İNANCINIZI YAŞAYINIZ
Sevgililer,
İnanç ile yaşamadıkça ve onun manasını hayatlarınızda ve yaşayış tarzınızda göstermedikçe, inanç hakkında konuşmanız faydasızdır. O’na itaat etmeyi, O’nun ufak sesini dinlemek ve sessiz kalmak için vakit ayırmayı öğrenmek için gerçekten bir şeyler yapmadıkça ve O’nun talimatını adım adım takip etmek için istekli olmadıkça, O’nu sevdiğinizden, O’nun iradesini yerine getirmek istediğinizden bahsetmeniz boşunadır.
Kendinizi O’na tamamen terk etmeyi öğrenmedikçe ve O’nun sevgisini ve bu sevgideki güvenliği hissetmedikçe siz O’nun hudutsuz sevgisinin manasını bilemezsiniz. Siz bu hayat şeklini yaşamadıkça ve göstermedikçe, bunun ne demek olduğunu bilebilmeniz mümkün değildir.
Bu demek, nefsinizi teslim etmeniz, her şeyi fedaya amade olmanız, sadece kendinizi bırakmanız ve her şeyi O’nun ele almasına imkan vermeniz demektir. Ve bu, birçok kimsenin, üzerinde konuştuğu fakat yapmaya yanaşmadığı bir şeydir.
Bu, derin suya atlamak ve yüzmeye başlamak demektir ama, onlar kıyıda durdukları zaman, bunu yapmak için beklerken, zihin çalışmaya başlar ve o hal, atılımı yapmaya karşı türlü türlü itirazlar sökün eder.
Korku büyük rol oynar, emniyetsizlik, güven noksanı, en mühim olanı öne almayı reddetmek, bilinmeyenden korkmak gibi. İşte bu en son adımın inanç içinde atılması gerek ve bu adımı hiç kimse bir başkası adına atamaz.
Her varlık yol üzerinde buraya kadar getirilir.
Fakat sonra, onun hiçbir dış destek olmadan, tek başına durması gerekir ve son adımı atmak ise kendi bileceği şeydir. Bunu hepiniz biliyorsunuz, ama kaçınız en son adımı atmaya ve her şeyi O’na havale etmeye isteklisiniz?
İşte O’nun her birinizden sorduğu budur. Çünkü ne zaman ki her şeyi verirsiniz, ancak o zaman her şeyi alırsınız.
Yarım ölçüler olamaz. Size bu daima söyleniyor, çünkü öylesine hayati önem taşıyor. Gerçekte, bu hayat yolunun sırrı budur. Ancak herkes bunu beceremez.
Dünyada bir çok, bir çok iyi insan var ki, iyi hayat süren, komşularına yardım eden, kendilerinden feda eden, ölesiye çalışan, hatta hayatlarının büyük bir kısmını vermeye amade olan o iyi insanlar, her şeyin terk edilmesini gerektiren o en son adımı atma noktasına geldiklerinde, bunu yapamıyorlar.
Onlar herhangi bir zorlukla yüzleşme ihtimali karşısında belirli bir hayat tarzına tutunma mecburiyeti hissediyorlar. Ama, bu hayatta bel bağlanabilecek bir hayat tarzı bulunamaz. Çünkü, bütün inancınızı ve güvenliğinizi sadece O’na, Rabbiniz olan Yaradan’a bağlamanız gerekir.
O her şeyi istiyor, her şeyden daha azı O’nu tatmin etmez. Bir varlık herhangi bir şeye tutunduğu sürece yüzmeyi öğrenemez, tamamen O’na güvenmiş olamaz. Bundan dolayı O, harikalarını göstermek üzere, o kimsenin içinde ve o kimse vasıtasıyla iş göremez. Halbuki bu O’nun özlediği bir şeydir.
Bu hayat herkesin göreceği şekilde yaşanıp gösterilmelidir.
Ta ki O’nun şanı yüceltilmiş olsun. Yoksa sadece O’nun hakkında konuşmak değil.