Toplam 2 sonuçtan 1 ile 2 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Herbert Spencer ve Sosyal Darwinizm

  1. #1
    blessed trinity - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ağu-2007
    Bulunduğu yer
    en el universo..
    Mesajlar
    1.323
    Konular
    38

    Herbert Spencer ve Sosyal Darwinizm


    Herbert Spencer (1820-1903) Derby'de bir öğretmenin oğlu olarak dünyaya geldi. Düzenli bir eğitim görmediği söylenebilir. 0, hiç bir zaman ortaöğretim veya üniversite eğitimi görmedi, gerçekte kendini yetiştirdi. Önceleri demiryolu mühendisi olarak çalışan Spencer, daha sonra politika muhabirliği ve serbest yazarlık yaptı. Doğa bilimleri ve siyasete derin bir ilgi duydu. Jeoloji ve paleontolojiye ilgisi ona evrimci görüşler konusunda bir birikim kazandırdı. Konformist olmayan geçmişi onu 19.yy. ortası İngiltere'sinin radikal politikalarına katılmaya yöneltti. Faydacılığın ve bireysel haklar konusunda liberal 'bırakınız yapsınlar' ('Iaissez faire') anlayışının güçlü bir savunucusu oldu. 1848'de 'The Economist' dergisinin yardımcı editörlüğüne getirildi. 1865'den sonra kendisine uluslararası bir ün ve akademik bir güç kazandıran, ingiltere, Avrupa, Amerika ve hatta Rusya'da popüler kılan ve Sosyal Darwinizm olarak bilinen düşünce okulunun önde gelen bir temsilcisi oldu.

    Eserleri:
    Sosyal Statik (1850)
    Toplum incelemesi (1874)
    Sosyolojinin ilkeleri (1896)
    Betimsel Sosyoloji (17 cilt, 1873-1934)

    Sosyal Darwinizm fikrinin kaynağı Charles Darwin'in düşüncesini sosyal bilimlere uyarlamaya çalışan Viktorya dönemi yazar ve düşünürlerinden Herbert Spencer'dir. Herbert Spencer, tıpkı doğa gibi toplumların da doğal ayıklanma, hayatta kalma ve adaptasyon süreciyle ilişkili belirli temel yasalara göre geliştiklerini öne sürer. Spencer'a göre, biyolojik organizmalar gibi toplumlar da basit yapılardan karmaşık yapılara doğru gelişir, bir içsel farklılaşma ve bütünleşme süreciyle çevrelerine uyum sağlar ve homojenlikten heterojenliğe doğru ilerlerler. insan toplulukları, yalın ve homojen ilkel kabile gruplarından, gelişmiş, bütünleşmiş ve farklılaşmış modern sosyal sistemlere doğru evrimleşmişlerdir.
    Darwin gibi Spencer da açıklamasının temeline 'organizma'yı yerleştirir. O toplumu birçok bakımdan organizmaya benzetir:

    -ikisinin de büyüklüğü artar ve ikisi de daha karmaşık, farklılaşmış yapılara doğru evrimleşir.
    -ikisi de farklılaşır ve giderek uzmanlaşır. Tıpkı beynin kontrol ve karar almayla ilgili bir biyolojik mekanizma olarak evrimleşmesi gibi, yönetim de aynı görevi yüklenen temel toplumsal bir kurum olarak ortaya çıkmıştır.
    -ikisi de evrimleşir -toplumlar ve organizmalar varolma mücadelelerinde çevreye uyumu ve adaptasyonu öğrenirler.

    Spencer ayrıca, her şeyin en az direnç temelinde hareket etme yönünde içsel bir eğilime sahip olduğu görüşü ve 'hareket-ritim ilkesi' dahil çağdaş fiziğin belirli unsurlarını kuramına katmıştır. Bunlara ek olarak, Comte gibi (bkz. Pozitivizm) Spencer da, toplumsal düzenin merkezini temel bir konsensüs, temel değerler ve ahlak konusunda doğal bir uzlaşma oluşturduğuna inanıyordu.

    Bu görüşler aşağıdaki temel kavramlara dayalı bir toplumsal evrim kuramı içinde harmanlanmıştır:
    -Doğal ayıklanma veya Spencer'ın deyimiyle 'en uygunun hayatta kalması';
    -Her sosyal sistemin doğasına içkin istikrarsızlık.

    Spencer'a göre, toplumsal düzen ve istikrar, tıpkı doğadaki gibi doğal bir denge, yani bir denge duygusu gerektirir. Toplumsal değişme, bu denge halinin, toplumsal yapının çeşitli parçaları arasındaki veya toplumla çevresi arasındaki dengenin bozulmasından kaynaklanır. Bir istikrar döneminin ardından yeni bir toplumsal düzen, yeni bir denge, yeni bir ahlakı konsensüs ortaya çıkar ve giderek farklılaşan toplumsal parçalar arasında yeni bir ilişki oluşur.

    Böylece Spencer, doğadaki türler gibi insan topluluklarının da yalın kabile birimlerinden günümüzün karmaşık yapılarına doğru evrimleştiklerini öne sürer. Uyum sağlayamayanlar, uygun olmayanlar daha gelişmiş ve saldırgan toplulukların rekabeti karşısında yavaş yavaş ortadan kaybolurlar. Böylece, mağara adamı kabile üyesi ve çiftçi karşısında yok olacaktır. Bu yüzden, Roma, Hint ve Çin imparatorlukları da ingiltere, ispanya ve Almanya gibi Avrupalı güçlerin gerisinde kalacaklardır. Bu 'toplumsalorman' yasası yüzünden sadece en uygun toplumlar hayatta kalır; insan toplumları bu toplumsal evrim yasası sayesinde 'ilerlemişlerdir'.

    "İnsanlar arasındaki savaş, tıpkı hayvanlar arasındaki savaş gibi, onların daha üst organizasyon biçimlerine ulaşmalarında büyük bir paya sahip olmuştur (Spencer,1873)."

    Fakat bütün toplumlar aynı oranda veya biçimde evrimleşmezler. Doğadaki gibi, evrim farklılık ve çeşitlilik üretir. Farklı toplumlar kendi özel çevre koşullarına, komşuluk ilişkilerine ve ırksal veya kültürel nitelikteki özel niteliklerine göre farklı biçimlerde evrimleşebilirler. Buna karşın, hepsi, aynı toplumsal evrim yasasına bağlıdır; aynı evrim süreçlerinden geçer veya ortadan kalkarlar. Spencer bu noktada farklı evrim düzeylerinde iki toplum tipi ayırt eder:

    -Ordu tarafından yönetilen toplumlarda olduğu gibi, merkezden denetimli ve bütünleşmiş askeri toplum
    -Kuvvetten çok işbirliğine veya askeri güçten çok piyasa ilkelerine dayalı, toplumsal düzenin daha organik ve kendiliğinden olduğu sanayi toplumu

    Bu yüzden, ilk askeri toplumlar varlıklarını sürdürebilmek için Romalıların Gotlar ve Vandallara yaptıkları gibi rakip komşularıyla savaşmak zorundayken, daha gelişmiş sanayi toplumları, savaş ve çatışmaya yönelmekten ziyade, ekonomik rekabet sayesinde barış içinde evrimleşmeyi öğrenmişlerdir.

    Son olarak, Spencer'ın kuramı sosyolojik olduğu kadar psikolojik bir tema da içerir: Ona göre, insanlar da tıpkı toplumlar gibi evrimleşirler. Modern insan, kendi fiziksel ve toplumsal çevresine uyum sağlar ve bu ortamda hayatını sürdürürken,binlerce yıllık fiziksel ve psikolojik evrimi temsil eder.

    Spencer'ın toplum modeli organizmacıdır. Toplumlar farklılaşmamış bir birlik durumundan, bireysel unsurların özerklikleri artarken giderek birbirlerine bağlılıklarının arttığı, oldukça karmaşık, farklılaşmış yapılara doğru evrimleşen canlı bedenlere benzerler. Farklılaşma basit toplumlarda sınırlıyken insanlar hem savaşçı hem de avcı olabilirken- modern toplumlar büyük ölçüde uzmanlaşmıştır. İnsan toplumu doğal olarak karmaşık bir farklılaşma durumuna doğru evrilir. Spencer bir genel evrim teorisi geliştirmeye çalışmıştır. Spencer özellikle nüfus gelişiminin yarattığı baskıları toplumsal evrimin temel dinamiği olarak görür. O, temel çalışması Sosyolojinin ilkeleri'nde (1893), toplumu basitten karmaşığa, parçaların bütüne bağımlı olduğu farklılaşmış yapılara doğru gelişen bir 'şey' olarak tanımlar. Tüm sistem denge, dengelenme ihtiyacı içindedir ve hiçbir şey, hatta hükümet bile onu rahatsız etmemelidir.O askeri toplumların basitliği, merkeziliği ve katılığını sanayi toplumlarının kompleksIiği, merkezi olmayışı ve bireyciliğinden ayırır. Spencer, piyasanın 'gizli el 'i ve bireysel özgürlük ilkelerini benimseyerek her tür devlet düzenlemesine karşı çıkar -tıpkı, günümüzde çoğu doğacı ve çevrecinin insanların doğaya ve onun temel doğal evrim yasalarına müdahale etmemesi gerektiğini savunmaları gibi.

    Herbert Spencer'ın genel amacı, bütün teorik bilimleri birleştirmek ve Charles Darwin'in kuram ve yöntemlerine dayalı karşılaştırmalı bir sosyoloji kurmaktır. Spencer bu organik toplumsal gelişme modelini kişi haklarını vurgulayan bir anlayışla birleştirmek istiyordu. Sosyal Darwinizm, toplumları farklı tarih ve evrim aşamalarına göre karşılaştırmanın önemini vurgulayan, büyük ölçüde yapılandırılmış ve görünüşte bilimsel bir toplumsal araştırma yaklaşımı ortaya koydu. Spencer'ın tezi politik açıdan devlet müdahalesinin reddini temsil ediyordu. Sosyal planlama ve refah devleti toplumsal evrimin doğal ve ilerlemeci güçlerine zarar verebilecek bir tehdit oluşturur. Sosyal Darwinizm, böylece, bilimsel sosyolojiye bir katkı olduğu kadar siyasal bir öğretiydi. Spencer'ın evrim teorisinin temelinde nihai bir yeni etik ve ahlaki düzen arayışı yatar. Evrim sayesinde insan kendi kapasiteleri ve ahlakını mükemmelleştirecektir. Bu, ona göre, 'devlet'e önem vermeme dahil, bireysel özgürlüğün en yüksek noktaya çıkartılmasını gerektirir. Spencer bu yüzden sosyal reformlara ve Yoksulluk Yasasına karşıdır ve acı çekmenin yararlı ve etik açıdan doğru olduğuna inancı onu denge ve uyumu mükemmelleştirme çabasına yöneltmiştir. Sosyal Darwinizm'in cazibesi bilimsel sosyolojiye bir katkı olması kadar siyasal bir öğreti olmasından da kaynaklanıyordu.

    Herbert Spencer modern sosyolojinin gelişiminde önemli bir kişilikti. Sosyal Darwinizm ilk dönem sosyolojiye doğa bilimlerindeki gelişmelerden yararlanarak güçlü bir kuramsal temel ve yaygın bir akademik statü kazandırdı.Comte gibi Spencer da, belirli temel doğa yasalarının doğal dünyayı olduğu gibi sosyal dünyayı da yönettiği inancındaydı. Spencer'a göre bu temel yasa evrimdi.

    Toplumsal düzen ve değişmenin ilkelerini ortaya koyma yönündeki ilk girişimlerden biri olarak Spencer'ın kuramı 19. y.y. toplum felsefesinde önemli bir etkiye sahip olmuştur. Bu kuram işlevselci yaklaşımlardan önce tarih sahnesine çıkmış ve onları güçlü bir biçimde etkilemiş, William James ve W.G. Sumner aracılığıyla, 20. y.y. başlarında Amerikan sosyolojisine büyük bir katkıda bulunmuştur. O Viktorya dönemi görüş ve tutumların klasik bir örneğidir, temel kavramlarının çoğu günümüzde halen popüler ve etkileyicidir: piyasa ilkelerine Thatchercı inanç, devlet müdahalesine karşı çıkma ve en uygun olanın varlığını sürdürmesi örneklerden bir kaçıdır.

    Bununla beraber, 19. y.y. sonlarında Sosyal Darwinizm ve bu yaklaşımın temel insan ve toplum anlayışları yoğun eleştiriye uğramıştır:

    Spencer'ın, bütüncül toplum analizini 'bırakınız yapsınlar'cı bireycilikle birleştirme girişimi, bireysel haklar ve özgürlükler düşüncesi ile toplumun büyük bir kısmının gelişip ilerleme ihtiyacına vurgu arasında kuramsal çelişkiler yaratmıştır.

    Onun biyolojik analojisi bazen anlamsız bir biçimde fazla esnek bir biçimde kullanılmıştır. Onun Darvinci kavramları kullanım biçimi sıklıkla yüzeysel, yetersiz ve -örneğin, tüm toplumların evrimci güçlere tabi olmalarına karşın, bazılarının belirli aşamaları atlayabileceklerini, hatta heterojenlikten homojenliğe doğru gerileyebileceklerini savunduğu için- çelişkiliydi.

    Spencer'ın analizi totolojikti, yani kullandığı kanıtlar ve geliştirdiği farklı toplum ve kurum tipleri sınıflaması örnekleri kanıtIandığı varsayılan ilkelerden türetilmişti.

    Onun doğal ayıklanma konusundaki görüşleri ırkçı ve hümanizm karşıtı görüşleri desteklemekte kullanılmıştır. Bu görüşler, Viktorya dönemi beyazların üstünlüğü görüşünü, ingiliz imparatorluğunun tabi uluslar, özellikle siyahlar karşısındaki üstünlüğünü güçlendirmiştir. Bu öğretinin unsurları Nazi Almanya'sının ırkçı, günümüz Güney Afrika'nın ayrımcı politikasında bulunabilir. 'En uygun olanın hayatta kalması' temasının kardeşi olan görüş zayıf, hasta, yoksul, suçlu, biyolojik özürlü vb. kimseleri dışlayan politikaları meşrulaştırmak için ve insanın evrimci gelişimine bir tehdit olarak kullanılmıştır.

    İyinin zararına iyi olmayan bir şeyi beslemek oldukça acımasız bir davranıştır. Bu gelecek kuşakları bilinçli olarak yoksulluğa mahkûm etmektir. Gelecek kuşaklara sayıları giderek artan embesiller, aptallar veya suçlular miras bırakmaktan daha lanet bir şey yoktur. Doğanın tüm çabası bunlardan kurtulmak, onları dünyadan temizlemek ve dünyayı daha iyi bir yer yapmaktır. Onlar yaşamak için yeterince tam değillerse öldürülmeleri gerekir ve aslında en iyisi onların ölmesidir" (Spencer, aktaran Abrams, 1968: 74).

    Spencer'ın evrimci bir mücadelenin gerekliliği, aşağı ve üstün ırklar düşünceleri, hem toplumda hem de ırklar içinde en iyilerin hayatta kalma gerektiği fikri bazı ırkçı ve aşırı grupların felsefelerine, özellikle Alman Nazilerinin ırkçı teorileri ve pratiklerine temel oluşturmuştur. Kaçınılmaz olarak, bu tür toplumların ve onların toplum felsefelerinin çöküşü sosyal Darwinizmin teorik ve etik değerini zayıflatmıştır.
    Sosyal Darwinizm, mevcut düzeni ve eşitsizlikleri doğal ve haklı sayarak meşrulaştırdığı için, çoğu kez muhafazakar, hatta gerici bir felsefe olarak görülür .

    İngiliz İmparatorluğunun düşüşü, ingiltere'nin bir dünya gücü olarak Almanya ve Amerikanın gerisinde kalması Sosyal Darwinizme desteği azaltmıştır. Merkezi planlamaya dayalı komünist toplumların yükselişi Spencer'ın piyasa güçleri aracılığıyla evrim teziyle çelişir. Ayrıca, yüzyıl başında, gelişmiş sanayi toplumlarında ekonominin devlet eliyle planlanması ilkesinin benimsenmesi, sosyal devlet hükümleri ve sosyal demokrasi de bu tezin geçerliliğini giderek zayıflatmıştır.

    Spencer'a eleştiriler üç temel alanda yoğunlaşır:

    1.Onun bireyci insan anlayışı ile bir organizma olarak toplum anlayışı arasındaki içkin çatışma. Bencillik ve çıkarcılık tek başına istikrarlı ve ilerleyen bir toplumun bağlayıcı güçleri olamaz.
    2.Ahlaki natüralizm fikri -hayatta kalmayı başaranların doğal olarak üstün oldukları düşüncesi- ciddi eleştiriler almış ve ırkçılık suçlamalarına maruz kalmıştır.
    3.Sosyal ve kültürel gelişmeyi analiz etmek için 'doğal ayıklanma' ve 'en iyinin hayatta kalması' gibi biyolojik kavramları kullanan bu kavramsal ve metodolojik yaklaşımın pratik olmadığı giderek kanıtlanmıştır.

    Özelde, Sosyal Darwinizmin ondokuzuncu yüzyıldaki ve yirminci yüzyıl başındaki soy ıslahı teorileri ve sömürge savaşlarıyla ilişkisi, bu tür aşırılıklardan uzak durmaya çalışsa da, Spencer'ın kuramsal cazibesini zayıflatmıştır. O ırkların eşit haklara sahip olduklarını kabul eder ve 'toplumsal yamyamlık dönemi' olarak tanımladığı kendi yaşadığı çağda artan savaşlardan büyük ölçüde etkilenmiştir ve bu durum sanayileşmenin daha büyük bir barış ve uyum getireceği inancıyla önemli ölçüde çelişiyordu.
    Böylece, Sosyal Darwinizm 1900'lerde bile halkın ilgisini ve siyasal desteğini büyük ölçüde kaybetti. Sosyal Darwinizm artık, tarihsel bir hata, Britanya imparatorluğunun Viktorya Döneminden kalma ve beyazlara özgü bir üstünlüğü gibi görünmektedir. "Herbert Spencer kendi yaşadığı dönemde büyük bir ün kazanan ve etki yaratan, ancak çok çabuk unutulan bir düşünürler kategorisine dahildi" (Heine Andersen, Andersen and Kaspersen, 2000: 35). Radikal bir özlem içindeki Spencer'ın teorileri, ironiktir ki, giderek daha çok muhafazakâr ideolojileri desteklemekte kullanılmıştır.

    Yine de bu yaklaşım sosyolojinin akademik bir disiplin olarak kurulmasına önemli bir katkıydı ve onun temel tezleri, son yıllarda, yapısal-işlevselcilik, modernleşme tezleri ve kültürel antropoloji, sosyo-biyoloji ve oyun teorisi gibi yeni evrimci kuramlar biçiminde yeniden ortaya çıktı.



    -alıntıdır-





  2. #2

    Üyelik tarihi
    Ara-2012
    Mesajlar
    3.310
    Konular
    358
    İşte arzu ettiğim Dünya görüşü. Böyle bir şey imkânsız olurdu sanırım.

    "...Tüm sistem denge, dengelenme ihtiyacı içindedir ve hiçbir şey, hatta hükümet bile onu rahatsız etmemelidir. O askeri toplumların basitliği, merkeziliği ve katılığını sanayi toplumlarının kompleksliliği, merkezi olmayışı ve bireyciliğinden ayırır. Spencer, piyasanın 'gizli el 'i ve bireysel özgürlük ilkelerini benimseyerek her tür devlet düzenlemesine karşı çıkar -tıpkı, günümüzde çoğu doğacı ve çevrecinin insanların doğaya ve onun temel doğal evrim yasalarına müdahale etmemesi gerektiğini savunmaları gibi..."

    "...Faydacılığın ve bireysel haklar konusunda liberal 'bırakınız yapsınlar' ('Iaissez faire') anlayışının güçlü bir savunucusu oldu..." Bırakınız yapsınlar efendim, ellemeyin.


Benzer Konular

  1. Sosyal fobi - Test
    Konuyu Açan: Lighthouse, Forum: İnsan Psikolojisi.
    Cevap: 16
    Son Mesaj : 19-Ara-2012, 08:59
  2. Sosyal şizofreni
    Konuyu Açan: acelya, Forum: Şiir.
    Cevap: 2
    Son Mesaj : 19-Şub-2008, 20:58
  3. David Herbert Lawrence
    Konuyu Açan: KATA, Forum: Yazarlar.
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 13-Mar-2007, 12:49