durması demektir.

    Hipnozda önemli üç yöntem vardır: Bakış, Söz ve Düşünce

    Bakış: Hipnotik etkilerin çok önemli bir yardımcısı ve birçok ünlü hipnozcunun deneklerinde uykuyu oluşturabilmek için kullandıkları bir yöntemdir. Bakışın gerçek amacı, gözlerden çıkan manyetik etkileri düzenli, sürekli ve uzun süre devam ettirmektir.

    Söz: Hipnotizmde gerçekten bir güçtür. Hipnoz yapan kişi, bu yolla deneğin beynine sokmak istediği fikirleri yollar. Bu bir fikir ya da hareket olabilir. Telkinde göz önünde tutulacak iki şey vardır; "sözlerin seçilmesi ve konuşma tarzı".

    Düşünce: Hipnotik deneylerde bakış, söz kadar önemli olan düşünce, arzu edilen bir olayın olması için o yöne doğru yönelmesi ve ısrarla o nokta üzerinde tutulması anlaşılmalıdır. İnsanın zihin gücünün devamlı olarak bir fikir ya da davranış üzerinde durması, yoğunlaşması ve bunu şiddetle arzu etmesi, diğer zihinlere etki ettiği, bugün deneylerle açıklanmış ve müspet sonuçlar elde edilmiştir.

    Etkili bir düşünce gücü için ilk şart, konsantrasyondur. Konsantrasyon yoluyla meydana getirilen güç o kadar kuvvetli ve o kadar şaşılacak olaylar ve etkiler meydana getirir ki, bugün bile insanlık bunları keramet veya birtakım mucizeler diye adlandırır. Hint fakirleri, İslam aleminin derviş ve şeyhleri, Tibet'in lamaları güçlerini konsantrasyondan ve psişik güçlerin yardımlarından almaktadır. Telepati, psikokinezi gibi psişik fenomenlerin, kendi kendine telkin ve hipnoz gibi kişisel çalışmaların dayandığı temel, konsantrasyon olayıdır.



    Hipnoz halinde yaşanan fenomenler ne kadar gerçektir ?

    Hiçbir gerçek yoktur ki, tam karşıtı da en az onun kadar gerçek olmasın. Bu açıdan bakıldığında her şey gerçektir. Gerçekler arasındaki fark insanların bakış açılarıdır. Önemli olan hangi pencereden ve nasıl baktığınızdır. Görüntüler, duygular, hisler bakış açılarına göre değişikler arz eder. İnsanlar aynı ortamlarda, aynı şartlara sahip etkilerde bile algılarına göre değişik tepkiler verir. Mesela, aynı şiddette verilen bir acı her insanda aynı şiddette hissedildiği halde, kişinin algılama farklılığından dolayı tepkisi farklıdır. Kimi insan hiç sesini çıkarmaz, kimi sadece inler, kimi bağırır. İşte burada, acı aynı olmasına rağmen tepkiler farklı olduğundan izleyenler kendi algılarına göre farklı acılar yaşandığı ve hepsinin farklı şekilde acı çektiği kanısına varırlar.



    Aslında, acıyı yaşayan kişiler de acının aynı olduğunu bilseler dahi kendi algıları çerçevesinde o acıyı daha az veya daha çok yaşadıkları kanısındadırlar. Her halükarda ortadaki acı herkes tarafından farklı algılanmaktadır. Ancak bu durum acının tek olduğu gerçeğini değiştirmez.

    Hipnoz fenomenlerinin gerçekliğini daha iyi anlayabilmek için bu kavrama bir örnek: Karşımızda hipnoz olabilecek on kişi olduğunu varsayalım. 1. Kişiyi uyutuyoruz. Uyandıktan sonra sağ eline bir ateş değdireceğimizi söylüyoruz ve uyandırıyoruz. Denek tamamen uyandıktan, uyanıklık haline geçtikten sonra sağ eline herhangi bir şey değdiriyoruz.


    O anda denek, gerçek bir ateş değmiş gibi acıyla kıvranacaktır. Deneğin yaşadıkları, hissettikleri gerçek bir ateşle sol elini yaktığımızda yaşayacakları ve hissedecekleri ile kesinlikle aynı olacaktır. Onun için sol elinin gerçek dediğimiz ateşle yakılması veya sağ elinin hayali olarak yakılması arasında gerçeklik bakımından hiçbir fark olmayacaktır. Seyreden 9 kişi için ise algılamaları farklı olduğundan durum daha farklı değerlendirilecek ve hayali olarak kabul edilecektir. Ancak 9 kişide uyutulup 1. kişinin yaşayacağı deney onlara da aynı şekilde telkin edilirse, hepsi birden 1. kişinin elinin yandığını görürler. Herkes elin yandığını gördüğüne göre el gerçekten yanmış mıdır, yoksa yanma olayı sadece bir hayal midir? Sözü geçen 10 kişi için olayın gerçek olduğundan kesinlikle emin olabilirsiniz. Hatta yanma olayı o derece etkili olabilir ki, yanan sol eldeki kızarıklık, yandığı düşünülen sağ elde de oluşabilir.

    Bu durum için şöyle söyleyebiliriz; İlk gurup için gerçek olan algılar, ikinci gurup için sadece bir hayaldir. Ancak ikinci gurubun hayal kabul ettiği bütün o algılar, ilk gurup için tartışmaya bile mahal vermeyecek kadar gerçektir.

    Bu aşamada son olarak bir Çin atasözünü yazalım; Rüyamda kendimi kelebek olarak gördüm. Acaba ben, rüyasında, kendini kelebek olarak gören bir insan mıyım, yoksa insan olarak gören bir kelebek miyim ?





  2. #2
    ErSt_QuEr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Haz-2006
    Mesajlar
    213
    Konular
    47
    birini bulsam da yaptırsam cocukluguam dönmek istiyorum
    ELİNE SAGLIK KARDESİM..

  3. #3
    anotherUSER
    Guest
    lisede konfreansta yaptıydılar belki kişi sayısından olabilir ama hiçbirşey olmamıstı <_<

  4. #4

    Üyelik tarihi
    May-2009
    Mesajlar
    20
    Konular
    0
    bende birini bulup yaptırmak istiyorum ..

  5. #5
    nevermore - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar-2009
    Bulunduğu yer
    Bornova
    Mesajlar
    10.485
    Konular
    2414
    Blog Entries
    3
    Hipnozun Tarihçesi
    Hipnoz bilim tarihi boyunca bir çok sefer yok sayılmaya red edilmeye çalışılmasına rağmen ne yapıp edip geri gelebilmiştir. Hipnoz bir çok sefer isim ve kılık değiştirerek günümüze ulaşabilmiştir. Hipnozla yapılan tedaviler psikoterapi ve psikanalizin temellerini atmıştır.

    Antik Çağ
    Bir tedavi aracı olarak hipnoz antik çağdan bu yana kullanılmaktadır. Çinliler, mısırlılar, İbraniler, Hindular, İranlılar Romalılar ve bir çok uygarlık hipnozu kullanmıştır. Wang Tai adında bir 4000 yıl önce yaşayan bir Çinli hastaların vücutları üzerinden geçirdiği paslar ve simültane sözlerle tedaviler uygulamaktaydı. İki yüzyıl sonra Hindistan da Veda benzer prosedürler tanımlamıştır (Gravitz 1933 a).
    Antik Yunanistan’da Aesculapios elleri ile hastalarında bir çeşit uykuya benzer bir hal meydana getirerek tedaviler uygulardı. Aesculapios tedavisinde kendisine olan güven ve inancında katkısı olduğunu biliyordu. Bu kural günümüz modern hipnoz anlayışında da aynen geçerlidir. Hipnoz güven inanç ve istekle başlar. Antik çağ insanları hipnozun mekanizması hakkında pek fazla bir bilgiye sahip olmasalar da hipnozu bir tedavi aracı olarak kullanmaktaydılar. Hala hipnozun mekanizmasının tam anlamıyla anlaşılabildiğini söyleyemeyiz. Hala halkın hipnozu yeterince tanıdığını söyleyemeyiz. Halk bir yana ama hipnozu hala bir uyku olarak tanımlayan hekimlerin ve psikologların olması bende bazılarının hala antik çağda yaşayabileceği düşüncesini uyandırmaktadır.
    Mesmer Öncesi Dönem
    1500 ‘lü yılların sonlarında zihinsel güçlerin sağlık üzerine önemli etkileri bazı batılı bilim adamları tarafından anlaşılmaya başlandı. Heronymous Nyman imajinasyonun gücü ve insan sağlığına etkisi hakkında yazılar yazdı. Tedavide ilaçların kalitesinden çok imajinasyon gücünün etkili olduğunu söyledi.
    15. Yüzyılda Petrus Pomponatus magnetik etkilerle birlikte kullanılan imajinasyonun ve hastanın iyileşme isteğinin kanı ve ruhu etkileyeceğini söyledi. Aynı çağda Paracelsus da Hipokratın düşüncelerine katılarak inançların sağlık ve hastalıklar üzerine kritik etkilere sahip olduğunu söyledi.
    Mesmerin çalışmaları bir çokları tarafından dinamik psikiyatrinin başlangıcı olarak kabul edilir. Hipnozun tarihçesi de Mesmer ile başlatılır. Oysa hipnozun 5000 yıllık tarihi vardır. O zamanlar henüz psikoloji bilim doğmamıştı.
    Franz Anton Mesmer (1734-1815) sık sık Cristopher Colombus ile kıyaslanır. Her ikisi de yeni dünyalar keşfetmişlerdi;her ikisi de hayatları boyunca, bulduklarının ümit ettiklerinden farklı ve yanlış şeyler olduklarını bilmeden yaşadılar, her ikisinin yaşantılarının tüm ayrıntılarını pek bilmiyoruz ve her ikisi de düş kırıklığı içinde öldüler.
    Mesmer’in hocası ve ilham kaynağı olan Peder Gassner (1727-1779), Avusturya’da dünyaya geldi. 1750’de papaz oldu. 1758’den itibaren İsviçre'nin Klösterle yöresinde rahiplik yaparken kendisi şiddetli baş ağrılarından ve baş dönmelerinden ıstırap çekmeye başladı. İçindeki şeytanın bu oyunu ona oynadığına inanarak, kilisede halkı toplumsal dua ve günah çıkartmaya davet etti. Kısa zamanda kendi problemleri ortadan kalkınca, yavaş yavaş başkalarının problemlerini çözmeye başladı. Tedavi ettiği bazı ünlü isimler ona şöhreti getirdi. Aynı yıl Gassner bir kitapçık yayınlayarak, kendisinin tedavi yöntemlerini açıkladı.
    Her vakada Gassner Hz. İsa’ya olan inancın hastanın tedavisinde belirleyici olacağını söyler telkin vermek için hastanın iznini alırdı. Sonra Gassner “Eğer bu hastalıkta doğa ötesinde bir nitelik varsa, Hz. İsa namına, onun kendini göstermesini emrediyorum..” derdi. Yani şeytanı hastalığın belirtilerini göstermeye davet ederdi. Hastalar derhal konvülziyonlar sergilemeye başlardı. Eğer semptomlar ortaya çıkarsa onlar tedavi edilmiş sayılırdı. Eğer hiçbir semptom ortaya çıkmazsa, Gassner o hastalıkları “organik” tedavi için hekime havale ederdi.
    Mesmer Dönemi
    Mesmer Gassnenere yaptığı bir ziyaretten sonra ondan etkilenerek kendi tedavi yöntemini geliştirmiştir. Mesmer’in tedavi yöntemi 4 ilkede incelenebilir.
    (1) Narin fiziksel bir sıvı tüm evreni doldurmakta ve insanoğlu ile dünya ve insan ile insan arasında iletişimci bir rol oynamaktadır.
    (2) Hastalık, bu sıvının insan vücudunda eşitsiz olarak dağılımından oluşmaktadır. Şifa bu dengenin yeniden düzenlenmesi ile elde edilir.
    (3) Bazı teknik yöntemler ile bu sıvı, diğer insanlara da yönlendirilebilir ve onlarda da depo edilebilir.
    (4) Aynı ilkelere dayanarak, hastalarda ve şifa bulmuş hastalarda krizler oluşturulabilir.
    Mesmer, epilepsi sergileyen çok sevdiği bir hastasının vücudunun alt kısmına bir mıknatıs koydu. Bunların hemen ardından hasta, esrarlı bir sıvının vücudundan aşağı akımını hissetti ve sonucunda da birkaç saat süren bir şifa buldu. Aylarca süren bir tedaviden sonra onu tamamen iyi etti.
    Mesmer hastanın önünde oturur ve dizleri hastanın dizlerine dokunurdu; sonra, hastanın, avuçları içine aldığı baş parmağını bastırır, gözlerini hastanın gözlerinde sabitleştirerek hastanın el ve ayaklarına elleriyle dokunurdu. Bunlar bir çok hastada tuhaf hisler ve krizler oluştururdu.
    Mesmer bireysel tedavilerinde hastasının önünde oturur ve dizlerini hastanın dizlerine dokundururdu; sonra, hastanın avuçları içine aldığı başparmağını bastırır, gözlerini hastanın gözlerinde sabitleştirerek hastanın el ve ayaklarına elleriyle dokunurdu. Bunlar bir çok hastada tuhaf hisler ve krizler oluştururdu.
    Mesmer’in grup tedavilerinde tedavi salonunun ortasında 48 cm yüksekliğinde baquet denilen garip bir alet bulunurdu. (Bkn.Resim 1) Alet’in etrafında 25 kişi oturabilirdi. Kişilerin oturacağı yerin hizasında delikler bulunurdu ve bazı demir çubuklar bu deliklerden çıkarak insanlara temas ederdi. En etkili sonuçlar Mesmer yaklaştığında ortaya çıkardı. Mesmer kimseye dokunmadan ellerinin ve gözlerinin hareketleri ile sıvıyı gereken kimselere yönlendirip konvülziyonların ortaya çıkmalarına veya ortadan kalkabilmelerine neden oluyordu. Mesmer hastaların tedavi olabilmesi için konvülziyonların şart olduğunu düşünüyordu. Oysa öğrencisi Puységur konvülziyonların şart olmadığını somnambulizm halinin esas olduğunu savunacaktır. Puységur'in hastaları konvülziyonların ne olduğunu bile bilmiyorlardı.
    Mesmerizm Almanya 'da Fransa'dakinden çok daha farklı bir gelişim gösterdi. Mesmer’in prensipleri, özellikle animal magnetizm; Romantist’ler ve doğa Filozofları tarafından hemen benimseniverdi. 1812’de Prusya Hükümeti bir komisyon kurdu ve bu komisyon’un olumlu raporları sonucu Berlin ve Bonn Üniversitelerinde Mesmerizm kursları kuruldu.
    Almanlari Fransızlardan farklı olarak, Mesmerizme daha çok felsefi bir yorum verdiler. Kuluge yazdığı ders kitabında, manyetize eden ve edilenin manyetik bir daire oluşturduğundan ve bunun iki kişi arasında yaratılmış özel bir dünya olup her türlü gürültü, ses ışık ve benzeri dış etkilerden korunması gerektiğini savundu. Frederick Hufeland bu ikili üniteyi, gebe kadın ve fetus’a benzetti ve manyetik tedavinin, fetus’un doğumuna kadar geçirdiği yaşantıların aynısı olduğunu belirtti.
    Mesmer 5 Mart 1815’te öldüğünde artık neredeyse bilinmeyen bir insandı. Mesmer’in doktrini modern psikolojiye bir çok tedavisel tohumlar ekmiştir. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz.
    1. Hastanın şifa bulabilmesi için gereken kudret kendi içindedir.
    2. Hastanın şifa bulabilmesi için “terapist ile yakın ilişkide bulunması elzemdir. (Bu modern psikolojide “tuning” veya “transferance” ile kıyaslanabilir.
    3. Şifa, semptomların dışarıya vurulmuş görünümleri (abreaction) ile nitelenen krizler yoluyla elde edilir.
    Fransa'da Mesmer'in tedavilerini araştırmak için kral bir komisyon oluşturdu. Bu komisyon Mesmer'in mıknatıslı demir cubuklarının yerine demire benzetilmiş tahtalar kullanmasını Mesmer'den istedi. Mesmer tahta çubuklar kullandığında da hastalar tedavi oluyordu ve konvülziyonlar meydana geliyordu. Marifetin mıknatıslarda olmadığı anlaşıldı. Hastaların gözleri kapattırıldı ve kendilerine şu anda manyetik paslar yapıldığı söylendi. Oysa Mesmer hiç bir şey yapmadığı halde hastalar konvülziyonlar geçiriyorlardı ve iyileşiyorlardı. Komisyon Mesmer'in yaptığı tedavilerin nedeninin mıknatıslar değil hastaların imajinasyonşarından ve beklentilerinden kaynaklandığına inandı. Yani Mesmer sadece placebo etkisi ile tedaviler uygulamaktaydı. Bilimsel komisyonlar Mesmer ve tedavisi hakkında olumsuz rapor yazdılar.
    Mesmer psikoterapinin de kurucusu sayılır. Mesmer Mozart'ın yakın arkadaşıydı.
    Marques de Puységur
    Onun yönteminde hastadan, uyanık olduğundan daha canlı bir atmosferde, yüksek sesle, yanıtlar alınabiliyordu. Puységur da kolektif tedaviler uygulamıştır. Puységur ‘ın tedavi uyguladığı yerin ortasında bir ağaç bulunurdu. Köylü hastalar ağacın etrafına otururlardı. Sonra hastalar birbirlerinin başparmaklarından tutarlardı. Ağacın gövdesine ve dallarına sarılmış olan ipler, hastalara kadar uzanır ve onlar bu iplerin ucunu vücutların hastalıklı yerlerine değdirirlerdi. Bir an sonra hastalar aralarından bir sıvının geçtiğini hissederlerdi. Sonra master gelir, insan zincirlerini kırmalarını ve hastaların avuçlarını birbirlerine sürtmelerini emrederdi. Bu yapıldıktan sonra üstad, hastaların aralarından birilerini seçer onlara demir çubuğu ile dokunur ve mükemmel bir kriz oluştururdu. Biraz sonra da Puységur ağacı öpmelerini ve manyetik uykudan uyanmalarını emrederdi. Bu şekilde bir aydan daha az zamanda 300 hastadan 62 sinin tamamen iyileştiği rapor edilmiştir.
    Puységur “Ben içimdeki kudretin varlığına inanıyorum. Bu inancım kendi iradem altında onu kullanabileceğimi öneriyor” diyordu. Puységur ‘ın yaklaşımında tedavi olabilmek için inanç ve istek çok önemliydi. Günümüz modern hipnoterapisinde de Puységur‘ın bu düşünceleri hale geçerlidir. Gerçekten insanın farkına varmadığı ama tedavi edici içsel olumlu güçleri vardır. İnsan sağlıklı mutlu ve başarılı olmak istemez olur mu? Biz terapistler yeter ki bu istekleri belirginleştirelim. Gerisi kolay oluyor. Puységur manyetizmin akıl hastalıklarında kullanılabileceğini düşünen ilk kişidir.
    Fransız ihtilali Puységur ‘ın çalışmalarının hızını kesti. İki yıl hapis yattı. Hapisten çıkınca Soissons’ a belediye başkanı seçildi.
    Puységur döneminde manyetizma ve yıldızlar unutuldu. Araştırmalar somnambulizme (uyurgezerliğe) yöneldi. Çünkü Puységur 'ın hastaları tedavi esnasında uyurgezer bir hal alıyorlardı.
    James Braid (Hipnoz’un isim babası)
    1841’de James Braid adlı Manchester’li bir hekim, Fransız mayetizmacı Lafontaine’in yaptığı deneyimlerden çok etkilenmişti. Braid o deneyimlerden önce şüphelenmiş, fakat o deneyimleri kendi tekrarladıktan sonra ikna olmuştu; ‘sıvı’ kuramını reddetmiş ve kendisi, beyin fizyolojisine daha uygun görünen yeni bir kavramı sunmuştu. O hipnozu ilk defa manyetik el hareketleri yapmadan elde etti. Sabit bakışların şart olmadığını parlak objelere bakılarak ta hipnoz yapılabildiğini gösterdi.
    Eskilerden Faria ve Bertrand’ın ışığı sabitleştirme yoluyla eli sabitleştirme yöntemini esas alarak, tüm bu olaylara hipnoz (hypnosis) adını verdi. Esdaile adlı başka bir hekim de Hindistan'da iken 345 hastaya “Mesmerik anesteziyi” başarı ile uyguladı. Narkoz henüz bulunmamışken Esdailenin hipnoz olmadan yaptığı ameliyatlarda ölüm oranı % 50'den % 5'e düştü.
    Nancy Okulu (Liébault & Bernheim)
    Nancy Okulu’nun kurucusu Auguste Ambroise Liébault (1823-1904) eleştirilerden çekinerek, seçkin hastalarına, tedavilerinde ya onların kendisinin resmi ücretini ödeyerek “Tıbbi bir tedavi uygulanmak veya bedava manyetize edilmek seçeneklerini verdi. Herkes hipnotik tedaviyi seçtiği için dört yıl sonra Liébault’un başını kaşıyacak vakti yokken bile para kazanamıyordu. Liébault’a göre hipnotik uyku, doğal uyku ile aynı nitelikteydi. Tek fark, hipnotik uykunun telkin yolu ile oluşturulması idi. Daha sonra Liébault kendisine gönüllü olarak verilen vizite ücretini kabul etti. Göz göze sabitleme yöntemini kullanırdı. Hastalarının çoğu fakir köylülerdi.
    Onun yarattığı mucizeler en sonunda Bernheim’in kulağına gitti ve hoca 1882’de Liébault’u ziyarete gitti. Bernheim çarçabuk Liebault’un öğrencisi ve iyi bir arkadaşı oldu ve onun yöntemini uyguladı. Böylece Liébault günün sayılanları arasına girdi Nancy okulunun manevi kurucusu oldu. Fakat bu okulun gerçek lideri Bernheim (1840-1919)’dır.
    Bernheim hipnoz’un yaşlı askerler ve fabrika işçileri gibi zaten emir almaya ve onları izlemeye eğilimli kimseler üzerinde çok daha etken olduğunu söylemişti. Bana göre bunu söylemesi doğal çünkü Nancy Okulunun hipnoz anlayışı “Emir ve telkin” den ibarettir.
    Bernheim Tıp Dünyasına Liébault’un çalışmalarının varlığını, Charcot’un bilimler akademisine hipnotizm hakkındaki meşhur bildirisini yaptıktan sonra açıklamıştı. Bundan sonra bu iki ünlü doktor arasında tartışmalı bir hava yaratılmış oldu. Bernheim 1886’da “De la suggestion et de ses applications a la thérapeutique” ( telkin ve onun tedaviye uygulanmaları hakkında) isimli kitabını yayınladı. Bu ona Nancy Okulu’nun liderliğine yüceltecek ünü getirdi. Bir dahiliyeci olan Bernheim, Charcot’un tersine, hipnozun yalnızca histerilerde görülen patolojik bir olay olmayıp bu kondisyonun telkin sonucuyla da oluşturulabileceğini vurguladı. Etki altında kalmayı (suggestibility) .. bir fikri bir harekete (olaya) döndürme hali diye tanımladı ve etkilenmenin herkeste bir dereceye kadar varolduğuna işaret etti.
    Bernheim, hipnozu, telkin yoluyla oluşturulmuş bir etkinlik hali olarak yorumlamaya devam etti ve bunu, sinir sistemi hastalıklarında romatizmada, sindirim sistemi ve menstrüel bozukluklarda kullandı. Aynı şekilde, Charcot’un “Grand Hystrérié” tanımını kabul etmedi.
    Hipnozu da git gide daha az kullanarak, aynı sonucun uyanıklık halinde, telkin yolu ile alınabileceğini söyledi. Böylece, Nancy okulu “psychotherapies” adı altında yeni bir çığır açmış oluyordu. Bu dönemde hipnotik telkin hipnozun başlıca karakteristiği olmaya başladı. Burada Freud’un Bernheim’in öğrencisi olduğunu hatırlatmam gerekir.
    CHARCOT VE SALPETRİERE OKULU
    Charcot tezinin başlıca özelliği hipnozla histerinin aynı şey olduğunu iddia etmiş olmasıdır.
    Charcot 1878’de muhtemelen Charles Richet’in etkisinde kalarak hipnozla ilgilenmeye başladı. Bilimsel araştırma yapma kaygısı ile kadın histerik vakaları seçerek onlara hipnozu uyguladı. Onların ardı ardına üç “lethargy”, “catalepsy” ve “somnambulism” aşamalarını geçerek hipnotik kondisyona girdiklerini gördü. 1882’nin başlangıcında çalışmalarını Fransız Bilimler Akademisine sundu. Böylece hipnotizme yeni bir saygınlık kazandırdı.
    Charcot hipnotize edilmiş bazı hastalara kollarının felç olduğunu telkin etti. Sonuçta elde edilen hipnotik paralizi(1), kendiliğinden oluşmuş histerik felçler ile aynıydı. Charcot bu paralizileri hipnotik telikinle ortadan kaldırabildi de. Gelecek adım, travmanın etkisini sergilemekti. Charcot, kolaylıkla hipnotize edilebilecek hastalar seçti ve onlara, hipnozdan çıktıktan sonra arkalarına vurulduğunda kollarından birinin felç olacağını telkin etti. Gerçekte de, bu hastalar post hipnotik amnezi gösterdikleri gibi, Charcot arkalarına vurduğu gibi monopleji (Bir kolu veya bacağı etkileyen felç) oluşuverdi. Charcot, bazı hastaların sürekli somnambulizm halini yaşadığını ve telkine bile gereksinim olmadığını söyledi. Böylece post travmatik felç yorumlanmış oluyordu. Ek olarak, Charcot, travmayı, izleyen sinir sistemi şok’unun hipnotizme benzer bir hipnoid durumdan ibaret olduğunu ve kişinin telkinlere açık olduğunu vurguladı.
    Charcot histerik, post travmatik ve hipnotik felçleri “dinamik paraliziler” adı altında topladı. Histerik mutizm ve koksaljiya olaylarının da aynı şekilde hipnoz ile iyi edilebileceklerini de açıkça gösterdi. 1892’de, travmatik nöroz sonucu oluşan dinamik amneziyi hipnoz ile iyileştirerek bunu, hipnozun tedavi edemeyeceği organik amnezilerden ayırdetti. Freud kısa bir zaman içinde olsa Charcot’tan feyiz almıştır.
    Pierre Janet
    Janet hipnozu bir disosyasyon olarak açıklamaya çalıştı. Telkin ve hipnozun ayrı ayrı şeyler olduğunu söyledi.
    1889 yılında Paris'te ilk uluslararası hipnoz kongresi toplandı.
    Freud Dönemi
    Freud kendi teorisi olan psikanalizi geliştirirken hipnozu bıraktı. 2.Dünya savaşında tekrar hipnozun altın yılları başladı. Çünkü savaş nevrozları konusunda hipnoz oldukça etkili bir yöntem olarak kullanılmaya başlandı.
    1948'de"British Society of Medical Hypnosis Kuruldu" Günümüzde hipnoz konusunda bir çok bilimsel dergi yayınlanmaktadır. Hipnoz bilimsel olarak psikoanaliz vb. gibi terapilere üstünlüğünü ispatlamıştır.
    Sonuç
    Bundan elli yıl önce hipnoz gece kulüplerinde eğlence aracı olarak insanları köpek gibi havlatmak için kullanılırdı. Bundan yüz yıl önce hipnotistler şarlatan olarak adlandırılırdı. Orta çağ boyunca ise hipnotistler bir cadı olarak anıldı. Bu gün ise hipnoz dünyada bilim adamlarının yoğun ilgi gösterdiği saygın bir teknik olmakla birlikte sakinlik, güzel bir değişim aracıdır.

    Kaynakça:
    Gravitz MA: Early theories of hypnosis: A clinical
    perspectives. İn Lyn S.J Rhue J.W (Eds) : Theories of

    Hypnosis: Current Models and Perspectives. New York,
    Guilford, 1993a, pp 19-42

  6. #6

    Üyelik tarihi
    Tem-2009
    Mesajlar
    2.174
    Konular
    0
    konu hakkında fazlasıyla uzmanlaşmış biri olmadığı sürece tehlikeli olduğunu düşünüyorum

  7. #7
    dfxtw - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oca-2010
    Mesajlar
    60
    Konular
    0
    hipnoz hakkında daha uzun ve kapsamlı bi' bilgi bulabilirseniz ve burda paylaşırsanız sevinirim gnoxisliler

  8. #8
    uqr uqr isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    -YASAKLI-
    Vay .. Elıne SAglık

  9. #9
    aksak lisan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oca-2010
    Bulunduğu yer
    Antalya
    Mesajlar
    1.597
    Konular
    4
    ya ben de birini bulup yaptırmak istiyorum bana derslere bayılmamı sağlatsınçalışmak için bir şevk duymamı sağlasın
    gece gündüz ders çalıştırsın

  10. #10

    Üyelik tarihi
    Eyl-2009
    Bulunduğu yer
    Antalya
    Mesajlar
    2.283
    Konular
    9
    Alıntı aksak lisan Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    ya ben de birini bulup yaptırmak istiyorum bana derslere bayılmamı sağlatsınçalışmak için bir şevk duymamı sağlasın
    gece gündüz ders çalıştırsın
    Öle birini bulursun banada yolla :/


Benzer Konular

  1. Psikolojide hipnoz
    Konuyu Açan: Dolunay, Forum: İnsan Psikolojisi.
    Cevap: 8
    Son Mesaj : 08-Oca-2010, 19:29
  2. Hipnoz- Alıntıdır
    Konuyu Açan: sweetywitch, Forum: Psişik Yetenekler.
    Cevap: 17
    Son Mesaj : 04-May-2008, 16:25

Sayfa etiketleri:

hipnoz yöntemleri

hipnozu kim buldu

hipnoz edici resimlerhipnozu kim bulmushipnoz yöntemimescalin kim bulmuşkişinin kendisini transa sokma yollarıhipnoz yontemleri etmek ve telkinler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140