Toplam 1 sonuçtan 1 ile 1 arasındakiler gösteriliyor.

Konu: Günah Tohumları

  1. #1
    nameste - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May-2013
    Bulunduğu yer
    Bir yer
    Mesajlar
    625
    Konular
    208

    Günah Tohumları


    Mezapotamyanın iki nehir arasındaki tarihsel serüveni bir çok insan için bataklık gibidir. İçine girdikçe batılan bu bölgede batı insanı hiçbir araştırma yapmadan öngörüleri ile insanoğluna tarih yazmıştır.


    Bölge batı insanın oluşturmuş olduğu yeni düzen içerisinde dünyanın bilinç dışına atılarak, Latince deyimle “ Hic sunt leones” orada Aslanlar var aldırmayın söylemleriyle dünya kamuoyuna telkinler vererek bölge kültürünün üstünü kapamışlardır. Ta ki kendilerine yaratmış oldukları tarih sorgulanmaya başlanılıp kökenlerinin olmaması sonucunda , bu bölgede yaratılmış olan Babil, Asur, Sümer gibi parlak imparatorlukları inceleyerek batı kültürünün temellerinin burada atıldığı propagandaları ile gündemi bir müddet daha soğutmuşlardır.






    Ve dahası batının Tinsel yazgısının bu bölgede hazırlandığına inanmakta güçlük çekeceklerdir. Anlaşılır ve parlak Yunan bile bu bataklığın etkisinde kalmıştır. Batı kültürünün doğu kültürlerini anlayamayan anlayamamsının sebebi kültürlerinin insanoğlunun bir evrimi olmayıp jenerik olarak hazırlanmasından kaynaklıdır.

    Kuzeyde Asur , güneyde Babil ülkesi ve yine kuzeyde Akad ve yine güneyde Sümer coğrafyaları derinden etkilemiştir. İ.Ö 6.300 doğru ilk dokumacılık ,yine iki yada üç yüzyıl sonra vahşi sığırlar evcilleştirilerek insan süt içmeyi öğrendi.3700 ‘e doğru Sümer ‘de ilk site devletler kuruldu. Ardından mühür kullanıldı , 3400’de tüm zamanların en büyük keşfi tekerlek kullanıldı. 3100’e doğru insan zekasının en eşsiz keşfi sözcüklerin ve bilginin ölümsüzlüğü sağlandı. Bronz çağı sona ermeden Gılgamış Destanının üç bin satırı Ninova’da , Sennakherib ve Asurbanipal kraliyet kütüphanelerinde bulunan on iki tablete kaydedildi.


    Böylece dört bin yıl boyunca tüm insanlık yalnızca dostu Enkidu’yu seven yarı-tanrı Babil kahramanı Gılgamış’ın , kendisine aşık olan tanrıça İştar, yani Sabah Yıldızı’nın ısrarlarını reddettiğini bilmektedir.



    Enkidu


    “Enkidu öldüğünde büyük Gılgamış’ın acısı patlak vermişir ;

    Enkidu , dostum , küçük kardeşim , çöl panteri,

    Benimle birlikte aslanları öldüren dostum,

    Benimle birlikte güçlüklere göğüs geren dostum ,

    Yazgısı onu yakaladı;

    Onun üzerinde altı gün altı gece ağladım…”


    Ve kahraman , Ölüler Okyanusu üzerinde bizzat ölümle karşılaşmaya karar verir. O zaman , kutsal meyhaneci Siduri Sabitu onu, aklını başına toplamaya ve insan varlığının sınırlarını göstermeye çalışır. Boşunadır tüm bu çaba ; Gılgamış insan dayanıksızlığının bilinciyle geri döneceği öte dünya’ya doğru yola çıkar.Ölüler Okyanusunun ötesinde , Mutluluk adasında , yerlerin efendisi Utanapiştim , Gılgamış’a kahramanca ayrıcalıklarının tanrıların katışıksız bir bağışı olduğunu , ne bir fetih nede yeteneğin ödülü olduğunu öğretecektir. İlahi adaletsizlik birkaç dizede anlatılır;


    “ Güçlüler güçlerini şansa borçludurlar ve diğerleride şanssızlıklarına”


    Üstünlük bildiren sıfatların hepsi Gılgamış Destanında toplanmıştır. Başeğmez erkekliğin bu destanı insanlığın tanıdığı ilk şiirdir ve Homeros’ un insanın yazgısına meydan okumasını tanımlamak için kıyaslanabilecek tek şiirdir. Ölüm anlamına gelen kötülüğün varlığı , bu destanda umutsuzluğun çarpıcı bir yanımını esinler. Fakat Mezapotamya’nın daha o zamandan üstün güçlerin oyuncağı olduğunu bildiği doğrudur, çünkü Gılgamış ‘a Utanapiştim ‘in anlatacağı ,Tanrıların Deliliğinin Unutulmaz Gösterisi Tufanı görmüştür.


    2000 yılı civarıan düşen çivi yazısı metinlerinde anlatılan bu felaket , eski yerleşim tabakaları üstünde arkeologlar tarafından saptanan sellerin bıraktığı balçıkların gösterdiği gibi gerçekten olmuştur.

    Dönemin topluluklarına göre , ardından hikayeyi eskatolojik hedeflerle yeniden düzenleyen İÖ VIII ve VI yy. İbranilerine göre felaket evrenseldir. Çünkü Mezapotamyanın büyük bölümü sular altında kalmıştır, fakat efsanede aktarıldığı şekilde su yüzüne çıkmış topraklar asla sular altında kalmamıştır.

    Tufan yada tufanlar mezapotamyada yaşayanlara tanrıların insan soyunun dostları olmadığını öğretmiştir. Yine çok eski dönemlerde Mezapotamya’ya girmiş Samilere göre tanrısal düşmanlık düşüncesi , özellikle Mezapotamyalıların tasarladığı kuşku götürmez. Daha sonra bölge kültürünü öğrenen İbraniler teolojilerine katlanabilir kıskanç ve kinci bir tanrı imgesi dahil edeceklerdir. Bu bölgelerde tanrı hiç bir zaman Yunan ‘daki Zeus gibi sevimli olmamıştır.





    Sümerlerin kökenleri hakkında net bir açıklık yoktur. Fırat’ın doğu tarafından geldiklerini düşünebiliriz , çünkü efsanelerinde Der in Ashunak ; bu şehir gerçekte var olmuştur, Bağdat’ın kuzeydoğusuna kırk kilometre kadar mesafedeki bugünkü Asmar yakınlarında izleri bulunmuştur. Dilleri Hint-Avrupa dili değildir. Bu tarih oldukça karmaşık ve şaşırtıcıdır. Ur krallığından Mezapotamya’yı bir eyalete indiren İran hakimiyetine kadar hanedanlar birbirini izlerken sınırlarda değişir. Sümerin ardından sami hanedanı olan Akad’lar gelmiştir. Ardından Akad’ların yıkılmasından sonra Guti hanedanı egemen olmuş ardından III. Ur hanedanı denen yine bir Sümer hanedanı gelmiştir. Sonra yine krallık ikiye bölünmüş Ur imparatorluğu çöktüğünden Sami kralları babil ülkesine , Asurlular Asur’a yerleşmiştir. Babili Hamurabiimparatorluğu birleştirir , ardından imparatorluğun yıkılmasıyla Asur ve Babil düşmanlığı yeniden başlar.


    Medler Asur’u fethetttiklerinde Asur hanedanı zafer kazanmış gözüktü. Eski imparatorluk , Medler ve Kalde hanedanı olarak parçalandı ve İncil’deki Nebukadretzar adıylada tanınan II. Nabu-kudurri usur bu hanedanlığın en önemli temsilcisi olmuştur. Babil , bir Pers eyaletinden başka bir şey değildir ve İÖ 330’da İskender bölgeye girdiğinde Babilde yüzyıl önce Heredot tarafından anlatılmış büyük Ziguratın harabelerinden başka bir şey bulamamıştır ;


    Büyük Babil , dünyanın tüm fahişeliklerinin ve çirkinliklerinin koruyucusu ”


    Tanrı halkının kanıyla sarhoş Babil artık çölden başka bir şey değildir. I. yy Yuhanna’nın kinci ve kehanet içeren şiirini yazdığı dönemde Babil sadece bir eyalettir. Ancak yahudiler hatırlarlar ki , İÖ 598 de Nabukodonosor , Kudüs kuşatmasını başarıyla sonuçlandırmış , Yahuda Kralı Yekoyakim’i Babil’e tutsak götürmüştür. Yine 587’de kukla Sedekias’da isyan etti ve Babilliler geri gelerek çok daha fazla yahudiyi savaş esiri olarak Babil’e götürdüler. Yahudiler bu dönemde Akdin geçerli olup olmadığını sorgulamaya başladıkları ve Tanrının hala yanlarında olup olmadıklarını kendi kendilerine sormaya başladıkları dönemdir.


    Babil sürgünü sırasında Yahudi lanetini kışkırtacak bir çok özellik vardır. Bunların en önemlisi bir çok tanrıya tapılıyor olmasıdır. Mezapotamya tanrılarıyla ilgili olarak rasyonel bir sınırlama yapmak imkansızdır. Bu panteoonun belli başlı tanrıları ; Gök yüzünün efendisi ve diğer tanrıların babası Anu , ana tanrıça olmasına karşın bekar olan Nintu , göksel bakire İnanna , yeryüzü tanrısı Enlil ve eşi Ninlil , Sümercede Enki denen su tanrısı Ea ve eşi Damkina , yani üç çift ve bir anlamda yönetici. Yine bu tanrıların adları ve sıfatları tapınma yerlerine göre değişkendir , Nintu ‘nun kırk kadar ismi vardır.


    Sümerler için Yeryüzü Kraliçesi , Babilliler içince Ölüler Ülkesi kraliçesi demektir. Ancak Aruru yada Hamilelik Tanrıçası daha basit olarak Mama denir. Dişil yaratıcılık ilkesinin antik örneği Mama , anaerkil bir toplumun yansısı olan bir anlayışın sonucu olarak bir erkeği Kilden yaratmıştır.


    Tanrıların sayısı süreç içerisinde öneli ölçüde azalmıştır , Yaratılış Destanı İÖ 1200 yılına doğru altıyüzden fazla tanrı saymaz. Antik dinlerde olduğu gibi kimlikler birbiri üstüne girmiştir. Örneğin Nintu ve İnanna aynı öz niitelikleri taşıyarak tanrıların insanlığı kötü muamele etmesinden bu iki tanrıça vasıtasıyla kurtululurlar. Yer yüzünde olduğu gibi bağışlama kadın işidir. Ezeli olarak suçlu insanlığı kurtarmak için aracılık eden tanrıçaların işleri zordur.
    Marduk , başlangıçta Sümer tanrısı Amar-Utuk , yani Güneş-Tanrı’nın kalçası , İbranileriin Merodach’ı , Babil şehrinin ve imparatorluğunun varisi olan ve yargı ve ilkbahar ışığı olan Marduk , simgesi bizim Jupiter dediğimiz yıldız ve Ejderha-Yılan Muhussu ‘dur.



    Mushussu


    Marduk doğduğunda yüce evren tanrısı Anu’nun torunu ve evrende düzeni inşa etmesi gereken kahraman – Gılgamış, Herkül, İsa prototipidir. Anu tahtını kaybettiğini hissederek öfkelenir. Böylece , dört rüzgarla dişi deniz ejderhası , tüm yaşamın yaratıcısı ve cehennem ırmağının tanrıçası Tiamat’ı bu isyanlara karşı kışkırtır ;


    Karşı konulmaz silahlar yaptı, dev-yılanlar doğurdu

    Sivri dişli acımasız çeneli

    kan yerine vucutlarını zehirle doldurdu

    öfkeli ejderhalara korku giydirdi

    onları itişamla taçladı ve onları tanrılara eş kıldı

    kim görse onları korkudan düşüp kalır

    en ön safta , geri çekilmekten sakınırlar

    yedi başlı yılan bashma’yı Kızıl ejderhayı ve Lahamu’yu o yarattı

    dev aslanları , ateş püskürten köpekleri ve akrep-insanı

    fırtınaların kötü yürekli iblislerini , balık-insanı ve kusarikku’yu

    Sümerler ve dengi Samiler , Mezapotamyalılar kendi tanrılarını bir korku imgesi haline getirmişlerdir. Yahudi tanrısıda bu epik Babil soluğundan kaçamamıştır. Yahudi tanrısının kendi on emiri haline getirdiği Hamurabi yasalarından başkakitaplarının ilki kabul edilen Yaratılış’ ta Enuma Eliş epiğini kopyalamıştır.


    Enuma Eliş I, I-16
    Yukarda gökyüzü yokken , aşağıda yeryüzü adlandırılmamışken , tanrıların doğacağı esas Apsu, doğurgan Mummu ve onların hepsini doğuracak olan Tiamat , bütün sularını tek bir suda birleştiriyorlardı.


    Yaratılış I , 1-2
    Başlangıçta tanrı gökleri ve yeri yarattı. Ve yer ıssız ve boştu ; ve enginin yüzü üzerinde karanlık vardı ; ve tanrı’ nın ruhu suların üzerinde hareket ediyordu.


    Mezapotamya tanrıları insana hizmet eden ilk tanrılardır. Bölgenin çalkantılı tarihi boyunca bir tanrının devlet veya siteler tarafından benimsenmesi bir çok kez ad ve cinsiyet değişikliklerinide beraberinde getirmiştir. Gelecekte Astarte , ardından Afrodit olacak olan İştar başlangıçta Erkek bir tanrı olduğu , Venüs gezegeni tanrısı Arap Açtar ‘ın Mezapotamya’ya ithalinde niçin dişi olduğu bilinmemektedir.

    İki büyük mit tüm teolojik mozaiğe hakim görünmektedir, bunun içinde her ilke kendi karşıtlığına bağlıdır.
    Birincisi yaz ve sıcağın yöneticisi Nergal’in aşağı dünyadan bir tanrıçayla , cehennemlerin tanrıçası Ereşkigal ile evlidir. Oldukça gürültülü bir evliliktir bu. Tanrının emriyle yer altına inmiş Nergal kızdırdığı Ereşkigal’den özür dilemeye gelmiştir, cehennemi bedeninin güzelliğiyle baştan çıkararak kendini onunla ” Erkeklerin ve kadınların yaptıkları şeyi ” yapma arzusuna kaptırır. Bu işte oldukça iyidir, o gittikten sonra Ereşkigal iki gözü iki çeşme ağlar.


    Nergal , zevklerimin sevgilisi

    Onunla birlikte zevk alacak kadar yeterince boş zamanım olmadı


    Aşktan deliye dönen Ereşkigal , Nergal’i yakalamak ve tekrar kucaklamak için tanrılara bir haberci –Namtar‘ı gönderir.


    Git , Namtar , Anu, Enlil ve Ea ile konuşmalısın

    Anu, Enlil ve Ea ‘nın kapısına sür yüzünü

    De ki onlara , cocukluğumdan beri ben

    Diğer kızların tanıdığı zevki tatmadım,

    Cocukların oyununu bilmedim

    Bana gönderdiğiniz ve beni hamile bırakan tanrı, yeniden yatsın benimle

    Geri gelsin bu tanrı ve geceyi geçirsin benimle sevgilim olarak


    Bu ateşli aşk söylevi yaparak göz yaşı döken bir kadının söylemleri değildir , Aynı zamanda Haberci Namtar şu mesajlada görevlidir ;


    Ölüleri dirilteceğim ve canlıları kemirecekler

    Yeryüzünde ölüleri canlılardan kalabalık kılacağım


    Gılgamış destanında, güzel Gılgamış kurlarına direndiğinde İştar tehditlerine benzer bu. Gılgamış direnmiş Nergal isteklere boyun eğmek durumunda kalmıştır. Gökyüzünden cehenneme götüren merdivenlerden iner, kötü bir ruh hali içindedir. Yedi kapının bekçilerini teker teker yenerek taht salonuna erişir. Ereşkigal’i saçlarından yakalayarak sürükler , o sırada Ereşkigal evlenmek için ona yalvarmaktadır ;


    Benim eşim olabilirsin, ben de senin eşin,

    Sana bırakacağım

    Büyük toprakların krallığını ! Eline vereceğim

    Bilgelik tabletlerini ! Efendi olabilirsin,

    Ben de Efendi


    Nergal tükenir ve karanlık aşığını kucaklar. Tahtını onunla paylaşmayı kabul eder. İlk günah kavramı burada mevcuttur, tümü de Ataerkil sistemlerde türeyen vahiyli dinlerin temelindeki kadın düşmanlığı gibi cinsellik günahın taşıyıcısıdır , Ereşkigal ilk büyük baştan çıkarıcı Havva‘nın atası , aynı zamanda Adem’in ilk gerçek karısı olan Lilith’in atasıdır.


    Anlamlı ikinci mit , insanın yaratılış mitidir ;


    İnsan eski bir tanrının Kingu’nun kanından doğmuştur. Kingu baş cin olmuş ve evrende düzensizlik yarattığından dolayı Marduk’un emriyle ölüme mahkum edilmiştir. Kingu salt kötüdür, dolayısıyla kötülük insanın tenindedir. İnsanın bu kötü doğasını gösteren anlatılar mezapotamya metinlerinde bolca bulunur.
    İnsanın yıkıcı doğasını şiir ve mizah tam anlamıyla saklamayı başaramasada ikiside mezapotamya kültürlerinde fazlasıyla bulunur. İlki yaratılış anlatısından beri mevcuttur. Güneş ve Babil Tanrısı Marduk dişi bir ejderhayla karşı karşıya gelir; Tiamatla , Tiamatın her şeyin anası, tuzlu su tanrıçası ve tatlı su tanrısı Apsu‘nun eşi olduğunu belirtmek ilginçtir. Tiamat ve Apsu tanrılar doğurmuşlar bunların gençliği oldukça gürültülü geçmiştir.



    Marduk ve Tiamat


    Bir Cumartesi akşamı çocuklarının kavgalarından bıkan Apsu’nun talep ettiği çocuk öldürmeyi tartışırlar. Bu durum tanrıların kulağına gider. Tiamat karşısında göksel güçlerin davalarını savunmak için seçilen Marduk savaş arabasıyla yola çıkar. Onun geldiğini gören cadaloz kadının 12 müttefiki kaçar. Marduk düşmanı dişi Ejderhayı ışıktan bir ağla yakalar, ağzından fırtına saçar ve oklarıyla onu deler. Cadolaz öldüğünde bedenini uzunlamasına parçalara böler ve benekli sırtını yukarıya doğru fırlatır böylece gökkubbeyi yaratır. Yardıma gönderilen Kingu bir kavga sırasında marduk tarafından öldürülür.


    Mizah duygusunun işlendiği bir başka kozmogonide Soğuk su tanrısı Enki , Marduk’ un babası olacaktır. Derin suların annesi Mammu tanrılara dayatılan çalışmadan şikayetçi olur. Bunun üzerine Enki çalıştırılacak kuklalar yaratmalarını önerir. Bunun için yer yüzü ile derin sular arasından getirilecek Kil’e ihtiyaç vardır. Nammu‘nun bedeninden çıkarılması gereken bu Kil kuklaların kalbini yapmaya yarayacaktır. Sekiz tanrıda bu göreve yardım ederek insan soyu yaratılır.


    İş burdada bitmez, Enki başarısını kutlamak için şölen verir ve bu şölende çakır keyif olarak Enkiye ; İnsan bedeni yapmak neye yarar ben rahat rahat yaparım zaten der. Kocası ; yapın o zaman yaratacağınız insanoğluna yer bulacağıma söz veririm der. Ninmah işe koyularak bir Hadım , bir kısır kadın ve dört sakat yaratır. Enki bunlara toplumda rol verir. Hadımı memur, kısır kadını nikahsız eş yapar, sakatları ne yaptığı bilinmemektedir. Sonra oyuna dahil olarak rolleri değiştirir. Ciddiyetle başlamış yaratılış bir içki alemiyle acımasız toplumsal bir olaya dönüşmüştür. Kötülüğün ürünü olmadıkları zaman insanlar sadece tanrılara hizmet etmek için yaratılmışlardır.
    Son Ur hanedanı ve Larsa ve İsin kralları döneminde Büyük Sümer yenilenmesinde karmaşık ayinler düzenlemişlerdir. Kamusal ibadetlerin yetmediği yerde Sümer dini , özel olarak söylenen pişmanlık duaları öngörüldü. Dahası bir rahiple birlikte söylenen övgü, günah çıkarma ve şefaat mezmurları uygulaması yapıldı. Günah çıkarma uygulaması tarih sahnesinde ilk kez yapıldı.


    Sümer dini vahiyli dinlerin , özellikle yahudilik ve Hristiyanlıkla çarpıcı benzerlikler gösterir. Ana hatları İran’da çizilen Şeytan anlayışının temel şeması burasıdır.

    Teolojik olarak Sümerler ve Samiler başlarına gelen felaketlerin büyük kısmının İblislerin suçu olduğunu kabul ediyorlardı. İblisbilim dinlerinin önemli bir parçasıdır. Mezapotamyalılar hala İblislerle dolu çok tanrıcılığı uyguluyorlardı. Bunlar kedi, köpek , kuş, koyun gibi hayvan başlı yarı insan canavarlardı.

    Mezapotamyalılara göre tanrıların birleşmesi pek mutluluk getirmez. Çünkü üçüncü bir İblis , yazgı İblisi Namtar , yeryüzünün efendisi tanrı Enlil ile Ereşkigal ‘in habercisi yukarıda gördüğümüz ve insanlara ölüm getirmekle görevli cehennemlerin dişi efendisinin oğludur. Bu tüyler ürpertici oğullar tanrıların acı zehiridir ve yer altında doğarlar. Cehennemler giderek daha net bir şekilde Yahudi Gehenne’ den başlayarak dinlerdeki yerlerini alır.

    Varsayılanın tersine günah kavramı vahiyli dinlerden çok öncedir, ilk kez Sümer dininde oryaya çıkmıştır.Nergal ve Ereşkigal tarihlerinde açığa çıkarılan ilk Günah kavramından çok daha önce. Ahiret mutluluğu (selamet) din adamlarının , yani büyücülerin yada aşipu!ların müdahalesine bağlıdır. Buradaki selamet kavramını Hristiyanlıktaki anlamıyla algılamamız gerekir, burdaki büyücü veya din adamının görevi fiziksel iyileşme değildir.

    Asur ve babil dinlerine göre insanlar iblislerin ezeli igametgahını oluştururlar. Her insana , doğumundan itibaren koruyucu bir tanrı daha sonra falancanın tanrısı diye adlandırılacak ve erdemi ölümlüyü aşacak özel bir tanrı verme zorunluluğu buradan gelir.Bu tanrı ölümlüde yaşar. Fakat günah işlendiğinde onu terk eder , böylece yerini İblislere bırakacaktır.


    Sümerden Asur’a mezapotamya rejimleri zorba rejimlerdir. Kesin bir ritüeller ve törensel davranışlar toplamı devletin her kademesine hakimdir. Her yazışmada Kraliyetin her şeye kadirliği okunur.
    Örneğin Sargon’a gönderilen bir mektupta ;


    ” Ben evde doğmuş bir köle , efendim kralın hizmetçisiyim. Gördüğüm ve işittiğim her şeyi efendim krala rapor ederim, efendimden hiç birşey saklamam.”


    Bu mektubu gönderen taşra valisidir. Asurbanipal’ın tahta çıkışında Kurbanların bağırsaklarını inceleyen bir kahin olan Marduk-Şumu-Usur ;


    ” Bir düşte Asur efendimin bilge büyük babasını çağırdı. Kral , kralların efendisi bir bilgenin ve Adapa’nın soyundandır.Sen , Apsu’nun ve tüm derin bilginin bilgeliğini aştın. “


    Kral sadece cevresinde bulunan insanlara etkili değil onların çocukları üzerindede söz sahibidir. Bu ilkel dönem despotizmi ne kadar paradoksal gözüksede özgürlüğün en iyi dostudur. Çünkü yine de, bireyin bahtının beşikten mezara miras aldığı alışkanlıkların sarsılmaz cenderesinde akıp gittiği vahşi yaşamın görünüşteki özgürlüğü ndense en zorba koşullarda yazgıya biçim vermek daha fazla özgürlüktür.

    Mezapotamya krallıkları , Sümerden itibaren dar anlamda politik nedenlerle , birey bilincinin özel alanında bile kölelik ve aşağılanmayı vurgulayan dinleri ürettiklerini saptamak gerekir. Mezapotamya dışında hiç bir bölgede birey bu noktaya indirilmemiştir.

    Mezapotamya bireyi ezmek için ve daha kötüsü birey kendi ezilişini doğrulasın diye Günahı keşfetmiştir , süreç içerisinde İran Şeytanı icat etmiştir. Artık tek tanrıcılığın yatağı hazırdır , geriye kalan tek şey o yatağa uzanmaktır.

    Kaynak:
    neferkaminanu.wordpress.com

    -ALINTIDIR-