2 Sayfadan 1. 12 SonSon
Toplam 16 sonuçtan 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Hallac-ı Mansur ve Şeytan'ın Savunulması

  1. #1
    nameste - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May-2013
    Bulunduğu yer
    Bir yer
    Mesajlar
    625
    Konular
    208

    Hallac-ı Mansur ve Şeytan'ın Savunulması


    “(…)Hallac’ın konuşmaları Şeytan’ın savunulması değil, “ŞEYTAN” ismi ile ne anlamamız gerektiğidir.


    Hallac, Şeytan’ın varlığını inkar etmemiştir. Tam aksine İslam’daki Şeytan kavramının, Allah ile çatışmaya giren ilkel dinlerin ve tekrar ilkelleşmiş olan tek tanrılı dinlerin şeytan anlayışından tamamen farklı olduğunu kanıtlamıştır. Kur’an’daki anlatımın mecazlardan sıyrılarak anlaşılması gerektiğini izah etmiştir…”


    * * *


    11-) Ve lekad halaknaküm sümme savvernaküm sümme kulna lil melaiketiscüdu liAdeme, fesecedu illâ ibliys lem yekün mines sacidiyn;


    (Ey Ademoğlu) andolsun (ki) sizi halkettik (insani manayı takdir ve izhar ettik)… Sonra sizi tasvir ettik (sûretlendirdik)… Sonra melaike’ye (kuvvelere): “Secde edin Adem’e” dedik… İblis (vehim) hariç (hepsi) secde ettiler… (O) secde edenlerden olmadı.


    12-) Kale ma meneake ella tescüde iz emertük kale ene hayrun minhu, halakteniy min narin ve halaktehu min tıyn;


    Buyurdu: “Sana emrettiğimde seni secde etmekten ne menetti?”… “Ben daha hayırlıyım ondan; beni Nar’dan (manyetik beden?) halkettin, onu tıyn’den (hücresel yapıdan) halkettin” dedi.


    13-) Kale fehbıt minha fema yekûnü leke en tetekebbera fiyha fahruc inneke mines sağıriyn;


    Buyurdu: “(O halde) in oradan!.. Orada büyüklük taslamak senin için olacak şey değildir… Çık!.. Muhakkak ki sen küçülenlerdensin”.


    14-) Kale enzırniy ila yevmi yüb’asun;


    “(İnsanların) ba’solacakları güne (vefatlarına) kadar bana mühlet ver” dedi.


    15-) Kale inneke minel münzariyn;


    Buyurdu: “Muhakkak ki sen mühlet verilmişlerdensin”.


    16-) Kale feBima ağveyteniy leak’udenne lehüm sıratakel müstekıym;


    “Beni (B sırrınca) sapıttırmana (mukabil, sebebiyle, onun gereği) yemin ederim ki (Hakkın Zatından gafil?), elbette senin sırat-ı müstakiym’ine onlar için oturacağım (onlara engel olacağım; da vasıl olamayacaklar)”. ( A’RAF SURESİ- B MEAL H. GÜLER)


    Hallac’ın başını derde sokan açıklamalarından birisi, belki de en başta geleni, Azazil’in yani sonradan “İblis ve Şeytan” olarak isimlenenin savunmasını yapmış olmasıdır.


    Hallac’ın bu savunması karşısında dönemin devlet idaresinde etkin olan “yüzeysel şeriat bilginleri” verecek cevap bulamamışlardır. Ancak; “Bu sözler küfrü icâp ettirir ve katli câizdir” fetvasını tekrar ederek zaten ölümü kesinleşmiş olan Hallac’ı bir kez daha ölüme mahkum etmişlerdir.


    “Derme çatma mahkeme” heyetinden başka “asil bir mahkeme” daha vardır ki asıl yargılama ve hüküm orada verilir. Bu mahkeme insanlık ile birlikte kurulan “halk mahkemesi” olan “halkın gönlüdür”. Hallac’ı halkın gönlü öyle bir yargılar ki “şehit” hükmünü verir ve “ halkın gönlüne defnedilir”. Şehitlerin diri olma sırlarından biri de budur. Halkın gönlüne giren Hak’kın gönlüne girmiş olacağı için “ebedi diri” hükmünü alır. Şimdi Hallac’ın muhteşem “savunmasını” inceleyelim.


    Azazil ve Âdem ve diğer melekler yok iken,
    sadece Allah var idi.


    Allah, kendisine ibadet edecek ve isyan edecek
    kendinden “başka”
    iki varlık daha olsun diledi.


    O’nun dilemesi “olmak“ tır.
    Olan O’nun ilmidir.
    Olmak, başkasını yaratmak değildir
    Yaratmanın sırrı budur.


    Allah,
    ezeli itaat ve ebedi kulluk halinde kalan melekler olarak
    teklik’ten
    (ahadiyetten);
    sayısız sonsuz melekler olarak
    çokluk (kesret) âleminde tecelli etti.
    Bundan dolayı “melekler” Hak’tır.


    Allah;
    kendisine “evvel”de itaat
    “şimdi”de isyan
    ve
    sonsuza kadar da isyanına devam edecek
    varlık olsun diledi.


    Allah’a, kendisine ezelde isyan eden bir varlık olamazdı.
    Çünkü ezelde sadece kendisi vardı.


    Fakat Allah’da
    ezelde kendisi ile birlikte var olan
    “isyan”edeceklerin ilmi mevcuttu.


    Bu isyan ilmi ile birlikte mevcut olan “itaat” ilmi de vardı.
    İsyanın itaate, itaatin isyana dönüşebilmesi de vardı.


    Tüm bu ilimler birleşerek ”AZAZİL“ mânâsı ZAHİR oldu.


    Bundan dolayı
    AZAZİL’in
    BÂTIN’ı, ZÂHİR’i, EVVEL’i ve ÂHİR’i
    HAK’tır.


    HAK kendisindeki “ÂSİYE” (isyan eden itaat etmeyen, başkaldıran) mânâsına İBLİS libasını giydirerek
    “BÂTIL” boyutuna Şeytan yansıması yarattı.


    Hak, ona “secde et” diye emir verdi;
    İblis, “Senden gayrıya secde etmem” dedi.
    Hak, “O halde ebedi olarak ben’den uzaklaştırılacaksın” dedi.
    İblis, yine aynı cevabı verdi; “Sen’den başkasına secde etmem!“


    Ve İblis şu şiiri okudu:


    “İnkârlarım seni takdis
    aklım, önünde tehvis (hevesle itaat halinde)
    senden ayrı bir şey mi ki Âdem?
    orta yerde kimmiş iblis?
    senden başkasına yok benim yolum
    seni seven boynu bükük bir kulum”


    “Secde et” emrine “melekiyet” tecellileri hemen uydu.
    Çünkü melekler sadece itaat kökenli esmadandı.


    Bu arada;
    evvel, âhir, zâhir, bâtın…
    zât, sıfat, esmâ, ef’al
    ve
    itaat ve isyan…
    vahdet ve kesret…
    asıl ve tecelli…
    gibi bir ayrıma düşmeden
    Allah,
    Hak olarak
    İNSAN gerçeğinde
    kendisine secde eden ve secde etmeyen mânalarını seyrediyordu.


    İnsan;
    tüm esmayı kendisinde seyretti.
    Hiçbir var oluş ve tecelli ile sınırlanamayan
    Allah ismi ile işaret olunanın
    Hak, Batıl, Âdem, Melek ve İblis
    olarak kendi nefsinde “cem” olduğunu fark etti.


    Hak, Şeytan’a sordu; ”Kibirlendin mi?”


    Şeytan cevap verdi;
    “Seninle birlikteliğim sonradanlık şeklinde olsaydı
    senden ayrı fakat senin mahlukun olarak kibirlenmek bana yaraşırdı.
    Halbuki benim seninle olan birlikteliğim ezelidir.
    Bundan dolayı kibirlenen ben değilim sensin ! “


    Ve şu şiiri okudu;


    “Ondan üstünüm ben!
    Hizmetim ondan kıdemli
    Şu âlemlerde seni benden iyi tanıyan var mı ki?
    Benim sende muradım
    Senin de bende muradın var.


    Ve senin beni isteyişin daha eski.
    Ya senden başkasına secde etseydim?


    Secde etmeyince aslıma dönmem gerekti.
    Çünkü sen beni ateşten yaratmışsın.


    Bu bir gerçek.
    Ve ateş ateşe dönecek
    Netice olarak,
    Takdir edip seçme senin elinde.


    Ne kaldı kopacak, ne var korkacak?
    Nasıl olsa uzak düşmüşüm sana
    Anladım bir bana, yakınla uzak,
    Sevgiyle ayrılık olur mu yoldaş?
    Ayrıldım, ayrılık oldu arkadaş.


    Ey tek kudret, sana hamd sana senâ
    Seçkin bir kul eğilmez başkasına.”


    Şeytan’ın kendisinin Âdem’den eski olduğunu, hizmetinin daha kıdemli olduğunu söylemesi zamansallıkla ilgili değildir.


    Üstünlük iddiasında da (kendine göre) haklıdır. Bazı yönlerden (kendine göre) üstündür.


    Mesela tenzih;
    (Allah’ın varlığı yanında başka varlıklar kabul etmemek)
    ve
    teşbihte
    (varlıkların Hak’kın tecellileri olduğunu kabul etmek)
    o an için Âdem’den daha üst bilgiye sahiptir.


    Tenzih ilminde, kendi varlığının Allah’dan ayrı bir varlık olmadığını bilir. Allah’ı başka varlıkla var olmaktan böylece tenzih eder.


    Teşbih ilminde, kendi sanal varlığının ÂSİ kökenli esmâ topluluğu olduğunu bilir. Böylece kendi varlığının Hak olduğunu teşbih eder.


    Âdem, Şeytan’ın bu ilmine onda olmayan başka bir ilimle cevap verir. Bu ilim aslında tenzih ve teşbih ilminin birleştirilmesi olan TEVHİD ilmidir.


    Âdem; Allah’ın tecelli etmek (teşbih) ve tecelli etmemek(tenzih) gibi bir durumu olmadığını, her an kendisi olarak var olduğunu TEVHİD ilmi ile bilir. Böylece melek ve şeytan kavramlarının kendi hakikatindeki itaatkarlık ve isyankarlık kuvvetleri olduğunu fark eder.


    Şeytan’ın kendisine secde ettiğini görür
    ama Şeytan secdesinin Allah için olduğunu itiraf edince
    “secde etmedi” kabul eder.


    Ve Şeytan’ın secdesinde
    “Ey âdem! Zâhiren secdem seni meydana getiren esmâ topluluğunadır.
    Yoksa senin toprak varlığına değildir.
    Secdem sana değil Hak’kadır.
    Sen kendini Âdem olarak görüyorsan secdem sana değildir.
    Sen kendini Hak olarak biliyorsan secdem Hak’kadır.
    Her halükarda secdem sana değil Hak’kadır !”
    Dediğini işitir.


    Melekler ise hiçbir yorum yapmadan secde etmişlerdir. Çünkü melekler Hak’kın varlığını hangi isim ve resim altında olursa olsun tanırlar ve secde ederler. Meleklerin boyutunda tek varlık Hak’tır. Hatta melekler hâlâ Âdem’in varlığından dahi haberdar değillerdir.


    Âdem ise meleklerin, Şeytan’ın ve kendisinin var olmadığını, var olanın Hak olduğunu TEVHİD ederek ezeli ve ebedi yalnızlığını yaşamanın hüznü ile dolu olarak GÖZ YAŞI (ilim, irfan) dökmektedir.


    Hallac, varlığın hakikatini “ ÇIPLAK KELİMELERLE ” ortaya dökünce birazcık aklı olan herkes MÂRİFET’den payına düşeni anlar.


    Hallac’ın meczub olmadığını, hakikata tam uyanmış olduğunu, aklı başında hatta “ilahi akıl”a (küllî akıl-evrensel akıl) ulaştığını anlarlar.


    Hallac’ın konuşmaları Şeytan’ın savunulması değil “ŞEYTAN” ismi ile ne anlamamız gerektiğidir.


    Hallac Şeytan’ın varlığını inkar etmemiştir. Tam aksine İslam’daki Şeytan kavramının, Allah ile çatışmaya giren ilkel dinlerin ve tekrar ilkelleşmiş olan tek tanrılı dinlerin şeytananlayışından tamamen farklı olduğunu kanıtlamıştır. Kur’an’daki anlatımın mecazlardan sıyrılarak anlaşılması gerektiğini izah etmiştir.


    Yine de tek tanrı inancından ALLAH gerçeğine yükselemeyen din adamlarının ve din adamlarının güdümündeki saltanatın,


    “Şimdi de Şeytan’ın varlığını ve Tanrı’ya kafa tutuşunu inkar ediyor,
    Kur’an’ı sapıkça yorumluyor,
    bir kez daha ölüme mahkum edildi zındık!”


    fetvası ile şehid olmaktan kurtulamamıştır.


    Not:
    Bu yazıda da diğer yazılarımızda olduğu gibi; Kitab’üt-Tavasin”in ilgili bölümünü olduğu gibi aktarmadım, kişisel penceremden olayı nasıl anladıysam… anladıklarımın bir kısmını anlatmaya çalıştım. Konu hakkında akademik bilgilere Prof. Dr. Y. N. ÖZTÜRK’ün Hallac-ı Mansur ve Eseri “Kitab’üt-Tavasin” isimli kitabından ulaşılabilir.

    KAYNAK





  2. #2
    Ryze - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ağu-2015
    Bulunduğu yer
    Kırıkkale
    Mesajlar
    188
    Konular
    3
    Şeytanı oluşturacak bilgiler ezeli idi de insanı oluşturacak bilgiler ezeli değilmi idi.
    O teoriye göre her şey ezeli

  3. #3
    sidar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oca-2012
    Bulunduğu yer
    Büyükada.
    Mesajlar
    3.513
    Konular
    338
    Şeytan haktan ,hukuktan bahsetmiş genede . Ademoğlu olsa daha dik bir şekilde kafa tutardı

  4. #4

    Üyelik tarihi
    Ara-2012
    Mesajlar
    4.149
    Konular
    422
    Telden giriyorum, bi ara ayrıntılı yanıt verebilirim bu konuya... Şeytan ve diğer yaratılmışlar ezeli değildir ancak ebedidir. Bilgiler ve kayıtların varlığı hakkındaki her şey Yaratıcının hayalinde sonsuza kadar var olur... Hiçbir şey yok iken yalnızca Yaratıcı vardi ve yarattığı ilk şey Hz. Muhammed'in (sav) ruhaniyeti idi... Yaratılmışın ezeli olmaz sadece başlangıcı olur ve varlığın bilgisi de ebedi olur... Tabi İslami pencereden bir yorum bu...

  5. #5
    Ryze - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Ağu-2015
    Bulunduğu yer
    Kırıkkale
    Mesajlar
    188
    Konular
    3
    Alıntı paranormalfikir Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Telden giriyorum, bi ara ayrıntılı yanıt verebilirim bu konuya... Şeytan ve diğer yaratılmışlar ezeli değildir ancak ebedidir. Bilgiler ve kayıtların varlığı hakkındaki her şey Yaratıcının hayalinde sonsuza kadar var olur... Hiçbir şey yok iken yalnızca Yaratıcı vardi ve yarattığı ilk şey Hz. Muhammed'in (sav) ruhaniyeti idi... Yaratılmışın ezeli olmaz sadece başlangıcı olur ve varlığın bilgisi de ebedi olur... Tabi İslami pencereden bir yorum bu...
    Evet bende onu diyorum hallac diyor ki şeytan yaratıcının hafızasında ezeli. E her şey tanrının hafızasında vardı. Yani hallac sadece şeytan hakkında demese işkillenmeyeçeğim ama sanki şeytanı haklı tutma cabasında.

  6. #6
    eisenheim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nis-2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    1.370
    Konular
    71
    yarattığı ilk şey Hz. Muhammed'in (sav) ruhaniyeti idi


    İslami açıdan soruyorum, ilk yaratılan ruhun Hz. Muhammed'e ait olduğu kanısına nereden vardınız acaba?

  7. #7

    Üyelik tarihi
    Ara-2012
    Mesajlar
    4.149
    Konular
    422
    eiseheim, müsait olunca sorunu kaynak belirterek yanıtlıycam... Konuyu takip etmeyi unutma... : )

  8. #8
    nameste - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May-2013
    Bulunduğu yer
    Bir yer
    Mesajlar
    625
    Konular
    208
    Alıntı paranormalfikir Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    eiseheim, müsait olunca sorunu kaynak belirterek yanıtlıycam... Konuyu takip etmeyi unutma... : )
    Açıkçası ben de dört gözle bekliyorum sevgili paranormalfikir

  9. #9

    Üyelik tarihi
    Ara-2012
    Mesajlar
    4.149
    Konular
    422
    ...Hz. Peygamber şöyle buyurur: "Âdem su ve toprak arasında iken ben peygamberdim." Böylece Hz. Peygamber bu konuda bir bilgiye sahip olduğuna işaret etmektedir...

    ...Feleğin hareketiyle zaman ilk yaratıldığında Allah yönetici ilk ruh olarak Hz. Muhammed'in ruhunu yarattı. Sonra ruhlar feleklerin hareketleri vesilesiyle (ondan) meydana çıkmıştır. Hz. Peygamber'in ruhu şehadet âleminde bulunmadan gayb âleminde var oldu. Allah ona peygamberliğini bildirmiş, Âdem, Hz. Peygamber'in buyurduğu gibi henüz 'su ve toprak arasında iken' onu müjdelemiştir. Zaman Hz. Muhammed hakkında bedeninin var oluşu ve ruhun onunla irtibat kurmasına el-Bâtın ismiyle ulaşmıştır. (Bedeni var olup ruh ona bitiştiğinde) Bu esnada zamanın hükmü, akışta ez-Zahir ismine geçti. Hz. Muhammed cisim ve ruh olarak zâtıyla ortaya çıktı. ...

    Âdem bu cinsten Allah'ın hükmü ile ortaya çıkan ilk varlıktır. Fakat onun ortaya çıkışı, daha önce de ifade ettiğimiz gibi Hz. Peygamber'e vekil olması yönündendir. Sonra Allah ondan ikinci babamızı çıkartmış ve onu anne diye isimlendirmiştir. Bu birinci baba, ondan bir derece üstün olmuştur, çünkü onun aslıdır. Allah ihsanın kendi elinde olduğuna ve bu işi birinci babanın özü gereği gerektirmediğine dikkat çekmek için mülk devrindeki vekilleri başladığıyla bitirdi. Allah İsa'yı Meryem'den yaratmış, böylece Meryem Âdem, İsa ise Havva mesabesine inmiştir. Dişi erkekten meydana geldiği gibi erkek de dişiden meydana gelmiştir. Böylece Allah, Havva annesiz var olduğu gibi çocuğu da babasız yaratarak başladığıyla bitirmiştir. Bu nedenle İsa ve Havva iki kardeş olduğu gibi Âdem ve Meryem de onların iki babası olmuştur. ...

    Kaynak: Fütûhât-ı Mekkiyye - Âlemin Yaratılışı - İbn Arabi
    Çeviri: Ekrem Demirli
    Litera Yayıncılık
    Sayfalar: 104, 110, 141, 142



  10. #10
    nameste - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May-2013
    Bulunduğu yer
    Bir yer
    Mesajlar
    625
    Konular
    208
    Alıntı paranormalfikir Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    ...Hz. Peygamber şöyle buyurur: "Âdem su ve toprak arasında iken ben peygamberdim." Böylece Hz. Peygamber bu konuda bir bilgiye sahip olduğuna işaret etmektedir...

    ...Feleğin hareketiyle zaman ilk yaratıldığında Allah yönetici ilk ruh olarak Hz. Muhammed'in ruhunu yarattı. Sonra ruhlar feleklerin hareketleri vesilesiyle (ondan) meydana çıkmıştır. Hz. Peygamber'in ruhu şehadet âleminde bulunmadan gayb âleminde var oldu. Allah ona peygamberliğini bildirmiş, Âdem, Hz. Peygamber'in buyurduğu gibi henüz 'su ve toprak arasında iken' onu müjdelemiştir. Zaman Hz. Muhammed hakkında bedeninin var oluşu ve ruhun onunla irtibat kurmasına el-Bâtın ismiyle ulaşmıştır. (Bedeni var olup ruh ona bitiştiğinde) Bu esnada zamanın hükmü, akışta ez-Zahir ismine geçti. Hz. Muhammed cisim ve ruh olarak zâtıyla ortaya çıktı. ...

    Âdem bu cinsten Allah'ın hükmü ile ortaya çıkan ilk varlıktır. Fakat onun ortaya çıkışı, daha önce de ifade ettiğimiz gibi Hz. Peygamber'e vekil olması yönündendir. Sonra Allah ondan ikinci babamızı çıkartmış ve onu anne diye isimlendirmiştir. Bu birinci baba, ondan bir derece üstün olmuştur, çünkü onun aslıdır. Allah ihsanın kendi elinde olduğuna ve bu işi birinci babanın özü gereği gerektirmediğine dikkat çekmek için mülk devrindeki vekilleri başladığıyla bitirdi. Allah İsa'yı Meryem'den yaratmış, böylece Meryem Âdem, İsa ise Havva mesabesine inmiştir. Dişi erkekten meydana geldiği gibi erkek de dişiden meydana gelmiştir. Böylece Allah, Havva annesiz var olduğu gibi çocuğu da babasız yaratarak başladığıyla bitirmiştir. Bu nedenle İsa ve Havva iki kardeş olduğu gibi Âdem ve Meryem de onların iki babası olmuştur. ...

    Kaynak: Fütûhât-ı Mekkiyye - Âlemin Yaratılışı - İbn Arabi
    Çeviri: Ekrem Demirli
    Litera Yayıncılık
    Sayfalar: 104, 110, 141, 142



    2. paragrafı oldukça tatmin edici buldum. Güzel, hoş da, 2 kere okumama rağmen hala nasıl Muhammed'in ilk yaradılan olduğunu anlayamadım. Arabi'nin bu açıklamasını yavan ve yetersiz buldum. Konuyla alakalı biraz daha destek niteliğinde kaynak paylaşman mümkün müdür?


2 Sayfadan 1. 12 SonSon

Bu Konu İçin Etiketler